Haber Detayı
05 Ekim 2018 - Cuma 17:23
 
Boş Zamanın Tüketimi: Turizm ve Tatil - Zeynep Nurseli Güleç
Boş zamanın tasarrufu, günümüzde, ferdin iradesinden koparıldı. Boş zamanını kendi hür iradesiyle kullandığını, değerlendirdiğini zannetse de, boş zaman, aslında kuşatıldığı ve yönlendirildiği bir alan haline geldi.
Kültür&Medeniyet Haberi
Boş Zamanın Tüketimi: Turizm ve Tatil -  Zeynep Nurseli Güleç

Boş zaman algı ve anlayışımız kapitalist sistemin içerisinde dönüşüme uğradı. Eskiden boş zaman, çalışma saatlerinin dışında, derin düşünmenin, sanat ve zanaat yoluyla psikolojik ve estetik açıdan yükselmenin ve rahatlamanın, vakıflar yoluyla yardımlaşmanın, dini grup ve cemaatlere dâhil olarak manevi huzura kavuşmanın vaktiydi. Kapitalizm, boş zamanı kendi sistemi içerisinde yeniden tanımladı. Bu vakti, emeğin ve iş gücünün yeniden oluşumu için (biyolojik/fizikî/zihnî) yorgunluğun giderildiği ve rahatlamanın sağlandığı bir alan olarak tanımladı. Yoğun, disiplinli ve sıkı çalışmaların sonucu olan üretimin tüketildiği bir alan...

 

Teknolojinin gelişimi, insana yepyeni özgürlük alanları açtı. Makineler sayesinde çalışma süresi kısaldı, fizikî emek yarıya indi. Kapitalizmin ilk dönemlerindeki atıllığı, boş zamanı ve israfı aforoz eden püritanist anlayış, yerini boş zaman endüstrisine devretti. Bu endüstri tamamen üretimin tüketilmesi üzerine kurgulandı. Boş zaman, ferdin iradi gücünden sıyrılıp kapitalizmin fethedilmiş bölgesi oldu. Ve zamanla ekonomik sistemin gözbebeği haline geldi. İnsan üretirken, tüketmeliydi. Makinelerle hızlanan, çeşitlenen ve tüm dünyaya pazarlanan ürünler, hızlı bir tüketimi zaruri kılıyordu. Ferdin iş dışı zamanı üretileni tüketmek için yegâne vakitti. Çünkü iş vakitleri sıkı bir disiplin ve metodik çalışma ile kurguluydu. Ferdler, yoğun ve çeşitli propagandalar yoluyla tüketime yönlendirildi ve kapitalist sistem içinde ferdlerin boş zamanı, çalışma şartlarının getirdiği fizikî ve zihnî yorgunluğu tüketerek giderdiği bir alana dönüştü. Ferdler, tv programlarını, futbolu, pop starlarını, filmleri ve sairleri tüketti; kafelerde, alışveriş merkezlerinde, sportif ve kültürel seyahatlerinde hep tükettiler. İnsan tabiatı için tabiî olan tüketim, böylece zihnî ve ruhî olarak tehlike arz etmeye başladı. Tüketimin ferd için arızalı kısmı aşırı olmasıydı. Oysaki kapitalizmin temel gayesi kârı maksimize etmekti. Tüketimi “ihtiyaç” olarak sunma stratejisi ile ferd, yoğun propaganda altındayken neyin ihtiyaç olduğunu fark edemedi ve ihtiyaçlarına dair seçimlerini iradi kontrolü altına alması zorlaştı. Üretilen ve var olan her şey tüketim metaına dönüştü ve tabii ki boş zaman da. Boş zamanın tüketiminde ekonominin en kârlı sektörlerinden biri de “turizm ve tatil endüstrisi” oldu.

 

Tüketim Kıskacında İnsan ve Tatil

 

Tatil, ferdlerin çalışmaya ara verdiği süre, iş dışı yaşamlarındaki dinlenme ve rahatlama zamanıdır. Uzun çalışma süreleri ve aynı tempoda devam eden monoton işler, insanların moral ve sanatsal yaratıcılıklarını etkiler. Makinevari çalışma, insanın bedeninden, ahlâkından, ruhundan çok şeyi alıp götürmektedir. Aynı iş ortamında uzun süre çalışmak, fizikî ve psikolojik gerginliğe ve yabancılaşmaya neden olmaktadır. Hafta sonu ve resmî tatil günlerinin yanı sıra yıllık izin yahut ücretsiz izin alınarak yapılan tatillerde, çalışmanın getirdiği stres, yorgunluk ve sosyal yabancılaşmayı üzerinden atmak, motive olmak, bedeninin ve ruhunun arınmasını sağlamak için çeşitli aktivitelere müracaat eder. Bu türden tanımın içindeki aktivitelerin pek çoğu turizm endüstrisinin içerisindedir. Turizm, insanların sürekli ikamet ettikleri, çalıştıkları ve her zamanki olağan ihtiyaçlarını karşıladıkları yerlerin dışına seyahatleri ve genellikle turizm işletmelerinin ürettiği mal ve hizmetleri talep ederek geçici konaklamalarından doğan olaylar ve ilişkilerin bütünüdür. Turistik seyahat ve geziler, deniz sporları, dağ sporları, oteller, moteller, termaller, tatil köyleri, deniz aşırı seyahatler vs. bunun bir parçasıdır.

 

Turizm endüstrisi içerisinde bulunan pek çok tatil şirketi, her bütçeye uygun mekân ve program sunmaktadır fakat pek çoğu reklamlarında üst statü gruplarına hitap eden mekânları kullanır. Bu seçkin oteller ve mekânlar, reklamlarının cezbediciliği ve taksit, ödeme kolaylığı vb. pazarlamadan dolayı her sınıftan insanın yöneldiği mekânlar haline gelmektedir. Böylece ferdlerin önceliği huzur, ferahlık, dinlenmek ve arınmak değil, lüks tüketim ve başkalarından üstün olma arzusu olur. Mevcut konum ve maaşının elvermediği lüks tatili tercih edenler, bir yıllık sıkı çalışmalarının birikimini on günlük gibi kısa bir süre zarfında tüketirler. Gösterişin ön plana çıktığı bu tatiller, standart maaşıyla tüketimini artırarak tatmin olma ve varlığını gösterme çabasının ürünüdür. Böylece tatil yapmak bir prestij göstergesi haline gelir. Bu durumda görmekteyiz ki ferdler, iş dışı yaşamlarında kendilerine yeni bir kimlik tanımlayıp sosyal hayata katılma çabası göstermektedirler. Bu tavır, maddi bütçeye büyük oranda yansıdığı gibi kişinin kimlik oluşumuna da zarar vermektedir.

 

Her tatil çeşidi, yanında belli harcamaları ve ürünleri ferdlere dayatmaktadır. Örneğin, dağ sporu yapmak isteyen biri çadır ve kamp malzemelerini almalı, kış sporu yapmak isteyenlerin kayak takımları ve elbiseleri olmalıdır. Bu anlayış tv dizileri, filmler, reklam afişleri ve çeşitli manipülatif araçlar vasıtasıyla ferdlerin zihinlerine kazınmaktadır. Kişi, seyahat yapacağı zaman kendisine örnekleştirilen tiplemelerin giyim, kuşam ve davranışlarına bürünerek seyahatini gerçekleştirir, ürünlerini eksiksiz almaya gayret eder. Ferdler, kışkırtılmış tüketim isteklerine karşılık, bunları alamadığı zaman gittiği mekânlarda eziklik, yalnızlık ve güvensizlik hissine bürünebilmektedir. Yahut otel gibi tatil mekânlarına gidemediği zaman sosyal olarak dışlanmışlık hissine kapılmaktadır. Hâlbuki iş dışı yaşamında motive olmak ve birikmiş stres ve sosyal kaygılarından kurtulmak için çıktığı tatil, kapitalist sistemin tekliflerini/tüketimini gerçekleştirmediğinde yine kişiyi bunalıma sokmaktadır. Kapitalizm ferdi çalıştırarak ürettiği bunalımı, ferdi tükettirerek tedavi eder! Ve insan yavaşça tüketerek tükenir.

 

Diğer taraftan, şehir yaşamının sıkıntısı ve kargaşası insanı tabii olana hasret bıraktı. Son yıllarda tabiata ve doğal olana karşı ilgi arttı, ormanlar, kırlar, yaylalar ferdlerin nefes aldığı uğrak mekânları oldu. Kapitalist güdücüler ferdlerdeki bu ilgiyi, paraya tahvil edici projelerle yapılandırdı ve küresel pazara sundu. Adı da kırsal turizm oldu. Son yılların gözdesi olan tatil köyleri, bu projenin ürünü olarak, şehir yaşamının gürültüsü, hızı, stresi, yoğunluğu ve dumanları altında kalan ferdlerin iş dışı yaşamlarında tabiatla iç içe olarak dinlenmeleri üzerine planlandılar. Aslında lüks tüketim ve hizmetin ön planda olduğu bu yerler, ağaçların altında kurgulanmış bir yaşam alanıdır. Köy hayatı, doğanın nefesi, huzuru ve hakikati buralardan çok uzaktadır.

 

Turizm Endüstrisiyle Değerlerin Değişimi

 

Yaz ayları turizm ve tatilin hareketlendiği, büyük kitlesel nüfus akımının yaşandığı aylardır. Bu aylarda belirli tatil bölgelerinin (Antalya, Marmaris vb.) nüfusu dört beş katına çıkmaktadır. Bu durum yoğun ekonomik faaliyete ve döviz girdi çıktısına işaret ettiği gibi yoğun iş ve emek gücü anlamına da gelir. Büyük şirketlerin araziler satın alıp otel, club, restoran, avm vb. yerler açarak canlandırdığı turizm faaliyetinde, bölgenin toprak sahibi yerli halkına gayri resmi bir hizmetli, işçi statüsü düşmektedir. Büyük paralarla oynayanlar yine şirket sahipleri olurken, yerli halk belli bir ücret seviyesini aşamamaktadır.

 

Tatil bölgelerinin ahlâk anlayışı geleneksel tavırdan farklılık göstermektedir. Bu bölgeler, birbirinden farklı insanların, farklı kültürler, gelenekler ve inanışlar ile karşılaştığı en canlı bölgelerdir. Bu gibi karma yerlerde hâkim tavır ve gelenekler yöre halkına aitse de turist kimliğinin geçiciliği, kişinin bir çeşit yapıp etmelerini kontrol altında tutan sosyal baskının uzaklığı ile farklı tavır ve durumların tetikleyicisi olmaktadır. Kişiler, tatildeyken kendi gelenek ve kurallarını yıkabilir, alışılmamışı deneme arzusunu buralarda yaşanır kılabilirler. Örneğin ülkemizde bu beldelerde içki, kumar ve dinî-örfî olarak reddedilen yemekler ihtişamlı bir sunumla yerlerini almaktadır. Tatil reklamları ve tatil mekânlarında kadınlar müşteri avlayıcı bir cazibe unsuru haline getirilmektedir. Bunlar, beldenin cazibesini korumak ve turist sayısını artırarak kârı yüksek tutmak gayeli proje ve yatırımlardır. Turizm şirketleri ve seyahat acentaları, bölge insanının huzur ve muhafazasını düşünmek yerine kârı maksimize edici her türlü tavizi vermektedir. Ayrıca bir kısım yabancıların yozlaşmış ahlâkları ve davranışlarındaki rahatlık, bu beldelerde uyuşturucu, homoseksüellik vs. gibi farklı sapkın davranışların yayılmasına ve normalleşmesine de sebeb olmaktadır.

 

Ferdler, tatil beldeleri ve mekânlarına gittiklerinde ikametin geçiciliği ve ödenilen paranın getirdiği güdüyle lakayt, aşırı ve kuraldışı davranışlar sergileyebilmektedirler. Öte yandan ferdler, farklı kültür yapısına sahip olmasına rağmen gittiği bölgenin mevcut kültürüne uyum sağlayan yeni tavırlara da bürünebilmektedirler. Yahut aksine, gittikleri bölgenin çevresini (denize, kumsala, ormana, mekâna vb.) kirletme ve zarar verme konusunda kendi yaşadıkları bölgedeki hassasiyeti göstermeyebilirler. Aynı tavrı otel, seyahat şirketi çalışanları yahut gittikleri beldenin yerel halkına karşı da gösterebilmektedirler. Hâlbuki bu durum, bir yıllık kaçılmaz bir sorumluluk ve tempoyla çalışan ferdin alıştığının dışında bir tavırdır. İş ve tatil zamanları arasındaki bu davranış zıtlığı, kişi farkında olsun/olmasın, ruhsal deformasyona ve psikolojik bozukluklara kaynaklık edebilir.

 

Tarihi geçmişi ve kültürel çeşitliliğiyle her medeniyetin izini taşıyan, farklı bir mozaiğe sahip ülkemizdeki tarihi kentler, tarihi eserler, sit alanları, müzeler vs. yoğun turist çeken mekânlardır. Bu kültürel geziler ve ziyaretler, ülkemizin tarihi, tabii ve kültürel güzelliklerini yerli ve yabancı turistlerle buluşturduğu gibi bu ziyaretlerden payını menfi istikamette de almaktadır. Örneğin denetimi düzenli yapılmayan tarihi cami, kilise vs. mekânlarda yabancıların ortamın havasına uymayan kılık kıyafet, hal ve hareketlerle serbestçe gezmelerine müsaade edilmesi, bu mekânların manevi atmosferini zedelemekte ve oraları ibadethane profilinden sıyırarak bir müze ziyaretine çevirmektedir. Bu durum, o ibadethanelerin tarihi ve manevi manasını incitici bir hal aldığı gibi, oraları ziyaret eden inananların da tesir derecelerini ciddi oranda düşürmektedir.

 

Diğer taraftan Türkiye’de muhafazakâr kesimin siyasi ve ekonomik arenada güç kazanması ile turizm endüstrisi, farklı bir kesimi daha bünyesine dâhil etmiştir. Helal turizm başlığıyla muhafazakâr kesimin dinlenme, gezme ve sosyalleşme ihtiyaçlarını kendi bünyesinde gerçekleştirici alternatif mekânlar ve programlar oluşturulmuştur. Müsbet yanlarının olmasının yanı sıra dokunduğu her şeyi kâra tahvil eden bu endüstrinin sınır tanımazlığı dini vecibelere bağlılığı tahrib edici bir hal almıştır. Örneğin, dini bayram günlerinin resmî tatil oluşu, bu günlerin gayesine zıt bir tarzda kapitalist güdücülerin hedefi olmuştur. Bu tatil(!) günlerini kurban keserek ibadetini yerine getirmek yahut aile ve akraba ziyaretleri ile bayramlarını taçlandırmak yerine ferdler, bu dönemlerde yapılan tatil kampanyalarına tav olup dinî ve örfî vazifelerini yapmaktan el çekmektedir. Yahut bu ibadetleri başka araçlar vesilesiyle veya kısmîleştirerek yapmakta vakitlerinin çoğunu bir otelde yahut tatil köyünde geçirmeyi tercih etmektedirler. Bu durum, inananları tarafından dini gün ve bayramların kapitalizme kurban edilmesidir.

 

Sonuç Yerine

 

Boş zamanın tasarrufu, günümüzde, ferdin iradesinden koparıldı. Boş zamanını kendi hür iradesiyle kullandığını, değerlendirdiğini zannetse de, boş zaman, aslında kuşatıldığı ve yönlendirildiği bir alan haline geldi. Alışveriş etkinlikleri, konserler, derbiler, medya gösterimleri, oteller, tatil köyleri, kayak merkezleri, korku turizmi ve sairleri kapitalist pazarlarda sunulan paket programlardır. Bu tercihler bireysel tasarrufların çok ötesinde farklı iktidar merkezlerince düzenlenmiştir. Hâlbuki ferd, metalaştırılmamış, pazara düşmemiş nice güzelliği, sanat harikasını, doğanın sadeliğini ve ruhun huzurunu bulacağı pek çok mekân ve aktivite mevcuttur. Fakat kapitalist düzende asla bunların reklamlarını göremezsiniz çünkü kapitalizm için onlar para etmeyecek küçük uğraş ve yaşam alanlarıdır.

 

Kimi zaman tatiller, turistik faaliyetler, hafta sonu gezileri vs. ferdlerin dinlenmiş gibi yaptıkları bir oyun olur. Bu tavırlar sosyal medya ve hayata katılmak, kabul görmek, prestij kazanmak için ticari pazardan satın alınan yaşam alanlarıdır. Ve bu kurguyla yaşanan tatiller çoğu zaman rahatlama getirmeyen tuzaklar halini alır.

 

İleri Okuma Önerileri

Ed. Kılıçbey, Murat. Genel Turizm. Gazi Kitabevi.

Karaküçük, Suat. Rekreasyon Bilimi. Gazi Kitabevi.

Kılbaş Köktaş, Şükran. Rekreasyon: Boş Zamanları Değerlendirme. Nobel Akademik Yayıncılık.

 

Aylık Dergisi 168. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Boş Zamanın Tüketimi, Turizm ve Tatil,
Yorumlar
Haber Yazılımı