Haber Detayı
09 Ekim 2018 - Salı 17:04
 
Çözülme Sürecindeki Devrim - Mustafa Özcan
Aktüel Haberi
Çözülme Sürecindeki Devrim - Mustafa Özcan

İran ontolojik düzeyde bir çöküş hali yaşıyor. Bu çöküş artık elle tutulur ve gözle görülür duruma geldi. İsfehanlı Taylasanlılar bu değişimin veya çöküşün altında kalacaklar. Siyasi, ekonomik ve dini alanda ülke hiç görülmemiş bir biçimde gerileme hatta çöküş yaşıyor. Bunu çevre alanına da teşmil edebiliriz. SSCB Aral Gölü gibi gölleri kuruttuğu gibi SSCB’nin dini modeli olan İran molla rejimi de Urmiye Gölünü kuruttu. İran tarihten bu yana en büyük çevre felaketini yaşıyor. Rakamlar ürkütücü ve korkutucu boyutlara ulaşmış bulunuyor. İran’da yenilenebilir su kaynakları 50 yıl içinde yüzde 25 oranında azalmış ve buharlaşmış durumda. 50 yıllık süre içinde mollaların payı 40 yıla tekabül ediyor. 50 yıl içinde yenilenebilir kaynakların oranı 132 milyar metreküpten 116 milyar metreküpe düşmüş  bulunuyor. Son 5 yıl içinde ise daha keskin bir düşüş yaşanmış ve 116 milyar metreküp su 100 milyar metreküp seviyesine inmiştir. (1) Mollalar enerjilerini savaşlara ve öldürmeye ve yok etmeyle harcamışlardır. ‘Küp içindekini sızdırır’ misali mollaların da tarih belleklerinde kin ve nefretten başka bir şey yok. Bu nedenle de 40 yıllık iktidarlarına sayısız fitne ve savaşlar sığdırabilmişlerdir. ‘Keskin sirke küpüne zarar’ misali artık sonları gelmiş görünüyor. İran’ın Batı Azerbaycan Eyaleti’nde Doğal Afet Sonuçlarıyla Mücadele Merkezi’nin Müdürü Amir Abbas Caferi, Urmiye gölünü kurtarma projesinin 2030’a kadar ekolojik dengeyi sağlamaması durumunda 14 milyon kişinin hayatı için tehlike çanlarının çalacağını öngörüyor. İranlı yetkili, daha önce göldeki suların 2023’e kadar eskiden oldukları seviyeye getirilmesinin planlandığını, fakat oyuncu Leonardo DiCaprio’nun ve Japon çevre bilimcilerinin söz verdikleri kaynakların hâlâ ödenmemesi nedeniyle hedefe ulaşılamadığını aktardı. Nurettin Sözen’in itiraf ettiği gibi mollaların sema ile de bağlantısı, arası iyi değil. Duhan Suresi 29'uncu ayette beyan edildiği gibi, “Onlar ne gök ne de yer ağlıyor!” Rejim her yönüyle iflas etmiş durumda. Molla rejiminin gölgesinde çevre felaketleriyle birlikte müzmin işsizlik, arsız yolsuzluk halleri kol geziyor. (2)

 

Umutsuzluk İran’da büyük bir patlama meydana getirebilir. ‘Aç tavuk ambar yıkar’ dedikleri gibi genç kesim burnundan soluyor. 40 yıldan beri ülke savaşlar, açlık ve kıtlık çemberinden kurtulabilmiş değil. Bir kriz bitmeden öteki başlıyor.  Burada iç faktörlerle dış faktörler son derece iç içe geçmiş, birbirine bağlı vaziyette.  Malik Binnebi’nin dediği gibi iç bünye kırılganlık arz ettiğinde  dış tesirlerin çapı büyür. 2009 yılında Nejad’a karşı İran halkı Yeşiller namına, lehine başkaldırdığında Obama  umursamamış, destek vermemişti. Halbuki, 2000’li yıllarda ABD’nin her yıl ilkbahar mevsiminde havaların ılımlı olması nedeniyle İran’ı vurabileceği gündemden inmiyordu.  McChartistlerin, ‘bu kış ABD’ye komünizm uğrayacak’ dedikleri halde, komünizmin gelmemesi gibi molla rejimine de beklenen bahar taarruzu hiç gelmedi. Nesil Yayınları arasında çıkan ‘Hedef Neden İran?’ kitabında da dile getirildiği gibi İran rejimini yıkmak bir yana bu dönemde stratejik göz yumma politikası izlenmiştir. George Walker Bush döneminin sonlarına denk gelen bir biçimde 2007 yılının sonlarında 16 Amerikan istihbarat teşkilatının ortak yayınladığı raporla İran’ın nükleer faaliyetlerinin askeri amaç taşımadığı rapor edilmiş bir diğer tabirle İran bu hususta aklanmıştır. Humeyni’nin adlandırmasıyla Büyük Şeytan ABD ile İran, Irak’ta işgal ortaklığına gitmiştir. İran şeytana karşı istiaze etmek bir yana ortaklığa gitmiştir. Paul Bremer bölgede İran nüfuzunun önünün açılması konusunda bu ülke ile mutabakata vardıklarını söylemiştir. Kendilerine göre zararsız İran’ı önce Irak’a salmışlar ardından Obama döneminde de Suriye’ye buyur etmişlerdir. İdeolojik düşmanlar böylece bölgede askeri ortaklar haline gelmişlerdir.  İran’ın bölgedeki yayılmacı ve askeri maceralarına son verecekleri yerde aksine anlaşma sağlanmış nükleer alana odaklanmışlardır. Nükleer alan Trump ile İsrail’i rahatsız etmektedir. İran’ın İslam aleminde yayılması Türkiye’nin önünü kapatacak şekilde  bir yere kadar İsrail ve Batı’nın lehinedir. Afgan asıllı Neocon mankurt veya devşirme Zalmay Halilzad da Elçi adlı eserinde 2006 ve 2010 yılında iki defa İran’ın Irak’taki birinci adamı Nuri Maliki’nin Irak’ın başına getirilmesi hususunda İran’la mutabakata vardıklarını ifade etmiştir. Bununla birlikte Arap dünyasının kalbi olan ‘el Maşrik el Arabi’ bölgesinde İran’ın Amerikan izniyle dört ülkenin iplerini ele geçirmesine rağmen ABD Dışişleri eski bakan yardımcılarından John Limbert  İran’ın kadim Pers İmparatorluğunu diriltmede niyet ve gözü olmadığını  ifade etmektedir. (3) Bir an bu tezin doğruluğunu kabul edelim öyle ise İran’ın dört ülkede işi ne?  Eleme ve çıkarma (sebr ve taksim)  yoluyla geride tek bir seçenek ve ihtimal kalıyor: İkinci bir emre kadar İran Batı’ya vekaleten savaşmış olmalı. Aksi halde her önüne gelen Sünni örgütte terörist damgası, yaftası yapıştıran Batı Suriye’de sayıları onları bulan Şii tedhiş örgütlerine ne diye terörist yaftası yapıştırmaz? Kaide ABD’nin küresel düşmanı ama onların İran’la bağlantılarına göz yumuyor! İran’ın imtiyazı ve ayrıcalığı ne? Sünni dünyaya karşı İran ABD ve Batılıların araçları. Safeviler döneminde Portekiz-İran ittifakı gibi günümüzde de sümen altından ABD- İran ittifakı sağlanmıştır. Halkı bezdiren ve galeyana getiren hususların başında devlet çarklarının tamamen bozulması, yozlaşması geliyor. İslam adına esasında anti İslamcılık yapılıyor. Yolsuzluk sınır tanımıyor, İran parası Tümen dolar karşısında tutunamıyor. Altyapı yetersizlik ve çürüme ile malul. Ufuk tutulması ve gençler arasında artan işsizlik oranı İran’ı bezdiriyor. İran rejimi ise halkının boğazından kıstığı, kestiği paraları dış maceralara akıtıyor. Bu içeride halkın homurdanmalarına neden olduğu gibi İslam dünyasında da nefret dalgalarına neden oluyor. İşte tam bu noktada İran içeride ve dışarıda büyük bir tıkanma yaşıyor. Bu tıkanma ve umutsuzluk hali büyük bir patlamaya namzet ve ona doğru yol alıyor.

 

27 Aralık 2017 tarihinde başlayan ve İran şehirlerini etkisi altına alan gösterilerin temel nedeni halkın dolandırılması ve din bezirganlarının veya simsarlarının halkın tasarruflarını çarçur etmesiydi.   Mayıs 2018 tarihinden itibaren de halkı galeyana getiren husus ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve onun getirdiği umutsuzluk, bezginliktir. Amerikan ambargoları  ekonominin kısa devre yapmasına neden oluyor.  

 

Mayıs 2018 tarihinde Trump yönetimi 5+1 tarafından onaylanan nükleer anlaşmadan geri çekildiğini duyurdu. Trump yönetimi daha sert bir anlaşma yapmak istediğini ilan etti. Keza balistik füze yapımı konusunda da çekinceleri vardı. Rex Tillerson’ın yerine geçen Mike Pompeo 21 Mayıs tarihinde İran rejimine 12 maddelik bir talep listesi sundu.  Bu maddeler bir teslimiyet talepnamesi.

 

Trump Yönetiminin 12 Maddelik Yol Haritası

 

1- İran, nükleer programının önceki askeri boyutlarınının tam bir dökümünü Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na bildirmeli ve bu tür bir çalışmayı daimi olarak sonlandıracağını kanıtlamalı.

 

2- İran, uranyum zenginleştirmeye son vermeli ve plutonyumu yeniden işlemeye çalışmaktan vazgeçmeli. Bu, ağır su reaktörünün kapatılmasını da kapsıyor.

 

3- İran, ülkedeki bütün tesislere Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın koşulsuz girmesine izin vermeli.

 

4- İran, balistik füze çoğaltmaktan vazgeçmeli, nükleer kabiliyeti olan füzelerin geliştirilmesine ve piyasaya sürülmesine son vermeli.

 

5- İran’da sahte iddialarla tutuklu ya da kayıp olan bütün ABD vatandaşlarının yanı sıra, müttefik ve ortaklarımızın vatandaşları da serbest bırakılmalı.

 

6- İran, Hizbullah, Hamas ve Filistin İslami Cihadı başta olmak üzere Ortadoğu’daki terör tanımına muhatap olan örgütlere desteğini kesmeli.

 

7- İran, Irak hükümetinin egemenliğine saygı göstermeli, bu ülkedeki Şii milislerin silahsızlandırılması.

 

8- İran, Yemen’deki Huti milislerine desteğini kesmeli ve barışçıl bir siyasi çözüm için çalışmaya başlamalı.

 

9- İran, Suriye’de kendi komutası altındaki bütün güçleri çekmeli.

 

10- İran, Afganistan ve bölgede Taliban’a ve diğer teröristlere desteğini kesmeli, El Kaide’ye sığınak olmaktan vazgeçmeli.

 

11- İran, Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü’nün terörist ve militan ortaklarına desteği kesmeli.

 

12- İran, çoğu ABD’nin müttefiki olan komşularına yönelik tehditkar davranışına son vermeli. Bu, İsrail’in yok edilmesine yönelik tehditler ile Suudi Arabistan ve müttefiklerine atılan füzeler buna dahil (4).

 

Ya Benimlesin Ya İran’la!

 

Trump İdaresi 11 Eylül sonrasında olduğu gibi George Walker Bush’un reflekslerini paylaşıyor. Bu çerçevede müttefiklerinden İran’a sıfır tolerans tanımalarını ve ekonomik ilişkileri kesmelerini istiyor. Bu yolla İran’ı teslimiyete zorlamak ya da ekonomik olarak tamamen kurutmak, çorak hale getirmek istiyor. Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Rusya, Çin, Türkiye gibi ülkeler bu dayatmaya direniyor lakin bu prensipte bir direnme. Fiiliyatta ise gevşeme var. AB ülkeleri İran’ın nükleer anlaşmaya bağlılığını sürdürmesini istiyorlar. Buna mukabil Amerikan ambargosuna katılmayacaklarını  taahhüt ediyorlar. Lakin büyük şirketler öyle düşünmüyor. Onlar sadece karlarını düşünüyor. Bu nedenle de iş fiiliyata dökülünce İran’ın arkasında kimsenin durmayacağı ve kalmayacağı anlaşılıyor.

 

Sözgelimi İran’da iş yapan Avrupalı büyük şirketlerin tamamı Trump’ın talimatıyla hizaya girmiş durumda. Amerikan tehditleri karşısında yelkenlerini indiriyor, İran’daki kazanımlarını feda ediyorlar. Trump İdaresi petrol alanından sonra İran’ı iddialı olduğu ikinci alan otomobil sektöründe de vuruyor. Sözgelimi Fransız Peugeot, Renault, Alman Daimler otomobil firmaları İran pazarını terk ettiler. Yine Fransız Total, Alman Siemens grupları da aynı kararı aldılar. 

 

 Avrupalıların fiiliyatta eli kolu bağlı.  Vaatlerin dışında yapabilecekleri bir şey yok. Ruslar da OPEC de İran’dan çok Suudilere yakın duruyorlar. Elmaları armutları birbirine karıştırmıyorlar. Her limanda başka bir ortak bulma seçeneğini haizler. Buna dense dense Rus pragmatizmi denilir.  Suriye’nin kuzeyinde Türkiye ile İran’a mukabil Suriye’nin güneyinde ABD ile İsrail ekseniyle ortaklar. 

 

7 Ağustos’ta Yaptırımlar Rejimi Başladı

 

Trump İdaresi tek yanlı olarak Mayıs 2018 tarihinde 2015 yılında yürürlüğe giren nükleer anlaşmanın altından imzasını çekti. Ağustos ayı itibarıyla da yaptırımların ilk paketini açıkladı. İlk pakette İran’ın Amerikan para birimi dolara ulaşmasının önünü kesmek istiyor. Doları İran için yasak para birimi haline getirmek istiyor. Bu da kur dalgalanmasına neden oluyor ve İran’ın parası pul haline geliyor. Amerikan İdaresi aynı zamanda Amerikan vatandaşlarına ve şirketlerine İran’la altın ticareti yapma yasağı getiriyor. Kıymetli veya değerli madenlerle grafit, alüminyum, çelik ve kömür ticarini de yasaklıyor. Burada alüminyum ve çelik ticaretine getirilen yasaklama Trump İdaresinin Türk çelik ve alüminyum ürünlerine ek vergi getirmesini de hatırlatıyor. Bu da Trump idaresinin mizacını gösteriyor. Bu ortak mizacı gösteren hususlardan birisi de Mike Pompeo’nun İran’a yönelik olarak yayınlamış olduğu 12 maddelik planda yer alan bir madde. Bu madde de, Brunson meselesini hatırlatıyor. İlgili listenin beşinci maddesi şöyle: İran’da sahte iddialarla tutuklu ya da kayıp olan bütün ABD vatandaşlarının yanı sıra, müttefik ve ortaklarımızın vatandaşları da serbest bırakılmalı. Papaz Brunson davasında da ABD’nin tutumu benzerlik arz etmiyor mu? Türkiye’ye yönelik aldıkları yaptırım kararı daha hafif tonda olsa da İran ile Türkiye’ye yaklaşımlarında benzerlikler dikkat çekiyor.

 

 Trump yönetimi Ağustos ayında (2018) iki ülkeye karşı başlattığı yaptırım kararlarıyla fiilen bir zamanlar Clinton döneminde İran ile Irak’a karşı vizyona konulan, uygulanan çifte özümseme veya etkisizleştirme  (Dual Containment) politikasını tekrarlıyor. Bu kez ise İran ile Türkiye’ye karşı. Clinton, 1998 yılında Irak’a askeri bir harekat düzenlemek istemişse de Demirel hükümeti işbirliğine yanaşmamıştır. Clinton’ın çifte etkisizleştirme politikasını halefl George Walker Bush  sıcak işgale çevirmiştir. (https://www.foreignaffairs.com/articles/iran/1994-03-01/illogic-dual-containment)

 

‘Sakar Şakir’ gibi önüne gelen herkese toslayan Trump bu sefer de hem İran rejimi hem de Türkiye’deki iktidarı devirmek istiyor. Her iki tarafı da ekonomik baskılarla yıldırmak istiyor. 2013 yılında Abdulfettah Sisi tarafından devrilen Muhammed Mürsi’ye operasyon yapıldığı sıralarda Vefd gazetesi gibi Mısır gazeteleri Muhammed Mürsi, Raşid Gannuşi ve Tayyip Erdoğan’ın bir çırpıda üçünün birden, bir arada devrilmesini istiyorlardı. Muhammed Mürsi  ile Ajax operasyonuyla devrilen  Muhammed Musaddık’ın devrilmesi hikaye ve süreçleri birbirine benziyor. Muhammed Musaddık da şişirilmiş kitle ve bindirilmiş kıtalarla birlikte devrilmişti.  Musaddık’ı devirenler  gibi Amerikan destekli Sisi de Temerrüt hareketi gibi hareketleri sütre olarak kullanarak Muhammed Mürsi’yi devirmiş ve darbenin meşruiyetini  ‘galeyana gelen halk kitlelerine’ bağlamıştı. Patrona Halil tarzı bir tertip ayaklanma ile birlikte Muhammed Musaddık’ı  devirenler aynı şekilde Muhammed Mürsi’yi de devirmişlerdi.  2013 yılında Erdoğan ve Gannuşi’yi Muhammed Mürsi’nin yanına katamayan  karşı devrimci güçler şimdi de İran rejimiyle birlikte Türkiye’deki hükümeti sırt sırta vererek yıkmak istiyorlar. Türkiye’deki direnç İran için bir model ve test oluyor. İran’nı umudu Türkiye oldu. Nitekim, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasimi, "Türkiye halkının, sorunlarının üstesinden geleceğine inanıyorum" ifadesini kullanmıştır.

 

ABD ise tersine bir taşla iki kuş vurma niyetinde. Yaptırımlar benzerlik arz ettiği gibi zamanlaması da senkronik durumda.

 

İran’da içeriden ve dışarıdan rejime yönelik kökten bir silkeleme ve devirme planı devreye, işleme konulurken rejimin kendi içinde de tali sürtüşmeler yaşanıyor. Sözgelimi, 2009 seçimlerini çalan ve Yeşil ayaklanmasına neden olan Ahmedinejad  bu sefer de Ruhani hükümetini silkelemeye çalışıyor. İran toptan göçerken birileri ise yangından mal kaçırır gibi iktidar hesapları yapıyor. 2017 olayları sırasında da yine radikaller ılımlı kanat olarak anılan kanadın iktidarını hedef almışlardı.  Nejad  İranlıların Hasan Ruhani’ye güvenmediklerini ve idaresinin giderek ülke üzerinde yük olmaya başladığını söylemiştir.  Besbelli ki, Nejad, Hamaney’in kendisine mecbur kalmasını istiyor. Sefil herif de Gaulle gibi kurtarıcı olarak cumhurbaşkanlığı postuna geri dönme hayalleri kuruyor.

 

Ruhani hükümeti de Amerikan yaptırımlarından sonra ilk fireyi vermiş ve 8 Ağustos tarihinde Çalışma Bakanı Ali Rebi gensoru ile koltuğunu kaybetmiştir. Ali Rebi konuşmasında Amerikan yaptırımları nedeniyle en az 1milyon İranlının işini kaybetme riskiyle karşı karşıya bulunduğunu haber vermiştir. Ali Rebi İran’da halkın yüzde 33’ünün fakirlik sınırı altında yaşadığına parmak basmıştır, dikkat çekmiştir.  Tümenin dolar karşısında yüzde 10 seviyesinde değer kaybetmesi yüzde 2’lik bir enflasyon artışına neden olmaktadır. Son dört ay zarfında ise dolar tümen karşısında yüzde 200 değer kazanmıştır. Bu da yüzde 40 civarında enflasyon demektir.

 

Ruhani Vuruşarak Çekiliyor

 

Çalışma Bakanı Ali Rebi’den hemen sonra İran Ekonomi ve Maliye Bakanı Mesut Kerbasiyan da topun ağzında. Meclis soruşturmasıyla karşı karşıya. Akıbetinin Ali Rebi’ye benzeyebileceği konuşuluyor. Büyük fotoğrafta ise başarısızlığın sembolü olarak görülen Hasan Ruhani bulunuyor.  Daha önce de Muhammed Cevat Zarif acı acı bu meseleye temas etmiş aynı gemide oldukları halde birilerinin hükümeti hedef aldıklarını dile getirmişti. Bununla birlikte radikal kanat sorumlu arıyor.  Kahire’de faaliyet gösteren Ezher Stratejik Araştırmalar Merkezine bağlı olarak çalışan Muhtarat İraniyye bölümü Yayın Müdürü Mahmut Abbas Naci, Hasan Ruhani’nin vuruşa vuruşa çekileceğini ve hedefte hükümetinin bulunduğunu söylüyor. Nitekim, Beni Sadr da İran-Irak Savaşının kötü seyrinden dolayı sorumlu tutulmuş ve başarısız gösterilerek istifaya zorlanmıştı. Tarih İran’da bir kez daha tekerrür edebilir. İran rejimi son sıralarda halkın öfkesini yatıştırmak ve dindirmek için yolsuzlukların üzerine gidiyor intibaını uyandırmak istiyor ve bu konuda bazı isimleri de yargılamaya dönük çalışmalar yürütüyor. Bununla birlikte siyasi yolsuzlukların tepesinde Ruhani’den hesap soran Nejad gibi isimler bulunuyor. Yaptırımları delmek faaliyetleri çerçevesinde Babek ve Rıza Zerrap da İran rejiminin en tepesindekilerle irtibatlı bir biçimde mali yolsuzluk trafiğini yürütüyor ve bu arada kendilerine de pay ayırıyorlardı. Bal tutan elleri kendilerini de kayırıyordu. Ruhani ile Zarif yaptırımlardan sorumlu tutuluyor. Nükleer anlaşmanın işe yaramaması ve ardından yaptırımlar rejimiyle karşılaşmanın faturasını haliyle Ruhani-Zarif ikilisine kesiyorlar.    

 

Humeyni’nin ölümünden sonra rehberlik makamına gelen Ali Hamaney döneminde dengeler iyice sarsılmış fakir zengin uçurumu açılmıştır. Bu nedenle de İran halkı 23 yıl sonra yeniden sokaklara dökülmüştür. 1995 yılında iktisadi sebeplere bağlı olarak halk sokaklara dökülerek gösteri yapmıştır. 1995 yılında Rafsancani iktidarı sırasında liberal politikalar nedeniyle enflasyon dizginlenemeyerek yüzde 50 seviyesini bulmuş, halk da buna isyan etmiş, tepki göstermişti. Bu tepkiler bize aynı nedenlerle 1977 Enver Sedat döneminde Mısır’da IMF zamlarını tepki olarak yapılan kitle protestolarını hatırlatmaktadır. İran’da 1999 ve 2009 yıllarında da siyasi ve ekonomik nedenlerden ötürü kitle gösterileri tekrar etmiştir. Bugüne kadar İran’da açlar için mesele ölüm kalım meselesi olmamıştı. Şimdi ise yoksul tabaka için mesele bir ölüm kalım meselesi halini almıştır. Artık halkın kemerinde sıkacak delik kalmamıştır. Bizde de bir zamanlar ‘Çankaya’nın şişmanı işçi düşmanı’ tekerlemeleri almış başını gitmişti. Şimdi ise İran halkı bütün bunların sorumluluğunu yöneticilere yani molla takımına yıkıyor, yüklüyor. Denildiği gibi hiçbir mazeret başarının yerini tutmaz.

 

İran Eylem Grubu

 

İlginçtir yine Ağustos ayı içinde Amerikan Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Mike Pompeo’ya bağlı olarak Brian Hook başkanlığında İran Aksiyon Grubu oluşturulduğu ilan edildi. Yine aynı günlerde Rex Tillerson’ın kaldırmış olduğu bazı uygulamalar yeniden hayata geçirildi. Tillerson külfetli ve yararsız bulduğu özel temsilcilikleri rafa kaldırmıştı. Mike Pompeo bunları yeniden hayata geçirme kararı aldı. Bunlardan ilki, Suriye Özel Temsilcisi atamak oldu. ABD Dışişleri'nin yeni Suriye özel temsilcisi James Jeffrey, eski elçi olma hasebiyle Türkiye'de yakından tanınan bir isim. Ortadoğu uzmanı olan Jeffrey, George W. Bush’un ulusal güvenlik danışmanlığı yardımcılığını yapmıştı. Yine Bush döneminde, 2008-2010 yılları arasında ABD’nin Türkiye’deki büyükelçisiydi. Barack Obama'nın başkanlığında, 2012’de Bağdat’a atandı ve sonra emekli oldu. Washington Enstitüsü’nde çalışmalar yürütüyordu. Türkiye'de sık sık konferanslara katılıyordu.

 

En önemlisi de Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Brian Hook’u  İran Aksiyon Grubu’nun başına atadı. Bu önemli bir post. ABD’de bazı takip kurumları var ve bunlara watcdog/bekçi köpeği tabirini kullanıyorlar. Bazen takip altında tutulan alanlar nükleer faaliyetler gibi stratejik konular olabiliyor. Bazen de ülkeler gözetim altına alınıyorlar. ABD namına geçmiş idarelerde Michael Leeden İran’ı tarassut altında tutmuştur. Şimdi de onun yerini Brian Hook almaktadır.    

 

En önemli görevi, İran politikalarını koordine edecek ve bu politikalara tutarlılık katacak.

 

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 16 Ağustos tarihinde, İran’a yönelik uygulanan yaptırımları denetlemek ve bu yaptırımlara uymayan ülkelere karşı atılacak gerekli adımları belirlemek üzere bir “İran Çalışma Grubu” oluşturulduğunu açıkladı. Pompeo’nun açıklamasına göre, İran Çalışma Grubu’nun başına, ABD’nin İran Özel Temsilcisi olarak atanan Brian Hook getirildi. Hook, aynı zamanda, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İran’a ilişkin politikalarını da düzenleyecek.

 

Brian Hook, eski ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson tarafından, bakanlığın Siyasi Planlama Dairesi’nin başına getirilmişti. Foreign Policy dergisine göre, Hook, bakanlıkta güçlü bir nüfuza sahip.

 

Tillerson’a yakın bir isim olarak biliniyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Brian Hook, eski ABD Başkanı George Bush’un hükümetinde Dışişleri Bakanlığı’nın Uluslararası İdareler Dairesi Sorumluluğunun yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği, Beyaz Saray ve Adalet Bakanlığı’nda üst düzey görevlerde bulundu. Hook, ayrıca, yeni ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve gelmesinden sonra Washington’ın İran ile imzalanan nükleer anlaşmaya ilişkin Avrupalı müttefikleriyle yürüttüğü müzakereleri de yönetti. İngiltere, Fransa ve Almanya’dan yetkililerle İran’a ilişkin görüşmeler gerçekleştiren Hook, İranlı yetkililerin yaklaşımlarını değiştirmesi halinde onlarla müzakere yapılabileceğini belirtiyor.

 

Reuters haber ajansında yer alan bilgilere göre ise Hook, ABD’nin Avrupa ve Asyalı müttefiklerinin Kasım ayı itibariyle İran’dan petrol ithalatını durdurmaları için büyük bir çaba sarf etti.

 

Pompeo tarafından kurulan İran Çalışma Grubu’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hook, çalışma grubunun ana hedefinin İran’a yönelik uygulanan yaptırımların denetlenmesi ve ülkelerin bu yaptırımlara uymasının sağlanması olduğunu söyledi.

 

 Çalışma Grubunun, İran’ın yaklaşımlarını değiştirmek hedefiyle dünyayı harekete geçirmek olduğunu belirten Hook, “Bütün dünyadaki ortaklarımızla güvenilir ve koordineli bir çalışma yürütmek istiyoruz” şeklinde konuştu. Hook, açıklamasında, “İran’ın bütün ülkelere gerçekleştirdiği petrol ve doğalgaz ihracatını Kasım ayı itibariyle sıfır seviyesine indirmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. Son aylarda İran'ın petrol ihracat oranı üçte ikilik bir gerileme kaydetti.

 

Devam edecek...

 

Kaynaklar

1-http://www.tehrantimes.com/news/425837/Iran-s-renewable-water-resources-decreased-by-25-in-5-decades

2-https://lobelog.com/pompeo-religion-and-regime-change-in-iran/

3-http://www.tehrantimes.com/news/411873/Iran-has-no-intention-to-recreate-Persian-Empire-John-Limbert

4-http://www.hurriyet.com.tr/dunya/pompeo-yeni-iran-stratejisini-acikladi-40844075

 

Aylık Dergisi 168. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Çözülme, Sürecindeki, Devrim, -, Mustafa, Özcan, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı