Haber Detayı
04 Mayıs 2018 - Cuma 18:09
 
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır? - Fatih Turplu
Bir filmin “iyi” olup olmadığını anlamak için, sıkı bir kitab okuyucusu olmak; “okunmasa da olur” kitab deryasında kaybolmamak için, “bütün bir fikir”e muhatab olmak gerekiyor.
Edebiyat Haberi
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır? - Fatih Turplu

Birçok film çekiliyor. Her hafta -neredeyse- yeni bir film sinemalarda gösterime giriyor. Artık, “yüzlerce” ile değil “binlerle” ifâde edilmesi bile az geliyor.

 

Ne kadar da çok film var! En az filmler kadar da diziler var. Çok iyileri var, çok kötüleri ve vasatları. Hepsi kendi içinde ayrı ayrı değerlendirilmeye ve tasnife muhtaç.

 

Hangisi güzel, hangisi çirkin?

 

Keşke dünya çapında bir filtre olsa da hepsini bu filtreden geçirmeye muvaffak olabilsek!

 

Farz edelim ki elimizde, hangi filmin “iyi” olduğunun “iyi-güzel-doğru”ya nazaran belireceği ve kötü olanların içinden geçemeyeceği bahsettiğimiz gibi bir filtre var; acaba, son yirmi yılda, otuz yılda çekilen sinema filmlerinin hangisi bu filtreden geçer?

 

Kaç tanesine zaman ayırmak için değer? Değmiştir? Seyredildiğinde, seyredilip geçildi mi, yoksa bir kitab gibi, vakti zamanı geldiğinde yeniden ilham almak için seyredilebilir mi?

 

Ne yazık ki artık iyi film çekilmiyor. İyi yönetmenler olmadığı için iyi filmler de yok artık.

 

Milyon dolarlık bütçeler, (Holivud), (Bolivud), Fransız filmleri, İran filmleri, Avrupa filmleri, Japon sineması, Türk filmleri… Liste uzayıp gidiyor.

 

Binlerce film içinden kaç tanesine zaman ayırmak için değer? Seyretmeden iyi olup olmadığını bilemiyoruz; seyredince de birçoğunun “zaman kaybı” olduğunu görüyoruz.

 

Ne yapmalı? Nasıl bir kıstas, nasıl bir usul izlemeli?

 

“Sinema–film sektöründe bir buhran var” demek istemiyoruz. Bir “buhran” var olmasına var; ama bu, zannettiğimiz kadar basit ve bir yemeğin üzerine sos ekler gibi “buhran var” denilip geçilecek kadar basit değil.

 

“Sinema artık bir tıkanma dönemine girmiştir!” sözünün bile vakti geçeli 15–20 seneyi aştı.

 

Eh, Amerika ve Avrupa’nın umûmunda hâl böyle olunca, onları taklitten iki büklüm memleketler için ne söylesek boş!

 

Eskiden çekilmiş bütün filmlerin tekrarlarını çekti (Holivud). Bazılarını ikişer defa bile çektiler. Çizgi filmleri sinemalaştırdılar, eski senaryoları derleyip tekrar filmleştirdiler; yetmedi “animasyon film” sektörünü ortaya çıkardılar… Öyle derin bir maddî iştiha ile filmler yaptılar ki, ele alacak mevzu, üzerine söyleyecek laf bile bulamaz bir hâlde tıkandılar, kaldılar. Öyle bir maddî iştaha ki, ancak büyük bir manevî hasret’e gebe!

 

(Holivud), (Hiçkok)un Kuşlar’ı gibi bir filme imza atmayalı çok uzun seneler oldu. Milyon dolarlık bütçelerle yüzlerce film çekildi, milyonlar seyretti ve yine milyon dolar gişe hâsılatları kazanıldı; fakat Kuşlar filmi gibi yahud buna benzer filmler yapılmadı, yapılamadı. Hâlâ dönüp dönüp Rıhtımlar Üzerinde’yi seyretmek zorunda kalıyoruz; bize hayatın içinden, hayata dâir, olanların, olacakların ve olması özlenenlerin saf biçimini veremediler senelerdir. “Veremediler” demek de haksızlık olur; insan kendisinde olmayan bir şeyi başkasına nasıl verebilir ki?

 

(Orsın Vels)in Citizen Kane gibi seyredilecek ve seyredildiğinde bir kenarda bırakılıp unutulmayacak, vakti geldiğinde tekrar seyredilebilecek filmi gibi bir film yapamıyorlar artık.

 

Yaptıkları -argo bir tâbirle- en kral filmlerin hafızamızda yer edeceği zaman birimi, artık “ân” ile ölçülüyor. Seyrettiğimiz filmler biter bitmez hayatımızdan çıkıyorlar ve buhar olup kayboluyorlar. Şöyle bizi derinden sarsacak bir film nerede? Maalesef! Hangi filmden kaç diyalog hatırımızda? Hangi filmden sonra içimiz bir kitab okuma arzusu yahud şiir okuma arzusuyla doldu? Maalesef iyi filmler çekilmiyor artık.

 

Bir zamanların yükselen’i Amerika,  artık sinema sektöründe de duvara toslamış durumda.

 

Edebiyat ile sinema’nın birebir irtibâtı var. Her film aslında okunacak bir kitab gibidir. Yazar’ın yerini yönetmen alır ve bütün cümleleri özenle seçen bir romancı gibi, okuyucunun-seyircinin canını acıtacak yahud ruhunu okşayacak kareleri bir bir örer. Bu bakımdan yönetmen, aslında bir yazardır da! En ulvî hisleri bulup en iyi uslub ile okuyucuya takdim eden romancı ile aynı yoldan giden bir yönetmenin, birbirlerinden hiç de farkı yoktur.

 

Yönetmenin dehâsı yahud basiretsizliği, o filmin sıradan, basit, “okunmasa da olur” cinsinden bir kitaba, veyahud okundukça tekrar okunmayı gerektiren bir esere dönüşmesini sağlar.

 

(Hiçkok) gibi teferruatçı, (Vels) gibi ihtiraslı, (Tarkovski) gibi edebiyatçı ve derin bir yönetmen yok artık. (Kopola) gibi bir mevzuu her yönü ile kavrayabilen, (Kurosava) gibi bizi hikâye örgüsüne mıhlayan, (Bergman) ve (Bunuel) gibi işini aşkla yapan yönetmenler de yok!

 

(Balzak) gibi bir tasvir dehâsı, (Dostoyevski) gibi derin, (Edgır Elın Po) gibi bir edebiyatçının artık yetişmediği kurak fikir iklimlerinden doğacak kitab nasıl olursa, ismini saydığımız ve saymadığımız yönetmenlerin ve tarzlarının artık dünyayı terk ettiği bir iklimde yapılacak filmler de o kadar oluyor.

 

İhtiyar Avrupa, duvara toslamış bir Amerika ve bütün sermayesi onları taklitten başka bir şey belirtmeyen, -istisnaları hariç- millî gâye gütmeyen milletler...

 

Sinemanın içine düştüğü kendini tekrar ve orijinal eserlere imza atamama hastalığının ana müsebbibi, fikirsizliktir.

 

Hakikatin olmadığı yerde boşluğu dolduran elbette bâtıldır; hakiki fikrin olmadığı yerde onun boşluğunu dolduran da elbette başıboş fikir silsileleridir ve en büyük hilesi, bunların kategorileştirilerek bir “bütün” gibi yutturulmasıdır.

 

Fikirsizliğin bu kadar tavan yaptığı bir yüzyılda, sinemanın maalesef bir kakofoni görüntüsü arzetmesi pek tabiî bir hâldir.

 

Son yüzyılda, memleketimizde ve dünyada, fikirde, şiirde ve sanatında örgüleştirdiği eserleri ile kendi fikrinin takibçisi olmuş, “fikir adamı” hüviyeti ile hayatını fikir, fikrini hayatı bilen kaç edebiyatçı, ressam ve şair tanıyoruz?

 

Evet, şimdi tekrar başa dönüp soralım: Bir sürü film var, hangisini seyretmeli?

 

Kaç tanesine zaman ayırmak için değer? Değmiştir? Seyredildiğinde, seyredilip geçildi mi, yoksa bir kitab gibi, vakti zamanı geldiğinde yeniden ilham almak için seyredilebilir mi?

 

Ne yapmak lâzım?

 

Bir filmin “iyi” olup olmadığını anlamak için, sıkı bir kitab okuyucusu olmak; “okunmasa da olur” kitab deryasında kaybolmamak için, “bütün bir fikir”e muhatab olmak gerekiyor. (Tarkovski)yi yâdetmenin yeri:

 

- “Niçin bu ülkede herkes kitabların film versiyonlarına çok meraklı?

 

Çünkü kendileri yeni bir fikir üretemiyorlar. Tabiî modern bir mevzu ile film yapmak kolay değil. Eğer doğrunun yanındaysan, doğruyu konuşmak gerek. Bunu yaparsan, her zaman herkesi memnun edemezsin. Bu yüzden film yönetmenleri uyarlamalara yöneliyorlar. Fikirler metinlerde var, kurgu da hazır.” *

 

* Andrey Tarkovski, Zaman Zaman İçinde –Günlükler-, Maria Chugunova’nın sinema dergisi için yaptığı röportajdan.

 

Fatih Turplu - Aylık Dergisi 73. Sayı - Ekim 2010

Kaynak: Editör:
Etiketler: iyi film, sinema, kültür ve sinema, fatih turplu,
Yorumlar
Haber Yazılımı