Haber Detayı
01 Ekim 2011 - Cumartesi 10:46
 
İnsanın Muhtaç Olduğu Üç şey - Ömer Emre Akcebe
Tarım kotalarının konmasından murad edilen bir diğer husus ise, tarım ile meşgul olan çiftçilerin ucuz iş gücü olarak sanayi bölgelerine göç etmek zorunda bırakılmalarıdır. İşsizlik oranı yükselince, doğal olarak ücretler ve yine dolayısıyla maliyetler düşecektir. Vergi almaksızın yatırımcıyı Anadolu topraklarına davet eden iktidar, ekonomik olarak günü kurtarmak gayesiyle Anadolu insanını feda etmiştir.
İktisat Haberi
İnsanın Muhtaç Olduğu Üç şey - Ömer Emre Akcebe

İktisad; insan ihtiyaçlarının temini ve giderilmesi yolunda, şuur, emek, teknik unsur, sosyal ve fizikî çevre şartlarının etkisiyle beliren bir şube; kendi esas, usul ve kuralları içinde, ahlâkî bütüne bağlı alt sistem... " [1] olarak ifade edilmektedir.

 

Yukarıdaki tanıma göre iktisadın açıklanmasında kullanılan temel faktörler; insan ve maddî çevresidir. İmam-ı Gazalî insan üç şeye muhtaçtır diyor yiyeceğe, giyeceğe ve meskene.  Yiyeceğe, beslenme ve hayatını idame ettirebilmek için; giyeceğe, sıcak ve soğuktan korunabilmek için; meskene ise sıcak ve soğuktan korunmanın yanı sıra kendisini, ailesini ve malını diğer yıkıcı dış etkenlerden koruyabilmek için muhtaç olduğunu da ilave ediyor.“ [2] Öyleyse iktisadî hayatın temel kaidelerinden biri olarak işaretlenen beslenmeden yola çıkarak devam edelim.

 

Tarım - Sanayi Denklemi

 

Başbakan Erdoğan, Koç Holding’in sahibi olduğu Türk Traktör firmasının, 600 bininci traktörünü üretmesi sebebiyle tertib edilen törende, 600 bininci traktörü inceleyerek kaputuna imzasını attı fakat üzerine çıkmadı. Erdoğan, gazetecilerin “Traktörü kullanmanızı bekliyoruz,” sözleri üzerine “Ben yakında inşallah tarıma döneceğim. Döndüğümde inşallah...” diye esprili bir cevap verdi.

 

Tarıma dönecekmiş inşallah. İktisadî planda büyüdüğü ve geliştiği iddia edilen ve buna nisbetle devalüasyona gitmekten başka çare bulamayıp, Türk Lirasını pul eden iktidarın tarıma bakışını bu espri ne de güzel ifade ediyor. Bu ifadenin bir benzerini de vakti zamanında General Gürsel, Teknik Üniversite’deki konuşmasında sarf etmişlerdi:

 

“ “-Ot satmakla iktisadî refah yerine gelmez.” ” [3] diyen Cemâl Gürsel zamanında da, Türkiye, Amerika’nın istihsal fazlasıyla buğdayını tedarik etmekteydi. General Gürsel ile Sivil Erdoğan’ı buluşturan bu enstantane aslında son derece mânidar. Cemâl Gürsel döneminde, Türkiye’nin ekonomisi ne mamul eşyaya, ne de tarıma dayalı değildi. Şimdi de yine aynı durum söz konusu. Daha evvelki yazılarımızda ısrarla belirttiğimiz üzere, Türkiye, yatırımcıya sunulan son derece cazip imkânlar vesilesiyle yatırım üssü haline gelmiştir. Buna mukabil yatırımcı, Türkiye’yi, ucuz iş gücünden öte bir değer olarak görmemektedir. Kapitalist globâl ekonominin şartları içerisinde bu doğaldır. Ne var ki Anadolu insanının öz bünyesinde bu modern(!) köleliğin barınmasına imkân yoktur.  

 

Yine bundan evvelki iktidarın Maliye Bakan’ı Kemâl Derviş’in, 15 günde 15 yasa çıkartarak tarım ürünlerine getirdiği kotalardan daha evvel de bahsetmiştik.” Bugünkü iktidarın ne alakası var bununla” diye kimse demeden hemen biz diyelim ki;  Ak Parti iktidarının tek başına hükümet olmasından, bu yazının yazılmakta olduğu tarihe kadar geçen gün sayısı 3250’dir! 216 adet 15 güne tekabül eder ve 15 günde 15 yasayı çıkartan hükümet koalisyon hükümetidir.

 

Hedeflenen Gaye

 

Bakınız tarım meselesi kimilerinin ifade ettiği üzere; “ -paramız var nasılsa, marulu da başka memleketten alsak ne olur? ” denecek kadar umarsızca yaklaşılacak bir mesele değildir. Bugünün globâl dünyasında alışverişin kolaylıkla yapılabiliyor olmasına binaen, yarının nelere gebe olduğunu kim bilebilir ki? Ayrıca tarım meselesinin, arka planından vurgulamamız gereken bir diğer husus ise Siyon Liderleri’nin Protokollerinde geçmektedir ki, son derece ilgi çekicidir:

 

“ - Siyasî bir güç olan Yahudi Olmayanların aristokrasisi öldü. Bizim onu hesaba katmağa ihtiyacımız yoktur. Fakat arazi sahibi olarak kendi kendilerine yeter oldukları müddetçe hâlâ bize zararlı olabilirler. Bundan dolayı her ne bahasına olursa olsun onları topraklarından uzaklaştırmak bizim için elzemdir. Arazi vergilerinin artırılması ile arazilere borç yüklenerek bu amaç en iyi bir şekilde elde edilecektir. Bu tedbirler arazi sahipliğini engelleyecek ve arazî sahiplerini âciz ve kayıtsız şartsız itaat etme durumunda tutacaktır “ [4]

 

Tarım kotalarının konmasından murad edilen bir diğer husus ise, tarım ile meşgul olan çiftçilerin ucuz iş gücü olarak sanayi bölgelerine göç etmek zorunda bırakılmalarıdır. İşsizlik oranı yükselince, doğal olarak ücretler ve yine dolayısıyla maliyetler düşecektir. Vergi almaksızın yatırımcıyı Anadolu topraklarına davet eden iktidar, ekonomik olarak günü kurtarmak gayesiyle Anadolu insanını feda etmiştir.

 

Vizyon

 

Hükümetin 2023 vizyonuna bakıldığında da tarım bahsinde farklı bir istikamete yönelmeyeceği görülmektedir. Forbes Türkiye dergisinin, Temmuz 2011 tarihli sayısının kapak konusu olan “İstanbul Yatırım Haritası” bu konuda bizlere ipuçları vermektedir. Resmi kaynaklardan alınan verilere göre İstanbul’un 10 yıl sonraki nüfusunun 20 milyon olacağını belirten dergide, kurulacak yeni yerleşim, iş ve sosyal merkezler işaretlenmiştir.  Tüm bu ifadeler bize şunu göstermektedir; Türkiye’nin tarım planında herhangi bir kalkınma hamlesinden daha da uzaklaşacağı ve bereketli Anadolu topraklarından mahsûl yerine elâlemin zehirli atıklarının fışkıracağıdır. 

 

Başbakan Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitaben yaptığı konuşmasında Birleşmiş Milletlere, vizyonunu değiştirme çağrısı yaptı. Peki, iktisadî, içtimaî, siyasî, kültürel ve hepsini kuşatıcı şekilde ahlâkî olarak, siz, Sayın Başbakan, siz ne teklif ediyorsunuz? Teklif ettiğiniz vizyon, Türkiye’nin 2023 vizyonu gibi Kanal İstanbul ise, 4 şerit duble yol ise, üçüncü köprü ise; bunların alâsı iktisadî, içtimaî, siyasî, kültürel ve ahlâki buhrandan çıkış yolları arayan Batıda zaten var.

 

Ak Parti hükümetinin vizyonu ne ki, Birleşmiş Milletlere nasıl bir vizyon teklif ediyor, sorusunu yöneltmek gerekiyor sanırız.

 

Zaman ve mekân mefhumunda zirveyi şaşmış Batı'nın, yine bu şaşkınlık neticesinde; “gelmiş geçmiş bütün medeniyetlerin sentezi ile medeniyetler üstü bir medeniyet kurduk(!)” dediği vahşi Batı Medeniyeti’ne karşı siz neyi, neye nisbetle teklif ediyorsunuz?

 

[1] Salih Mirzabeyoğlu, Parakutâ’ -Para’nın Romanı-, 1. Basım, İBDA Yayınları, İstanbul 1997, s 13

[2] Dr. Sabri Orman, Gazâlî’nin İktisat Felsefesi, 1. Basım, İBDA Yayınları, İstanbul 1997, s 144

[3] Salih Mirzabeyoğlu, İktisat ve Ahlâk’ –İktisad’a Giriş-, 2. Basım, İBDA Yayınları, İstanbul 2005, s 254

[4] Siyon Liderlerinin Protokolleri, 4. Protokol

 

 

Aylık Dergisi 85. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: piyasa, tarım, ekonomi,
Yorumlar
Haber Yazılımı