Haber Detayı
09 Mart 2015 - Pazartesi 13:52
 
Korku Histerisi ve İslâm'ın İkinci Hakimiyet Devresi
Aktüel Haberi
Korku Histerisi ve İslâm'ın İkinci Hakimiyet Devresi

Fransa’da haftalık olarak yayımlanan Charlie Hebdo Dergisinin, Allah Resûlü’nün tasvirlerinin yer aldığı karikatürler yayımlaması İslâm Âleminde büyük bir tepkiyle karşılanmıştı. Fransız Devletinin ilgili organlarının konuyu ifade hürriyeti çerçevesinde değerlendirerek herhangi bir yaptırıma gitmemiş olması da öfkeyi büyüten sebebler arasında yer almaktaydı. Geçen zaman ile işlenen cürüm unutulur gibi olsa da, açık kalmış olan hesab nihayet Kuaşi kardeşler tarafından kapatıldı. Ümmeti bahtiyar eden bu gençler, gerçekleştirdikleri operasyon sonrasında 88 bin kişilik Fransız ordusu tarafından muhasara edildikleri işletmede şehid edildiler. Allah şahadetlerini kabul etsin.

Şimdi biz bu vesileyle bir iki husustan bahsetmek istiyoruz. Bunlardan birincisi Müslümanların sahadaki tartışılmaz üstünlüğü, diğeriyse geri kalan Müslümanların Batılıların propagandasına kanmak suretiyle sahadaki üstünlüğü psikolojik üstünlüğe tahvil edemiyor oluşu. Oysa ki,  bugünün dünyasında cereyan eden hadiselere baktığımızda görüyoruz ki; “Mutlak Fikir” bağlısı Büyük Doğu-İbda’nın örgüleştirdiği fikir ve aksiyon Türkiye’den başlayarak dünyaya yayılıyor, kabul görüyor. Bugün, Türkiye özelinde yarım ağızla bile olsa konuşulmaya başlanan İbda dili muhatabını çaresiz bırakmaya yeterken, mücahitlerin yeniden teşkilatlanarak “Kendinden Zuhur Diyalektiği”ni benimsemiş olmaları, sahadaki üstünlüğün de tamamen lehimize dönmesinin vesilesi oluyor. Böyle bir vaziyette hâlen eziklik psikolojisini üzerinden atamayanları anlamak güç!

Sahada Müslümanların Üstünlüğü

1999 senesinde, İbda Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun keramet çapındaki “Kurtuluş Yılı” çıkışının mânası her geçen gün daha net bir şekilde kendisini izah ve isbat ediyor. 1999 senesinin 5 Aralık tarihinde, Metris’te kapanan savunma ve açılan taarruz çığırı dalga dalga yayılıyor, dalga dalga güçleniyor. Yine İbda Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun ortaya koyduğu “Kendinden Zuhur Diyalektiği”, yaptıklarının şuurunda olan ve bir intikamdan korkan Batı’nın, teknolojiyi son raddesine kadar kullanan, milyonlarca dolar harcayan ve hattâ yetmediği yerlerde Kabbala’ya bile başvurarak tedbir almaya çalışan istihbarat servislerinin elini kolunu bağlıyor, çaresiz bırakıyor. 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler, 15-20 Kasım 2003 İstanbul, 11 Mart 2004 Madrid, 7 Temmuz 2005 Londra, ve son olarak da 7 Ocak Paris saldırısı, Batılıların hiç beklemediği yerden sahadaki hâkimiyeti lehimize çeviren “Kendinden Zuhur Diyalektiği”nin misâlleri olarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Batılıların elindeki teknik ve ekonomik üstünlük, Müslümanların makus talihi olmaktan çıkmış ve “Kendinden Zuhur Diyalektiği” vasıtasıyla son bir küsur asırdır Müslümanları kasıp kavuran rüzgâr tersine dönmüştür, elhamdülillah...

Bugün için şunu son derece açık ve net bir şekilde söyleyebiliriz ki; Müslümanlar, istedikleri zaman, istedikleri hedefi, dünyanın her neresinde olursa olsun vurabilecek güçtedir; ve Batılıların istihbarat teşkilâtları, ellerindeki imkânlar ne kadar geniş olursak olsun bu saldırılar karşısında çaresiz kalmaya mahkûmdur. Demek ki bugün, Batılılar elleri kolları bağlı bir şekilde yeni hedefin ne-neresi olacağını beklerken, ellerinden gelen tek şeyi yapıyor ve “bu saldırıları da kendilerinin gerçekleştirdikleri” imajını empoze ederek, psikolojik üstünlüklerini korumaya çalışıyorlar. 

Psikolojik Üstünlük

11 Eylül saldırılarından beri A.B.D. başta olmak üzere Batının baş aktörleri tarafından büyük bir algı operasyonu başlatıldı. Bu operasyon, medya üzerinde etkili olacak şekilde, gerçekleşen saldırıların aslında Batılılar tarafından plânlandığı, sevk ve idaresinin kendilerinde olduğu örgütlerce gerçekleştirdikleri iddiasının alttan alttan empoze edilmesiydi. Böylelikle “bizi, bizden başkası vurmaya muktedir değildir” mesajı verilirken, bir diğer taraftan da gerçekleşen saldırıların Müslüman Âlemine getireceği özgüvenin önüne geçilip, kendi milletlerinin altüst olmuş psikolojisini de tamir etmeyi plânladılar.

İslâm dünyasından birçok aydın geçinen de bu algı operasyonunun kurbanı oldu maalesef. Onların takibçileri de Hollywood filmlerinden alışık oldukları komplo teorileri peşinde sıraya dizildiler...

Oysa ki saldırılarda seçilen hedefler, özellikle de Amerika’da seçilerek imha edilen hedefler, Batılıların ekonomi ve savaş tanrılarını temsil ediyor ve gerçekleşen yıkım, putları kırmaya denk bir mânâyı ihtiva ediyordu. Putperestler, kendi putlarını kırmaya cüret edemeyeceklerine göre?

2001 senesinden şimdiye kadar geçen zaman diliminde cereyan eden hadiseler, Batının sahaya yönelik başlattığı operasyonların bir bir başarısızlıkla neticelenmesi ve 2008 senesinden başlayarak hâlen çözüme kavuşturulamamış bulunan ekonomik krize bakarak, meselenin hiç de Batılıların empoze etmeye çalıştığı gibi olmadığını görebiliriz.  

Bir diğer bakımdan, mücahidlerin de sahadaki tecrübelerinden yararlanarak, teşkilât modellerini İbda’nın misilsiz icadı “Kendinden Zuhur Diyalektiği” çerçevesinde yenilemeleriyle beraber, dünyada cereyan eden savaşın artık Batılılar tarafından kazanılması mümkün olmayan bir safhaya geçtiğini de söyleyebiliriz.

Sahadaki mutlak üstünlüğün, artık psikolojik üstünlük şeklinde de benimsenmesi gereken bir dönemdeyiz ki, yeni safhalara doğru daha hızlı bir şekilde yol alabilelim.

İslamofobi

Korku, bir belirsizlik karşısında tehdit algısı ile tetiklenen rahatsız edici ve olumsuz bir histir. Korku belirli bir ağrı veya tehdit olarak algılanan bir tehdit sonucunda, uyarıcı bir tepki olarak ortaya çıkan hayatî bir mekanizmadır. Herkes bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde çeşitli korkulara kapılabilir. Tehlike ile karşılaşan bir kişi korkar ve bu korku sonucunda kaçmak için bir tepki oluşturur; fakat aşırı durumlarda korkan bir kişi donup kalabilir veya felç tepkisi vermesi de mümkün olabilir. John B. WatsonRobert Plutchik ve Paul Ekman gibi bazı psikologlar, korkunun temel ya da doğuştan gelen küçük duygu dizilerinden birisi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu dizi aynı zamanda sevinç, üzüntü ve öfke gibi duyguları da içerir. Korku kişide, herhangi bir belirli türde duygu durumu veya ânlık bir dış tehdit oluşmadan meydana geldiği takdirde, anksiyete olarak ayırt edilmelidir.

Bugün Batının siyasî bakımdan yaşadığı şey adını ister İslamofobi koysun, isterse başka birşey, korku histerisidir. Histeri bilindiği üzere duygularda aşırılık göstermek anlamına gelir. Yâni bugün Batılı siyasîler korku histerisine kapılmış vaziyette hissi reaksiyonlarda taşkınlık, ani sinirlenme, hareket bozuklukları, geçici kişilik değişimi ve günlük hafıza kaybı, çeşitli sistemlere ait psikosomatik şikayetlerle belirgin psikonevroz bozukluk göstermekte ve bunun içtimâî plana da sirayet etmesi yönünde çalışmalara imza atmaktadırlar.

Ne mi anlatıyoruz? Bunca senedir yalnız kendilerinin insan olduğu, yalnız kendilerinin haklı olduğu, yaptıklarının yanlarına kâr kaldığı, dünyanın geri kalanını köleler gibi sömürdükleri dünya düzeninin bittiğini ve yeni dünya düzeni başladığını ve bu vaziyetin onlar üzerindeki psikolojik ve sosyolojik etkilerini anlatıyoruz. Psikolojik sorunları da insanın yalnız maddî veçhesine bağlayarak tedavi etmeye kalkıp onu da berbat ettiler ya, neyse ki biz düzenimizi kurunca ruhçu bir yaklaşımla onları tedavi etmesini de iyi biliriz.

Neticede

Fikir ve aksiyon, bir ahenk içinde olduğunda bütünü kavrayıp, kaldırabileceği için artık sahadaki aksiyonerlerin bir “bütün fikir” merkezinde buluşmasının vakti gelmiştir.

Batılı siyasîlerin korkusu boşuna değil, aslı astarı var tabiî, yalnız korkunun da ecele faydası yok!

Yeni Dünya Düzeni tesis edilirken safların sıklaştığı, kuyrukçunun, dönmenin, sümüklünün ayıklandığı bir safhadan geçiyoruz. Bundan sonraki safha malum. Öyleyse boş geçirilecek tek bir ân bile yok.

Aylık Dergisi, 125. Sayı, Şubat 2015

Kaynak: Editör:
Etiketler: Korku, Histerisi, ve, İslâm'ın, İkinci, Hakimiyet, Devresi,
Yorumlar
Haber Yazılımı