Haber Detayı
03 Aralık 2014 - Çarşamba 16:37
 
"Başyücelik Devleti" ve Engelciler
Büyük Doğu-İbda Haberi

Türkiye ve hâliyle dünya bir buhran içinde... Türkiye'yi "dünya" ile eşdeğer bir pozisyonda görüyor olmamızın uzun uzadıya izâhat gerektiren bir mevzu olmadığını düşünüyoruz. Bu mevzu ile alakalı olarak geçtiğimiz aylarda Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu tarafından ifade edilen şu sözleri hatırlatmak istiyoruz sadece: “ŞARTLAR TÜRKİYE’Yİ TARİHÎ MİSYONUNU ÜSTLENMEYE ZORLUYOR!”

Büyük Doğu-İBDA fikriyatı-külliyatı, bugün dünya üzerindeki bütün "siyâsî ve içtimâî ihtilaçlar"a karşı, yani eskiyen ve dünyayı hastalıklı bir hâle getiren bütün bâtıl-sahte oluşumlara karşı sistemleştirdiği ve teklif ettiği "YENİ DÜNYA DÜZENİ"yle meydan yerindedir. Devre devre büyüyen ve olgunlaşan bu fikir sistemi-sistem teklifi kendisini İslam'a Muhatab Anlayış'a nisbet eder ve köklerini Necip Fazıl ve Esseyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerinde bulur. Nisbetini hem bâtın ve hem zâhir tarafıyla Ehli Sünnet Vel-Cemaat'e dayandıran bu fikir sistemi, gerek memleketimizin içinde bulunduğu olağanüstü şartlar sebebiyle ve gerekse biz bağlılarının  davanın istediği liyakat şartlarını yerine getirememiz sebebiyle kamuoyunda dile getirilememiş ve gündemleştirilememiştir.

Oysa "Gündem Büyük Doğu-İBDA" olması gerekirken olmaması, olamamasının bizce iki türlü sebebi var; ilkini iç şartlar, ikincisini ise dış şartlar diye ayırdığımız bu sebebler Salih Mirzabeyoğlu'nun "BAŞYÜCELİK DEVLETİ" isimli eserinin ilk paragraflarını teşkil eden şu Hadîs-i Şerif baz alınarak değerlendirilmelidir bizce:

"Mümin, beş türlü şiddet arasındadır: Müslüman kardeşi onu çekemez. Münafık ona buğz eder ve sevmez. Kâfir onun canına kasteder. Kendi nefsi onunla uğraşır. Şeytan onu şaşırtmaya çalışır."(1)

Dış şartları oluşturan hissiyatlarda inkâr etme ve canına kastetme, şaşırtmaya çalışma, buğz etme varken, iç şartlarda ise bunları nefsî davranma, çekememezlik ve şaşırtma olarak kategorilendirebiliriz.

Dış şartlar, direkt karşısına alıp düşman olma, görmezden gelme (ademe -yokluğa-mahkûm etme), buğzetme ve şaşırtma ile birlikte bütün tonları ile iç şartlardaki olumsuzlukları da içinde barındırır.

Bahis mevzu dış şartlar, siyâsî ve konjonktürel zeminlere göre davranış şekillerine yol açar ve bu durumların bütünü politik olarak hareket etmeyi gerektirir; günlük politikanın estiği havaya göre şekillenme değil, kuşanılan fikrin gerektirdiği ve istediği siyâsî tavrı ortaya koymanın esas ve usûlü... Bu dış şartların sağlıklı bir biçimde analizi, bahsettiğimiz iç şartlardaki olumsuzlukların giderilmesi ve davanın istediği şekilde bir zemin temin edilmesinden geçer. Yani, dıştaki olumsuzluklar her ne olursa olsun, içteki düzensizlik ve başıbozukluk giderilmeden kuru kuruya dış şartların dayattığı zorluklardan şikâyet kendi kendini aldatmaktan ibarettir.

"Devlet" bir yönüyle de "insan" demektir ve insanın olmadığı yerde ondan söz etmenin de yeri olamayacağından kasıtla "yöneten" ve "yönetilen" vasfıyla "insan" bu meselede "merkez" hüviyetindedir. Bugün  Türkiye'deki ve dünyadaki ihtilaçların-hastalıkların müsebbibi olan bütün kötü sistemlerinin ortak yönü, insânî olan ne varsa sömürmesi ve "insan"ı yok saymasıdır. Tüm bâtıl-sahte sistemlerin tam tersi ve hakikati olarak "Başyücelik Devleti" İslâm'ı kendine referans alırken bu sistematiğin "nasıl" ve "niçin"lerini de izâh edişiyle bir orijinalite belirtir.

Salih Mirzabeyoğlu'nun "Başyücelik Devleti" eseri ve teklif ettiği sistemi anlamaya çalışırken biraz evvel belirttiğimiz olumsuz dış ve iç şartların, bunların sağlıklı analizini yapabilmek gerekir; çünkü, içte tesis edilmemiş bir şeyin dış şartlardaki tezahürünü aramak- yahut dış tazyikten şikâyet etmek-, bir meselede öncelikli hususun ne olduğunun bilinmediğini gösterir.

Bu husus bizi, dünya çapındaki bir meselenin itiş-kakış edebiyatı etrafında değil meselenin davet ettiği yükseklik zemininde ele alınmasının zorunluluğu önüne getiriyor.

Şurada yazı yazmak nedir? Kendini tatmin mi, önüne gelene davanın önümüze serdiği ölçülerle hava atmak mı, yahut "ele verir talkını" hesabı kendine vazife görmediğini başkasından istemek mi? Gözümüz bu küçük hesaplardan hiçbirisinde değilse ilk iş, gözümüzü en tepeye dikerek hareket etmek.

Devletleşmeden yahut devlet çapında bir güce ulaşmadan insana-Müslümana hayat hakkı olmadığına kâni olan herkesin tek tek nefsinde hmesi gereken mesuliyet, bizce "iç şartlar" diye belirttiğimiz olumsuzluklar karşısında takınılan tavır ile belli olur.

Daha evvel söylediğimizi tekraren hatırlatalım: “İçteki düzensizlik ve başıbozukluk giderilmeden kuru kuruya dış şartların dayattığı zorluklardan şikâyet kendi kendini aldatmaktan ibarettir."

"Başyücelik Devleti"ni istemek hoş bir şey ama, bunu teklif edene karşı mükellifiyetten kaçmak sadece nahoş değil aynı zamanda bir ikiyüzlülük göstergesidir.

Karanlığa mahkum olmuş bir şehri aydınlatmak için gerekli trafo temin edildikten sonraki mesele, şehire verilecek elektriğin nasıl aktarılması-bunun malzeme şartının neler olması ve bunun temini ile alakalıdır; yani, elektriği, bırakalım iletmeyi, bünyesine dahî kabul etmeyen -mesela odun- malzeme ile şehir aydınlığa kavuşamaz!

Problem bu ise, malzeme temininin önüne geçen -engel olan- hususların tesbitinin ardından vakit kaybetmeden hareket edilmeli ve eksiklikler giderilmeli. Böyle olunca da eksiklerin giderilmesi için gerekli olan zemin şartı gereklidir. "Yılgınlık ve kararsızlık"ın bir salgın hastalık gibi şuurlara bulaştığı zamanlarda, lidercilik oynayanından bir köşeye çekilenine kadar binbir türlü olumsuzluk cemiyetlerin içine yerleşir ve o cemiyetleri bir tahta kurusu gibi kemirir; bu kemirme idolojik faaliyetleri adam yedeklemeye ve bunun da neticesi olarak suç çetesi seviyesine düşürür. Durum böyle olunca da, "ister değişik ve ister aynı mevzuda olsun, birbirinden habersiz ve bağlantısız hareketler, mevzi başarılar içinde görünse bile, mücadelenin bütünü yenilgi içindedir.”(2)

"Başyücelik Devleti"ni istemek "dağı düze indirmek" şeklinde siyaseti içe doğru yapmak değil, içe doğru olurken dışa doğru açılmak-oldurmak ile olur. Meseleyi, mücerret bir şahsı hayâl ederek misâllendirelim: "demokrasinin nimetleri"nden faydalanırken içinde bulunulan siyâsî otoriteye ağız-yüz eğmek de demokratik bir tavırdır ki, bu durum sana o "hakkı" verip sonra senin o "hak" dâhilinde hareket ettiğini görenlerce takdir edilen bir hususdur! Karşı olmayı "keskinlik yapmak" zannetmek başka, "demokratik" bir ülkede o hakkını kullanarak fayda devşirmek başka bir şey; yaptığın herşey "ifade hürriyeti" çerçevesinde bir "suç" teşkil etmiyorsa ve bu "suç" teşkil etmeyen tavırla bir ömür "keskinlik" yaparak vakit öldürüyorsan bu ideolojik bir faaliyet değil, sadece çevrene adam yedekleme işi ve bulunduğun hareketin ideolojik zeminini kendi nefsine indirmek demektir. Bir daha hatırlatalım: siyaseti içe doğru değil dışa doğru yaparken içte olmak ve bunun tezahürü hâlinde dışı oldurmak nerede? Yok!

Oysa, "demokratik" bir ülkede kanunun sana verdiği bütün hakları sonuna kadar zorlamak ve o zorlayışın neticesinde mevcudun esasında "kötü-bâtıl” olduğunu gösterebilmektir marifet; beğenmediğinin sana verdiğini kullana kullana risk altına girmeden hareket etmek, bir yönüyle esasında bu durumdan pek rahatsız olunmadığının ama "dostlar alış verişte görsün" hesabı "keskinlik" yapıyor gibi yapmanın zemininde yaşanıldığını gösterir. O kadar keskin olanın bu güne kadar hiçbir kimseyi niçin kesmediği de illâ sorulmaz!

Yani? "Başyücelik Devleti"ni istemek kuru bir hayâl ve ağız alışkanlığınca söylenilen bir şey olmaktan öte, güneşin yüzümüze vurmasını htiğimiz kadar reeldir; yaşanılması ve yaşatılması gerekendir. "Başyücelik Devleti" bizim dışımızda olan ve "bir gün olur da inşallah kurulur!" yollu ucuz temenniler içinde gizli, dua edenin de inanmadığı öylesine bir hayâl değil, duâyı icrada arayanların, arayacak olanların kavuşacağıdır.

İdeolocya Örgüsü'nde "Temel Prensiplerimiz"den olan "Nizamcılık" başlığı altında Üstad Necip Fazıl “Başlı başına bir oluş değil, her oluşun ayrılık kabul etmez iş ve hareket şartı…" der; en büyük nizam peşinde koşarken nizama sokulacak olanın sadece "başkaları" olarak algılanmasından büyük felaket olur mu? "Başyücelik Devleti" şahsiyetsizler üzerine şahsiyetini kuran mamacıların değil "Müdahalecilik" prensibini nefsinden başlayarak tüm cemiyete sirayet ettirmeye bakan namzetlerinin elinden doğacak!

 

Bu uğurda NE DUR / NE DURAK / NE RAHAT... Engelcileri eze eze.

S. Mirzabeyoğlu

 Faydalanılan Kaynaklar

1.     Başyücelik Devleti/Salih Mirzabeyoğlu

2.     İdeolocya ve İhtilâl/Salih Mirzabeyoğlu

Aylık Dergisi, Kasım 2014

Kaynak: Editör:
Etiketler: "Başyücelik, Devleti", ve, Engelciler,
Yorumlar
Haber Yazılımı