Haber Detayı
04 Temmuz 2016 - Pazartesi 17:34
 
Aylık Dergisi 142. (Temmuz 2016) Sayı Çıktı
Aylık Arşiv Haberi
Aylık Dergisi 142. (Temmuz 2016) Sayı Çıktı

İnsan ne garip bir mahlûk!  Varlığını idrak ettiği, dolayısıyla yaşamadığı bir geçmiş üzerinden hayata dahil olduğunun şuuruna erdiği ilk andan itibaren var olmanın ne demek olduğunu öyle tıka basa tatmaktadır ki, tokluğun verdiği güçle bütün bir insanlık geçmişinin kuvvesini benliğinde hazır hâlde bulabilmektedir.  Hayatın ölüme yazgılı menzilinde farkındalığın basamaklarını çıktıkça, hep o kadim mesele,  insanın izahsız bir hayatı olamayacağı gerçeğiyle yüzleştiğinde, hepi topu tek bir asli meselesi olduğunu, “olmak mı sahip olmak mı?” dışında nisbetini kuracağı başka hakikat olmadığını, şu dünyadan gelmişiyle geçmişiyle, vicdanen böylesi bir hisse sahip olmayan tek bir kişi var mıdır acaba? Buna şuuru olmamaya zavallılık denebilir, ve fakat nisbetini “sahip olmak”a göre, yani “şimdi”nin istismarcısı olarak tüm yatırımını buraya  yapanın  uygun vasıflandırması trajik olsa gerçektir.

Sadece bu mu?

Bilimde yuvalanan aklın hakikati kendi uhdesinde tutucu despot tavrı karşısında felsefi aklın buna gönülsüz bir rızayla da olsa insana dair “yeni” bir şeycikler söyleyebilme meşruiyetini, kendine kalabilen tek bir alanda, hermenötik yöntemin lütûfkârlığında (?) bulabilmesine ne demeliyiz peki? O bilim ki, kuantum fiziğiyle beraber maddenin merkezine yapılan yolculukta nedenselliğin belli bir aşamaya kadar  ancak işe yaradığı, sonrasında ise nedensizliğin hüküm sürdüğü veya mevcut, halihazırdaki anlayışımızı aşkın bambaşka nedenselliklerin cari olduğu gerçeği bilinmesine rağmen; insan, toplum ve devlet hayatının tanzimi meselesi söz konusu olduğunda, güya evrenselliğin major ilkesiymiş gibi tek mutlak gerçeklik olarak burayı işaretlemesine trajedi denmez de ne denir?!

Bitti mi?

En başta gelişmiş ülke “ligi” olan kapitalist ülkelerin ücretli çalışanları olmak üzere, kapitalizmin girmediği yer bırakmadığı tüm dünya halklarının, faziletçe katbekat kendilerinden düşük, bayağı Karun ve Firavun’lara en değerli şeylerini, zamanlarını değersiz bir paha karşılığında hizmet olarak sunmaları, barajı patlamış su kütlesi gibi onları hak talebinin öfke selinde boğmaya kalkışmamaları ekserimizi trajik yapmıyor mudur?

Ve,

Toplum örgütlenmesinin nihaî ideal gerçekliği olarak dillendirile dillendirile dillerde tüy bırakmamış demokrasinin, güttüğü ahlâk siyasetinin “Sen benim mel’anetimi görme, ben de seninkini”den öte bir “değer” va’detmediği ayan beyan tecrübe edilegelmesine rağmen, buna gönüllü rıza tavrının uygun isimlendirmesinin sözlükteki karşılığı trajediden başka hangi vasıflandırma olabilir?

Ne tuhaftır ki (Acaba?), Tanzimat’tan bu yana, bahsi geçen menfilikleri bu topraklara şifa diye belleten “aydınlarımız” ve “ediplerimiz”  “ben”lerinde “biz” diye bir ukdenin realitesini kavratıcı, yaşatıcı değil, “biz”e yabanilikleri ölçüsünce mevhum bir “biz”in savunucusu  olmuşlardır.  Edebiyatımızda trajik insan tipinin olmayışının sebebini onu ibda edecek sanatkârın bizzat kendisinin, üstelik hâlinin gâfili, trajik oluşunda aramak gerekir. Üstad’ın ifadesiyle “söz denen müessese” su şebekesi keyfiyetiyle yeşertici, elektrik şebekesi keyfiyetiyle ışıldatıcı olabilmesi için muhakkak surette hakikat “madeni”yle bir temasının, bir ünsiyetinin olması icap etmek zorundadır. Aksi takdirde “kelimeler, kelimeler...” İdeal insan, velev ki menzili onu bir hendeğe yuvarlayıcı olsun, hayat yürüyüşünü  “olmak” hedefinde nizâmlaştırandır. Düşünür ve sanatçı kişilik evvelemirde farkındalığını bu düstüra göre kurandır. “Sahip olmaktan değil, olmaktan taraf” aklımıza hemen geliverecek kaç aydın sayabiliriz? Cevabın mahçup sessizliği tenkit şuurumuzun gelişim kapasitesini de ele veren bir başka trajik gerçekliktir! Kapağımızı bu mesele çerçevesinde şekillendirdik ve “edebiyatımızda niçin trajik insan tipi yok?” diye sorduk. Kapak mevzumuzu Fatih Turplu “Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan Tipi” başlıklı yazısında işledi. Ayrıca Kenan Durdu’nun daha önce Baran Dergisi’nde yayınlanan “Klâsik Çatının Klâsik Temeli” başlıklı yazısını da iktibas ettik.

Hanife Kındır “Cemiyetçilik ve Nizamcılık”, Faruk Hanedar “Avrupa Birliği’ni Daha İyi Anlamaya Dair Bir Adım”, Zeynep Nurseli Güleç “İbn Arabî’nin Mürşidi -Ebu Medyen el-Mağribi-” ve Ercan Çifci “Madde Nedir ve Maddenin Ötesinde Ne Var?” başlıklı yazıları ile dergimizde. Türkmen Millî Hareket Partisi Yönetim Kurulu Üyesi Ziyad Hasan ile yaptığımız ve eğitimden kültüre ve dahî yaşanan savaşa kadar Suriye meselesini bir çok veçheden konuştuğumuz söyleşiyi alâka ile okuyacağınızı düşünüyoruz. Yazarımız Burak Çileli’nin 26 Mart’ta verdiği “Salih Mirzabeyoğlu ve Yeni Fizik” konferansının ilk bölümünü sizler için yayınlıyoruz.

İslâm âleminin Ramazan bayramını tebrik eder, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hakk’tan niyaz ederiz.

Gelecek sayımızda görüşmek üzere, Allah’a emanet olun...

Aylık Dergisi, 142. Sayı, Temmuz 2016

Kaynak: Editör:
Etiketler: Aylık, Dergisi, 142., (Temmuz, 2016), Sayı, Çıktı,
Yorumlar
Haber Yazılımı