Haber Detayı
28 Ağustos 2014 - Perşembe 14:00
 
Deist İktisat - Bilgehan Eren
İktisat Haberi
Deist İktisat - Bilgehan Eren

Batı'da 17. asrın hususiyeti, Rönesans'ın etkisiyle akılda ilerlemedir. Akıl ile iman arası bir çırpınma ve bir ruhî muvazene arayışı söz konusudur. Genel anlamda, Hıristiyanlığı ıslah etmek gibi bir teşebbüs vardır ama ondan vazgeçmek yoktur. Devirme üzerine kurulu, Fransız İhtilâli'ne de ev sahibliği yapan 18. asır (Aydınlanma Felsefesi) ise tam bir reaksiyon çağıdır; «Akıl ve eşyayı tahkik hamlesini, baskıdan kurtarmak için bir taraftan kalıplarını kiliseden aldıkları itikatları topyekûn inkâr, bir taraftan da hakikati arama ve büyük tecride tırmanma cehdi... 17. asırda akılla kalbi barıştırma, uzlaştırma hüküm sürer gibidir. Bu tereddüt 18. asırda yerini kaybetmiş ve işini tüm inkâr modasına bırakmıştır.» [1]

İmdi, 18. asrın mahiyetini anlamak, Aydınlanma Çağı ve onun "Yeni Bir Dünya Görüşü" anlamına gelen felsefesini doğru etüd etmek için, "inkâr modası"nı, bir nevi inançsızlık olarak değil de, "Hıristiyan kanunlarına" iman etmeme olarak anlamak gerekir. Misal, bir ateist, Allah'a iman etmezken, para kazanmaya yahut kariyer sahibi olmaya inanç içinde olabilir. Kaldı ki, 18. asrın inkâr karakteristiği "deist" bir biçimdedir. Hatta 17. yüzyılda bile, 1640'larda Paris'te yapılan bir nüfus sayımında, yaklaşık 50.000 Fransız vatandaşı kendisini "deist" olarak kayıtlara geçirtmiştir.

 

Deizm, Ansiklopediciler ve Okült İlimler

Latince "deus" kökünden gelen Deizm'i genel hatlarıyla şu şekilde ifade edebiliriz: Evreni yaratan, işleyişi için doğa kanunlarını koyan, ayrıca insanlığa ve evrene müdahalede bulunmayan, doğruları keşfetmeleri için insanlara akıl veren bir Tanrı inancıdır. Deistler genellikle bu doğrultuda evreni Tanrı tarafından tasarlanan, hareketi başlatılan, dışarıdan müdahale olmadan doğa kanunlarına uygun şekilde işleyen bir bütünlük olarak görme eğilimindedir. Bu inanç sisteminde, peygamberler, kutsal kitaplar, ahiret inancı vs. yoktur.

Bu noktada, Fransız İhtilâli üzerinde fikrî etkisi bulunan Ansiklopedicilerden iki ismi özellikle belirtmemiz gerekir: Voltaire ve Jean Jacques Rousseau. «Voltaire, Tanrı'nın varlığını kabul eden bir deisttir.» [2]  HYPERLINK "http://tr.wikipedia.org/wiki/Newton" \o "Newton" Newton'un kanunlarını esas alan bir doğal din anlayışını savunmuş, çekim kanunundan hareketle Newton fiziğini yorumlamış ve deizme ulaşmıştır. Ayrıca yeri gelmişken belirtelim ki, Newton'un kafasına şu meşhur elma düşme hadisesini de ilk defa dile getiren kişi Voltaire'dir; «bu iddiası için Newton'un yeğenini kaynak göstermişti.» [3]

Rousseau ise Voltaire'in akılcı ve katı deizmini, romantik ve esnek bir anlayışla sürdürmüştür. Rousseau'ya göre, insanda doğuştan mevcut olan iyilik ve adalet duygusu sonradan kötülüğe ve eşitsizliğe dönüşebilmekte, ancak insanın tabiatında var olan ışık ona yeniden yol gösterebilmektedir. Elbette böylesine bir bakış açısı, Hıristiyanlığın doğuştan günahkâr insan anlayışına ve dolayısıyla İsa’nın kurtarıcılığı inancına aykırıdır. Rousseau, kilisenin yol gösterici rolünün ve ruhanî otoritesinin yerine aklî aydınlanmayı koymuştur.

Açıktır ki; «(Rönesans) tan sonraki akılcı cereyan, sakat mantığın, ayrı bir sakata, kiliseye baş kaldırması, bir bâtılın, kendinden daha bâtıl bir hedefe yol açması şeklinde yorumlanabilir. Aklın kaatili kiliseden kopup aklın savunucusu olmaya geçiş, kilisenin abesini görerek ve onu düzeltmeye davranarak değil, onun inandığını ve inandırmaya baktığını gerçek itikat zannederek olmuştur.» [4]

İmdi, artık altını çizmemiz gereken husus şudur: Çağdaş bilimin kurucuları arasında yer alan, Yahudi bir aileden gelen Newton'dan çok tartışmalı bir isim olan Baruch Spinoza'ya [5], "simya"yı "kimya"ya dönüştüren Lavoisier'den Kopernik'in görmediğini gören ve astronomiye modern niteliğini kazandıran Kepler'e kadar birçok isim, Hıristiyanlık inancının dışına çıkarak, Katolik Kilisesi'nin lanetlemiş olduğu "Okült-Gizli İlimler" ile uğraşmışlardır. Fizik, kimya, biyoloji, matematik ve astrofiziğin çağdaş temellerini atan bu adamlar, bir nevi mistik sırlarla içi dışlı olmuşlardır.

Okült ilimler, kelime anlamı itibarıyla "gizli" demek olsa da, bu bir nevi "sır" gibi anlaşılmamalıdır. «Sır ZATEN GİZLİDİR. Okült derken kastedilen, gözegörünmeyen ve insanoğlunun beş dışsal duyusuyla tanımlayabildiği nesnelere değil bunları ortaya çıkaran Gizil Güçlere duyulan İnanç'tır; Okült bir İman sistemi değildir. Bu Gizil Güçler Tanrı'dan kaynaklansa da Doğal ve Kozmik plânlarda etkili olmaktadırlar -Okültistlere göre. Okült bu nedenle jenerik bir tanımdır ve tanımlanabilen nesnelerin özündeki gözegörünmeyen doğaüstü ve irrasyonel kabul edilen gizlenmiş Erdemler (Virtues) ve değerlerle uğraşarak bunları ortaya çıkarabilmek amacıyla yürütülen çalışmaların tümüne verilen addır. » [6] Ve elbette, tüm bu çalışmalara Kilise karşıdır neticede bir bakıma Kilisenin en büyük rakibidir.

 

Kafasına Elma Düşen Bir MAJİSYEN

Bunların arasında özellikle, Voltaire vesilesiyle de ismini andığımız, -kendi dünyasında yaşamaktan hoşlanan- Newton son derece dikkate şayandır. Aytunç Altındal, Newton'un fizikçi ve matematikçi olduğundan daha fazla Simyacı olduğunu; Kadim Mısır ve Mezopotamya metinlerine aşırı düşkün bir bilim adamı olduğunu söyler. Ünlü İskenderiye kütüphanesinden kaçırılarak yok edilmekten kurtarılmış olan Hermetik metinleri okumuş olan «Sir Isaac Newton'un kütüphanesinde 1752 kitap kayıtlıydı. Bunlardan 170'i doğrudan doğruya Okült, Simya ve Hermetizm'le bağlantılıydı. Kadim Kutsal Metinler ve bunlarla ilgili kitaplar da bir o kadardı. Newton'un kütüphanesindeki sadece 369 kitap Bilim kategorisindeydi.» [7]

Newton'dan asırlar sonra gelen Einstein, «Bilim adamı otuz yaşına kadar hayal ettiklerini gerçekleştirememişse, o saatten sonra bir şey beklemesin» [8] der. Newton -bu sözü tasdik edercesine-, 27 yaşında profesör olmuş, otuzuna gelmeden önce birçok alanda büyük yankı uyandıran işlere imza atmıştır. Ve ilginç olan, bunun sırrını soranlara ise "kendisinden önce gelen bilim adamlarının omuzlarında ileriye bakabilmek" olduğunu söylemiştir. Sadece -klasik anlamda- "bilim" değil; simya, teoloji ve mistisizm üzerine de çalışmalar yapan Newton, kendinden önce gelenlerin sadece zahirî cebhelerini değil, batınî taraflarını da elbette işaret etmiştir. En çok etkilendiği Kepler de zaten "Okült İlimler" konusunda bir hayli tecrübelidir.

Bizim çok dar bir çerçeve içinde, "kafasına elma düşen adam" olarak tanıdığımız Sir Isaac Newton, sayıların ve harflerin sırlarıyla uğraşmış, İncil üzerine de çalışmalar yapmıştı. «Buna göre 1889'da Yahudilere, Filistin topraklarına "Geri Dönün" çağrısı yapılacaktı. Newton'un bu hesabı doğru çıktı. Siyonistler 1889'da dünya Yahudilerinin Filistin'e geri dönmeleri gerektiği çağrısını yaptılar. Yine Newton'a göre 1948'de İsa Yenidendoğacaktı. Sembolik anlamda bu da gerçekleşti, yaklaşık 2000 yıldır ölü olan İsrael Devleti yeniden canlandırıldı / kuruldu (Yahudi olan İsa böylece yeniden doğdu).» [9]

 

Keynes'in Newton Hayranlığı

Sırlarla dolu bir bilim adamı olan Newton'un ölümünden 159 yıl sonra 1886'da bir takım "elyazmaları" ortaya çıkar. Bunlar Cambridge Üniversitesi'ne sunulur fakat "bilimsel değeri olmadığı" gerekçesiyle itibar görmez. Lâkin 1936'da Londra'da yapılan bir müzayedede açık artırmaya çıktığında, bir başka Cambridge'li, Newton'un bu elyazmalarını büyük bir istekle satın alır. Bu şahıs, 1883-1946 yılları arasında yaşamış, modern makroekonominin kurucusu olarak kabul gören İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes'tir. Büyük Ekonomik Buhran'ın etkilerinin tüm dünyada hissedildiği bir zaman diliminde, Keynes, birkaç yılını, bu belgeleri incelemeye ayırır ve 1942 yılında, II. Dünya Savaşı'nın tam gaz sürdüğü bir dönemde, Londra'daki Kraliyet Kulübü'nde bir konferans verir. Tarihin en ünlü bilim adamları arasında kabul edilen Newton için Keynes şunları söyler:

«18. yüzyılda Newton, çağdaş bilim adamlarının en büyüğü ve öncüsü bir dahi olarak tanıtılmış, sadece Bilim ve Akıl'dan oluşmuş bir Buz kalıbı gibi lanse edilmiştir. Ben Newton'u bu ışık altında görmedim. Bu külliyatı okuyan başkaları da eminim benim gibi düşüneceklerdir. 1696'da bu yazılarını sandıklara doldurup Cambridge'den ayrıldığı günden bu yana hiç okunmamış olan bu yazıları şimdi okuyan biri, Newton'un gerçekte Akıl-Çağı'nın ilk Tanrısı ve Öncüsü değil, tam tersine Babil ve Sümerlerden beri yaklaşık 10.000 yıldır var olan gizli entelektüel dünyanın SON TEMSİLCİSİ BİR MAJİSYEN olduğunu anlayacaktır.» [10]

Burada hemen "Majisyen" ile ilgili bir parantez açalım. Majisyen, Maji yapabilen kişidir. İnsanlığın en eski öğretisi kabul edilen Maji, tam lügat karşılığı olmasa da bir nevi "sihir"dir. Majisyen de, duygu ve düşüncelerini denetleyebilen, farklı enerjiler ortaya çıkaran, bir nevi kâhin ve sihirbazdır.

Ezcümle, önceki satırlarda kehanetlerinin de altını çizdiğimiz Newton'un elma dışında, başına bir şeyler daha düşmüştür. Yıllarını, kâinatı belli bir şifreleme yöntemiyle yarattığına inandığı, Baş Alşimist (Simyacı) olarak gördüğü Tanrı'nın sırlarına adamış, hayatı boyunca hiç evlenmemiş, "Gül ve Haç Kardeşliği" üyesi bu adam [11], Okült ilimler ile içli dışlı olmuş, kıyamet gününü öngörmeye dek birçok ilginç çalışma yürütmüştür. Aynalı teleskoptan, yeni bir ışık ve renk teorisine; türev ve integral hesaplarının temellerini atmasından, evrensel kütle çekimi yasasına kadar birçok şeyin altında imzası bulunan Sir Newton hakkında, yakın tarihli araştırmacılar ortak bir kanaate sahiptir: "Newton, simya alanındaki araştırmaları olmasa, bilimde dünyayı değiştiren keşiflerini asla gerçekleştiremeyebilirdi."

Newton'un İktisat Üzerindeki Etkisi

Yeri gelmişken, şunu da hemen belirtelim: Newton'dan etkilenen ilk iktisatçı Keynes değildir. Klasik iktisadın kurucusu sayılan, kapitalizmin babası Adam Smith, tam anlamıyla bir Newton hayranıdır. Newton'un bulduğu tabiatın makro düzeyde işleyiş yasalarını, Adam Smith, iktisat alanına tatbik eder ve kendi teorisini oluşturur. Newton yasalarıyla, iktisat alanındaki ilişkiyi Prof. Mehmet Altan şöyle özetler: «Newton fiziği, doğadaki ‘denge’ durumundan yola çıktı ve ‘denge’ kavramını en temel prensiplerden biri olarak kabul etti. Bu nedenle ‘denge’ kavramı Klasik İktisat’ın da en temel prensiplerinden biri oldu. Sorular, ‘dengenin bozulması’ ve ‘dengeye geliş’ parantezinde seyretti. Fizik geliştikçe, denge kavramı da farklılaştı; Keynes, Klasik İktisat’ın ‘denge’ algısını ‘eksik denge’ noktasına taşıdı. İster ‘denge’de, ister ‘eksik denge’ de seyretsin, iktisadi mekanizmayı hareket ettiren vazgeçilmez yasa ise hep ‘arz ve talep’ olarak kaldı. ‘Arz ve talep’ temel yasa olmaya da devam ediyor... » [12]

Tüm bunları niye mi anlattık?..

Ne diyordu Mütefekkir Mirzabeyoğlu; "Çağımızda savaşlar metafiziktir!"

İŞTE O SAVAŞIN BİR CEBHESİ DE,

(arı bal yapar ama tarif edemez hesabı,

teknik analizcisi, seans sonu borsa yorumcusu, bankacısı, hocası, falcısı,  

hepsinin şakşakçı ve tantanacı olduğu bir ortamda

bir parça muhakeme masasına yatırmak)

DERİN İKTİSAT!..

 

DİPNOTLAR:

 

1  Necib Fazıl, BATI TEFEKKÜRÜ VE İSLÂM TASAVVUFU, 7. Basım, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 1997, s. 64

2  Hilmi Yavuz, AVRUPA'NIN ZİHİN TARİHİ, Timaş Yayınları, İstanbul 2012, s.161

3  Ali Çimen, TARİHİ DEĞİŞTİREN BİLGİNLER, Timaş Yayınları, İstanbul 2008, s. 148

4  Necib Fazıl, BATI TEFEKKÜRÜ VE İSLÂM TASAVVUFU, s. 60

5  Spinoza öldüğünde gömüleceği yer konusunda tartışma yaşanmıştır. Yahudiler onun cenazesine dini tören yapmayacaklarını bildirdiler, Katolik Kilisesi de onun Katolik Mezarlığı'na gömdürülmeyeceğini açıkladı. Sonunda Spinoza, Yeni Kilise diye bilinen ve eski Collegiants ve Menonitlerden kalma bir mezarlığa defnedilebildi.

6  Aytunç Altındal, BİR TÜRK CASUSUNUN MEKTUPLARI -Batı'da Seküler Düşüncenin Gelişimine Katkı-, Alfa Yayınları, İstanbul 2010, s.18

7  Aytunç Altındal, BİR TÜRK CASUSUNUN MEKTUPLARI, s.73

8  Ali Çimen, TARİHİ DEĞİŞTİREN BİLGİNLER, s. 147

9  Aytunç Altındal, BİR TÜRK CASUSUNUN MEKTUPLARI, s. 80

10  Aytunç Altındal, BİR TÜRK CASUSUNUN MEKTUPLARI, s. 70-71

11  Yaygın kanaat şöyledir: Newton yaşadığı dönemde Mason değildir. Fakat Masonlar, daha sonraları Gül ve Haç Kardeşliğini kendi bünyelerine kattıklarından Newton'a da Mason denilmiştir.

12  http://www.mehmetaltan.com/?sayfa=sureliyayin&icerik=2057

Aylık Dergisi, Ağustos 2014

Kaynak: Editör:
Etiketler:
Yorumlar
Haber Yazılımı