Haber Detayı
17 Mayıs 2018 - Perşembe 23:32
 
Kasidetü-l Bürde: Yeni Dünya Nizamı - Zeynep Nurseli Güleç
Pek çok Müslüman, Kasîdetü’l Bürde’nin görmüş olduğu iltifatı kendi mana âlemlerine bir sükûnet olsun bir şifa tesiri göstersin diye bolca okumakta ve bu kasideye büyük kıymet atfetmektedir. Nihai noktada Kasîdetü’l Bürde içinde derin hikmetlerin barındığı bir hakikat deryası...
Edebiyat Haberi
Kasidetü-l Bürde: Yeni Dünya Nizamı - Zeynep Nurseli Güleç

Şiir, meçhulü kurcalama işi. Üstad’ın kelimeleriyle “Şiir, Allah’ı sır ve güzellik yolundan arama işidir.” Şiir idraki; mücerred arayış idraki... İçe doğru derinlik, dışa doğru beliriş... Gönül aynasının kelimelere aksi, yansıması. Yâni; şiir, mana aleminin tezahürü... İçte ne var ise dışarıya akseden de o. Allah Sevgilisi buyuruyor: “Kimi şiir vardır ki, hikmettir.” O birçok şiiri ve şairi övmüştür. Şiire kıymet biçer, şaire de. Ama lafızların en güzeli, en alası O’nun kelimelerinde, O’nun ayetlerinde, Kerim olan Allah’ın Kur’an’ında... Güzel olan söz Hakk’a uygun olan, ondan uzak ve ona karşı olan söz ise çirkin ve kerih... Kimi şiirler vardır ki taltif görmüştür ve kıymetli kılmıştır dilinden döküleni. Öyle ki, Üstad’ın diliyle, bir mısrâı Kâinâtın Efendisi tarafından anılıp “hadîs” olmak şerefine eren, dünyanın en mesut şairi Lebîd... Hadîs meâli: “Söz odur ki, Lebîd söylemiştir: Allah'tan başka her şey bâtıl...” Allah Resûlü’nün bizzat şiir terennüm ettiğini duyup duymadığı sorulan Hz. Aişe (r.a) bazen eve girerken şu dizeleri söylerdi der: “Sana, senin görevlendirmediğin kimse de haber getirebilir.” (Yalar 2009: 70) Ve Hz. Peygamber’i, ashabını ve İslâm dinini müşriklerin hicivlerine karşı şiirleriyle savunduğu için “Peygamber Şairi- Şairü’n Nebi” olarak anılan Hassan b. Sabit, Resûl’ün dinlemeyi en sevdiklerinden.

 

***

 

Sevgililer sevgilisine yazılan kıymetli kaside; Kasîdetü’l Bürde. 59 beyitten müteşekkil. Ka’b b. Züheyr’in kalbinden kalemine akan bu kaside, onu cahiliye şirkinden sıyırıp Allah Resûlü’nün hırkasına tutunmasına ve O’na sığınmasına vesile olmuştur. Bânet Sü’ad-Sevgiliden uzaklaşma ismindeki kaside bilvesile Kasîdetü’l Bürde-Hırka Kasidesi olarak anılagelmiştir.

 

Kelimeler kelimeler kelimeler... Hakiki manayı ustaca gizler çoğu zaman. Harflerin arasında, gelişinde ve gidişinde aranır kelimenin manası. Bu minvalde taltif edilmiş kasidenin manasını tedailer halinde kendinde arayalım: (Arp) Kasîde; İslâm öncesi dönemden gelen bir Arap şiir formu. Kasîd; hedefe ulaşan, direkt, kusursuz. Kasd; tam hedefe yönelme; amaç; amaca giden doğru yol, uygun, mutedil. İşin sırrını ehline ısmarlama kaydı ile tedailer boyunca zihnimizin ulaştığı kelime; Kust... (Arp) Bürde; hırka, aba, Araplar beyninde müstamel bir nevi siyab. Beride; dolu yağdıran. Berde; hazımsızlık, dişi koyun, göz pınarının ortası. Bürd; bilmece...

 

Bu kaside, Ka’b b. Züheyr’in cahiliye nizamından Yeni Dünya Nizamı İslâm’a doğru yürüyüşü... Her şey nasip ve sır idrakine sımsıkı bağlı. Yarın kimin ne olacağı meçhul. Şiirlerinden dolayı hakkında ölüm fermanı verilen Ka’b, iman etmesi ile birlikte şiirinden dolayı en yüksek methe muhatap. Ka’b b. Züheyr yeniden doğdu; yeni bir nizama, zamana ve mekâna.

 

Bürde Şairi

 

Ka’b b. Züheyr (ö. 24/ 645 [?]), Müzeyne kabilesine mensup meşhur arap şairi... Kardeşi de kendisi gibi gökteki yıldızlardan; sahabi Büceyr b. Züheyr. Babası ise büyük arap şairlerinden Züheyr b. Ebu Sülma.

 

Ka’b henüz küçük yaşlarda iken babası Züheyr, bir savaşta elde edilen ganimetlerin dağıtımında haksızlık yapılması üzerine kendi kabilesinden ayrılıp hanımının kabilesi olan Gatafan’a gider. Bu sırada Ka’b bir süre babasının dayısı şair Beşame b. Gadir ile kalır, daha sonra da babasıyla birlikte uzun süre Gatafanlılar ile yaşar. Şiir eğitimini kardeşi Büceyr ile birlikte babasından alan Ka’b, babası Züheyr’in kendisine olgunlaşmadan şiir nazmetmemesini tavsiye etmesine rağmen onu dinlemez ve kısa zamanda şairlikteki üstün yeteneğini ispatlar.

 

Babası Züheyr b. Ebu Sülma, muallaka şairleri arasında seçkin bir yere sahip. Şiir ve hitabette kıymeti o nisbette. Öyle ki İmru’ül Kays ve Nâbiga ez-Zübyânî ile birlikte İslâm öncesi dönemin üç büyük şairinden biri. Aynı zamanda ahlâkı ve barışseverliğiyle de temayüz etmiş saygın bir zat. Hanîflerle oturup hanîflerle kalkan hanîf bir şair. Hikmetli sözlerle yoğrulmuş şiirler yazan Züheyr b. Ebu Sülma, Allah Resûlü’nün peygamberliğinden evvel hak dine ve hak kitaba dair şiirler de yazmıştır. Bir yıl kadar uzun ve ciddi bir eleştiri süzgecinden geçirerek yazdığı şiirleri “Münakkahâtü Züheyr-Züheyr’in Yıllıkları” olarak anılmış ve uzun süre devam eden işler için bu söz bir darb-ı mesel olarak kullanıla gelmiştir. Uzun süren bir savaşı maddi ve manevi fedakarlığıyla durdurmayı başaran Herim b. Sinan hakkında türlü methiyeler düzmüş ve bilhassa bu methiyeleriyle temayüz etmiştir. Medhinde yalana ve abartıya başvurmaksızın kullandığı titiz üslubu sebebiyle Hz. Ömer tarafından da takdir edilmiştir. Kendisi gibi çok sayıda şair yetiştiren Züheyr’in, iki oğlu ve kardeşleri de şair. Lakin soyundan gelen şairlerin en ünlüsü bahsimize aldığımız “Kasidetü’l Bürde” sahibi oğlu Ka’b’dır. Züheyr b. Ebu Sülma, uzun bir hayat sürmesine rağmen Sevgililer Sevgilisi’nin risaletine nail olmak ona nasip olmadı.

 

Bu büyük arap şairi vefatına yakın yıllarda mühim bir rüyaya uyanır. Gördüğü rüya bulunduğu hali doğrular vaziyettedir: Gökten uzatılan bir ip görür, ona uzanır, yakalamak için ne kadar çabalasa da erişemez. Bunun üzerine oğulları Büceyr ve Ka’b’ı yanına çağırır ve yorumladığı rüyası üzerine âhir zaman peygamberine erişirlerse O’nu bulmalarını ve O’na tabi olmalarını vasiyet eder. Büceyr b. Züheyr, İslâm’la şereflenir. Ka’b ise Medine döneminin ilk zamanlarında çevresinden birçok kişi Müslüman olduğu halde Müslümanları ve Allah Resûlü’nü hicvedici şiirler yazmayı tercih eder. Resûl-i Ekrem, kardeşi Büceyr’i Resûller Resûlü’nün yolundan döndürmek için hicvettiği şiir sebebiyle Ka’b’ın katlini helal görür. Ka’b kendi kabilesi Müzeyne’ye sığınsa da kabul görmez. Büceyr, kardeşine mektup gönderir. Bazı şairler hakkında ölüm kararı verildiğini söyler, eğer ki pişman olur ve gelip af dilerse Resûl-i Ekrem’in af dileyenleri affettiğini bildirir mektubunda, ona affı tavsiye eder. Allah Sevgilisi’nin katlini emrettiği bu şair, kardeşi Büceyr’in tavsiyesi üzerine 9 (M. 630) yılında Medine’ye gelir. Bir sabah namazı vakti Mescid-i Nebevi’ye ilk adımını atar Ka’b. Muhacirlerin ve Ensarın hazır bulunduğu mescitte yüzü örtülü bir hal ile Allah Sevgilisi’nin huzuruna çıkar. O’na Ka’b’ın pişmanlığını, tövbe edip İslâm olmak için geldiğini, affolunup olunmayacağını sorar. Allah Resûlü talebini kabul buyurur ve Ka’b yüzündeki örtüyü açar: “Ben Ka’b b. Züheyr’im” der. Ve başlar meşhur kasidesini nazmetmeye. Kasidenin adı “Banet Sü’ad- Sevgiliden uzaklaşma”... Kasidenin taç beyiti; “Muhakkak ki Peygamber kendisiyle aydınlanılan, Allah’ın çekilmiş yalın kılıçlarından bir kılıçtır” O an Allah Resûlü müthiş duygulu... Çıkarır üzerindeki Yemen hırkasını (bürde) ve Ka’b’ın omuzlarına atar. Bundan mülhemdir ki, kaside bu meşhur ismiyle anılagelir; “Kasidetü’l Bürde- Hırka Kasidesi”...

 

“Banet Sü’ad - Sevgiliden uzaklaşma” bahsini Salih Mirzabeyoğlu’ndan takip edelim: “Suad; kadın sevgili... Suadî: Topalak otu... Suada: Sıkıntı... Ulaşılamayan sevgiliden dolayı sıkıntılardan uzaklaşma... Böyle bir hayâl üzere kurulan hayalî suret, tıpkı Üstadım’ın “Nokta Nokta Hanım’a bir dünya muradı üzere kaleme aldığı mektubta, birden ensesinde bir darbe hmesi” ve sonrasında “Ensemin örsünde bir demir balyoz/ Kapandım yatağa son çare diye/ Bir kanlı şafakta bana çil horoz/ Yepyeni bir dünya etti hediye!” kıtasını yazması gibi... Hazret-i Ali’ye, Dünya’nın çok güzel bir kadın suretinde yönelmesi ve O’nun buna yüz vermeyerek dönmesi, aynı mânâ... Gölge’den sahiciye dönüş, Kaab bin Zübeyr’de, ölüm korkusundan dolayı değil, bundan sığınacak hiçbir dünyalık olmamasından dolayıydı.” (Mirzabeyoğlu 2018: 17)

 

***

 

Ka’b b. Züheyr, Allah Sevgilisi’nin hırkasına sahip olmaktan daima iftihar etti, şeref duydu. Bu kıymetli hediyeyi ömrünün sonuna kadar yanında muhafaza etti. Bir seferinde Hz. Muaviye, Kâinatın Efendisi’nin kıymetli hırkasını ondan on dirheme satın almak istese de bu teklife karşılık Ka’b’dan çıkan tek kelam şu oldu: “Resûlullah’ın hırkasını giymek hususunda kimseyi nefsime tercih etmem.” Ka’b’ın vefatından sonra mübarek hırkayı almaya Hz. Muaviye nail oldu. Ve hırka Emevilerden Abbasilere, onlardan da Yavuz Sultan Selim Han’ın hilafetiyle Osmanlı’ya geçti. Bugün, Allah Resûlü’nün bu mübarek hırkası “Mukaddes Emânetler” arasında Topkapı Sarayı’nın “Hırka-i Saadet” dairesinde muhafaza altında.

 

Pek çok Müslüman, Kasîdetü’l Bürde’nin görmüş olduğu iltifatı kendi mana âlemlerine bir sükûnet olsun bir şifa tesiri göstersin diye bolca okumakta ve bu kasideye büyük kıymet atfetmektedir. Bunu zaman zaman zikir ve vird haline getirenler olduğu gibi zaman zaman da ifrat ve tefrit noktasında uç noktalarda bir kıymete vardıranlar da mevcut. Nihai noktada Kasîdetü’l Bürde içinde derin hikmetlerin barındığı bir hakikat deryası...

 

Kasidetü’l Bürde’den Mısralar

 

Muhteşem yurdunda hüküm süren aslanlar başbuğudur o.
Bir aslan ki erkenden ava çıkar, yavrularının besini insanoğlu, insan eti.

 

Bir aslan ki savaş alanında kendi düşmanı dengi.
Bırakmadan çarpışmayı, haram sayar kendine savaşı terk etmeyi.

 

Heybetinden kısılır sesleri yırtıcı çöl aslanlarının
Aslanlar arasında bile o dağıtır adaleti.

 

Parçalandı silâhları ve elbiseleri, kurda kuşa yem oldu
Bu vadide kendi gücüne, bileğine güvenen nice kişi.

 

Şüphe yok ki Peygamber, en keskin bir kılıçtır, kılıçlarından Allah’ın.
Sonsuz bir kurtuluşa, nura ve hidayete alıp götüren bizi.

 

Ve arkadaşları O’nun, Mekke vadisinde İslâm’ı kabul eden
Kureyş’in en ileri gelenleri... Cömertlikte ve yiğitlikte hiçbirinin yok dengi.

 

İlk günler, göçmek gerekliydi, hemen göçtüler, zerre tereddüt etmeden.
Bırakarak yurtlarını, tüten ocaklarını, mal ve mülklerini.

 

Yerlerinde kalanlar çarpışamayacak güçte olanlardı.
Onlar da, müdafaasız ve silâhsız, çepçevre küfürle çevrili, bugünü hazırlamış beklemişlerdi.

 

Evet, bunlar, başları dimdik gezen yiğit üstü yiğit,
Davud’a mahsus demir gömlektir zırh diye giydikleri.

 

Zırhları pırıl pırıl ve upuzun, çelikten büklümleri öyle ki
Birbirine geçip kaynaşmış bir ayrıkotunun halkaları gibi.

 

Tırnakları düşmanı devirse yere, gurur nedir bilmezler,
Yenilirlerse bilmezler nedir umut kesmek, yok ya yenildikleri!

 

Ak soy develer gibidir gidişleri, korunmaları da saldırış.
Vurulunca göğüslerinden vurulurlar.
Onlar ürkmez, onlardan ürker dev dalgalı ölüm denizi.”

 

Kaynakça

Demirayak, Kenan. Diyanet İslâm Ansiklopedisi. “Kasîdetü’l-Bürde” maddesi.

Mirzabeyoğlu, Salih. “Ölüm Odası B-Yedi (408)”. Baran Dergisi 583 (2018): 16-18.

Savran, Ahmet. Diyanet İslâm Ansiklopedisi. “Kâ’b b. Züheyr” maddesi.

Tülücü, Süleyman. Diyanet İslâm Ansiklopedisi. “Züheyr b. Ebû Sülmâ” maddesi.

Yalar, Mehmet. “İslami Arap Şiiri ve Hz. Peygamber”. Uludağ Ün. İlâhiyat Fak. Dergisi 18/I (2009): 61-88.

Yazıcı, Kemalettin. Şair Sahabeler. İzmit: Altın Kalem Yayınları, 2006.

 

Aylık Dergisi 163. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Kasidetü-l Bürde, Yeni Dünya Nizamı, Zeynep Nurseli Güleç,
Yorumlar
Haber Yazılımı