Haber Detayı
01 Eylül 2011 - Perşembe 10:39
 
İktisadi Aksiyon Teklifi - Ömer Emre Akcebe
Sermaye sahiplerine düşen siyonistlerin el attığı her sektörde onlara rakib olacak ve onları piyasadan silecek güçlü şirketler kurmaları olacaktır.
İktisat Haberi
İktisadi Aksiyon Teklifi - Ömer Emre Akcebe

Manzara

Üstad Necib Fazıl Kısakürek'in ifade ettiği; “bundan sonra inkılâplar kıtalar çapında olacak”, sözü nisbetinde, global dünyada yaşanan her türlü hâdise de kıtalar çapında cereyan etmektedir. Biz kıtalar çapında cereyan eden hadiselerden, ekonomi meselesinden bahsedeceğiz. Kıtaları başlık olarak kullanarak mevcud manzarayı öncelikle sizlere tarif edeceğiz. Ardından kriz bahsinin arka planında nelerin yattığına değineceğiz ve bir teklifte bulunacağız.

 

Bu zaviyeden bakacak olursak şunu çok açık bir şekilde ifade edebiliriz ki, son yüzyıl içerisinde, iktisadî faaliyetlerin şuur, gaye, usûl ve kuralları tarihin hiçbir devrinde olmadığı kadar hızla değişmiştir. II. Dünya savaşıyla birlikte insan ile makine arasında gelişen münasebetler, bugün tarihin zirvesindedir. II. Dünya Savaşı ve sonrasında gelişen soğuk savaş dönemi belki de insanlık tarihinin madde planında en hızlı yol kat ettiği dönem olarak işaretlenebilir. Devletlerin varlıklarını sürdürebilmek ve söz sahibi olabilmek adına giriştikleri madde planını fetih hamlesi, tek kutuplu dünya düzeni vesilesiyle istikametinden şaşmış ve bizzat toplum planında kendi varlığını ekonomik değer olarak tescillemiştir. Bu vesileyle de madde planının fethi, maddî planda başarılmış gibi görünüyor olsa da madde planı insanlığı fetih hamlesine girişmiştir. İnsanın, ahlâkını eşyaya tatbik etmesi gerekirken, eşya insana teshir eder hâle gelmiştir. Bunun çok farklı perspektiflerden ele alınmasının gerekiyor olması ve mecramızın uygunsuzluğu sebebiyle biz konumuzdan devam ediyoruz.

 

Son dönemde sıkça karşılaştığımız ekonomi haberlerinde en fazla yer kaplayan Avrupa ekonomisinden başlayalım. Avrupa, Avrupa Birliği kurulurken teknolojisini kendisi geliştirip, daha geri kalmış Avrupa ülkelerini de üretici sınıfına yerleştirerek, eski kıtada sorun çıkmaksızın yaşamak gayesindeydi. II . Dünya Savaşı ve sonrasında ki Soğuk Savaş döneminin en büyük muztaribi olan Avrupa, yeniden kalkınma hamlesini tamamlayabilmek ve uluslararası planda söz sahibi olabilmek için bu yola başvurmuştur. Ancak hedeflenen büyüme Avrupa Birliğinin muhtemel problemlerinin de sebebi olacaktır. Yaşanan büyümenin içtimaî planda sebeb olacağı ve olduğu şartlar ahlâkî bir zemine oturtulamadığından üst ve alt gelir seviyelerindeki insanlar arasında ciddi bir uçuruma sebeb olmuştur. İktisadın;  "  insan ihtiyaçlarının temini ve giderilmesi yolunda, şuur, emek, teknik unsur, sosyal ve fizikî çevre şartlarının etkisiyle beliren bir şube; kendi esas, usul ve kuralları içinde, ahlâkî bütüne bağlı alt sistem... " [1] olduğu unutulmuştur. Bunun yerine insan tabiatını oluşturan gazabın ve şehvetin üzerine kurulu iktisadî sistem Avrupa'yı bugünlerine taşımıştır.

 

Hayatın idame ettirilmesi hususunda ifrat halinde tecelli eden şehvet, sosyal ve iktisadî planda, kişinin hikmet kuvvetinin de ifrat halinde olmasıyla kurnazlığı dönüşecektir ve sosyal iş bölümü içerisinde kurnazlık ve aç gözlülüğün sebebi haline gelecektir. Bu içtimaî sistemi örseleyeceği gibi ahlâki kaygılardan uzak olan bu sistem aynı zamanda spekülatörler tarafından da her türlü müdahaleye açık olacaktır.

 

Gazabın ifrat halinde tecelli etmesi durumunda ise kibir, gurur, rehavet, ciddiyetsizlik, nankörlük, mal-mülk ve makama aşırı düşkünlük ve muhalefet gibi kötü huylar meydana gelir. Meydana gelen bu hallerin sebebi itidâl üzere olmayan gazabdır.

 

İktisadî nizamın ahlâkî zemin üzere inşa edilmesi bu iki kuvvetin -ki her ikisi de hem insan da hem hayvan da mevcuddur,- ferdî ve içtimaî planda itidal üzere olmasıyla mümkündür.

 

Bugünün Avrupası, iktisadî esas, usûl ve kurallarını herhangi bir ahlâki zemin üzerine oturtamadığından mevcud vaziyettedir.

 

Dikkat ediniz, Avrupa'daki ekonomik krize bütün olarak baktığımızda açlık ve sefaletle değil, sahip oldukları hayat standartlarını kaybetmek istemeyen insanlarla karşılaşırız.

 

Avrupa içine düştüğü ve yukarıda tarif etmeye gayret ettiğimiz ekonomik buhrandan kurtulamayacaktır. Çok uluslu yapı ve birde ayrıca çok sayıda göçmen barındıran Avrupa'nın etnik yapısı, Avrupa'yı, II. Dünya Savaşı'nın yükseleni olan faşizme doğru sürüklediği artık su götürmez bir gerçektir. Almanya'nın yapacağı fedakârlıklar sayesinde belki bir süre daha varlığını muhafaza edecektir ancak AB yıkılmaya mahkûmdur. Yıkım sonrası ise ayrıca bir bahis konusudur.

 

Amerika'da ise daha farklı bir durum söz konusu... Varlığını II. Dünya Savaşı'na borçlu olan Amerika Soğuk Savaş sonrası Tek Kutuplu dünya düzeninde, hâlen kendi mecrasını bulamadığından ötürü bugünkü ekonomik şartlara sürüklenmektedir. Burada Amerika'da ekonomik kriz olduğu için çığlık çığlığa sevinen büyük bir kitle olsa dahi Amerika'nın ekonomik verileri hâlen onu dünyanın bir numaralı ekonomisi olması gerçeğini değiştirmemektedir. Burada bir parantez açmamız gerekiyor. Şehid Üsame Bin Laden'in hakkını vermeden geçmeyelim. 2001 senesinde Amerika'yı kendi evinde vurmak suretiyle peşine takarak iki çıkmaz sokakta yüz üstü bırakıp şehadet şerbetini içen Üsame diyelim ve devam edelim.

 

Irak'ı petrol için işgal ettiği iddia edilen Amerika'nın işgalin ilk senesinde yaptığı toplam savaş masrafı Irak kuyularındaki petrol rezervinden daha fazladır. Demek ki Amerika'nın Irak bilançosu haddinden fazla açık vermesine sebeb olmuştur. Hakezâ Afganistan'da yiğit mücahidler tarafından yıllardır örselenen Amerikan karizması, ekonomisi, siyaseti bugün seyrettiğimiz manzaranın temel unsurları olarak tarihe geçmektedir. Devrinin aksiyoner İbrahim Ethem'i olan Şehid Üsame Bin Laden'e bu vesileyle selam olsun!

 

Amerika ekonomisi haline bakılacak olursa mevcud ekonomi doktrinleri nazarında kurtulamaz bir ekonomi değildir. Öyle sanıyoruz ki bu kriz, ekonomik olarak değil de politik olarak nitelenecek ve ilk seçimlerde bütün kabahât Obama'nın sırtına yüklenecektir. Amerika, yeni başkanı ile yeni bir sayfa açarak yoluna devam edecektir.

 

Bu arada lobetbazanların, yani kuklacıların Amerikan kuklasını terk edip, Türkiye'den yeni bir Amerika yapacaklarına dair bir gündem maddesi söz konusu. Türkiye ekonomisinin güçlendiğini iddia edenler Amerika'nın sahneden silineceği ve Türkiye'nin yeni yıldız olacağı kehanetlerini son günlerde açıkça dile getiriliyor. Türkiye ekonomisine bu krizde birşey olmayacağını açıkça söyleyebiliriz. Ancak önemli olan nedeni tabiî. Bakınız Ortadoğu'dan Mağrip'e kadar geniş bir coğrafyada Arap Baharı adında yeşeren ümitlere, Batı adamı tarafından gösterilen emsâl Türkiye'dir. Bu sebeble Türkiye; siyasî, ekonomik ve sosyal olarak sıkıntı içerisine girecek olursa Arap Baharı'nı ellerinden kaçırmaları söz konusu olacağından, Türkiye'de 2001 benzeri ekonomik krizlerin yaşanmayacağı tahmininde bulunabiliriz.

 

Arka Plan

 

Yıllardır tüm ekonomik sahalarda son derece ciddi bir Yahudi hakimiyetinden bahsedebiliriz. Bu siyonistleri, Siyon Liderlerinin Protokolleri'nden incelediğimizde, amaçlarının, savaşları kemmiyet gerektiren askerî plandan alıp, ekonomi sahasında vermek suretiyle dünya hakimiyeti kurmak olduğunu işaretleyebiliriz. Şimdi mevcud dünya düzenine bakıldığında da bu planı ne kadar başarıyla uyguladıklarını da görmüş oluruz.

 

Siyaseten her türlü ahlâksızlığı en başından kabul etmiş olan bu güruh iktisadî planda bütün dünyayı sömürmektedir. Önemli olan bir hususu daha işaretlemekte fayda var. Paranın hakimiyetinde değillerdir, paraya hakimdirler. Açgözlü olarak nitelenen tutumlarının arkasında paranın kulu olmuş birileri değil, daha fazla paraya hakim olmak vardır. Paranın araç olarak kullanımını en iyi onlarda görürüz. Bu konuda daha detaylı bilgi için Siyon Liderlerinin Protokollerinin okunmasında kesinlikle fayda vardır. Bir müjde ve fırsat olarak da bildirmek isteriz ki; kardeş dergimiz olan haftalık Baran Dergisi'nde Siyon Liderlerinin Protokolleri parça parça yayımlanacaktır.

 

İktisadî Aksiyon Teklifi

 

Teklifimize gelelim şimdi. Yahudiler, siyonistler, masonlar -artık her nasıl ifade etmek isterseniz,- İslâm'a zıt dünya düzeninin temsilcileri, bugün faaliyet sahası olarak ekonomiyi kesinlikle benimsemişlerdir. Kurallarını da kendilerinin koymuş oldukları bu saha da kazanılması gereken bir çok müsabaka Müslümanları beklemektedir. Hatırlayınız Osmanlı Beyliğini, Hanlık olmak yolundaki en önemli adımlarından birisi de Bizans pazarlarında hakim olmasıdır. Öyleyse, Müslüman sermaye sahiplerinin birinci meselesi yine pazarı ele geçirmek olmalıdır. İslâm'a göre dünü bugününe eş geçen ziyandadır, öyleyse yastık alında, bankada yatan sermayenin sahibi de ziyandadır. Şimdi sermaye sahiplerine düşen siyonistlerin el attığı her sektörde onlara rakib olacak ve onları piyasadan silecek güçlü şirketler kurmaları olacaktır. Anadolu'dan başlayarak biz bunu başarabiliriz. Hemen aklınıza sanayi devleriyle rekabeti getirmeyiniz. Kırtasiye malzemesi mi getiriyorlar, biz getirelim. İplik mi satıyorlar, biz satalım. Manav dükkanları mı var, daha iyi malı daha ucuza getirelim. Bizim bu rekabete girişecek sermayemiz var, bu rekabeti sürdürecek gencimiz var, iyi donanımlı yöneticilerimiz var. Hatta imkânsızlıklardan ve alternatifsizliklerden ötürü onların adına çalışan bir çok gencimiz var.

 

Bakınız işaretlediğimiz hususlar Anadolu'nun önündeki mevcud en büyük engellerdendir. Ta Osmanlı'nın gerileme dönemlerinden beri Anadolu insanının kanını kene gibi emenleri bu topraklardan söküp atalım.

 

Şunu belirtmekte fayda var ki, bizde din ve ahlâk iç içedir. İkisi arasında bir ayrılık değil, bir bütün - parça ilişkisi vardır. Aynı şekilde beşeri faaliyetler arasında en önemli şubelerden biri olan iktisattan bahsedeceksek, ahlâktan da bahsedebilecek, her ikisini bir hamur teknesinde karabilecek ve en güzel ekmeği o hamurdan mayalayıp pişirebilecek Yürüyen Büyük Doğu - İBDA'dan başka bir vasıta işaret edilemez.

 

Parayı bu gözle görmek ve onun kulu olmaktansa, emir subayımız haline getirmeye mecburuz. Günümüzün sermaye sahiplerinin en birinci derecede memur ve mesûl oldukları vazife budur!

 

[1] Salih Mirzabeyoğlu, Parakutâ’ -Para’nın Romanı-, 1. Basım, İBDA Yayınları, İstanbul 1997, s 13

 

Aylık Dergisi 84. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: aksiyon, iktisat, ekonomi, parakuta, piyasa,
Yorumlar
Haber Yazılımı