Haber Detayı
03 Eylül 2018 - Pazartesi 10:07
 
Her Oluşun Vardığı İz: Peygamberler - Şule Parmak
Kültür&Medeniyet Haberi
Her Oluşun Vardığı İz: Peygamberler - Şule Parmak

Geçmişe ve geleceğe ışık tutucu mahiyetteki tüm oluşlar Peygamberlerin açtığı yolda ve ortaya koydukları prensiplerde aranmalıdır. Bu manada İbda Hikemiyatı’ndan bir tez: “Peygamberler olmasaydı, medeniyet olmazdı. İnsanlık olmazdı ki!..” Bu tez, yeni zaman ve mekânda  insanlığa olunması gerekenin nisbet noktasını berrak olarak sunmaktadır. Yazılanlardan çok daha fazlasını barındırdığından, “Fikirde müphem olmak” ölçüsünü başa alarak belirtebiliriz ki; bu tez tüm insanlık tarihinin verimlerinin ilk nüvesini, hakikat arayışındaki insanlığa olanı ve olması gerekeni gösterici ve kanıtlayıcı olmak manasını haizdir.

 

İlk insan, ilk Peygamber; Hz. Âdem (a.s) ve ilk dil  O’nunla var. Düşünce tarihi bir peygamberle başlamakta, 124.000’e vardığı bildirilen peygamberler silsilesi ve onların tesir ettikleri ile yol açılmakta; Tüm Peygamberlerden devşirilen çeşitli hikmetlerle bir tarih; topyekûn Düşünce tarihi, Medeniyetler tarihi, Peygamberler tarihi, İslâm tarihi kısaca insanlık tarihi oluşmakta. Bu minvalde her Peygamberin bir kıssası yani tarihi mevcut ve bize bildirilen yahut bildiğimiz ise sınırlı. Kur’an-ı Kerim’den öğrendiklerimizle beraber, Hadîs-i Şerifler vasıtasıyla öğrendiklerimizde, mevcut ve yine tarih bilgimiz içinde devşirdiklerimizde, bahis mevzu tezimiz de söylenenleri vuzûha kavuşturmada aydınlatıcı olacak ve meseleye ışık tutacaktır.

 

Maziye Bakan İzler

 

Tüm Peygamberler tevhid inancını dolayısıyla İslâm’ı yaşamış ve yaşatma mücadelesi vermişlerdir. Belirli bir zaman ve mekâna bir yahut birkaç peygamber gönderilmiş, her dönem Peygamberinin getirdiklerine nisbetle yeniliklere gebe olmuştur. Ayrıca o yeniliklerin ihtiyaç olarak belirmesi de kimi zaman Peygamberlerin gelişine bağlı olarak açığa çıkmıştır. Hz. Nûh(a.s)’a en doğru şekilde gemicilik ve imalatın öğretilerek o zaman diliminde bunun gösterilmesi bir yeniliktir. Ayrıca ondan ilham alınarak oluşacaklara gebe olarak kabul edilebilir. Topyekûn zaman ve mekânın Peygamberi ise Allah Resûlü. O’nun kurduğu nizam tüm ümmete bırakılan en üstün medeniyetin ölçülerini vermektedir.

 

Hadîs-i Şerif ile bildirilmiştir ki Yüce Allah, Hz. Âdem’i yeryüzüne indirdiğinde her şeyin sanatını ona öğretmiştir. Hz. Âdem (a.s) düşünce dünyasında ufuk açıcı olurken, buna bağlı olarak doğacak ihtiyaçların çözümünde de yol gösterici olmuştur. Hz. Âdem’in Allah-u Teâla’ya verdiği sözü unutması neticesinde, anlaşma ve akidlerin yazılarak şahidler huzurunda yapılmasının emredildiği kayıtlar arasındadır. Kalemle ilk yazı yazan ve yazı yazma konusunda ilk konuşanın ise Hz.İdrîs(a.s) olduğu kaydedilmiştir. Allah Resûlü Hz. İdrîs’in kum ile yazdığını buyurmaktadır. Onun, Hz. Âdem’in ömrünün 308 yılına kavuştuğu bilinmektedir. Tarihte oldukça ehemmiyet atfedilen, tarihi devirlerin ayrımı kabul edilen yazı hakkındaki bu bilgiler bizlere farklı bakışlar sunarken, Peygamberlerden devşirilenlerin varabileceği noktayı göstermesi bakımından mühimdir.

 

Siyaset Peygamber mesleği olarak kabul edilir. Peygamberlerin hâdiselere ve muhataplarına yaklaşma biçim ve üslupları, insanları idare ve sevk istidadı kendilerine mahsus özel haller içerisinde en iyisi olarak tezahür etmiştir. Öyle ki yüzlerce yıl inancının mücadelesini veren Peygamberler küfründeki inadında ısrarcı olanlara karşılık da muhatablarına eşsiz bir yaklaşım sergilemişlerdir. Onların çağrısı hikmet ve güzel öğütle gerçekleşmiştir. Yine Hz.Davud, Hz.Süleyman(a.s.) gibi Peygamberler “hükümdar”lıklarında en üstün seviyede adaleti sağlayıp, ardından geleceklere devlet nizamının olması gereken modelini sunmuşlardır. Peygamberler, bir şehir halkını hakikate çağırırken zamanları içerisindeki en üstün toplumu oluşturmaya çabalamışlardır. Bunun en mükemmel hali Peygamber Efendimiz’de görülmektedir ki, O yapyıklarıyla hem medine(şehir)nin hem medeniyetin oluşmasında liderlik etmiştir. Peygamber Efendimiz(s.a.v) nice engellere rağmen hiçbir zaman çöllere çekilmemiş, mükemmel bir model oluşturacak şehir ve toplum meydana getirmiştir.

 

 “Kutsal kitaplar insanlara farklı diller, faydalı besinler, gemi yapımı, demirin yumuşatılıp işlenmesi, hayvancılık, ziraat, akıl yürütme, hukuk, siyaset, ticaret gibi dünyevî konulara dair ilk bilgilerin nübüvvet aracılığıyla öğretildiğini haber vermektedir.” (DİA, 2007) Peygamberler gönderildikleri halklara ahlâki değerler vaz ederken bunu tüm iş ve oluşların içerisinde tatbik ederek göstermişlerdir. Misal olarak ticarette ahlâkı tavsiye ederlerken aynı zamanda gerekli olan araçların yapımında da yol gösterici olmuşlardır. Ticaretin mükemmel şekilde gerçekleştirilebileceği ortamı hazırlamak da bunlara dahildir.

 

 “Tefekkür tarihi boyunca görülen bütün düşünceler, kendi çıkış zamanlarındaki dinin mihengi içindeler.”(Mirzabeyoğlu 2014: 122) Ortaya çıkmış dinler yahut çeşitli unsurlara atfedilmiş ilahi özellikler gibi inançlar da Peygamberlerin tesirinden gayrı hareketler olarak düşünülemez. Bildirilenlerle sınırlı düşündüğümüz Peygamberlerin hayatlarını, malumat sahibi olmadığımız binlerce Peygamber gönderilmiş olduğuyla beraber düşünürsek onların izlerinin dinler, düşünceler ve nice buluşlara temel dayanak olduğunu daha iyi kavrayabiliriz. Bu kadar çok dil ve ırkın tek insandan nasıl türediğine dair sual edenler de buradan paylarını alabilir. Farklı mekânlarda ihtiyaca binaen üretilen araçlara; birbirinden habersiz toplulukların farklı ses ve kelimelerle isimlendirmesiyle çok sayıda konuşulan bir dil oluşmuştur. Şu da var ki; insanlar sapıklığa düştü diye bir peygamber gönderilebildiği gibi kimi zaman yalnızca bir peygamber gönderildi yahut gönderilecek diye bir âlem halk edilebilir. Kuru akılla düşünenlerin anlayamayacağı bu ve benzeri oluşlar Peygamberler tarihi sahnesinde bilenlerin malûmudur.

 

İstikbâle Bakan İzler

 

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu şöyle diyor:”Medeniyetleri anlamanın ölçüsü ahlâk ve ahlâkın hakikati de İslâm.” Bu minvalde peygamberler en üstün ahlâkın her oluşta göstericisi olmuşlardır. Ferdi anlamda iç alem düzeni ve toplum planındaki dış alem düzeninde edeb ve ahlâk “işletici sıfat” olmuştur. Peygamber Efendimiz de “Ben ahlâki mekarimleri tamamlamak üzere gönderildim.” buyurmaktadır. Peygamberler siyasete, iktisada, hukuka, eğitime, aileye ahlâkı işlemişler ve devlet çapında “en yüksek ahlâk fikrini” yerleştirmişlerdir.

 

“Peygamberler öğretmeseydi, her şey ne ise o olur, müsbet ve menfi idraki, değer ölçüsü ve hükmü olmazdı.” (Mirzabeyoğlu 2013: 16-17) İnsanlığın değişmez suali olan varoluş gayesine cevap vererek en iyi, en doğru, en güzele yönelten Peygamberlerdir. Bu bakış Peygamberlerin bildirdiklerinin zamanlarını aşan ölçüler de getirdiklerini belirtir. Peygamber Efendimizin din anlayışı, eşya ve hadiselere bakışı, O’nun açtığı yoldan medeniyet inşa etmiş ve edecek olanlara pusulayı daha başta vermektedir. Ayrıca Peygamberlerin getirdiklerine tabi olmadan özlenen bir nizamın kurulamayacağını da gösterici mahiyettedir.

 

Medeniyet kavramının geniş açılımlı fikirler sunduğu malûmdur. Medeniyet dediğimiz vakit akla gelen, gelişigüzel bir hayat tarzından ibaret olmamalıdır. Kökeninde şehir kelimesi bulunan medeniyet tüm kurumlarıyla inşa edilmiş nizamı da belirticidir. Eğitim, sağlık, güvenlik, ticaret vb. hizmet kurumlarından bütün imar planına kadar hepsi buna dahildir. Hz. Süleyman, Hz. Davud(a.s) gibi Peygamberlerin kurdukları şehirler ihtiyaçlara cevap verici altyapı hizmetleri, şehrin temizliği, yapıların intizamı gibi örnek teşkil eden birer model olmuşladır. Bu şehirler daha sonraki nesillere müreffeh hayat ve sağlam idare ruhunu yansıtmışlardır. Ne zaman ki istikametten sapılmış, ahlâki tefessüh yaşanmışsa şehirler de insanlığa sıkıntı veren viranelere dönüşmüşlerdir. Bugüne bakan yönüyle bu örnek dahi Peygamberlerin her iş ve oluştaki tutunulacak dal olması gerektiğini göstermektedir. Eğitimde, sağlıkta, adalette, sanayide, ticarette, mimaride vb. medeniyetin görünüş alanlarındaki kalitesizliğin sebebini, Peygamberlerin bütün fikirden hareketle işlediği nizamdan kopmanın neticesinde aramalıyız.

 

Batı ise kendi dünya görüşünü ve ona nisbetle bina ettiklerini medeniyet kavramıyla ifade edip ötekileştirici tavır takınmıştır. Batı’nın ahlâki değerleri ayak altına alıcı ve onu tüm sahalardan emici bu tavrına karşılık afallamış ve ezik hislere bürünmüş insanlığa  Büyük Doğu-İbda “yenilenmiş anlayış” olarak bir reçete sunmaktadır. Peygamberlerin izleri kılık kıyafet ve adab-ı muaşeret gibi önemli küçük ayrıntılardan, devletler ve milletlerin kurumlarına, hukuklarına; tekniklerini üzerlerinde gösterdikleri ilimlere kadar varmaktadır. İslâm medeniyetlerinin tarihteki görünüşleri de bundan mülhemdir. Ve tüm bunlar “medeniyet buhranı” yaşandığı iddia edilen günümüz insanlığına cihanşümul bir medeniyetin ancak dün olduğu gibi yarın da sadece Peygamberlerin izini takip etmekle kurulabileceğini göstermektedir.

 

Nihai Sözümüz

 

Peygamberler olmasaydı, medeniyet olmazdı. İnsanlık olmazdı ki!..” tezinden hareketle Büyük Doğu-İbda mimarlarınca yenilenen “anlayışımızla” geliyoruz. “Buna memur, buna mecburuz.”

 

İstifade Edilen Kaynaklar

1-Kesîr, İbn. Peygamberler Tarihi. C:1-2 çev. Hanifi Akın. İstanbul: Çelik Yayınları, 2017.

2-Mirzabeyoğlu, Salih. İstikbâl İslâmındır. İstanbul: İbda Yayınları, 2014.

3-Mirzabeyoğlu, Salih. Necip Fazıl’la Başbaşa. İstanbul: İbda Yayınları, 2013.

4-Yavuz, Yusuf Şevki. Nübüvvet. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (c. 33, s. 279-285)

 

Aylık Dergisi 167. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Peygamberler,
Yorumlar
Haber Yazılımı