Haber Detayı
14 Ocak 2015 - Çarşamba 13:55
 
İslam ve Devlet - Faruk Hanedar
İslâm’da siyaset, her bir ferdin tek tek ve neticede bütün insanlığın İslâm’a teslim olmasını sağlayıcı usuldür. Devlet ise bu usulün uygulanabilmesi için en büyük kuruluştur.
Kültür&Medeniyet Haberi
İslam ve Devlet - Faruk Hanedar

1215 senesinde Büyük Britanya’da imzalanan “Magna Carta” anlaşmasıyla temellendirilen modern siyasi sistem bugüne kadar çeşitli revizeler ile mevcut durumuna gelmiştir. Bu anlaşma ile seküler hayat tarzının mihenk taşı oluşturulurken, hayatın ruhi veçhesini göz ardı eden bu anlayış sebebiyle fert ile toplum arasındaki muvazene bir türlü sağlanamamıştır. Ne fertlerin toplumla olan münasebeti ne de toplumun fert üzerindeki tesirinin pratikte karşılığı bulunamamıştır.

Fert ile toplum arasında oluşan bu dengesizlik ne Rönesans hareketinin getirmiş olduğu fikirlerle ne Reform’un Hristiyanlık anlayışını değiştirmek çabasıyla ne Sanayi Devrimi’nin başlattığı refah seviyesi yükselişiyle ne de Fransız İhtilali’nin egemenlik sahasında öne sürdüğü düşüncelerle giderilememiştir.  Materyalist temele dayalı ve mücerret mânâlardan arındırılmış nizamın bu dengeyi sağlaması zaten düşünülemez.  Bu açıdan baktığımızda sistemin insan fıtratını hiçe sayan bir yapıya sahip olduğu gerçeği gün gibi ortada.

Günümüzde modern siyasi sistemin kaos üretmekten başka vasfı kalmamıştır. Bilhassa 21.yy başlamasıyla beraber bu kargaşanın hat safhaya ulaştığını görüyoruz. Adaletsizlik sınırları zorlar vaziyete gelmiş ve zulüm insanları sistemin dişlileri arasında paramparça eder haldedir. Bu durum ferdi mânâda sistemin sorgulanmaya başlanmasına sebep olmaktan öteye geçerek içtimai mânâda da insanların yeni arayışlara yönelmesini sağladı. Bu arayış insan fıtratına uygun ve insanın ruhi anlamda oluşunu tamamlamasına zemin hazırlayacak sistem arayışıdır. Biz ise “önce bulmanın, sonra aramanın rejimine” muhatap olduğumuz için çözümün sadece İslâm’da olduğunun farkındayız. Tek ihtiyacımız olanın bunu eşya ve hadiselere işleyebilmek adına bir tatbik fikrine sahip olmaktır.

İslâm’da siyaset, her bir ferdin tek tek ve neticede bütün insanlığın İslâm’a teslim olmasını sağlayıcı usuldür. Devlet ise bu usulün uygulanabilmesi için en büyük kuruluştur. Bu sebeple teşekkülü zarurîdir. Zaten İslâm’ın bir hayat biçimi olması ve hayatın her şubesine nüfuz edici olması sebebiyle İslâm devletten ayrı düşünülemez. Devlet İslâm’ı sirayet ettirici yapı rolündedir…

Müesses nizamın argümanlarını kullanarak insanlığın İslâm’a teslim olmasını sağlayıcı keyfiyete sahip bir devletin kurulmasından bahsetmek imkânsız. Bu sebeple bugün düşünülmesi gereken bu devletin nasıl inşâ edileceğidir. Kafelerde oturarak veya sosyal medyada sağa sola sallayarak bu keyfiyeti haiz bir devletin inşâ edilemeyeceği muhakkak; mevcut tavırla bırakın devleti mahalle çapında bir futbol takımı bile kurulamaz. “Devleti revize edelim, yasaları değiştirelim” gibi bir fikrî nisbeti olmayan ve herhangi bir mihraka dayanmayan lakırdılara, “devlet kurmakta ne var, anayasa yazmak iki saat” diyen sahte entellektüellere kulak asmamak gerek. Eğer “devlet” gibi zarurî ve her açıdan müthiş ehemmiyetli bir kuruluştan bahsediyorsak, bunun bir fikir sistemine nisbetle atom parçacığı küçüklüğündeki ayrıntılarına kadar çalışmalar yapmadan kurulamayacağının farkına varmalıyız. Devlet her yapısıyla ilmek ilmek en ince işçilikle örgüleştirilmelidir.

Tarihteki ilk İslâm Devleti örneğine 622 senesinde imzalanan “Medine Vesikası”nda rastlıyoruz. Bu açıdan “Medine Vesikası”na tarihteki ilk yazılı anayasa da diyebiliriz. Bu sözleşmede İslâm Devleti’nin nasıl olması gerektiği sualine ve fert ile toplum arasındaki muvazenenin nasıl kurulacağının cevaplarını bulabiliriz.

Fertlerin bir araya gelmesi bir topluluğu meydana çıkarır. O topluluğun bir gaye birliğine sahip olması neticesinde millet olması mümkündür. Gaye birliğine sahip olmayan topluluklar başıboş bir görüntü sergiler ve millet mefhumundan uzaktır. Devlet ise milletin gayesini gerçekleştirmek adına teşekkül ettirilir. Çizdiğimiz bu çerçeveye kıyısından köşesinden bile yaklaşamayan günümüz devletlerinin birçoğu ise bu hâlleriyle sunî yapılar olduklarını göstermekteler. Oysaki devlet gaye birliği neticesinde bir zaruret olarak ortaya koyulmasını dayatan bir şeydir.

Gayemiz ilâhî memuriyetimiz gereği zamanı aşmak ise bunun yolu İslâm’a teslim olmaktan geçer. İslâm’da devlet ise bu yolu açıcı mahiyettedir. Bu keyfiyete sahip bir kuruluşun inşâsı ise idealist fertlerin çaba ve gayretinden geçer. Bir kıvılcım sosyolojik değişimleri beraberinde getirebilir. Bir ferdin ortaya koymuş olduğu bir aksiyon topluma sirayet ederek değişimin önünü açabilir. Bu da toplumumuzun hayata bakışını hak ve hakikat zaviyesinden değiştirdiği takdirde bahsettiğimiz ideal devletin doğuşu gerçekleşir. İdeal devletin inşasından sonra ise devlet, fert ve insanlığın ilâhî mecraına kıvrılmasını sağlayacaktır.

Medine Vesikası’nda ümmet anlayışı tesis edilerek Müslümanlar bir millet olarak belirtilir. Gaye İslâm’ın hâkim olması… Böylece devlet ile millet, fert ile toplum arasındaki muvazene sağlanır. Hâkimiyet sahası da Peygamber Efendimizin en üst otorite olarak kabul edilmesiyle çizilmiştir. Daha sonraki İslâm Devletlerinde de bu anlayış devam ederek en üst otorite Halife, Emir-ül Mümin’in, Hakan, Sultan, Padişah gibi ünvanlarla anılmıştır. Bu şahsiyet makamı “Allah’ın yeryüzündeki halifesi”dir. Bütün müminler onun arkasında saf tutar ve o tabiri caizse “cemaatin imamı”dır.

İlâhî mecra, hak ve hakikate tutsak olarak mükemmel olana ulaşılacak yoldur. Nefse değil; hak ve hakikate teslimiyet ise ferdin ve cemiyetin muazzam bir hürriyete sahip olmasının ifadesidir. Günümüz kültür vasatında nefse tutsak fertlerin hürriyet tabiri ve klişe tekerlemelerle hürriyete sınırlar çizmeleri ise başıboşluğun ifadesidir. “Hâkimiyet kayıtsız şartsız Hakk’ındır” ve hürriyete kavuşmak Hakkâ teslimiyetten geçer. Devlet bu çerçevede fertlere biçilen hakların olabilecek en adil taksimini sağlamakla mükelleftir.

Biz bahsettiğimiz sosyolojik değişimin gerçekleşeceğini, ideal insan ve ideal devlete kavuşacağımızı bize vazedilmesi sayesinde biliyoruz. Gaye birliğine sahip devleti ve bu devletin hak ve hakikati nakış nakış işleyeceği düzeni özlemle beklemekteyiz. Özlediğimiz ve beklediğimiz bu güzel günlerin gelişinde bir katkı sahibi olmak için elimizden geleni yapmalıyız.

Tarihte İslâm devletleri farklı modellerle ve farklı yapılarda yönetilmiştir. Geçmişteki bu modeller ve yapılanmalar bize bir taraftan ihtiyacımız olan tecrübeyi sunarken, diğer taraftan da meseleye nasıl yaklaşmamız gerektiğini göstermektedir. Misal Hz. Ebubekir (r.a) dönemin gerçek üstün vasıflı aydınları tarafından Devlet Reisliğine seçilmiştir. Bu yönüyle devlet aristokratik bir rejim görünümündedir. Daha sonra gelen Hz. Ömer (r.a), Hz. Ebubekir (r.a) tarafından tayin edilmiştir, bu yönüyle saltanat… Hz. Osman (r.a) bir şûra tarafından seçilmiştir. Bu müşahhas misaller bize “İslâm’da idare şekli yoktur, idare ruhu vardır”ı gösteriyor. Aslolan ruhtur. İdare ruhuna sahip olmadıktan sonra en mükemmel kurumların tesis edilmesi, en muazzam kontrol mekanizmalarının oluşturulması, fertlerin refah seviyesinin en yüksek düzeyde olması bile bir anlam ifade etmez. Batı’nın bugünkü hâli önümüzde ibretlik bir şekilde durmaktadır. İdeal devlet insanın insanca yaşayacağı, hak ve hakikatin hüküm sürmesini sağlayıcı yapıdır. Bunu sağladıktan sonra ne mükemmel kurumlara, ne kontrol mekanizmalarına, ne de vatandaşın maddî imkânını en üst seviyede tutmaya ihtiyaç kalacaktır. Çünkü devlet ile halk bütünleşecek ve devletin kaygıları halkın kaygıları konumuna gelecek, toplumun menfaatleri şahsî menfaatlerin üzerinde tutulacaktır. İçtimaî hayat da, iktisadî düzen de, siyasî mekanizma da bir saat misali tıkır tıkır işleyecektir. Önümüzdeki en güzel misal ve ulaşmak için gayret sarfetmemiz gereken düzen Sahabî dönemidir. Ulaşmak adına ihtiyacımız olan ise öncelikli olarak insanı değiştirmek.

İnsanı değiştirdikten sonra bu değişim muhteşem mekanizmaların ve yapıların kurulmasını re’sen  sağlayacaktır. Devletin yönetim şekli de gerçek aydın vasıflarını taşıyan ileri akıl tarafından çağın getirmiş olduğu ihtiyaçlara binaen kurulacaktır.

Aylık Dergisi, Aralık 2014

Kaynak: Editör:
Etiketler: İslam, ve, Devlet, -, Faruk, Hanedar, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı