Haber Detayı
02 Ekim 2018 - Salı 17:16
 
Eğitime Tolstoy Aşısı - Ercan Çifci
Tolstoy için okulların problemi uygulanan eğitimden daha ziyade buraların gereksiz vakit geçirilen yerler olmasıdır. Oysa okullarda öğrenciler sadece ihtiyaçları olanı öğrenmelilerdi ve gereksiz bilgilerle kafaları doldurulmamalı, ezberci eğitimden kaçınılmalıydı
Kültür&Sanat Haberi
Eğitime Tolstoy Aşısı - Ercan Çifci

İnsan hep en iyinin, en güzelin peşinde. Hep bir arayış içinde, daha mükemmeli ve eksiksiz olanı... Bunun içinde hiçbir zaman mevcutla yetinici değil. Çünkü donma, kokuşma demektir, durma ve tükenme demektir; bilir bunu ve öyle hareket eder insanoğlu. Her fikre açıktır; farklı fikirler onu güçlü kılar, yeni ufuklar açar, hayatı daha da kolaylaştırır. Bu durum dinde, felsefede, bilimde, hâsılı bilginin her şubesinde böyledir. Muhakkak ki kendisiyle hareket edeceğimiz bir “peşin fikir” olmalı. Hatta bu “mutlak doğru” kabul edilebilecek bir inançta olabilir. Nitekim “doğru düşünce olmadan düşünme faaliyetinin olamayacağı” bedahet halinde bir malumdur. Bu bakış açısıyla eğitimden sanata, fizikten tarihe, dinden felsefeye kadar her alana sarkılabilir ve “bütün fikre” bağlı izahlara, anlayışlara kapı aralanabilir. Buna eleştirel bakış diyebildiğimiz gibi, analitik düşünme de diyebilirsiniz, yenilikçi düşünce de diyebilirsiniz, özgür düşünce de diyebilirsiniz. Aslolan burada düşüncenizi doğru önermeler üretip üretmediğiniz ve bütün içindeki yere parçayı doğru yerleştirip yerleştirmediğinizdir. Yoksa salt eleştiri yıkıcı, salt fikir teklifi mevzuyu karikatürize eden bir görüntüye taşır. Demek ki fikir ancak onu önemseyen ve yürüten zeminde gelişir ve büyür.

 

Tolstoy Kimdir?

 

Lev Nikolayeviç Tolstoy… Rus yazar ve düşünür… Doğumu, 9 Eylül 1828’de Tula’da, daha sonra eğitim faaliyetlerini yürüteceği bir okula dönüşecek olan Yasyana Polyana Malikânesi’nde. İki yaşında annesini ve dokuz yaşında babasını kaybediş ve halalarının gözetiminde eğitim hayatına atılış. 1943 yılında Doğu dilleri okumak üzere Kazan Üniversitesi’ne gidiş lakin yarım bırakış. Ardından hukuk fakültesine kayıt ve onu da yarım bırakış. Gelgitlerle geçen hayatı tam bir muamma olan Tolstoy, bu defa 1851’de Rus ordusuna yazılır ve 1854-55 arası Kırım Savaşı’nda topçu teğmeni olarak görev yapar.1857’de İsviçre, Almanya ve Fransa’yı kapsayan bir seyahate çıkan Tolstoy, bu dönemde eğitim kurumlarıyla ilgilenmeye başlar. Dönüşünde, çiftliğindeki köylü çocukları için bir okul açar. Bir müddet sonra yani 1860’ta Avrupa’ya yine gider ve bu defa daha detaylı bir eğitim incelemesi yapar. Ancak gördüğü manzara karşısında tedirgin olur. Çünkü o, artık Batı’nın yapay ve maddeci uygarlığını, insanı bozan bir etken olarak görmeye başlamıştır. Bu sebeble kendi eğitim anlayışını geliştirir.

 

Eğitim Anlayışı: Özgür Okul, Özgür Öğrenci

 

“Tek bir en iyi yoktur.” ve “Öğretimde tek bir ölçüt olduğunu kabul edelim: Özgürlük”, “Ne öğreteceğimi nasıl bileceğim ve nasıl öğreteceğim?” O’nun eğitim anlayışının ipuçlarını veren üç ana sözdür. Tolstoy, çocukların eğitiminin toplumsal iyileşme ve toplum ahlâkının düzelmesi bakımından birinci derecede önemli olduğuna inanırdı. (s.16) Bu sebeple çocukların ahlâkı ve zekâları Tolstoy’un eğitim anlayışı üzerinde etkili olmuştur. Ona göre gerçek eğitim, ön yargılı ve maddi amacı olan bir şey olamazdı. Bunu gerçekleştirmek için kendi eğitim anlayışına uygun bir okul kurdu; Tasyana Polyana. Bu okuldaki eğitimi enerjik, eğlenceli ve canlı bir organizma gibi tarif etti.

 

Tamamen özgür olarak, hem öğretmen, hem de öğrenciler kendi yöntemlerini geliştirmeleri noktasında dilediklerini yapabilirlerdi. Sınav, ödüllendirme ve cezalandırma sisteminin olmadığı bu okula kaydolmak serbest olduğu gibi dilediği zaman terk etmek de serbestti. Eğitim ücretsizdi, zorlama bir program yoktu. Gönüllülük esastı ancak bunun için çocuğun duygusal gelişimi önemliydi ve yemek içmek kadar eğitime de ihtiyaç duymalıydı. Ezberci eğitim, çocukların zekâlarını körelttiği gibi vermiş olduğu gereksiz bilgilerle hem zaman, hem de emek kaybına sebep oluyordu. Bu yüzden çocuğun neyi nasıl öğreneceğini kendisinin ayarlamasını istiyordu. Elbette öğretmeninde kendine mahsus bir öğretim tekniği ile nasıl öğreteceği de serbestti ve vaziyetim durumuna göre değişkendi. Kaldı ki Tolstoy, kendisi dahi “neyi nasıl öğreteceğine dair bilgi sahibi olmadığını” söyleyerek işe başlamıştı. Bu tam bir başıboşluk değil, çoklu bir seçenekten dilediğini seçme ve öğrenme hürriyeti idi. Nitekim kendisi hem “Doğu Dilleri” hem de” Hukuk” okurken ezbercilikten bunalmış, yeni ve özgür fikir üretemeyeceğinin farkına varmış, kuralların sıkıcılığından kaçarak her iki okulu da yarıda bırakmıştır. Birçok eserinde o günlere vurgu yaparak şiddetle eleştiri getiren Tolstoy, zamanla işin nasılını kendi okulunda pratik olarak, eserlerinde ise roman kahramanına bilfiil yaşatarak göstermiştir. Çocukluk, İlk Gençlik ve Gençlik bu eserlerin en önemlileridir. Tolstoy hem bu eserlerde hem farklı yazılarında, üniversitelerde sağlıklı bir eğitim faaliyetinin olmadığını söyledikten sonra, üniversitelerin gençlerin düşünme faaliyetlerini geliştirmek yerine ahlaki çöküşe sürüklediğini söyler. Diğer taraftan bu eserler aynı zamanda Tolstoy’un eğitime dair görüşlerinin de önemli bir kaynağıdır. Bunlara Tasyana Polyana dergisinde yazılanlar ile Azbuka, Bilgelik Takvimi, Hayat Üzerine Düşünceler adlı kitapları da eklenebilir. Bunlar içinde Azbuka ve bu istikamette yazılan Dört Okuma Kitabı oldukça mühimdir. Ancak fazla ilgi görmeyen bu eserler, Moulin’in ifadesi ile başarısızlığa uğramış, hem pahalı hem de yanlış pazarlanmıştı.  Daha önemlisi, Çarlık rejimi, Tolstoy’un “özgür” pedagojik anlayışından şüphe duyuyordu. Belli bir nizamı ve anlaşılır kalıbı olmayışı da ilmi olarak zayıf görülmesine sebep olmuştu. Tolstoy, bu dönemde Avrupa seyahatinde olduğu gibi Rusya’daki pedagojik uygulamaları da gözlemleme imkânı bulur. Nehirde boğulan çocukları izliyormuş gibi bir hissiyatla, Rus eğitim sistemi içinde boğulan çocukları kurtarma arzusu ile aklından şöyle geçirir: “Ah, keşke onları çekip çıkarabilsem ama ilk kimi kurtaracağım, bir sonra kimi. Bu boğulan şey en değerli şey, ruhani bir şey.” (s.64)

 

Çarlık rejimin baskısı bir müddet sonra dergi yazılarının sansürlenmesine ve Tasyana Polyana okulunun basılmasına kadar gider. Bazı öğretmen ve öğrenciler tutuklanınca, Tolstoy bundan oldukça derin bir üzüntüye kapılır. Hatta kendi günlüklerinin ve yazılarının incelenmesi karşısında daha büyük bir şaşkınlık yaşar ve Çar’a mektup yazarak, bu baskına gerek olmadığını zaten bütün görüşlerinin Tasyana Polyana dergisinde yayınlandığını söyler.

 

Tolstoy için öğretmenlik mesleği kutsal bir sorumluluk taşır ancak bu, samimiyetten uzak bir akılcılıktan ziyade duygularla bir araya getirilmelidir. “Bir öğretmen, çocukların gözlemledikleri ve sonrasında bütün insanlığa mal ettikleri, çıkarımlarda bulundukları en yakın ilk kişidir. Ve bir kişi, insanî hislerle ne kadar donanmışsa, bu gözlemler o kadar zengin verimli olur”. der. (s.61)

 

Çocuk hikmeti, duygu, sezgi, akıl, peşin kabul, soru sorma, merak ve hayret. Bunlar düşünüldüğünde Tolstoy, bu noktada pek de haksız sayılmaz. Nihayetinde aklın ilkeleri zaruri, determinist bir yapı doğurur ve çocuğu, öğretmenin kurduğu “doğru bilgi ağında” peşin kabule götürür. Böylesi bir durum ise çocuğun keşif, icad ve benzersiz bir şey üretkenliğini öldürmekten başka bir şey değildir. Hatta o şöyle bir tesbitte bulunur: “Çocuk, bu (korku ve akılsızlık) duruma ulaşır ulaşmaz ve bütün bağımsızlığını ve özgüvenini kaybeder etmez... öğretmen bu çocuktan memnuniyet duyar.” (s.100)

 

Tolstoy, öğretmenleri bir heykeltıraşa benzetir ve şöyle der: “İyi bir heykeltıraş, dengeli güzel bir heykel çıkarmak için çamuruna bir şeyler ekler ve çıkarır. Kötü bir heykeltıraş ise daima daha da fazla materyal ekler.”(s.123) Bu biraz Aristo’nun form biçim meselesindeki ham mermer ve ondan fazlalıkları ayıklayarak “ide” halinde bulunan düşüncenin şekil almasına benzer. Her bir çocukta farklı hal, yetenek ve anlayış vardır; öğretmen öğrenciye sadece kendisini açığa çıkarması için yardımcı olmalıdır. Baskı, kural ve ezbere bilgi yüklemeden tamamen içten gelen bir duygu ve anlayışla bu gerçekleşmelidir.

 

Tolstoy için okulların problemi uygulanan eğitimden daha ziyade buraların gereksiz vakit geçirilen yerler olmasıdır. Oysa okullarda öğrenciler sadece ihtiyaçları olanı öğrenmelilerdi ve gereksiz bilgilerle kafaları doldurulmamalı, ezberci eğitimden kaçınılmalıydı. O’nun bu husustaki görüşleri oldukça serttir: “Okullar, hükümet tarafından bir sürünün çobanı değil, bir çobanın sürüleri olarak düzenlenmiştir.”(s.101) Hatta, bir Rus köyünde ameliyat aletlerinin satıldığı bir dükkân açmanın hiçbir anlamı olmaması gibi tecrübenin doğruladığı, talebin olduğu şeyleri öğretmeyen bir okul açmanın da bir anlamı yoktur, der. Tolstoy bunları söylerken mevzuyu çözümsüz bırakmaz ve Tasyana Polyana Okulları ile olması gerekenin Tolstoycasını göz planına diker. Bu okullar pedagojik laboratuvar gibiydi. Çiftçi çocukları vardı. En başlarda belli bir düzen olmayan bu okullarda kendiliğinden bir düzen oluşuyordu. Öğretmenler öğrencilerden soruları tek tek cevaplama şeklinde bir uygulamaya asla girmez, sınav yapmaz ve öğretmenin baskın bir role bürünmesine -utangaç öğrencilerin katılımı olsun diye- asla izin verilmezdi.

 

Sınav yapılmamasını açıklarken oldukça makul gerekçeler ileri süren Tolstoy şöyle der: “Sınavlar, bir çocuğun gerçek öğrenmenin ne olduğu konusunda yalnızca aklını karıştırır. Sınava hazırlanmayı öğrenme ile denk tutmaya başlar.” (s.114) Bilhassa üniversitedeki sınavlar tamamen profesörü memnun etmek üzerine kuruludur. Nitekim ders anlatımlarında da öğrenci hocasının anlatımını sorgulayamadığı için zaman içinde araştırma zevk ve heyecanını kaybetmekte, sadece sınava ve nota endeksli bir eğitim öğretim faaliyeti yürütülmektedir. Tolstoy, buna şiddetle karşı çıkar ve her fırsatta eleştirir.

 

Ve son olarak Tolstoy’un eğitim tarifi... O, eğitimi, “bir insanı geliştiren, dünyaya ve yeni bilgiye karşı daha geniş bir bakış açısı kazandıran bütün etkilerin toplamı”(s,138) olarak tarif eder. Öğretimi ise sınırlı bir bilginin kişiden kişiye aktarılması olarak görür ve bunun dar kafalılık olduğunu söyler. Nihayetinde bu, Tolstoy’un bakış açısına göre verimsiz, uygunsuz ve imkânsız uygulamadır. Tolstoy, öğrenim ve öğretimin hem eğitime hem kültüre bağlı olduğunu ileri sürer ve şöyle der: “Eğitim kısıtlama altındaki kültürdür. Kültür özgürdür.” Nitekim soylulardan eğitimli olmasına rağmen nice cahiller vardı ve yine çiftçilerden okuryazar olmadığı halde birçok üniversite mezunundan daha kaliteli bilgiye sahip olan vardı. Bu programlı bir eğitim yahut öğretim neticesi elde edilmiş bir netice değil tamamen irfani bir durumdur.

 

Tolstoy’un Eğitim Anlayışının Tesiri ve Tenkidi

 

Tolstoy, bir eğitimci olarak değil de daha çok bir edebiyatçı ve dindar filozof olarak tanınmış durumdadır. Öğretmen kimliği hele hele pedagojik makaleleri çok az bilinmektedir. Oysa Tolstoy’un eğitime dair düşüncesi, hem kıta Avrupa’sında, hem Japonya ve Güney Afrika’da yankı bulmuştur.  Amerikalı eğitim uzmanı ve yazar George Dennison, yirminci yüzyılın en önemli filozoflarından Ludwig Wittgenstein, Hindistan’ın sivil hareket önderlerinden Gandi bunlardan birkaçıdır. Her üçü de Tolstoy’un eğitim anlayışından etkilenerek okul kurmuş ve yürütmeye gayret etmişlerdir. Diğer taraftan Tolstoy’un kendi kızı da Rusya’da birçok okul kurmuş ve çalışmalarını babasının çizdiği istikamette götürmeye gayret etmiştir. Bunun dışında henüz Tolstoy yaşarken “Tolstoyculuk” diye bir akım oluşmuş ve bu akım mensupları samimi olarak Tolstoy’un düşüncesinden hareketle geniş bir eğitim sahası oluşturmaya gayret etmişlerdir. Ancak bu akımdakiler, kendilerini tekrar etmeye döndükleri için bir zaman sonra savundukları “özgür düşünce” den uzaklaştıklarını fark etmiş ve dağılır gibi olmuşlardır. Diğer taraftan Wittgenstein’ın okulda aşırı öfkelenmesi, şiddet uygulaması ve zaman zaman öğrencilerle tartışması bu okulunda geleceğini tartışmalı hale getirmiştir.

 

Aslında teoride güzel olanın pratikte bazı eksiklerinin çıkması normaldi. Çünkü genel ilkedir; bazen de iş içinde öğrenilir ve bir kurama dönüştürülür. “Bilinen aranılır”, “İnsan aradığının ne olduğunu bilmezse bulduğunun da ne olduğunu bilemez” hikmetleri malum. Bu maluma aslında Tolstoy da yabancı değildir. O’nun bir metodunun olması -nihayetinde yukarıdan beri anlattığımız şey hâliyle bir metottur -ve neyin doğru, neyin yanlış olduğunun muhakemesini yaparken kurduğu nispetler mevzunun bazı kurallar içerdiğini göstermektedir. En azından sınav yapmama, baskı oluşturucu soru sormama, dilediğin saatte gelebilirsin gibi temalar birer kuraldır. Diğer taraftan bütün fikir sadedinde bakıldığında, Tolstoy’un fikirleri parça hüviyetinde oldukça kıymetlidir. Yeter ki puzzle örneğinde olduğu gibi doğru bir şekilde yerine konulsun. Nihayetinde ezberci eğitim, sınava dayalı eğitim, okullarda katı kuralcılık, gereksiz bilgi yığını ve sair gibi mevzularda Tolstoy oldukça geçerli eleştiriler getirmiştir. Çoklu bir ölçme değerlendirme sistemi geliştirebileceği gibi öğrencilerin okul içinde bazı derslerde “özgür konu seçimi, anlatım ve davranış belirleme” hakkı olmalıdır. Ancak bunun istismara kapı açmaması için hazır bulunmuşluk hali öğrenciye kazandırılmalıdır. Nizam ve belli bir müfredat olmadığı bir yerde eğitim-öğretim sonucu ortaya çıkan kazanımların gözlenemeyeceği herkesin malumudur. Nitekim Tolstoy’un bir müfredatı yahut disiplini yok değildir, sadece onun seçimini çocuklara bırakmıştır ve o kendiliğinden oluşacak bir sürece tabiiyet beklemektedir. Mümkün yahut değildir ancak bunun her okulda yahut her toplulukta tatbiki aynı olmayabilir. Bu yüzden kısmî de olsa toplayıcı bir usul ve müfredat olmalıdır. Nitekim bu kendisiyle birlikte hareket edilen doğru hükmünde olur, isterse yolda değişikliğe uğrasın. Nihayetinde son elde edilen terkip, kendisiyle hareket edilen fikir olur.

 

Tolstoy, öğretmenlerin pedagojik olarak kendilerini yetiştirmesine ve çocuğun tetiklediği bir etkileşime açık olunması gerektiğine oldukça fazla önem verir. Bu aslında bütün içinde zaruri olan bir şeydir ve hakikaten de bu etkileşim içerisinde olmayan öğretmen başarısız olmakta, sınıfla iletişimini koparmakta ve yalnızlaşmaktadır. Oysa birebir olsun, grup halinde olsun, öğrencilerle “akıl ve mantık” düzeyinde değil, samimiyet dolu bir iletişim ve hissi yakınlık kurulduğunda, öğrencilerin en kötüsü bile önemli mesafeler kat etmektedir. Öğrenciyi bilgiye boğmak, onun papağan gibi bu bilgiyi tekrar etmesinden zevk almak ise kötü bir heykeltıraş örneğini hatırlatmaktadır. Nitekim günümüzde yapılan en büyük hatalardan biri de “öğrenciyi gereksiz bilgi bombardımanına tutmak” değil midir?

 

Eğitim öğretim ayrımını yaparken “kültür” kavramına dikkat çekmesi aslında hali hazırda günümüzün en önemli problemini yüzyıl önce dile getirmesidir. Nihayetinde günümüzde problem eğitim-öğretim faaliyeti değil bir kültür eksikliği yahut yokluğudur. Mütefekkir’den öğrendiğimiz gibi kültürün manalarından biri de, öğrenildikten sonra insanda kalan hassadır. Yani arının balı, ineğin sütü, tavuğun yumurtası. Ezbere bilgi, bilgi değil, malum. Bir takım tekrarlar ve ona uygun sorularla bu tekrarlardan seçme yapıp cevaplamak ise başarı hiç değil. Bilme faaliyeti neticesi, nerede ne otladığın değil, süte dönüştürüp dönüştürmediğin önemlidir. Ezberci eğitimde “koyun nerede ne otladığını çobana göstermek gibi bir memuriyet” içinde hareket eder. Oysa gerçekte öyle midir; koyun süt verir. Yani aldığı, topladığı özden yepyeni, farklı renk ve tatta orijinal bir ürün verir. İşte bu kültürdür. Günümüzde zaruri olan da bu manada bir kültür inkılabıdır. Tolstoy’un eğitim anlayışı parça tavsiyeler yahut öneriler olarak ciddiye alınmalı ve bütün içinde eğitim ve öğretim faaliyetini daha güçlü kılıcı bir pedagojik değerlendirme olarak görülmelidir. Yoksa bütün halinde ve kendi dışındakileri red ile tatbiki mümkün değildir. 

 

Nihayetinde, “Tolstoy bile eğitsel yazılarının hiçbir zaman eğitim sorunlarına kesin, nihai bir cevap olarak planlanmadığını kabul etmiştir. Bununla birlikte, Tolstoy, gözlemlerinde hepimizin anladığı haliyle eğitimin bazı inkâr edilemez yönlerini keşfeder. Eğitimin özü gibi Tolstoy’un görüşü de ahlaki bir görüştür. Eğitim, öğrencinin ve diğerlerinin iyiliğini hedeflemelidir. Ve bu hedefe ulaşmak için okullar, öncelikle öğrencilerin içindeki iyiliğin farkına varmalıdır. (s.240) 

 

Kaynakça: Moulin, Daniel. Eğitici Tolstoy. İstanbul: Hece Yayınları, 2011.

 

Aylık Dergisi 168. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Eğitime Tolstoy Aşısı
Yorumlar
Haber Yazılımı