Haber Detayı
01 Kasım 2018 - Perşembe 15:04
 
Karşı Darbenin Yıldönümünde Verilen Mesaj - Mustafa Özcan
Aktüel Haberi
Karşı Darbenin Yıldönümünde Verilen Mesaj - Mustafa Özcan

Gazetecilerin İran Çalışma Grubu’nun kurulma ilanının CIA tarafından 65 yıl önce İran’da organize edilen ve dönemin Başbakanı Muhammed Musaddık’ın devrilmesiyle sonuçlanan askeri darbenin yıldönümüne denk geldiğini hatırlatması üzerine ise Hook, bunun sadece bir rastlantı (pure coincidence) olduğunu söylemekle yetindi.  National Iranian American Council kurucularından olan Trita Parsi İran Eylem Grubunun ilanının Musaddık’ın devrilmesi tarihi olan 16 Ağustos’a denk getirilmesinin tamamen rastlantı veya katıksız tesadüf olmasına bir itirazı var ve bu eylem grubunun  ilanını bir iki hafta erteleyebileceklerini hatırlatıyor. 

 

65 yıl önce 16-28 Ağustos tarihlerinde (1953) CIA Ortadoğu Şefi Kermit Roosevelt’in inisiyatifinde Dwight Eisenhower ile Churchill'ın onayıyla yürütülen Ajax Operasyonu başarıya ulaştırılmış ve petrolü millileştirme taraftarı Başbakan Musaddık devrilmişti.   65 yıl sonra aynı günde İran rejimini devirmek için yeni bir girişim başlatılıyor ve yeni oluşumun temelleri atılıyordu.

 

Richard Perle,  Paul Dundes Wolfowitz ile birlikte Neocon erkanından olan Yahudi asıllı Douglas J. Feith’in oğlu David Feith de İran Eylem Grubunun çatısı altında yer alıyor.  Bu da gösteriyor ki bu kurumun Neoconlara uzanan bir yapısı var.

 

Musaddık gibi ‘doktor’ lakabıyla anılan Muhammed Cevat Zarif de bu tesadüf veya denk gelmeyi hiç de hayra alamet saymıyor.  Musaddık gibi Humeyni Devriminin de benzeri bir operasyon ihtimaliyle karşı karşıya kaldığını ifade ediyor (5).  Ajax Operasyonu vesilesiyle İran’ın, seçilmiş bir hükümete karşı 25 yıl Şah diktatörlüğünün pençesine düşürüldüğünü ileri sürmüştür. Şimdi de aynı demagojinin ve karanlık yöntemlerin devreye sokulduğunu, işletilmeye çalışıldığını ileri sürüyor.  Zarif’in Musaddık’la ilgili söyledikleri doğru olmakla birlikte ABD Humeyni’ye bir iyilikte bulunmuştur.  ABD-İngiltere ikilisi Musaddık’ı devirerek bilmeden veya bilerek Humeyni devriminin önünü açmıştır. Böylece 25 yıllık diktatörlük gitmiş ama ardından 40 yıllık din kisvesi altında yeni bir diktatörlük çeşidi zuhur etmiştir.  ABD’nin İran halkına iyiliği bu olmuştur!   Al birini vur ötekine ya da denildiği gibi iki yanlış bir doğru etmez.  Zarif tek kelimeyle Amerikan Eylem Grubunun amacının 1953 darbesini yeniden aktif hale getirme olduğunu ileri sürmektedir.   1953 darbesi, Ulusal Cephe’yi ve Tudeh Partisi’ni mahvetmişti. İkisi de toplu tutuklanmalar, örgütlerinin yıkılması, hatta liderlerinin idam edilmesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu yıkım, sonunda molla eksenli bir hareketin doğmasına zemin hazırladı. Diğer bir deyişle, darbe milliyetçilik, sosyalizm ve liberalizmin yerine 'velayet-i fakih' doktrinin konmasına yardım etmişti. Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, tarafsızlık ve sosyalizm çağında Pehlevi monarşisi ayrılmaz ve kaçınılmaz bir biçimde emperyalizm, çokuluslu kapitalizm ve Batıyla yakınlaşma anlamına geliyordu. Nitekim, 1979 İran İslam Devrimi’nin asıl köklerinin 1953 yılına uzandığı söylenebilir.

 

Sola göre burjuvazi kabul edilen 1789 Fransız Devrimi, sonrasında ters etki ile birlikte Bolşevik Devrimini doğurmuştur. Nitekim, Yuram Abdullah Weiler Tehran Times gazetesiyle yaptığı bir söyleşide ‘İslami’ karakterli olsa bile İran Devriminin Fransız ve Rus Devriminden izler taşıdığını mülhem olduğunu ifade etmektedir (2).   

 

Hedef Rejimi Devirmek

 

İran halkı da bu sefer rejimi kökten değiştirmek istiyor.  Halkın da eğilimi molla rejimi yerine seküler bir rejim kurmak. Halkın bu yöndeki eğilimi, plansız ve insiyaki bir surette gelişiyor.  İstismardan dolayı mollaya tepki ve nefretten kaynaklanıyor. Türkiye’de, İran rejimine soğuk baktığı halde dini kisveli rejimin yıkılarak yerine seküler karakterli bir rejimin geleceği endişesi ile değişime soğuk bakan zümre ve aydınlar var. Molla rejiminin alternatifinin dini değil seküler bir rejim olduğu açık.  Bu mollaların kendi elleriyle kazandıklarının ve suiistimallerinin bir sonucudur. Halk da bunun sonucunda mollaların yanlış ve çarpık rejimi yerine laik karakterli bir rejim istiyor.  Laik karakterli rejimin hem İran içindeki diğer mezhep saliklerine hem de bölgede rahatlatıcı etkisi olacaktır.  Sadece İslam, dinin son doğru versiyonu olarak laikliğe ihtiyaç bırakmaz.  Doğru anlaşılan İslamiyet insanlık için reçetedir.  Bununla birlikte Hindistan, İsrail ve ABD’de olduğu gibi yanlış dini algıların iktidara taşınması taassup suretiyle en fazla Müslümanlara zarar veriyor,  göz açtırmıyor ve mazlumlar için zulüm çanağına dönüşüyor. Şiilik de böyledir.  Dediğimizin ispatı olarak Deborah Amos adlı Yahudi bayan yazarın Irak ve Suriye ekseninde Sünnilerin kaderini ve başlarına geleni yazdığı, mezalimi anlattığı Eclipse of the Sunnis  adlı kitabı bütün gerçeği anlatıyor.  Sünnilerin Ufulü/Batışı anlamına gelen eser 1979 sonrasında özellikle 2003 Irak işgali ve 2011 sonrası ise Arap Baharı sonrası bölgede İranlılar tarafından Sünnilerin başına gelenleri anlatıyor.  Bölge Sünnilerden temizlenmiştir. Bu Bosna-Hersek’te yapılar etnik temizliği anlatan dini bir temizlik hareketidir. Şam İsmail’in 1501 yılında kalkıştığı İran’ı Sünnilerden arındırma, temizleme hareketinin yeni bir versiyonudur.  2011, 1501 yılının bir devamıdır.  Humeyni de Şah İsmail’in modern bir kisvesidir. 

 

Halkla birlikte Prens Rıza Pehlevi,  Halkın Mücahitleri Reisi Meryem Recevi ile birlikte artık iyiden iyiye ibreyi rejim değiştirme yönüne kaydırmış olan Amerika Birleşik Devletleri de laik ve demokratik bir İran tasarlıyor.  Kabul etmek gerekir ki böyle bir rejim en azından teorik anlamda sadece içeride halkın isteklerini karşılamakla, yerine getirmekle kalmayacak komşularıyla da uyumlu olabilecektir. Humeyni rejimi Sünni komşularla uyumsuzluğu hatta savaş seçeneğini tercih etmiştir.  Elbette evdeki hesap çarşıya uyarsa. Bununla birlikte laik bir İran’a karşı çıkan kesimler rejimin yıkılmasıyla birlikte bir irtidat zinciri ve boşalması yaşanacağını öngörüyorlar. Bu öngörüler bütün bütün yersiz değilse de bu durumda sadece kapalı olan şey açığa çıkmış olacaktır. Yoksa yoktan var olmayacaktır. Bu bidatkar rejim ne kadar erken giderse hasar o kadar az olacaktır.  Bununla birlikte İran 1501 yılından itibaren Ön Şark ile Horasan ve Maveraünnehir Müslümanlarının arasını kesmiş, birbirine kavuşmasını sekteye uğratmış sekter bir rejimdir. 500 yıllık İran Şiiliğinde en keskin devirlerinden birisi Humeyni devrimi gölgesinde yaşanmış ve savaşlarla milyonlarca Müslümanın telef olmasına yol açmış ve yabancı işgalcilere kılavuzluk yapmış ve Irak ve Afganistan’ın doğrudan işgaline vesile olmuştur.  Sınırları dışındaki Müslümanların sömürgecilik pençesine düşmesine vesile olduğu kadar aynı zamanda içerideki Müslüman milletlere de esaret hayatı yaşatmış, göz açtırmamıştır. Mezhebinden olduğu halde Azerilere ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmaktadır.  Sünnilerden bir vali ve bakan dahi atamamaktadır.  Baskı altındaki halkların ve milletlerin de bu vesile ile molla tahakkümünden kurtulmaları tarihin adil bir yargısı olacaktır. 

 

Çarpık molla düzeninin yıkılması en azından toplumsal anlamda küllenmiş samimi dini duyguların kor olarak yeniden açığa,  yüzeye çıkmasına vesile olabilir. Trump idaresi de İran’da gelecekte demokratik ve laik bir rejim öngörüyor. Bununla birlikte İran asıllı yazar Esfandyar Batmanghelidj’nin sorguladığı gibi Amerikan yönetimi ne kadar demokrat veya ne kadar laik?  Beyaz Saray’da Kitab-ı Mukaddes Mütalaa ve İnceleme Grubu üyesi olan Mike Pompeo’nın  Evanjelik eğilimler taşıdığını ifade ediyor. Maalesef gelmiş geçmiş Amerikan yönetimleri orta yolu veya işin ortasını tutturamıyor.  Obama örneğinde olduğu gibi bazı demokratlar son derece ve aşırı bir biçimde liberal değerleri öne çıkartırken Trump gibi diğer aşırılar da Evanjelizmi öne çıkartıyorlar.  Kendileriyle birlikte dünyayı da bir uçtan diğer uca savuruyorlar. Pompeo da Beyaz Saray’daki İncil okuma  seanslarında ABD’nin Hristiyanlığı esas alan bir şekle bürünmesini  arzu etmesine rağmen İran’a gelince laiklik istiyor. Yahudilerin eşcinselliği kendilerine yasak görmemelerine rağmen Kenanlılara reva görmeleri gibi. Acaba onların nazarında yeni Kenan  (Amalika) Müslümanlar mı oluyor?    Özellikle de Talmud faiz, kumar gibi hususlarda kendilerine yasak olanı Goyimlere yani Yahudilerin Acemlerine serbest kılıyor. Fransızlar bu çifte standart alışkanlığını ve davranışını kalıplaştırmışlar ve bir deyim haline getirmişlerdir:  bon pour l'orient!  Şarka uygun, özgü anlamına geliyor! Lakin Fransızlar bunu Yahudiler gibi dini duygularla değil milli duygularla yapıyorlar. Pompeo Evanjelizmi ABD için bir hak ve ötesinde ödev olarak görmesine rağmen kendileri gibi İslam içinde IŞİD ile birlikte Evanjelizm dalgasını temsil eden İran için pek de hak olarak görmüyor. Humeyni de devrim sonrası şunları söyleyecektir: Bizim devrimimiz Mehdi’nin ellerinde doğmuştur. Allah’tan  dileğim odur ki, devrim (İran devrimi) Mehdi’nin zuhurunun ilk nişanesi ve adımı olsun (3).Bugün dünyada Evanjelik karakterli üç ülke bulunmaktadır.  Bunlardan ilki Yahudi Evanjelizmini temsil eden İsrail, ikincisi Protestan Evanjelizmini temsil eden  ABD,  üçüncüsü de Şii  Evanjelizmini temsil eden   İran’dır.  Pompeo gibiler kendileri için istediklerini İran için istemiyorlar. Bu bize 1968 kuşağından Tarık Ali’nin bir kitabını hatırlatıyor:  Fundamentalizmler Çatışması!   İran ile  ABD çatışacak olursa bu  Tarık Ali’nin kehanetini doğrulamış olacaktır. Bu sefer ise fundamentalizmler yerine Evanjelizmler dememiz gerekecektir.

 

Pompeo’nun da aktif üyesi olduğu Beyaz Saray Bible Study Group ( Kitab-ı Mukaddes Etüt Grubu) ’un diğer üyeleri arasında Başkan Yardımcısı Mike Pence,  Eğitim Bakanı Betsy DeVos, Enerji  Bakanı Rick Perry ve Genel Savcı Jeff Sessions  yer almaktadır.

 

Pompeo, ‘ Allah’a ibadet etmemiz bizim sadece hakkımız değil aynı zamanda görevimizdir’ demektedir. Lakin aynı hakkı başka milletlere tanımak istememektedir.  Pompeo bu yönde Mesih’in dönüşüne kadar (Rapture) asla mücadeleden yılmayacaklarını, vazgeçmeyeceklerini ifade etmektedir. İzin verdikleri İran da Suriye’de böyle tezler dile getirmekte ve zafere ya da Mehdi’nin zuhuruna kadar mücadeleyi sürdüreceklerini söylemektedir.  İran’da rejim değişikliğine hevesli olan ve sivil toplum faaliyetlerini destekleme iddiasında olan Tavaana’yı kuran İran asıllı muhaliflerden Meryem Mimarsadiki  bu yöndeki yaklaşımını şöyle ortaya koymaktadır: “Ben Trumpçı birisi değilim. Lakin İran politikasını destekliyorum. Bu rejim yıkılmayı hak etti ve yıkılmalıdır. Humeyni totaliterliği köklerini İslam’da bulmaktadır. “ Esfandyar Batmanghelidj ise Meryem Mimarsadiki  hilafına İran rejimi ile ABD’nin ( elbette İsrail de) madalyonun farklı yüzleri olduğunu ve  hepsine karşı olduğunu beyan etmektedir. Bununla birlikte esbap düzeyinde İran rejimini yıkacak bir denge gerekmektedir. Aksi takdirde Besiç ve Devrim Muhafızları halka göz açtırmıyor. Yeni yaptırımlarla birlikte rejimin çözülmekte olduğuna dair yaygın iddialar var. Devrim Muhafızlarından bazı görevlilerin pılı pıtırtısını toplayarak İran haricine çıkmayı yeğledikleri haberleri alınıyor. Suriye rejimini terk ederek muhalefet sağlarına katılan Tuğgeneral  Ahmet Rahhal’ın ifadesine göre Kudüs Güçleri arasında çözülme ve kopmalar başlamış.  Geride kalanlar arasında ihtilaflar keskinleşirken, bir kısım mensuplarının da soluğu ülke dışında aldığı ifade edilmektedir.

 

Yine varlıklı ve orta halli kesimin yaptırımlar rejimi altında İran’da kalmak yerine Batı ülkelerine göç etmeyi yeğlediği, tasarladığı ifade ediliyor.   Kısaca İran’ı yeni bir göç dalgası bekliyor. 

 

Dini Sembolleri Ve Rumuzlara Saldırı

 

27 Aralık 2017 olayları İran’ın en önemli dini merkezlerinden Meşhed’i çalkalamış ve sosyal depremin merkez üssü haline getirmişti. Mayıs ayından itibaren başlayan olaylar ise ülkenin bütün bölgelerine sirayet etmiş ve dini merkez Kum’u da etkisi altına almıştı. İlk kez Tahran Bazarı da bu gösterilere katılmıştı. Kum, Ahvaz, İsfehan ve Kerec, İştehared  gibi şehirler gösterilerden payını aldı.  2009 hilafına halkın arkasında güçlü bir şekilde Amerikan desteğini hmesi halinde eylemlerinde daha kararlı olacağı bir gerçek. Nitekim 7 Ağustos tarihinde yaptırımların ilk paketi açıklanmadan evvel Kerec gibi kentlerde molla eğitim kurumlarına yani medreselere karşı bir saldırı oldu.  Bu sembolik bir saldırı olmasına rağmen rejimin merkezine ve anlayışına bir saldırı olmasından dolayı çok önemli.    Saldırıya uğrayan okulun müdürü Huccetu’l İslam Hindiyani “Beş yüz kadar protestocu, okulun kapısını kırarak içerde yangın çıkarma girişiminde bulundu. Ellerinde taş vardı ve rejim karşıtı sloganlar eşliğinde okul mescidinin bütün pencerelerini kırdılar” demekte idi.

 

Fars News’in haberine göre, Tahran’ın batısındaki Kerec kentinde çıkan gösterilerde en az bir kişi hayatını kaybetti 25 kişi de tutuklandı. Haberde, bir göstericinin öldüğü olayda “kimliği belirsiz kişi veya kişilerce ateş açıldığı” ve “ruhsatsız silahların kullanıldığı” bilgisine yer verildi. Ajansa açıklamada bulunan Devrim Muhafızları Sözcüsü, “Bu yeni protesto dalgasında protestoları kadınlar yönetiyor” değerlendirmesinde bulundu.  Bu doğru ise kadınların getirdiği devrimi yine kadınlar götürecek. Belli ki genç kuşak ve kadınlar Humeyni devrimini silkelemek istiyor. Hamaney diktatör olarak telin edilirken aynı zamanda rejimin uluslararası yüzü Hizbullah aleyhinde de sloganlar atılıyor.  Türkiye gibi Sünni bir ülkede Hizbullah aleyhinde tek bir gösteri yapılmazken veya duyulmazken bunun Şiilerden gelmesi kayda değer bir durum. İranlı kitleler Hizbullah’ın mustazaf kitlenin hakkını yediğini ve halka geri dönmesi gereken imkanlarla  Suriye halkını öldürdüğünü düşünüyor.

 

İran’ın Karşı Kozları

 

İran rejiminin ABD’ye karşı fazla kozu yok.  Kozlarını işbirliği ortamında tüketti. Klasik yöntemlerine dönebilir. Bunlar arasında Hürmüz Boğazını kapama tehdidi de var.  ‘Biz bu su yolundan petrol satamayacaksak kimse de satamaz’ mantığını yürütüyorlar.  Bununla birlikte Carter Doktrininden beri Hürmüz Amerikalılarca önemsenen ve açık kalması  zorunlu görülen bir su yol. Enerji taşımacılığın seyri seferinin büyük bölümü buradan yapılıyor. Bu açıdan İran’ın tehditleri blöf olma  özelliği taşıyor. Bir de bu suyolunda İran’ın kıta sahanlığına mukabil Umman Sultanlığının da kıta sahanlığı var. Bu açıdan kıta sahanlığını gerekçe göstererek Hürmüz Boğazını kapatması ideolojik gerekçe olarak makbul olmakla birlikte hukuki gerekçe olarak aynı derecede anlamlı görünmüyor.

 

 Hamaney de sürtüşmelerin akabinde yeni doktrinlerini açıkladı. ABD ile ne savaş ne de müzakere olacak dedi, kestirip attı.  Gizli kanallardan üzerinden daima İki ülke arasında müzakere yapılmıştır. En son 2015 nükleer anlaşma öncesinde İran ile ABD aylarca Umman Sultanlığı kanalı üzerinden gizli müzakereler yürütmüşlerdir.  Şimdiye kadar ne doğrudan ne de dolaylı olarak iki taraf arasında bir savaş kopmuştur.  Aksine kontrollü gerilim siyasetinden sonra ilişkiler ortaklığa kadar ilerlemiştir. ABD ile savaştan kaçınılacağının ilanı Hürmüz Boğazı noktasında da İran’ın esnek davranacağının işareti.

 

 İran’ın diğer seçenekleri ise Afganistan’da Taliban’a destek vermek ve Hazaraları vurucu güç haline getirmektir. Kısaca arka bahçesi Afganistan’da ve ön bahçesi Suriye ve Irak’ta ABD ile vekilleri aracılığıyla sürtüşme seçeneği var.   Irak ve Suriye ve Afganistan’da yandaş örgütler vasıtasıyla ABD’yi taciz edebilir.  Bunun getirisi veya geri dönüşümü ise sınırlı kalmaya mahkumdur.

 

İran Ekseni de Çöker

 

İran’ın sürtüşme noktasında sınırlı manevra kabiliyetine mukabil ambargo rejimi altında İran uyduları da çökecektir. Xiihilali yerle bir olacaktır. Arap Baharından sonra eksen veya Şii hilali haline gelen nüfuz bölgesi de çöker. Irak, Lübnan İran ile birlikte başarısız ülkeler kümesine düşer.  Fiilen de öyleler. Bu da yeri doldurulamazsa bölgede bir kaos ortamının oluşması anlamına gelir. Kısaca İran Devrimi güneşi görmüş buzdağı gibi erimeye devam ediyor.  Kurulduğu gibi yıkılışı da gümbürtüyle birlikte oluyor. 

 

 Soru şu: Trump mı önce yıkılacak yoksa İran rejimi mi? İkisi de nihai sona doğru koşuyor.  Bir de Trump’ın zorlamasıyla veya desteğiyle İran rejiminin yıkılma ihtimaline nasıl bakmalıyız? Bu önemli bir soru.  Beşer zulmeder, kader adalet eder. Trump’ın zulmünde kaderin adaleti gizli.

 

 Beni İsrail döneminde ya da Birinci Mabedin yıkılması sonrasında  Arap kaynaklarında Buhtunnasr olarak geçen Nebukednezzar  Danyal Aleyhisselam’a şöyle sorar: Allah beni kavmine niye musallat etti? Bir benzerini aslında  İslam alemini işgal eden Cengiz Han dönemin Müslüman alimlere sorar. Peygamber Danyal Aleyhisselam’ın cevabı  hikmetli olduğu kadar, ibretliktir:  Senin günahının ve aldanmışlığının büyüklüğü ile benim kavmimin kendi nefsine zulmetmesi  ile Allah seni Beni İsrail’e musallat etmiştir.  Sorunun cevabı iki şıklı cevapta verilmiştir. Nebukednezzar’ın ahmaklığı ve nobranlığı ile Beni İsrail’in kendi nefsine zulmetmesi.  Bu yüzden kader olan bitene müsaade etmiştir(4). 

 

Kısaca beşer zulmeder ama kader adalet eder.  İran rejimi yıkılmaya bir değil belki bin defa hak etti.  Toprağı bol olsun. 

 

1-https://aawsat.com/home/article/1367621

2-http://www.tehrantimes.com/news/252815/Islamic-Revolution-in-Iran-remains-an-enigma-scholar

3-https://www.commondreams.org/views/2018/07/22/pompeo-religion-and-regime-change-iran

4-Ed Dau ved’ Deva, İbni Kayyim el Cevziyye, Guraba Yayınları,s: 82, İstanbul

 

Aylık Dergisi 169. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Karşı, Darbenin, Yıldönümünde, Verilen, Mesaj, -, Mustafa, Özcan,
Yorumlar
Haber Yazılımı