Haber Detayı
13 Nisan 2022 - Çarşamba 13:12
 
Gelecekte İhtilal - Necip Fazıl Kısakürek
Gençliği; her memlekette nüfusun yirmide birinden eksik olmayan okur - yazar gençliği, öğrencisi ve öğretmeniyle büyük gençliği kuşatabilmek lâzımdır. Ruhu, maddesi, diyalektiği, nefret ve aşk hedefleriyle kuşatılacak ve techizatlandırılacak bu gençliğin, ilk (aksiyon) farikası da, gayet hareketli, seyyar, seyyal, çevik, gözükara ve hudutsuz fedakâr olması...
Aktüel Haberi
Gelecekte İhtilal - Necip Fazıl Kısakürek

Artık (monarşi – krallık idaresi) diye basit hedeflere karşı bir ihtilâl mevzuu kalmamıştır. Bunlar son Afrika ve Anadolu cenubundaki memleketlerde görülen mini ihtilâllerle ortadan kalkmıştır. Ortada birkaç mostralık ülkeden başka da, “melik” veya “kral” ünvanı altında bir örnek yoktur. Fakat feciin fecii ve günden güne modalaşmakta şu hal vardır ki, eski "melik”lerin yerine, hemen hepsi asker, diktatörler ve onların (oligarşi - hizip idaresi) tipleri geçmiştir. Sadece, ellerine silâh emanet edilmiş olmanın imtiyazından faydalanarak (monarşi)lerini deviren ve (oligarşi)lerini kuran bu tipler, Afrika'nın şimalinden başlayarak Asya'nın Anadolu cenubu Akdeniz kıyılarını yalayan ve oradan Basra körfezine doğru uzanıp Mezopotamyayı içine alan ve Pakistan'a kadar ulaşan, zelzele hattına benzer bir şerit üzerinde, sefil, komik, fikirsiz, çilesiz, mazi ve istikbal murakabesinden yoksun, en sığ plânda taklitçi ve yafta bilgilere dayalı bir ihtilâlcilik oyununa rejisörlük etmektedir. Öz nefsinin gafili olduğu kadar, taklide yeltendiği Batının da cahili bu tipler, hakikatte, Doğu âlemini Batı kültür emperyalizmasına ezdirmiş, türlü ülkelerde türlü örnekleri yaşayan mücerret bir küfür modelinin aynı kalıptan dökülme maketleridir; ve istikbâlin ihtilâlleri bakımından başlıca hedefi teşkil etmek mevkiindedir. Batinin madde terakkileri önünde kendisine yeni bir ruh arama buhranına düştüğünden habersiz ve bu feci buhranın 19'uncu Asır ortalarından başlayıcı seyrinden bilgisiz bu tipler, kolayca başardıkları ihtilalle muazzam bir ideolocya plâtformasına dayalı, en zor bir ihtilâl şekline devr ve tazmin etme borcundadırlar. Bunlar, hem büyük mütefekkir eksikliği sebebiyle asırlardır içinden, hem de son asırda bedavacı mukallitler vasitasiyle dışından çökertilen Doğu âlemini, iki dünya arası mahsup sırlarına âşina, yepyeni, şahsiyetli ve bütün insanlığa aradığı muvazeneyi vâdetmekte liyakatli bir nesle bırakmak zorunun kılıcı altındadırlar Yıktıkları biçare idarelere karşılık ülkelerini çaresiz kılan bu (enkizisyon) rahipleri, karşılarına çıkarılacak, atom bombası gücünde bir Doğu (Rönesans)ı hareketiyle büyük ihtilâl davasının İstakbâlde Şark bölümünü ihtar ediyorlar.

 

Eserimiz ideolocya esasları üzerinde derinleşmeyen, bu noktayı öbür kitaplarımıza bırakan ve doğrudan doğruya (aksiyon) dâvası üzerinde bazı (ideolojik) izlerle yetinen bir terkip belirttiği için istikbâlin ihtilâllerini, bir gebeye dışından bakarcasına böylece mevzulandırıp bir de Batı dünyasına kısa bir göz atalım:

 

Bugün Batının, Türkiye ile beraber en fazla korkması gereken ihtilâl, beklenmedik bir anda ve her yerde patlak vermesi mümkün bir komünizma hareketidir. Böyle bir davranışa Avrupada en müsait ülke olan Fransa, bilmelidir ki, 2 asırdan 14 yıl eksiğiyle kendisinin getirdiği, asıl kıvamını daha önce İngilterede bulan ve en son Amerika'da ocaklaşan demokrasi ve liberalizma artık tabiî ömrünü tamamlamıştır; ve kendisini medenî sanan dünya, bizzat kendi madde keşiflerinin (otamat) kölesi haline geldikten sonra, yeni baştan maddeye tahakkümünü sağlayabilecek yeni bir nizam ve ruha erememiştir.

 

O halde:

 

O halde, onun, menfi tarafından en korkacağı, Ortaçağ barbar akınlarından farksız bir komünizma istilası ise, müspet tarafından ümit bağlayacağı şey de, (Hitler) ve (Musolini)nin berbad ve maskara ettiği bir ruhçuluk ve mâneviyatciIk hamlesidir. Bu hamlenin hedefi de, yatalak demokrasi, hasta liberalizma ve zabıtasız kapitalizmadan başka bir şey olamaz ve tek düşmanı komünizma olduğu halde, onunla mecburî bir hedef iştiraki belirtse bile sahte ve gerçek arası incelikleri belirtici bir iş ve mâna (kriteryum - kıstas)ına erişebilir.

 

Bu da, inanciyle (materyalist), fakat hayatı ve mizaciyle (mistik) Rusya bir tarafta; inanciyle (anti materyalist), fakat hayatı ve mizaciyle (materyalist) Amerika öbür tarafta, zıt veya zıtlıkları içinde aynı, iki kutba karşı Avrupanın bir “Haçlılar” kıyamına kalkması yönünden düşünülebilir.

 

Görülüyor ki, istikbalin büyük hareketleri, artık, parça ve ucuz ihtilâl sınırını aşmış ve hem içeriye, hem dışarıya doğru, kıt'a ihtilâl ve inkılâbı çapına ulaşmıştır.

 

Bahsimizi ve eserimizi yine ihtilâl sanatının mânivelâsina ait hükümlerle nihayetlendirelim:

 

Evet ihtilâl bir sanattır, fakat “sanat için sanat” değil de, yüce bir gaye için sanat... Son zamanların maskara ihtilâllerinde, büyüğünü yapamamanın tiknefesliği içinde, iş, “sanat için sanat”ı da en pespaye derecesine düşmüştür. Her şey "yapabiliyorum ya; yapayım da görsünler!" den ibaret...

 

Bu işin büyüğü, ulvîsi, münezzehi nasıl olur?

 

Günümüzün madde ve ruh şartlarına göre “olamaz!" gibi bir şey...

 

Dâvanın ideal ve (ideolojik) cephesini Doğu ve Batı yönlerinden kitap başlıkları halinde ortaya döktük. İş şimdi "eliye sahasına dökülünce, yine temas etmiş bulunduğumuz mesele çıkacaktır:

 

HALK İHTİLÂLLERİ, SİLAHLARIN BUGÜNKÜ TERAKKİSİ ÖNÜNDE TARİHE KARIŞMIŞTIR; VE HİÇ BİR İHTİLÂL ONA ORDU KARŞI ÇIKTIKÇA YAPILAMAZ!

 

Bu hükmü bir mütearife bedahatiyle kabûl edince kendi kendisine şu riyazî hükme varmak gerekiyor:

ORDUYU KAZANMADAN İHTİLÂL BAŞARILMAZ!

 

Orduyu kazanmaya çalışmaksa her yerde ve her kanunda suçtur; ve daima ilmî zaviyeden belirtelim, bir ihtilâl zümresinin gözünde suç diye bir hürmet ve riayet mevzuu olmasa bile “cürm-ü meşhut” dedikleri cinsten “suç üstü” yakalanmayı gerektirici bir iştir. Buna da hiçbir ihtilâlci zekâsı yanaşamaz. Orduyu (direkt) tesir yollariyle devşirmek mümkün olmayınca, uzaktan ve suç tarafı (kamufle – örtülü) fikirlerle elde etmeye çalışmak kalıyor. Bu da, bir “mücerred”in yavaş yavaş telkini olarak “müşahhas”a intikal ettirilip ettirilemeyeceği meçhûl ve neticesi kefaletsiz bir tarz... Ordu, subaylar heyeti demek olduğuna göre onların tek tek ruhlarını işgal ve sonra bu ruhları demetleyip harekete kalbetmek, ancak merkezden muhite doğru bir câzibe yolu açmakla kalır, nazariyeden ileriye geçemez ve mutlaka muhitten merkez istikametinde gelecek bir dış tesirle birleşmesi iktiza eder.

 

Bu dış tesir de gençlikten başkası olamaz.

 

Gençliği; her memlekette nüfusun yirmide birinden eksik olmayan okur - yazar gençliği, öğrencisi ve öğretmeniyle büyük gençliği kuşatabilmek lâzımdır.

 

Bütün bu ilmî izahlardan sonra, işte, son yıllarda komünistlerin memleketimizde takip ettikleri usûlleri daha yakından görüyor ve anlıyorsunuz.

 

Ruhu, maddesi, diyalektiği, nefret ve aşk hedefleriyle kuşatılacak ve techizatlandırılacak bu gençliğin, ilk (aksiyon) farikası da, gayet hareketli, seyyar, seyyal, çevik, gözükara ve hudutsuz fedakâr olması...

 

Yazıklar olsun ki, bu hassaları da, vatanımızın ruh köküne bağlı gençlikte değil, Moskova reçeteleriyle iş gören komünistlerde buluyoruz.

 

Simdi bizim gençliğimize ait bir hususiyeti mühürleyelim:

 

Bizim gençliğimiz, Büyük Doğu fikir dokuma tezgâhının 32 yıllık çileli çalışmaları neticesinde artık dâvayı her kutbiyle kavramış, üstün ideâle varmış, onun geleceğe doğru muazzez dölünü hazırlama yoluna girmiş ve olanca faaliyeti kanun çerçevesinde ruh nakkaşlığından ibaret kalmış bir sınıftır; ve bugün Türkiye'yi birdenbire avlama teşebbüslerine en sağlam mâni, bu gençlik olduğu gibi, Türk vatanı üzerindeki bin yıllık hakkını ilân etmek vazifesi de yine onundur. Bu gençlik ihtilâl yapmaya değil, dâvasını ve milletini korumak için onun nasıl yapıldığını bilmeye memurdur.

 

Necip Fazıl Kısakürek. İhtilal. İstanbul: 12. Basım. Sy. 385-389

Kaynak: Editör:
Etiketler: ihtilal, necip fazıl,
Yorumlar
Haber Yazılımı
barandergisi.net/