Haber Detayı
04 Eylül 2015 - Cuma 23:40
 
Hilal ile Haç'ın Ringe Çıkışı! II - Fatih Turplu
Tarih Haberi
Hilal ile Haç'ın Ringe Çıkışı! II - Fatih Turplu

1964 yılında devrin Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu Sonny Liston’du. Liston otuz iki, Cassius Clay ise yirmi iki yaşındaydı. “New York Times” gazetesi Miami'de yapılacak bu karşılaşmanın galibinin (Listın) olabileceğine o kadar emindi ki boks yazarlarından hiçbirisini o geceki maça yollamadı... Sadece hiçbir yazısı yayımlanmamış bir muhabirini, o da dağılmış suratının fotoğraflarını çekmek için yollamıştı.

Boks otoritelerinin hemen hemen hepsi (Kesyüs Kley)in yeni tarzına ve hızına mukâbil rakibi karşısında pek dayanamayacağını, rakibinin onu darmadağın edeceği fikrinde ortaktılar. O vakitler pek revaçta olan ve otoriteler kadar bu işten anlayan bahisçiler bile (Listın)ın galibiyetinden o kadar emindiler ki (Kesyüs)e 1/7 oranında şans tanıyorlardı...

Big Bear-Büyük Ayı Sonny Liston

Aslında herkesin (Soni Listın)dan yana olması günün şartları değerlendirildiğinde ve iki boksör kıyaslandığında (normal) sayılabilir; çünkü (Listın) önüne geline deviren ve tâbiri caizse her yumruğu ile rakibini kamyon çarpmış bir hâle getiren bir (performans) sergiliyordu. Önceki Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu Floyd Patterson'u ilk raundta yere sermiş, (Pitırsın) balyoz gibi inen yumruklardan korunmak için başını ellerinin arasına gömmekten başka bir şey yapamamıştı. Bu öyle bir galibiyetti ki tarihte ilk raundta kazanan Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu olmuştu.  Daha sonraki maçta ise yine ilk raundta rakibini yenerek bileğinin gücünü ispatlamıştı. Ona taktıkları lakap cüssesi ve tipini tahayyül etmenizi sağlar sanırım: Big Bear-Büyük Ayı!

Boks dünyasında tarzları bakımından (ve hayatları) birbirlerine çok benzeyen iki boksör varsa bana kalırsa bunlar herhâlde Mike Tyson'la (Soni Listın)dır. İkisi de rakiplerini çok kısa sürede deviriyor ve ikisi de balyozvârî yumruklarına güvenerek ringe çıkıyorlardı. İkisi de uzun soluklu maçlara dayanaklı değillerdi ve rakiplerini ilk raundlarda devirmek zorundaydılar; iki boksörün de profesyonel kariyerlerine bakıldığında kazandıkları maçların çoğu ilk raundlardakiler, kaybettiklerinin de raundların uzadığı maçlar olduğu kaba bir bakışla bile görülebilir. İkisi de bütün maçlarını ağırlıklı olarak 1, 5 ve 6. raundlarda kazanmıştırlar ve ikisinin de kariyerleri boyunca 10. raunda uzanan maçlarının sayısı bir elin parmakları kadar değildir...

İkisi de çalkantılı bir hayat yaşamışlar ve yine her ikisi de şöhretin getirdiği sarhoşlukla kariyerlerini heba etmişlerdir. İkisi de uyuştucudan harap olmuş ve kariyerlerini bu sebebten kaybetmişlerdi. Hatta, ikisi de son çıktıkları en mühim maçta Müslüman birer boksör tarafından fena hırpalanarak kariyerlerindeki dönülmez uçuruma yuvarlanmışlardı; (Listın)ı Ali, (Mayk Taysın)ı ise Jamaica asıllı İngiliz vatandaşı Danny Williams yendi. Yeri gelmişken (Deni Vilyıms) ile alakalı hafızamda yer etmiş iki mühim bahsi buraya not edeyim; birincisi, “Uğura inanmam, Allah'a inanırım ve gücümü Allah'tan alıyorum!” diyen (Vilyıms)ın 30 Temmuz 2004'te Türkiye vakti ile sabaha karşı (Taysın)la yaptığı maçı arkadaşlarımla TV'den seyretmiş ve (Taysın) yerde oturur ve boş gözlerle etrafa bakarken (Vilyıms) kendisine uzatılan mikrofonlara "Elhamdülillah!" diyerek karşılık verdiğini duymuştuk. Maçı bizlere aktaran (spiker) ise (Vilyıms) sanki bu sözleri hiç sarfetmemiş gibi duymazdan gelmesi pek acayibimize gitmişti. Belki (spiker) TV yetkililerinden çekinmişti, şu yahut bu sebebler; farketmez, Müslüman bir boksörün (hem de İngiliz vatandaşı) galibiyetinde bu denli rahat olmasına mukâbil "bizimkiler"in bu görmezden gelmesi beni çok şaşırtmıştı ki büyük ayıp! İkincisi ise, bahsettiğim ayıbın bu sefer bizzat (Vilyıms) tarafından hem de Türkiye'de yüzümüze vurulması ki, “bizimkiler” bakımından daha da büyük bir ayıp: 2005'te Ailesiyle Antalya'ya tatile gelen (Vilyıms)a “niçin Türkiye?” diye sorulduğunda şu harika cevabı veriyor: “Tatilimi neden mi Türkiye'de geçiriyorum? Çünkü ben Müslüman'ım. Türkiye de Müslüman bir ülke ve buradaki yiyecekler helal. Türk insanı cana yakın ve misafirperver. Sonuçta Müslümanlar kardeş ve sizler de benim kardeşimsiniz.

(Soni Listın) Ali gibi fakir bir aileden geliyordu. Muhammed Ali’nin “bana attığın yumruk öyle sertti ki Afrika'daki atalarım bile hti.” diyerek yumruklarının hakkını teslim ettiği İngiliz boksör Sir Henry Cooper'in “fakirlik” ile “boksörlük” arasındaki bağlantıyı anlattığı sözlerini hatırlıyorum; (Kupır), zengin ailelerden genellikle boksör çıkmadığını, boksun bir hırs işi olduğunu ve boksta zirve yapmış bütün isimlerin ailesinin fakir olduğunu söylüyordu. Ona göre fakir ailelerin çocukları boks yapmak için “yeterli” hırsa sahiptir. (Listın) da böyle bir aileden geliyordu ve ufak-tefek soygun işlerine de bulaşarak hapse girmişti. Babalarından sürekli dayak yiyen on dört kardeşten birisi olan (Listın), boksu Malcolm X'in üniversitelere benzettiği hapishânede öğrenir. 1953 yılında başlayan boks kariyeri Ali'yle 1964 Şubat'ında yaptığı maça kadar zirveye doğru ilerlemiş ve tabiri câizse bu sporun tahtına, Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonluğu'na kadar uzanmıştır. Kariyeri, daha önce de benzetme yaptığımız (Taysın) gibi Knock Out-Nakavt'lar kariyeridir. Toplam maçlarının neredeyse yüzde yetmişikisi (Ko) ile kazınılmıştır.

Hayatının sonu ise (trajik) olmuş ve Ali'yle daha sonra yaptığı ikinci maçın ardından ondört ay boksa ara vermiş, tekrar geri dönmüş bazı galibiyetler almasına mukabil 1970 yılında bir sabah evinde ölü olarak bulunmuştur. Ölümünde (mafya) ile girdiği ilişkilerden ötürü bazı şaibeler mevcut olsa da "su testisi su yolunda" hesâbı kaybolup gitmiştir. Bir önemi var mı bilmem ama not olarak şu bilgiyi de paylaşalım: dünya çapında tanınan ABD'li blues gitaristi ve bestecisi B. B. King (Listın)ın yeğenidir.

İlk Büyük Maç Etrafında Muhammed Ali ve Malcolm X

Muhammed Ali'nin yeni tarzı ve şiire benzeyen konuşmaları boksa alakayı artırmış ve gazetelerde bu maçla alakalı polemikler neredeyse Amerika gündeminin en mühim haberleri arasına girmişti. Tabiî bu mevzudaki en tetikleyici isimlerden biriside şehid Malcolm X'ti; esasında Ali'nin bu denli ortalığı velveleye verebilmesinin ardında Malcolm X yatıyordu. Ali'yi bir öğrenciyi sınava hazırlar gibi maça hazırlayanMalcolm XAli'nin (Listın)ı yenebileceği fikrini onun kafasına sokmuş ve inanan bir insanın önünde dünyevî hiçbir gücün duramayacağına onu inandırmıştı.

Malcolm X, bugünkü Ilıman İslamcı'lar'a benzer bir sahtekar olan Elijah Muhammed'in "İslam Milleti" isimli ırkçı (ne tuhaf bir tesadüf(!) ki, bugünkü Ilıman İslamcı'ların memleketimizdeki baş aktörlerinden Fetullah Gülen de bir ırkçıdır; şu an cezaevinde bulunan gönüldaşlarımızdan İsmail Uysal'ın ilk ağızdan bana anlattığı bir hatırasına göre, kendisinin milliyetçi hislerinin gençlik heyecanıyla biraz yoğun olduğu zamanlarda, bir camide bizzat Fetullah Gülen'in ağzından “Ne mutlu Türküm Diyene!” sözlerini duyunca “yuh” diye iç geçirmiş ve böylesine bir adiliği minberdeki “hoca”nın yapabildiğine şaşmış kalmıştır. Kaldı ki, “demeç”leri, yayın organlarının ve “hizmet hareketi”nin ırkçılığını bilmeyen mi var? Fakat bana göre, bir mü'min'in şehadeti yeter de artar bile!) teşkilatının foyalarını işte bu sıralar sorguluyordu... Yakın zamanda çekilen ve gösterime giren bir belgeselde 2011 yılında hayatını kaybeden 70'li yılların Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonları'ndan olan Joe Frazier bile Muhammed Ali için “Malcolm X ona bir sürü yeni kelime öğretiyordu; hocalığını yapıyor ve benim aklıma, hayalime bile gelemeyecek kelimeleri ona öğretiyordu” demiştir... Ali'ye takılan “geveze” lakabı ve onun durmadan kendisini öne çıkartarak kendi reklamını bir nevi kendi yapması Malcolm X'in "erken dönemlerinde öğrendim ki, eğer bir şeyi istiyorsan, biraz gürültü yapsan iyi olur" sözünde aranmalıdır.

Malcolm X o günlerde Ali'nin hayatında öyle çok yer ediyordu ki (Mayami)deki kampına onu ve ailesini davet etmişti; Ali antrenmanını bırakmış ve havaalanında bizzat Malcolm X'i karşılamak için kendi gitmişti...

Manning Marable’nin Pulitzer Tarih Ödüllü “Malcolm X Arayışlarla Dolu Bir Hayat” isimli eserinde bu ziyaret hakkındaki şu alaka çekici bilgi aktarılır: “Havaalanındaki bu beklenmedik karşılama bir casus tarafından yerel FBI şubesine bildirildi. Doğrusu Büro henüz Clay ile siyah ayrılıkçılar arasında bir irtibat saptamamıştı ve Miami’deki FBI ofisi öylesine şaşkına dönmüştü ki 21 Ocak’a kadar Washington’a durumla ilgili bilgi gönderemedi.”

Bu ziyaretle alakalı alaka çekici bir başka (anekdot) ise Malcolm X hakkındadır, onun davası uğruna dur durak bilmeden nasıl çalıştığını anlatır ki Malcolm X'in o sıralarda altı yıllık evliliğindeki ilk kısa tatili işte bu (Mayami) ziyeretidir... Şehid Malcolm X'in Ali'yle olan yakınlığı herkesi şaşkına çevirir ve maç organizatörleri maçın iptaline uzayacak kadar hâdiselerin önüne geçmek için Ali'den X'in basın önünde gözükmemesini isterler ve aralarında bir "uzlaşma" sağlanır.

(Marable)nin biraz evvel belirttiğimiz eserinde anlattıkları, bizim, Malcolm X'in Ali üzerindeki etkisinin zannedildiğinden daha fazla olduğu iddiamızı haklı çıkarır niteliktedir:

Clay’in antrenörü Ferdie Pacheco daha sonraları şöyle diyecekti: ‘Malcolm X ile Ali çok yakın iki kardeş gibiydiler. Neredeyse birbirlerine âşık gibiydiler. Clay’in gözünde Malcolm 'yeryüzündeki en zeki siyah adam'dı. Malcolm X zehir gibi zeki, ikna edici ve büyük liderler ve azizler gibi karizmatikti. Bu özellikler kesinlikle Ali’ye de geçiyordu.

Aynı sene içerisinde Malcolm X'in hakiki İslâm yolunu seçmesiyle araları açılmış ve Muhammed Ali İslâm Teşkilatı'nın tarafını tutmuştur. Muhammed Ali gençliğinin verdiği toylukla hocasına sırt çevirmiş ve hayatının ilerleyen yıllarında bu mevzuyu “hayatımın en büyük pişmanlıklarından birisi” olarak nitelemiştir..

Malcolm X'in protokol için ayrılan yerden, yedi numaralı koltuktan seyredeceği, daha doğrusu Amerika ve dünyanın gözünün çevirdiği bu maç için söyledikleri aslında bizim bütün diyeceklerimizi, niçin bu bahsi bu denli ayrıntılara inerek anlatmaya çalıştığımızı anlatıyor:

Bu maç gerçek adına yapılan bir maçtır. Hilal ile Haç’ın ringe çıkışıdır bu; hem de ilk kez. Çağdaş bir haçlı seferi, bir Müslümanla bir Hristiyanın, televizyon başında bekleşen bütün dünya karşısında kozlarını paylaşmasıdır bu!

"Hilâl ile Haç’ın ringe çıkışı"

“Kalacak Liston kral, Cassius Clay’la karşılaşana kadar

Moore dörtte düştü, Liston sekizde biter”

O zamanki adıyla (Kesyüs Kley) her yerde böyle söylüyordu; radyoda, televizyonda, sokakta... Hatta otobüslerin üzerine bu türlü “şiir”lerin olduğu çıkartmalar yapıştırıyor, meşhur boks (spiker)lerinden Orhan Ayhan'ın deyimiyle “kendi PR'ını kendisi” yapıyordu. Bir yanda siyah-beyaz çatışması, bir yanda Amerikan dış politikasının verdiği gerginlikler, sokak hâdiselerinin art arda çoğalması, Malcolm X'in “ne uzlaşma/ne teslim/ne hiçlik/yalnız mutlak fikir'de birlik” dercesine hem Siyah Müslümanları ve hem de ABD hükümetini karşına alması, meşhur “komünist av”ları, (mafya) ve diğer ekonomik sıkıntılar; fikirde, sanatta, iktisatta ve sosyal hayattaki bu gerilimden doğan “elektrik” bu maçı öyle büyük bir maç yapmıştı ki, sanki maçın neticesi ne olursa olsun, herkes, bir rahatlama ortamına girecek gibi bir his altına girmişti. (Kesyüs Kley) veMalcolm X yakınlığı ise işin "tuzu-biberi" olmuş, işin içine (Efbiay)da girmiş ve mevzu Malcolm X'in deyimiyle “Hilal ile Haç’ın ringe çıkışı”na dönmüş, bu yanıyla da Afrika'dan Türkiye'ye uzanacak bir genişlikte herkesin gözü-kulağı Malcolm X'in şehid edilmesinden bir sene dört gün önceki tarihe, 25 Şubat 1964 günü Convention Hall Miami Beach, Florida'da  yapılacak olan maçtan gelecek neticeye çevrilmişti.

“Kim lan bu karı kılıklılar?”

Yücel Tuğan'ın deyimiyle "boksun diğer sporlardan farkı, içindeki oyun unsurunun maç öncesine kaymış olması"dır; maç öncesinde (Kesyüs Kley), o zamanki lakabıyla “Luizvilli geveze” öyle bir çığırtkanlık yapmıştı ki tam da istediği gibi (Listın) sinirden deliye dönmüştü. Maçtan önce basın önündeki buluşmalarında Ali'nin neşeli ve kendinden emin tavırlarının aksine rakibinin pek “keyfi” yok gibiydi. Bana kalırsa Ali'nin de istediği buydu; çünkü, Ali'nin ringteki bütün maharetlerine mukâbil (profesyonel) kariyerindeki her maç neredeyse maçtan önce kazanılıyor, maç günü ve saatinde ise kendi malını almaya gelmiş tüccar gibi malını-galibiyetini almak için ringe çıkıyordu. Ali'nin büyük bir boksör olmasındaki ve sayılmasındaki temel sebeblerden birisi de Ali'nin bu işi ringin dışında hayatın başka şubeleriyle öpüştürmesinde yatıyordu. Fikrin-Malcolm X'in elindeki yumruk-Muhammed Ali'nin bütün sırrı ve sihri esasında hayatın her şubesini kapsayan imanından geliyordu...

Ringler, sözün bittiği ve yumrukların konuştuğu yer bu işin bir nevi hasadının toplandığı yerdi.

 “Buna er meydanı derler bunda söz olmaz!

Maçtan önce basın ve doktorlar önünde tartıya çıktıklarında (Kesyüs) elinde Afrika'dan getirdiği bir sopa ile çılgınlar gibi zıplıyor ve “Şampiyon benim! Bana o büyük, çirkin ayıyı getirin!” diye bağırıyordu. Liston ise “bu maçta birisi ölecek!” diye mırıldanıyordu ama sinirli ve gayet sessizdi. Ali'nin, Ali gibi “çılgın” birisinin karşısında ne yapacağını şaşırmış vaziyetteydi; esasında (Listın)ın dediği gibi de oldu ve maçtan sonra onun boks kariyeri “öldü!”

(Kesyüs)ün yaptığı bu çılgınlar yüzünden kendisine 2.500 dolar ceza kesmişlerdi; ama “hasat”tan toplayacağı 25 milyon değerindeki manevî “para”nın yanında ne önemi vardı. Maç günü Ali'yi aşağılamak için önemli hiçbir muhabirini yollamayan (Niv York Tayms) yetkilileri o günü "formalite'den bir maç" saydıkları için yirmi altı yaşındaki genç yazar Robert Lipsyte'yi yollamıştı. Onun yaptığı ilk iş ise maçın yapılacağı salon ile hastahâne arasındaki en kestirme yolu öğrenmek oldu; tek maksadı maçtan sonra Ali'nin dağılmış yüzünü fotoğraflamaktı... Maçtan önceki atmosferi şöyle anlatıyor genç muhabir: “yoğun dolu bir odada gerçekleşen bir (pandomim)di herşey; (Kesyüs)ün nabzı 120 atıyordu ve (Listın)ın iki katıydı

Doktorlar neredeyse Ali'nin maça çıkmaması gerektiğine karar vereceklerdi. (Kesyüs) sakinleştirildi ve muayenesi tekrar yapıldı. (Listın) boyunun kısalığından ötürü (Kesyüs) otururken o ayakta durmaya çalışıyor hatta görgü şahitlerine göre boyunu yüksek göstermek için hamleler yapıyordu. Miami Boks Komisyonu baş hekimi Dr. Alexander Robbin maç için iki boksörün de sağlık sorunu bulunmadığını açıkladı daha sonra...

Maçtan önce Boston'lu bir gazeteci (Kesyüs Kley)e "bütün bu artistlikleri para için yapıyorsun, değil mi?" diye bir soru sorar. (Kley) ise “Ah! Evet! Ben para kazanıyorum, dışarda patlamış mısır satan, içecek satan garibanlar para kazanıyor ve hepsinden önemlisi sana yazacak iş çıkıyor. Bak bu kış gününde gazeten seni sıcacık (Mayami)ye yolluyor; bunun için, sen de kazanıyorsun!” der.

Maç öncesine ait ilginç bir (anekdot) ise meşhur İngiliz müzik grubu “Beatles” ile alakalı; o vakitler şimdiki kadar meşhur olmayan bu grup maçın favorisi olarak gördükleri şampiyon (Listın) ile bir görüşme yapmak istemektedirler. Gençler arasında yeni yeni (idol) hâline gelmeye başlayan bu müzik grubuyla "şampiyon"u fotograflamak gazetecilerin tek maksadıydı ve o günlerde bu iş büyük bir haber niteliği taşıyordu. Hoş, magazin haberleri bugün de "büyük haber" niteliği taşıyor ya ayrı mevzu...

(Soni Listın)a bu durumdan haberdar edilince “Not with them sissies” dedi; yani “bu nonoşlarla fotoğraf çektirmem!

Bunu duyan grubun öncülerinden John Lennon “buradan defolup gidelim!” diyerek kızdı ve geri döndüler. “Şampiyon Liston, hergele züppe Clay’ı maçın başında nakavt eder” diye düşünen (Bidıls) üyeleri İngiltere'den Amerika'ya kadar gelmişken bir de (Kley)in yanına uğramaya karar verirler ve onun antrenman yaptığı ve bugünkü “Miami Beach” içinde kalan "5th Street" Spor Salonu'na giderler. Ali'nin (Bidıls) ile olan meşhur fotoğraflarının hikâyesi işte böyledir. Gerçi onlar istediklerini elde etmişler ve "şampiyon" ile fotoğraf çektirmeyi de başarmışlardır... (Bidıls)ın ziyareti sonrası (Kley) bir muhabirin kulağına eğilerek fısıldamış “Seni, bugün o dört hergeleyle soyunma odasında gördüm. Kimdi lan o karı kılıklılar”

Ancelo Dandi ve eldivenlerdeki sır

İki boksör ringe çıktığında herşey başlamıştı. (Listın) kızgın ve hızlı bir giriş yapmak istedi ve ilk 30 saniye içerisinde iki sol yumruğu (Kley)e ulaştırdı. Kendini toparlayan (Kley) ilk raundu dans ederek geçirdi.

İkinci raundta (Listın) biraz daha sakinleşti ve hatta bir defa da olsa (Kley)i köşeye sıkıştırıp iyi bir sol (kroşe) atabildi. Daha sonraları Ali bu yumruktan epey zarar gördüğünü söyleyecektir... Tabiî bu arada (Kley) “titiz bir örümcek gibi” rakibinin sağ gözünün altını yokluyor, seri bir biçimde onun etrafında dönerek Büyük Ayı'nın kovanını yağmalamaya bakıyordu.

Üçüncü raunda gelindiğinde (Kley) ringin kontrolünü eline almış gözüküyordu. (Listın)ın dizleri bükülmüş genç ve hızlı rakibi başını döndürmüş ve sağ gözünün altı morarmıştı; maçtan sonra tam o noktaya sekiz dikiş atılmıştı. (Listın)ın gözünü öyle morartmıştı ki bir gazeteci “gözünün altında adeta bir fare var!” diyordu. Les Keiter ringin kenarından “bu yüzyılın çöküşü olabilir!” diye bağırarak maçın neticesinin ne olacağını kestirmişti. Mort Sharnik ise “(Kesyüs) bir-iki kombineyle (Listın)a vurdu; sağ gözünün altında bir fare vardı. Sonra diğer gözünün altını da aynı hâle getirdi. Zırhlı savaş gemisini delmişti (Kesyüs). Ben kendi kendime ‘tanrım (Kley) kazanıyor’ dedim!" diye tarif ediyor o anları...

(Listın)ın bazı sert yumrukları da (Kley)in nefesini kesmiş gözüküyordu ve bir an onu köşeye sıkıştırmıştı. (Les Kitır)a göre (Listın)ın yakaladığı ve maçtaki en mühim anlardan birisi de budur; fakat bundan sıyrılan (Kley) (Listın)a bağırdı: “you big sucka, I got you now- işte şimdi seni yakaldım büyük pislik!”...

(Kley) kaybediyor mu?

Dördüncü raunda gelindiğinde (Kley) rakibiyle arasındaki mesafeyi koruyor meşhur dansını yapıyordu. Fakat birden bire sonraları “bana ne halt olduğunu bilmiyordum!” dediği bir şey oldu; iki gözü de feci şekilde yanmaya başladı. Hiçbir şey göremiyor ringte körü körüne dolaşıyordu. Yirmi iki yaşındaki genç (Kley) otuz iki yaşındaki güçlü ve tecrübeli şampiyon rakibine yenilecek miydi?

Aralarında Sugar Ray Leonard ve George Foreman da dahil olmak üzere on beş dünya şampiyonunu yetiştiren (antrenör)ü Angelo Dundee bu raundu zor bela atlatan (Kley)in eldivenlerini temizledi gözlerini bolca suyla yıkadı. Bu maçtan yirmi beş yıl sonra katıldığı NBC Televizyonu özel programında bu hâdiseyi şöyle anlatır: “Ali ‘ben onu indireceğim!’ diye bağırıyordu. Ben ise ‘dur, otur!’ dedim. Serçe parmağımı gözlerinin içine sokarak temizlemeye çalıştım. Gözleri cehennem gibi yanıyordu. Bana kalırsa Ali'nin gözlerini zehirlemişlerdi.” Yedek eldivenleriyle maça devam eder (Kley)...

Bu kargaşadan ötürü maçın hakemi Ali'nin maçı bıraktığını zannederek neredeyse onu (diskalifiye) etme noktasına gelmişti. (Ancelo Dandi)nin mükemmel zekâsı ve iş bitiriciliği Ali'ye dünya şampiyonluğunun yolunu açmaya devam etti.

Esasında Üstad Necip Fazıl'ın “beyaz kağıda sütle yazılmış yazı” diye nitelediği “kader”in cilvesine bakın ki, Ali'nin getirilen yedek eldivenlerle maça çıkıyor olması yine (Dandi)nin 1963'teki bir müdahalesine dayanır. O güne kadar boks maçlarında tek eldiven kullanılıyor ve kimse yanında yedek eldiven getirmiyordu. Ali'nin “bana öyle sert vuruyordu ki, Afrika’daki atalarım hissediyordu” dediği (Sör Henri Kupır)la Wembley’de dövüşürken dördüncü raundta Ali öyle sıkışıyor ki (Dandi) ufak bir hileyle Ali'nin eldivenlerini kesiveriyor. Yedek eldiven de hâlihazır da bulunmadığı için kısa bir ara verilmiş oluyor ve Alinefesini toplayarak maça geri dönüyor ve (Kupır)ı yeniyor. Boks federasyonu ise bu maçtan sonra yeni bir karar alarak maçlarda yedek eldiven bulundurulmasını şart koşuyor; işte bu karar aynı zamanda Ali'ye dünya şampiyonluğunun da önünü açan bir karar olmakla beraber “kader”in o bilinmez, çözülmez tezgahını bize bir defa daha hatırlatıyor. (Ancelo Dandi)nin Ali gibi biyografisi yazılması gereken bir başka tecrübe küpü olduğunun da bu vesileyle altını çizelim.

Hakem Felix Barney daha sonraları bu mevzuya dâir Ali'nin (diskalifiye) olmaktan son saniyede kurtulduğunu, neredeyse maçı bitirmek üzere olduğunu söyleyecektir. Şu an ismini hatırlayamadığım bir  gazeteciyse (Listın)ın maç esnasında bazı kereler vurmaktan çok yumruklarını Ali'nin yüzüne sürttüğünü gördüğünü söylemektedir. Kaldı ki, David Remnick (Listın)ın bu hâdiseler esnasında “işte bu kadar!” dediğini onun Köşe Adamı'ndan duyduğunu söyler. Daha evvel (Listın)a yenilen Eddie Machen ise bu hâdise üzerine “aynı şey daha önce onunla maç yaparken benim de başıma gelmişti ve sanki Liston bunun olacağını bilir gibiydi” demiştir.

Beşinci raunda gelindiğinde (Kley) rakibini ancak bir gölge şeklinde görüyordur ve raundu bu şekilde bitirir.

Ve zafer...

Altıncı turda (Kley) "Ali Shuffle" denilen dansına başlamıştı; rakibinin düşmediğini üstüne üstlük dans ettiğini gören ve gözleri dayak yemekten davul gibi şişen, kanayan (Listın) ise iyice çöktü. Altıncı raund böyle geçti ve iki boksör zilin çalmasıyla yedinci raund için geri dönmek üzere köşelerine çekildi. Aradan çok az bir zaman geçtikten sonra ring kenarından yayın yapan Howard Cosell “bir dakika bekleyin, bekleyin!” diye bağırdı. “Bekleyin, (Listın) çıkmıyor!”...

Yedinci tur için zil çalmış ama (Listın), şehidimiz Malcolm X'in deyimiyle “Haçlılar'ın temsilcisi” Müslüman boksörden kaçmıştı. Ringteki kargaşadan “tarihe geçtiğini hisseden” (Kley) ringin ortasına doğru ve gazetecilere doğru dönerek bağırdı: “Eat your words -sözlerinizi şimdi yiyin!” Ve ardından deliler gibi bağırmaya başladı: “Ben en büyüğüm, dünyayı sarstım!”... (Kley) teknik nakavt kararıyla maçı kazanmıştır...

Rakiplerinin hangi turda yere devrileceğini ve maçı bırakacağını önceden söyleyen (Kesyüs Kley) bu sefer yanılmıştı:

Kalacak Liston kral, Cassius Clay’la karşılaşana kadar

Moore dörtte düştü, Liston sekizde biter

Mesele şampiyon olmak değil şampiyon olarak kalabilmekteydi; Malcolm X'in telkinleriyle Müslüman olduğunu henüz açıklamayan (Kley)in önünde, karşısına alacağı bütün bir Amerikan kamuoyu ve (Listın)ın ona  yeni bir meydan okuyuşu vardı. Tüm bu olanlar karşısında (Kesyüs Kley) nasıl bir davranış sergileyecekti acaba?

Aylık Dergisi, 131. Sayı, Ağustos 2015

Kaynak: Editör:
Etiketler: Hilal, ile, Haç'ın, Ringe, Çıkışı!, II, -, Fatih, Turplu,
Yorumlar
Haber Yazılımı