Haber Detayı
01 Mart 2019 - Cuma 14:30
 
İdealist Bir Mimar: Turgut Cansever
Kültür&Medeniyet Haberi
İdealist Bir Mimar: Turgut Cansever

Mimarî ve mimarî tefekküre verdiği değerle kültürümüzde çok önemli bir yer tutan Turgut Cansever, İBB Kültür Daire Başkanlığı ve Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şubesi’nin birlikte düzenlediği “Bilge Mimar Turgut Cansever Özel Programı” ile anıldı.

 

Turgut Cansever’in kızı Emine Öğün’ün konuşmacı olarak yer aldığı programın takdimini TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı gerçekleştirdi. Turgut Cansever’in büyük bir medeniyet perspektifine sahip nadir mimarlarımızdan biri olduğunu dile getiren TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı, şunları söyledi:

 

“Yaşarken kıymetini bilmediğimiz gibi, maalesef vefatından sonra da o dev şahsiyetin fikirlerinden hakkıyla yararlanma, o muazzam birikimi memleketimizin istifadesine sunma noktasında da epey ihmallerimiz oldu. Onun dünyayı güzelleştirecek eserlerinden yöneticilerimiz mutlaka haberdar olmalılar. Onun okunması, yarının şehirlerinin kurulması, bugün ve dün yapılan hataların yapılmaması adına elzemdir. Bütün büyük adamlar gibi yaşadığı çağda tam anlaşılamadı Cansever. Biz de millet olarak büyük hazineye sahip çıkmadık. Fakat hâlâ tahrip edilmemiş evleri, sokakları, mahalle ve şehirleri korumak ve kalan son güzellikleri gelecek nesillere ulaştırmak için Cansever iyi okunmalı, iyi anlaşılmalıdır.”

 

Tevhidî Mimarî Anlayışı

 

Programda konuşan Turgut Cansever’in kızı mimar Emine Öğün, şunları söyledi:

“Özellikle müslüman memleketlerdeki sanat alanındaki dışa vurumlarda getirdiği çözümleme Turgut Cansever’i derinden etkiliyor. Mesela; “tektoniklerin kümülatif bütünlüğü...” problemi... Bununla şunu ifade etmek istiyor. Tek başına var olma özelliğinin yanında büyük bir bütünün içinde bütünü oluşturan parçalardan biri olma vasfına da sahip bir nesne. Bunlar sütunlar, kemerler, pencereler, her türlü yapısal unsur tektonikleşebilir. İslâm coğrafyasında bu tektoniklerin birbirine eklemlenen her birinde farklı biçimlerde eklemlenme imkânı olan ve böylece “tevhidi bütün”ü oluşturan bir “birim temel taşı” olduğunu fark ediyor. Bu arada Avrupa seyahatinde karşılaştığı Fransız mimar Le Corbusier gibi mimarların mimarîde saflaşma, arınma faaliyetleri de Turgut Cansever’i etkiliyor.”

 

Aynı zamanda babasının öğrencisi olan Emine Öğün, Cansever’in çalışmaları ve mimarî görüşü hakkında şunları anlattı:

 

“Birkaç denemesini zikredecek olursak, Türk Tarih Kurumu binası, Beyazıt Meydanı, Burdur’daki Arkeoloji Enstitüsü, Antalya Karakaş Camii. Bahsettiğim mimarî bütünlüğü özellikle TTK binasında ve özellikle avlu inşaında aradığını görüyoruz. Oldukça “marifet gösterilemeye” çalışılmış bir yapıdır. Üzerinde durduğu önemli bir husus da Anadolu ev mimarisidir. Prizmatik olarak değerlendirilen ve Bodrum’da olduğu gibi, düz damlı kerpiç taşlı evler Mardin, Midyat, Sivas, Erzurum’da, bütün Anadolu’da mevcut. Yapı dili ve yapı tecrübesi doğrudan Osmanlı tecrübesini yansıtıyor ve Cansever bu dili işliyor. Antalya Karakaş Camii’nde belki de meslektaşlarını şok edecek biçimde Anadolu Selçuklu mimarî geleneğini yeniden canlandırma çabası içinde olduğunu görüyoruz. Kubbeli yapı çözümlemesi orada da var.”

 

Beyazıt Meydanı’na yapılan yanlış müdahalenin zannedilenin aksine Cansever tarafından yapılmadığını, bu meydandaki eski saray duvarının önünde II. Beyazıt döneminde inşa edilmiş bir camii ve medrese şeklinde ilginç bir plâna sahip yapı olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:

 

“Hayatın standartlar düzeninden çoğalan bir çeşitliliğe sahip olan insan mimari eserlerde de bu çeşitliliği sürdürmüş. Turgut Cansever, bundan yola çıkan ve hiçbir şekilde matematiksel olmayan İstanbul ve Anadolu mimarisinin, hareket halindeki insanın sürekli keşfetmesine imkân veren bir verim olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Bunun arkasındaki önemli fikrî temel de Muhyiddin Arabî’nin eseri Füsûsu’l-Hikem’dir. Bugünkü şehirleşme algısının ve yeni şehirlerin kurulumunun devamlı matematiksel bir anlayıştan sürdürülmesi Turgut Bey’i en çok üzen durumlardan biriydi.”

 

Cansever’in İstanbul Mimarisine Bakışı

 

Turgut Cansever 1950’li yıllarda birkaç arkadaşıyla beraber, şehirlerde yaşanan büyük değişimlerle birlikte şehrin kimliğinde gördüğü deformasyona sebep olan girişimlere karşı çıkarak Marmara Bölge Plânlama’nın kuruluşunda yer alıyor. Bölge ve ülke ölçeğinde plânlı büyümenin zaruretini ortaya koyuyorlar. Şehir arazinin nasıl rant gözüyle değerlendirildiğini, neden gayr-ı ahlâkî bir kazanca alet edildiğini görüp, 1975’te İstanbul’un nüfusunun 10-12 milyona ulaşacağını, bunun mutlaka engellenmesi gerektiğini, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerin etrafındaki yığılmanın mutlaka kurulacak yeni ve cazibeli şehirlere yönlendirilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Bunun ülke ekonomisi için de çok önemli olduğunu, büyük bir keşmekeş içinde büyüyen şehirlerin aslında verimlilik açısından da tutarsız bir sonuca yol açacağını net bir şekilde söylüyordu.

 

Ancak “erken öten horoz” misâli hiç bir surette dinlenmedi, söyledikleri dikkate alınmadı ve bugüne gelindi. Turgut Cansever’in iki cepheli kimliğe sahip bir şahsiyet olduğunu ifade eden mimar Öğün, bunlardan ilkinin virtüöz mimarlıktan uzak, meslek camiasından çok takdir gören biri olduğunu, hedefine odaklanıp asla şaşmayan bir inatla hareket ettiğini, “Primadonna” olmayı reddeden mütevazilikte olduğunu ifade etti.

 

İkinci olarak, sadece mimarî mekânla sınırlı bir arayış değil, ülke ölçeğinde Osmanlı’nın inanılmaz tecrübesinin farkında, bunun kaybedilmesinden, aşınmasından büyük bir üzüntü duyuyordu. Aynı zamanda İstanbul’un mahvına sebep olan adeta yağ lekesi büyümesinden gönülden yaralanıyor ve arkadaşlarıyla bu gidişin nasıl tersine çevrilebileceğini arkadaşlarıyla sürekli konuşuyor, tartışıyordu.

 

Marmara Şehir Plânlama’nın aslında daha sonra kurulacak olan Devlet Plânlama Teşkilâtı’na zemin teşkil eden bir kuruluş olduğunu hatırlatan mimar Öğün, Cansever’in diğer mimarların yaptığı işleri anlamlandırırken, “mimarî okumak, mimarî kritik yapmak” şeklinde ilginç tahlil ve teşhis üstünlüğüne sahip bir mimar olduğunu söyledi. Mimarlık analizinin mimarlık fakültelerinde dert edinilmediğini ifade eden mimar Öğün, mimarî eserlerin tüm sanat eserleriyle birlikte futbol veya siyaset kadar ilgi gören, az da olsa anlaşılması için çaba sarf edildiğine dikkat çekti. Bu nedenle şehirlerimizin mimarî çöplüğe dönüştüğünü söyleyen mimar Öğün, yakın zamanda babasının mimarî okumasına benzer üslubun İngiliz kökenli, Amerika’da Texas Rangers adlı bir kulübün üyesi olan mimarlık tarihçisi Colin Row’u örnek gösterdi.

 

Rowe’un “Fenomenal Şeffaflık” başlıklı bir metin kaleme aldığını, bu metni okuduğunda İngiltere’ye giden bir hoca grubunun üyesi olduğunu öğrendiğini belirtti. Cansever sanat eserlerine nasıl bakıyordu, genetiği, özü neydi? Türkiye televizyonlarında kendisine “hocam iyi mimarlar yok mu?” sorusuna, “olmaz olur mu filan şahıs var, falan şahıs var, onun Londra’da bürosu var, bunun New York’ta ofisi var” şeklinde cevap vererek mimarlığı çok satan, pazarlanan bir nesne gibi gören bir mimara rastladığını, mimarlıktan demir-çelik-beton silolar yığma marifetinin anlaşılmasından yakındı.

 

Herhangi bir eserin sanat hüviyetini tartışacak mekân veya zemin bulunamamasından şikâyetçi olan mimar Emine Öğün, yeniden tartışma ve sanat mimarîsine sahip çıkacak ortamların oluşacağından ümitli olduğunu söyledi.

 

Mimar Cansever Nasıl Mimardı?

 

Turgut Cansever’in mizacından ötürü “yılmaz yıldırır” lakabıyla anıldığını söyleyen mimar Öğün, bir gün davet konferansta kendisine yöneltilen itiraz ve eleştiriyo “doğrusu çok haklısınız” şeklinde bir girişle cevaplandırmaya başlayıp yaklaşık bir saat kendisini eleştiren mimarın tam aksi görüşünde konferans vermeye devam ettiğini ifade etti.

 

Mimar Cansever’in bildiğini son noktasına kadar savunan, burnunun dikine giden bir idealist, dolayısıyla “fincancı katırları”nı ürküten bir mizaç olduğunu belirten mimar Öğün, özellikle Menderes döneminde İstanbul’daki çarpık yapılaşmaya sebep olanlara adeta kılıcını çekerek karşı koymuş bir mimar olduğunu söyledi. Ancak verilen mücadelenin sonunda sistemin unsurlarının galip geldiğine işaret eden Emine Öğün, bu hususu Beyazıt semtinden örnek vererek şu açıklamada bulundu:

 

“Fatih camii ve çevresinde olduğu gibi Beyazıt Camii’nin de “rijit” bir plânla inşa edilişi Beyazıt meydanındaki tüm müştemilatın dağınık vaziyette oluşu dikkatinizi çekmiştir. Beyazıt’ta geç dönemde yapılmış bir saray kapısı var. 1850’de Mustafa Reşit Paşa, buradaki saray avlusuna Harbiye Nezareti inşa etmeye karar veriyor. Cami ve medresenin kıble ilişkisini hiç gözetmeden Harbiye Nazırlığı’nın kapısına doğru bir atlı yolu yaptırıyor. 1926’da oraya bir oval havuz yapılıyor. Bu havuzun etrafında araç yolu düzenleniyor, birtakım desenler yapılıyor ama oldukça yüksekten bakılınca ancak fark edilir. İnsan gözünün bunu görmesine imkân yok. Beyazıt Camii’nin “son cemaat” mahallinin köşesinden aşağı yukarı 6 metre mesafeden tramvay hattı geçiyor. Hemen dibinde de bir kaldırım var, sürtünmeden geçmek imkânsız. Bu çarpıklık daha sonra “ah oralar ne güzeldi tüm bunlara Cansever hoca sebep oldu” denildi. Aslı şudur; 1950-55 yıllarında verilen dilekçelere rağmen dikkate alınmayıp Karayolu mühendisliğiyle çizilmiş, oranın desenini, Üniversite kapısıyla Ordu Caddesi arasındaki 8 metrelik kot farkını hiç dikkate almadan feci bir karayolu kavşağı inşa edilmiştir. Bu felakete ciddi tepki veriliyor. O sıralarda İstanbullu hâlâ var. Bir çınar kesileceği zaman insanlar sabaha kadar çınarın etrafında bekleyecek kadar hassas ve bilinçli şehirli.”

 

Menderes Dönemi Beyazıt Meydanı

 

Emine Öğün, eski başbakanlardan Adnan Menderes döneminde Turgut Cansever’in Beyazıt Meydanı için verdiği mücadeleyi şöyle anlattı:

 

“Meydana yapılan müdahalelere gösterilen tepkiler sonrası merhum Menderes, çok önemli bir müdahalede bulunuyor. Tekrar üç ayrı isimden proje istiyor. Bir Alman, bir İtalyan ve Turgut Cansever’in de hocası olan kıymetli mimarımız Sedat Hakkı Eldem’e görev veriyor. Turgut bey o sıralar belediyede şehir plânlaması çalışmalarında. 50 kadar kişinin bir gece yaptığı toplantıda herkes fikrini söylüyor. Turgut bey de bir eleştiri getiriyor ve yeni plân sunmak için bir hafta kadar istiyor. Hazırladıktan sonra planını bu üç kişilik heyete sunuyor. Nihayet Sedat hocanın da desteğini alan Turgut hocanın projesi kabul görüyor. Proje uygulanmış fakat süsleri eksik kalmıştır. Meydandaki kıbleye ters durum düzeltilmeye çalışılmış, cami ve medrese arasındaki seviye yeniden düzenlenmiş, rampa ve merdivenler dikkatle düzeltilmiş 1964’te 10 m2’lik maketi hazırlanan proje sonradan imha edilmek suretiyle durdurulmuştur. Turgut bey sonradan bunun davacısı da oluyor. Hatta düzenleme sorasında kırmızı cephe tuğlası kullandırdığı için Turgut bey hakkında “komünisttir, meydanı kızıl meydana çevirmiştir” şeklinde itham bile kullanılıyor. Bu kadar adi saldırılara maruz kalmıştır. Hatta yakın zamanda duyduğuma göre belediye tarafından Turgut beyin projesine göre tekrar düzenleme yapıldığını duydum. Son belediye başkanı Mevlüt Uysal yaptığım görüşme sonrası en tepeden emir verildi, yeni çizimler hazırlandı; güzel oldu fakat bu proje Büyükşehir Belediyesi Plân-Proje Müdürlüğü’ne ıslak imzalı olarak verildiği halde unutuldu. Turgut bey bunu hep yaşadı. Oysa 1980’de Venedik Bienali’nde sergilenen Venedik Üniversitesi’nde üzerine doktora tezi yazılmış bir projeydi bu. Herkes hürmet ediyor “büyük hoca” diye ama durum ortada... Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin inşaı öncesi düzenlenen plan-proje tekliflerinde Kraliyet Akademisi Başkanı Sir Cassel ve Sedat Hakkı Eldem’in de beraberinde bulunduğu yabancı bir heyet tarafından birinci seçildi. ABD’de ikinci seçilmişti. Ancak Turgut bey zeminin çürük olduğunu, inşaına müsait olmadığında ısrar edince başka bir teklif yarışı düzenlendi ve Turgut Cansever’in reddedildiğini bilen ve hocaya saygıda kusur etmiyor görünen utanmadan projelerini ileri sürdüler. Kimse bu insan haklıdır, destekliyoruz denileceğine bugünkü ODTÜ yapıldı.”

 

Projeleri

Sadullah Paşa Yalısı restorasyonu, 1949-1951, İstanbul

Anadolu Kulübü, 1951-1957, Büyükada/İstanbul

Karatepe Açık Hava Müzesi, 1957, Kadirli/Ankara

Türk Tarih Kurumu Binası (E. Yener ile), 1951-1967, Ankara (1980 Ağa Han Ödülü)

Çürüksulu Yalısı restorasyonu, 1968-1971, Salacak/İstanbul

Ertegün Evi, 1971-1973, Bodrum (1980 Ağa Han Ödülü)

Demir Evleri Projesi, Bodrum (1992 Ağa Han Ödülü)

 

Kitapları

Şehir ve Mimarî, Ev ve Şehir, Kubbeyi Yere Koymamak, Şehir ve Mimari Üzerine Düşünceler, İstanbul’u Anlamak

 

Aylık Dergisi 173. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Mimar, Turgut Cansever,
Yorumlar
Haber Yazılımı