Haber Detayı
03 Eylül 2019 - Salı 16:26
 
Hikaye Devam Ediyor - Zinnet Çelik
Yalanlarından bahsetmeyeceğim bile... çünkü kalpleri sadece organlara kan pompalayan bir et parçasına dönüşecek merhaleye vardıran yolların her taşının altında pozitivist aklın, ölü çiçeklerin vazoda bıraktığı suyun kokusu kadar kesif merhametsizliği, vahşiliği vardı.
Edebiyat Haberi
Hikaye Devam Ediyor - Zinnet Çelik

“İki tür hikâye vardır, gerçek olanlar ve gerçek olması gerekenler. Okuyacağınız hikâye gerçek olması gereken bir hikâyedir” diye yazmıştı; J.R.R Tolkien Yüzüklerin Efendisi serisinin ilk kitabının sunumunda...

 

Şimdi mevzuunu edeceğim ve bizzat şahitlik ettiğim şeyin ise, ömrümün 43 yılını geçirdiğim mekan ve insan hikâyesinin insanî ve vicdanî mânâda “gerçek” olmaması gerekiyordu oysa.

 

Boş bir sayfaya kelimeleri yerleştirmenin zorluğu bir yana, öfkemi inceltip seyreltme gayretiyle, bir yakınımı kapının eşiğinde bekletir gibi...

 

Şubat 2005...

 

Büyük bir olay...

 

SSK mensupları ilk kez devlet hastanelerinden ve serbest eczanelerden istifade edebilecek; SSK eczanelerinin -pek çoğu plasebo olan- ilaçlarına ve kuyruklarına olan muhtaçlıkları sona erecek ve biz de buna vesile olacaktık.

 

Heyecanlıydım; iyi bir şeydi. Çok iyi hem de...

 

70’li yaşlarda, eşi emekli hakim olan teyze için ise berbat bir gündü.

 

Emekli Sandığı statüsü ile sağlık hizmeti aldığı yerlere SSK’lı canlıların “doluştuğunu” şöyle ifade etti çaresizce;

 

-“Hastanelerin de havası bozuldu. Doluştular. Kat kat etek, sıkma baş. Tamam biz de inançlıyız da, onu demek istemedim, ne gerek vardı?”

 

Hafriyat kamyonu yükünün kasasını boşaltırken çıkardığı sesin verdiği rahatsızlık neyse öyleydi; kulaklarımda bıraktığı... Ama bu kadarla kalmayacaktı elbette.

 

Kendisi nihayetinde yaşlıydı ama çocukları ve torunları ne yapacaktı?

 

İnancı da bu kadar başı boş bırakamaz; terbiye etmek de lazımdı.

 

Devam etti:

“Bunlar doktor olarak o kıyafetle, ne bileyim. Ne güzeldi buralar, herkes şık... Bugünler için mi çizmeleriyle uyudu kar üstünde...”

 

“Bak ne güzel senin gibi modern..”

 

Ben hakaret olarak algılayıp “sensin modern” demiştim içimden. Çünkü hastaydı ve cevap vermek de “siyasî içerik” olacaktı.

 

Medeniyetten hiç bahsetmeden tıpatıp kendisi gibi görünmenin ezberinden mülhem tekebbürün yüksek dozunu “27 Nisan e-muhtırası”ndan sonra çocukları ve torunları haykıracak ve benim için ilk kez koşarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a oy vermeye gideceğim günler başlayacaktı.

 

27 Nisan ile birlikte gelen güven hissi, kurtuluş günlerine erişinceye kadar kurgulanmış, hafızasız, çakma platolarda yaşarken, Fransız Devrimi kavramlarından aparma agnostik “inanç”larını dahî terk edecek, bildirideki “TSK laiklikten taraftır” cümlesi ile akciğerin nefes alıp verme kabiliyeti için lazım olan oksijeni sadece kendilerine, kedilerine ve köpeklerine yetsin diye tüplere doldurup platolarında stoklayan tüccarlara nispet, hınç kitlesi olarak “Cumhuriyet mitingleri”nde vücut bulacaktı.

 

Şu “plato”nun kısa tarihinden de biraz bahsedeyim;

 

İstanbul Boğazı’nın -Karadeniz girişi Marmara çıkışı- ya da tam tersi- ilçesi, eskilerin sayfiye yeri dedikleri Sarıyer merkezinin sakinleri, 90’ların başından itibaren ilçenin periferisindeki hafif tarımla meşgul, büyük çoğunluğunu toprak sahibi “muhacirler”in oluşturduğu köylere değil köylerin periferisine dubleks villalı mahallelerin kurulduğuna şahit oldular.

 

Bu bir platoydu.

 

Dışında kalan yerler ise getto!..

 

“Gezi kalkışması”nı bina ettikleri “yaşam tarzı” sadece bu platodan ibaretti.

 

Yalanlarından bahsetmeyeceğim bile... çünkü kalpleri sadece organlara kan pompalayan bir et parçasına dönüşecek merhaleye vardıran yolların her taşının altında pozitivist aklın, ölü çiçeklerin vazoda bıraktığı suyun kokusu kadar kesif merhametsizliği, vahşiliği vardı. Hikâye devam ediyor.

 

Aylık Dergisi 179. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Hikaye, Devam, Ediyor, -, Zinnet, Çelik, , ,
Yorumlar
Haber Yazılımı