Haber Detayı
01 Mayıs 2019 - Çarşamba 15:14
 
İslam Hikemiyatının Batı’ya Tesiri ve 12. Yüzyıl Tercüme Faaliyetleri
İslâm coğrafyasında yükselen ilim ve hikmet deryasından, Batı ancak 12. yüzyıl başlarında Arapça’dan Latince’ye yapılan tercümeler sayesinde istifâde etmeye başlamıştır. Bu tercümeler Batı’nın ilimde ve fende ufkunu açmış ve ileri atılım yapmasını sağlamıştır.
Kültür&Medeniyet Haberi
İslam Hikemiyatının Batı’ya Tesiri ve 12. Yüzyıl Tercüme Faaliyetleri

Greko-Romen uygarlığının sona erişiyle birlikte, Avrupa ortaçağın karanlığına gömüldüğü zaman, Arap astronomlar Semerkand, Bağdat, Şam, Kahire, Marakeş ve Kurtuba’daki rasathanelerinden gökyüzünü tarıyorlardı; bu kentlerde İslâm hekimleri, filozofları, fizikçileri, matematikçileri, coğrafyacıları ve simyacıları, İslâm hikemiyatının ölçüleri, Kur’ân ve Sünnet merkezli bir usûl çerçevesinde, esasen Antik Yunan’dan almış oldukları bilgiyi, Antik Mezopotamya, Hindistan ve Çin’den bazı katkılarla birlikte muhafaza etmiş, işlemiş ve kendi araştırmalarıyla genişletmişlerdir. Devasa bir hikmet medeniyeti inşa etmiş, derya hükmünde âlimler yetiştirmiş ve eğitim kültür merkezleri meydana getirmişlerdir. İslâm âleminin bu bilgiyi, on ikinci yüzyıl başından itibaren, Arapça’dan Latince’ye yapılan tercümelerle Avrupa’ya aktarması sayesindedir ki, Kopernik, Kepler, Galileo ve Newton’un kuramları ve keşifleriyle birlikte, on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda bilimsel devrim gerçekleştirilebildi. Müslüman bilimciler, on beşinci yüzyılın ortasına dek Kopernik’i etkileyen matematiksel yöntemler yaratarak, özellikle astronomide özgün eserler vermeyi sürdürdüler. (Fredy 2014:12)

 

İslâm coğrafyasında yükselen ilim ve hikmet deryasından, Batı ancak 12. yüzyıl başlarında Arapça’dan Latince’ye yapılan tercümeler sayesinde istifâde etmeye başlamıştır. Bu tercümeler Batı’nın ilimde ve fende ufkunu açmış ve ileri atılım yapmasını sağlamıştır. İbn Rüşd misâlinde görüleceği üzere, Batı’da “İbn Rüşdçülük” merkezli tartışmalar neticesi doğan akımlar, zamanla etkin bir hâle gelerek Rönesans ve Reform hareketlerinin alt yapısını hazırlamıştır. Malum olduğu üzere Descartes’in öncülüğünü yaptığı “Kartezyanizm” akımı İbn Rüşdcülük’ten başka bir şey değildir.

 

Batı’nın fikrî uyanışına tesir eden en önemli araçlarından biri olan tercüme ve mütercimlerden kısaca bahsedelim: Endülüs İslâm Medeniyeti’nden oldukça fazla istifâde etmiş ve bir nevi onun mirası üstüne konmuş İspanyol mütercimlerden Sevilleli John aslen İspanyol Yahudisi olup Kindî, Farabî ve İbn Sînâ gibi bilginlerin eserini Arapça’dan Kastil diline yaptığı tercümelerle bilinir. Ayrıca İspanyol mütercimlerden Dalmaçyalı Herman, Hârezmî, Bacriti ve İbn Beşîr’in eserlerini Latince’ye ilk tercüme ederken Santallal Hung, Beyrûni, El-Fergânî ve İbn Mâşallah’ın eserlerini Latince’ye tercüme etmiştir.

 

İtalyan mütercimlerden Gremonal Gerard, Endülüs’ün kültür merkezlerinden Toledo’da Arapça’yı öğrenmiş, Hârezmî, Câbir b. Eflah, Sâbit b. Kurra, Gazâlî, Kindî, İbn Sînâ ve Ebû Bekir er-Râzî’ye ait eserleri (el-Mansûrî) ve (el-Hâvî) adlı eserlerini Latince’ye tercüme etmiştir. Bir başka İtalyan Pizal (Antakyalı) Stephan’da Endülüs’ün bir başka kültür merkezi olan Salerno’da eğitim görmüş ve İslâm tıp bilginlerine ait eserleri Latince’ye tercüme etmiştir. Bunların yanında Venedikli James, Aristo’ya ait eserlerin Arapça şerh ve tahlillerinin Latince’ye tercümesini yaparken, Palermolu Eugene, Batlamyus’a ait eserlerin Arapça şerh ve tahlillerini Latince’ye tercüme etmiştir. Diğer mütercimlerden birkaçı ise şunlardır: Kataryal Aristipus, Romalı Pascal, William Le Mir, Sarazin, Pizal Burgundio, Padeval Salio, Leo Tuscus.

 

Batı Rönesansının Doğuşuna Tesir Eden Eserler

 

İngiliz mütercimlerden Barthl Adhelard, Arapça’dan Latince’ye çeviri yapan İngilizlerin öncüsüdür. Chertesli Robert ise Arapça yaptığı çevirilerde “ceyp” kelimesinin karşılığını “sinüs” olarak kullanan ilk kişidir. Roger Bacon, İbn Heysem’in “Kitâbü’l-Menâzir” adlı eserini, ilk Latince çevirilerinden yararlanarak Oxford ve Paris üniversitelerinde ders kitabı olarak okutmuştur. “Fibonacci” diye de tanınan Pizalı Leonardo, meşhur İslâm âlimi Harezmî’nin eserlerini Latince’ye çevirmiştir. Anroldus Vilanovanos gibi mütercimler ise Kindî ve İbn Sînâ’dan yaptığı çevirilerle ünlenmiştir. Arapça yazılan eserleri tanıtmakla da bilinir. Kimya ve astronomi konularıyla ilgili eserlerinin İslâm kaynaklı olduğu hususunda bilim tarihçileri hem fikirdirler.

 

Latince’ye ilk çevirileri yapılarak Avrupa’ya değişik bilim dallarında öncülük eden yüzlerce İslâm bilgini ve eserleriyle ilgili ilk aşamada şunlardan söz edilebilir: Matematik alanında Ebû Ca’fer Muhammed b. Mûsâ el-Hârezmî’nin (Alchoarismi) (783-850) Hint-Arap rakamları ve sayı sisteminin Avrupa’ya aktarılmasında öncü rol oynayan eserlerinden Kitâb el-Hisâb el-Âdâd el-Hindî (ya da Kitâb el-Muhtasar fi’l-Hisâb el-Hindî) (Hint Sayılarıyla Hesap Kitabı), Latince’ye Liber algorismi de numero Indorum (El-Hârezmî’nin Hint Sayıları ile Hesaplama Sanatı Kitabı) başlığı ile aktarılırken, Kitâb el-Muhtasar fî Hisâb el-Cebr ve’l-Mukâbele (Tamamlama ve Denkleştirme Hesabı ile İlgili Özet Kitap; Cebir Kitabı) adlı eseri 12. yüzyılda Cremonalı Gerard tarafından Liber Maumetifilii Moysi Alchoarismi de algebra et almuchabala Arapça başlığı ile, daha sonra ikinci olarak 1143 yılı dolayında Chester’li Robert (Robertus Castrensis) (12. yüzyıl ilk yarısı) tarafından Liber restaurationis et oppositionis numeri başlığı ile Latince’ye aktarılmış ve Batı dünyasında 17. yüzyıl başlarına dek okutulmuştur. Simya/kimya kavram ve bilimleri, Avrupa’ya ilk olarak Câbir b. Hayyân el-Kûfî’nin (Geber) (720-813) eserlerinin 12. yüzyılda Latince’ye çevrilmesiyle girmiştir. “Simyanın babası” sayılan Câbir b. Hayyân’ın Kitab el-Seb’în (Yetmiş Kitap) adlı eseri, 12. yüzyılda Cremonalı Gerard tarafından Liber divinitatis de septuagirıta başlığı altında Latince’ye çevrilmiştir. Câbir’e yakıştırılan eserler arasında Liber claritatis (Açıklığın Kitabı), Testamentum Geberi (Câbir’in Vasiyeti), De investigatione perfectionis (Kusursuzluğun İncelenmesi Üzerine), De inventione veritatis (Gerçeğin Bulunması Üzerine) ve Liber fornacum (Fırınlar Kitabı) da bulunmaktadır ki bu son üç kitap, Câbir’e yakıştırılan eserler arasında Batı’da en iyi bilinenlerdir. Ona yakıştırılan Summaperfectionis magisterii (Kusursuz Ustalıklar Kitabı) adlı eserin ise onun tarafından yazılmadığı sonradan anlaşılmıştır. Felsefe alanında Ebû Nasr Muhammed b. Muhammed b. Tarhan b. Uzluğ el-Fârâbî’nin (Alpharabius) (870-950) çok sayıdaki eseri arasından İhsâ el-Ulûm (Bilimlerin Sayımı) [Latince’de: Liber Alpharabii de scientiis / Compendium omnium scientiarum / De divisione philosophiae adları ile], Kitabfi’l-Akl [Latince’de: Liber AlphArabi de intellec-tu et intellecto (El-Fârâbî’nin Aydın ve Aydını Tanıma Üzerine Kitabı)], Kitâb Merâtib el-Ulûm (Bilimlerin Aşamaları) [Latince’de: De ortu scientiarum] adlı eserler ile el-Fârâbî’nin müziği bölümlendirmesi konusunda Cremonalı Gerard’ın aktardığı biçimiyle “De divisionae musicae secundum Alphorabium” adlı bölümden söz edilebilir. Fizik alanında Ebû Ali Hasan ibn el-Heysem (Alhazen) (965-1040) Kitâb el-Menâzır (Optik Kitabı; Görüntüler Kitabı) (1021) adlı ünlü eseri 12. yüzyılda Cremonalı Gerard tarafından Opticae thesa-urus Alhazeni (El-Heysem’in Optik Hazinesi) başlığı altında Latince’ye çevrilmiş ve Batı dünyasını 600 yıl boyu etkilemiştir. Onun Fî’l-Merâyâ el-Muhrika bi’l-Kulû (Koni Kesitleri ile Yakıcı Aynalar Üzerine) adlı eseri de Latince’de Liber de speculis comburentibus başlığı ile tanınmıştır. Tıp alanında İbn Sînâ’nın (Avicenna) (980-1037) Latince’ye çevrilen Kitâb el-Kanun fi’l-Tıbb (Tıp Kanunu) [Latince’de: Canon medicinae], Kitâb el-Şifâ [Latince’de: Assipha/Suffîcientia] ve Kitâb el-Nefs [Latince’de: Compendium de anıma (Ruh Üzerine Özet)] adlı eserlerinden söz edilebilir. Eczacılık alanında Ebûbekr Muhammed ibn Zekeriya el-Râzî’nin (Rhases /  Albubator) (864-930) Kitâb el-Hâvî fi’t- Tıbb (Tıbbı Kapsayan Kitap) [Latince’de: Liber continens / Liber Elhavi], Kitâb el-Esrâr (Sırlar Kitabı) [Latince’de: Liber secretorum bubacaris], Kitâb Sırr el-Esrâr (Sırların Sırrı Kitabı) [Latince’de: Liber secretum secretorum] ve Kitâb fi’l-Cederî ve’l-Hasbe (Çiçek ve Kızamık Üzerine Kitap) [Latince’de: Liber de pestilentia / De variolis et morbilis] adlı eserleri Latince’ye çevrilmiştir. Felsefe ve tıp alanında İbn Rüşd’ün (Averroes) (1128-1198) Kitâb el-Külliyât fi’t-Tıbb (Tıbbın Genel İlkeleri) [Latince’de: Colliget] ve Tehâfüt el-Tehâfüt (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) [Latince’de: Destructio destructionum] adlı eserleri Batı’da ün kazanmıştır. Yine tıp alanında İbn el-Nefîs (1210-1288) tarafından keşfedilmiş bulunan kanın akciğerlerdeki dolaşımı (küçük kan dolaşımı) konusundaki bilgilerin yer aldığı Şerhu Teşrîh el-Kânûn (İbn Sînâ’nın Tıp Kanunu, Teşrih Kısmına Yapılan Şerh) adlı eseri, önce Andrea Alpago (1460-1522) tarafından Latince’ye çevrilerek yayımlanmış, bu konu daha sonra İspanyol hekim ve din bilimci Michael Servetus (Miguel Serveto) (1511-1553) tarafından Christianismi Restitutio (Hristiyanlığın Onarılması) (Viyana, 1553) adlı kitapta yer almış ve Matteo Realdo Colombo (Matteus Realdus Columbos) (1516-1559) tarafından da De re anatomica libri XV (Anatomi Üzerine On Beş Kitap) (Venedik, 1559) adlı kitapta yeniden tanımlanmıştır. (Tez 2014:84-85)

 

Batılılar İslâm bilim ve uygarlığından ve hususen dil alanında Arapça’dan o denli etkilendiler ki, ithal ettikleri pek çok bilimsel ve kültürel terimlerde ve hatta kimi dini sloganlarında bile Arapça’nın izleri görülmeye başlandı.

 

Batı’nın bu tercüme faaliyetleri bir cephesiyle iyi niyet içeriyor olsa da aslında ciddi bir fikir yağmasıdır. Neticede telif adreslerini belirtmeden eser hırsızlığı yapılıyordu. Öyle ki bazen yazarı ile birlikte çalıyorlardı. Bunun en güzel misâli insanlığın ilim mirasında iz bırakmış İslâm âlimlerinin adlarını da Latinceleştirmeye kalkışılmasıdır. Böylesi bir şey ancak Batı’ya mahsus ve Batı’ya yakışır bir durumdur. Nihayetinde sadece İslâm coğrafyasına karşı böylesi bir yağmaya girişmemiş, elinin ulaştığı, kendinden bilmediği her yere, ırka, kültüre karşı aynı zulmü ve iğrençliği yapmıştır.

 

Nitekim Batılılarca yapılan her çeviri, ilim için yapılmıyordu. Meselâ Dominikanlar, Hitti’ye göre tek amacı “Müslümanlar ve Yahudiler için misyonerler” eğitmek olan Oryantal Araştırmalar Okulu’nu kurmuşlardır.  Bu ve benzeri durum en iyi Ramon Lull’un (1232-1315) hayatında kendini gösterir. O, Arapça bilgisini Kuzey Afrika’daki Müslümanlara Hristiyanlığı öğretmek ve vaaz vermek için kullanmıştır. Diğer taraftan Büyük Doğu Mimarı’nın belirttiği bir anekdot vardır: “(Yeniden doğuş-Rönesans) ‘hümanist’lerle başlar işe... Burası Batının en mühim dönüm noktası... ‘Ümen’ insanî demek olduğuna göre, ‘Ümanist’ ne olsa gerek? Bizde herşey satıhtan devşirme olduğu için bunlara ‘insaniyetçiler’ denilir. Hâlbuki ‘ümanist’ Eski Yunan ve Lâtin metinlerini toplayanlar demektir. Gayeleri insanî olduğu için ‘ümanist’tirler.

 

(Ümanizm)i Batı’ya hediye edenler de Araplardır, İslâmdır. İslâm medeniyetinin bütün ufuklara hâkim eseri... Zira Araplardır ki, Eski Yunan ve Lâtin eserlerini Arapçaya tercüme etmişler, onları kaybolmaktan kurtarmışlardır. (Aristo), (Eflâtun)u tetkik etmiş, ‘İlm-i Kelâm’ı kurmuşlardır. Hepsi gözden geçirilmiş ve Yunan tam mânâsiyle süzülmüştür. (Skolâstik)ten asırlarca sonra yeni fikirler Batı’ya gelir. Vasıta Arapçadır. Arapça ile münasebet esnasındadır ki, Fransızca Arapçanın tesiri altında kalır ve ondan birçok kelime alır. Meselâ, (amiral-emîrülmâ), (alşimi-el’kimya)... Ne yazık ki, Doğu’da hiçbir mütefekkir bu hakikatleri belirterek Batı’ya pes ettirici bir fikriyat yuğurmamıştır.”(Kısakürek 2008:43)

 

İntihalcilik ve Yağma

 

Avrupalı Hristiyanlar hesapsız intihal de yapmıştır. Max Meyerhof, “hayvanbilim üzerine 1838 tarihli eski bir Alman tezi” okuduğunu ve bu eserde yer alan “gekonun (bir tür kertenkele) zehirli doğasıyla ilgili efsânelerin Dimri’nin Hayvanlar Âlemi adlı Arapça eserinden alındığını” fakat Dimri’den hiç bahsedilmediğini açıklar.  Plessner, Michael Servetus’a atfedilen “küçük kan dolaşımının” aslında İbn el-Nefis’in keşfi olduğunu söyler. En büyük intihalci, Arapça’dan Latince’ye pek çok çeviri yapan ve bunların kendi eserleri olduğunu iddia eden Afrikalı Konstantin olarak tanınan bir keşiştir.  Campbell’a göre o bunu “kilise baskısıyla” yapmıştır.  Müslüman İspanya’da bir İslâm âlimi, İbn Abdun (ö. 528/1134) Müslümanların Hristiyanlara kitap satmasına engel olmaya çalışmıştır: “Çünkü onlar (Hristiyanlar) bu kitapları tercüme ediyor ve kendi piskoposlarına mal ediyorlardı.”(İsa 2017:283-284)

 

Elbette bu kültürel yağma yahud tahrifat birkaç âlim yahud mutasavvıfla sınırlı değildi. Onlarca Müslüman hukukçu, felsefeci, hekim, matematikçi, fizikçi ve coğrafyacının eseri de herhangi bir telif yahud hak-hukuk gözetmeden Batı kütüphanelerine bu yolla taşınmıştır.  Bu yolla Batı, İslâm âlimlerinden ve İslâm kaynağından beslenerek yetişmiş bilginlerin isimlerini Latinceleştirerek onları kendinden göstermek ve ilmî inhisarını kuvvetlendirmek istemiştir.

 

İslâm Hikemiyat pınarından beslenen Yuhannâ bin Mâseveyh (777-857) adlı âlimin eseri Mesue Opera diye toplu olarak neşredilirken ismi ise “Mesue Senior” diye latinceleştirilerek takdim edilmiştir. Huneyn b. İshak (809-873) Batı dünyasınca “Hunainus” veya “Johannitius Onan” diye tanınırken İsâ bin Ali “Jesu Haly”, İbn Bâcce Latince’de “Avempace,  Ebû Yûsuf Ya’kub b. İshâk el-Kindî ise “Alkindus” diye tanınır.  Kindî Batı dünyasında oldukça tanınmış birisidir. Batı’nın Yunan felsefesini öğrendiği üç-beş büyük bilginden biridir Kindî. Almagesti, Aristo’nun de Anima’sı, kendi telifi olan de Medicinarum ve ayrıca birçok tıbbî eserleri Latince’ye Gerard de Cremona tarafından tercüme edilmiştir. Ruhiyata ait mühim eseri olan Kitâbü’l-akl ve’l-makul (de Intellectu et intellecto) Johannes Hispalensis tarafından tercüme edilmiştir.

 

Bu Latinceleştirme furyasında kimler yok ki: Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriyâ er-Râzî (841-926) Latin âleminde “Rhazes”, “Alrazes” veya “Albubator”; Yahya b. Serâbi (Serabiyon) ise  “Serapion Senior” veya “Janus Damascenus”; Ebû Alî Hüseyn b. Abdullah b. Sina (980-1037) “Avicenna”; Ebû Mervân Abdülmelik b. Zühr (1113-1162) “Abhomeron” veya “Avenzoar”; el-Harezmî “Alhorismi”, Fârâbî ise Latince eserlerde “Alfarabius” veya “Alpharabi”; İbn Rüşd (ö. 1198) “Averroes” olarak tanınmış, tanıtılmıştır. Bunlardan Râzî, Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd’ün Batı üzerinde oldukça fazla ve uzun bir süreli tesiri olmuştur. (Ülken 2016:206) Bilhassa Tıp ilminde İbni Sina’nın tesiri tartışılmazdır. Nitekim Avrupa, başta tıp ve müsbet ilimler olmak üzere İslâm medeniyetinden çeşitli alanlarda faydalanmıştır. Batı tıbbı, yüzyıllar boyunca İslâm tıbbının devamı niteliğindeydi. Campbell’e göre “İslâmî tıp literatürü, Avrupa’nın tıp sisteminin yeniden doğuşuna öncülük etmiştir”. Müslümanlar tarafından yazılarak Arapça’dan Avrupa dillerine çevrilen çok sayıda tıp kitabı vardır. Cambell, “Ortaçağ Avrupa tıbbı, münferit olarak da Roger Bacon (1214-1294), Guy de Chauliac (1300-1368) ve pek çok Arap dili uzmanı üzerinde İbn Rüşd ve Zehrâvî’nin büyük etkisi olduğunu” ekler.(İsa 2017:272) Paris Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin büyük salonunda tıp ilmine en büyük katkıyı sağlayan Râzî ve İbn Sînâ’nın portreleri sergilenmektedir.

 

Diğer taraftan kısmen Latinceleştirilmeye maruz kalan ancak en küçük teferruatına kadar yağmalanan İslâm âlimlerinin sayısı da az değildir. Gazâlî, İbn Arabî, Mevlânâ ve İbn Sînâ etkisindeki İbn Tufeyl bunlardan biridir. İslâm Hikemiyatının mimarlarından Gazâlî ile Batılı bilgin Gundissalvi meşgul olmuştur. Ondan birçok iktibaslar ve hülasalar yapmıştır. İmam-ı Gazâlî Batı dünyasında al-Gazzali adıyla tanınıp tercümeleri “Mantık, Metafizik ve Fizik” ismini taşımaktadır. Raymond Martinis, Pugio Fidei ve Esplanatio Symbbili adlı eserlerini, tamamen Gazâlî’nin Latinceye çevrilen eserlerinden seçtiği parçalardan meydana getirmiştir. Alexandre de Hales’te, Polignard adlı eserinde İbn Rüşd ve Batılı İbn Rüşdçüleri tenkit ederken Gazâlî’den etkilenmiştir. Saint Thomas, Summa Theologica adlı eserinde oldukça sık olarak çeşitli konularda Gazâlî’ye atıfta bulunur. Yine Raymond Lulle, İbn Rüşd’e yönelttiği hemen bütün tenkitlerinde Gazâlî’nin filozoflara yaptığı tenkitleri kullanır. Modern Batılı filozoflardan Pascal da Gazâlî’nin “kalp gözü teorisi” sezgiciliği ve “bahse girme” yoluyla Allah’ın ispatı görüşünden etkilenmiştir.

 

Dikkat çekici bir tesirde İbn Arabî’nin büyük İtalyan şair Dante üzerindeki etkisidir. Yukarıda ifâde ettik; İbn Arabî’nin el-Mi’râc isimli eseri Latince’ye tercüme edilmişti. Dante’nin hocası Brunetto Latini bu eserden söz etmektedir. İbn Arabî’nin Dante üzerindeki etkileri, el-Mi’râc adlı eserin Fransızca, İspanyolca ve Latince tercümelerinin ortaya çıkmasıyla birlikte kesinlik kazanmıştır. Bu kitabı dikkatle okuyan her okuyucu, burada yapılan cennet ve cehennem tasviriyle, Dante’nin tasvirleri arasında açık bir benzerlik görür. Dante gibi sadece İtalya’nın değil bütün Avrupa’nın en büyük şairlerinden biri olan kişiliğin eşsiz eseri ilâhi Komedya, büyük ölçüde konuyla ilgili İslâmî tasavvurlara dayanıyorsa, Batı mistisizminin oluşumunda tasavvufun oynadığı rolü kanıtlamak için daha güçlü bir delil aramaya gerek duyulabilir mi?(Bedevî 2012:30)

 

Netice-i Kelâm

 

İbni Rüşd’den İbni Tufeyl’e, Farabi’den İbni Bacce’ye, Şah-ı Nakşibendi’den İmam-ı Rabbani’ye kadar yazılacak çok kişi, anlatılacak çok şey var. Derginin muhtevası nisbetinde bu kadarla yetinmek icab eder. Diğer taraftan Batı üzerindeki bu tesiri bilmek ve bununla övünmek eğer yepyeni bir İslam Rönesansı ile zuhur edilmeyecekse faydasızdır. İlimde ve fende Batı’nın bizden aldıkları ile yükseldiği bu kadar aşikâr iken kendi dünya görüşümüz çerçevesinde bizim olanı almakla beraber yine Batı’nın büyük bir emek sarfederek ortaya koyduğu ilmi hakikatleri kendi bünyemize devşirmek zorundayız. Bunu yaparken ne kupkuru bir hayranlık ne de ham yobaz kaba softa tavrı ile reddediş, tam aksine muhteşem bir ilmi zuhur için gerekirse alfabeden başlayıp en ince tecrid terleri dökerek ilim hikmet pınarlarını en berrak haliyle açış... Davamızın en mühim cephesi bundan ibaret.

 

Kaynakça:

Fredy, John. (2014). Işık Doğu’dan Yükselir.  Çev. Gül Çağalı Güven. İstanbul: Doğan Kitap.

Tez, Prof. Dr. Zeki. (2014). İslâm’ın Batı Cephesi. İstanbul: Hayy Kitap.

Kısakürek, Necip Fazıl. (2008) Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, İstanbul:Büyük Doğu Yayınları.

İsa, Prof. Dr. Ahmet. (2017) Müslümanların Rönesansa Katkısı. İstanbul:Mahya Yayınları.

Ülken, Hilmi Ziya. Uyanış. (2016). Devirlerinde Tercümenin Rolü. İstanbul: Ülken Yayınları.

Bedevî, Abdurrahman. (2012). Batı Düşüncesinin Oluşumunda İslâm’ın Rolü. İstanbul: İz Yayıncılık.

 

Ercan Çifci
Aylık Dergisi 175. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: İslam Hikemiyatı, Batı,
Yorumlar
Haber Yazılımı