Haber Detayı
29 Ağustos 2014 - Cuma 11:12
 
KUMARBAZ - F. DOSTOYEVSKİ
Kültür&Sanat Haberi
KUMARBAZ  -  F. DOSTOYEVSKİ

Umutlarını ve geleceklerini kumara ve yaşlı büyükannelerinden kalacak olan mirasa bağlayan bir aile... Aynı zamanda yanlarında öğretmen olarak çalışan bir genç ile ailenin üvey kızı olan güzel fakat bir o kadar da kaprisli genç kız arasındaki aşkı anlatan bir kitap. General'in evinde özel öğretmen olan Alexis Ivanovitch, sevgilisini borçtan kurtarmak için girdiği kumarhanede, kazanmak ya da kaybetmekten daha önemli bir şeyi, içindeki kumarbaz ruhu fark eder. Ve bu farkedişin ardından rulet masaları başında yitirilen işin, aşkın hatta bizzat hayatın öyküsü başlar...

"İnsanlar sürekli birbiriyle ilişkide bulunan varlıklardır ve bu ilişki içinde para önemli bir yer tutmaktadır. Fakat insanın kendi alınteriyle kazanmadığı bir para ona hiçbir fayda sağlamaz."

Kendisini ihtirasa kaptırmış birisinin, yine ihtiras yüzünden ne şekilde kaybettiğini, rulet masalarında, paranın o kara yüzünün ne şekilde çekici ve parlak gözüktüğünü vurgular Dostoyevski. Bu şehvetin yanında kumarın yıkımını da göstermeyi ihmal etmez. İyilikle kötülük arasında sıkışmış, gerçeği ve zihin huzuru arayan bir kahramanı da gösteriyor.

Dostoyevski, insanın kumar illetini, bizzat kumarbazın ruh yaşantısından ortaya döküyor. İçi dünyamızın somut olmayan gerçekleri üzerinde yaptığı cesur tahlillerle dünya edebiyatına damgasını vuran Dostoyevski, sürgün yıllarının ardından kaleme aldığı Kumarbaz'da aşkın, ihtirasın ve paranın kurbanlarını resmediyor. Romanın kahramanı İvanoviç, kumar tutkusunu öyle bir boyuta getirmiştir ki, kumarda kazanmayı, Polina’ya olan aşkına yeğ tutmuştur. İvanoviç, hepimizin içinde olan sınırsız kazanma hırsının yazıya dökülmüş halidir sadece.

“Şimdi neyim ben? Bir sıfır. Yarın ne olabilirim? Yarın dirilip yeniden yaşamaya başlayabilirim! Tümüyle mahvolup gitmeden önce içimdeki insanı bulabilirim!”

Dostoyevski, “Kaybettikçe, kaybedilen parayı geri getirme umudu” tutkusunu bu cümleyle de çok iyi tanımlıyor. Ve bu tutku insanın her alanında da kendini gösteriyor. İhitrasla sarıldığımız şeyleri kaybetmeye mahkum olduğumuzu anlıyoruz. İşi sebeblere ve hikmete bıraktığımızda ise ihtirasların yerini sabrın aldığını farkediyoruz. Kitapta “Büyükanne”nin ilk kumarı başarılı olmuş, daha sonra açgözlülük ile giriştiği denemeler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Dostoyevski, bu noktada kanaatkarlığın da altını kalın çizgilerle çizmektedir. Az ile yetinmeyen çoğu da bulamaz hikmetini yansıtıyor. Bu açıdan bakıldığında kitabın çok daha derin anlamlar içerdiği görülebilir.

 

Dostoyevski'nin Hayatı:

Rus edebiyatının en büyüklerinden olan Dostovyevski, 1821 Moskova doğumludur. Orta sınıf bir aileden gelen yazarın babası, yoksullar hastanesinde cerrahtı. Dostovyevski ilk eğitimini ailesinden aldı. Romanlarının tümünde, ailesinin çektiği sıkıntıların ve tanık oldukları yoksulluğun etkisi görülebilir. Çok çalkantılı geçmiştir Dostovyevski’nin hayatı. 17 yaşında askeri akademiye girmiş ama oradaki katı disipline uyamayıp ayrılmış, Norodniklerin siyasi görüşlerini benimsemiş, 1849’da idama mahkum edilmiş ve tam idam sehpasında öğrenmiştir cezasının sürgüne çevrildiğini. Ölümün kıyısından dönen ve Sibirya’daki sürgün yaşantısında zor günler geçiren Dostovyevski’nin siyasi görüşlerinin temelden farklılaştığını söyleyebiliriz. Kişiliğini derinden etkileyen epilepsi nöbetlerinin sıklaşması da bu tarihte başlar. Artık mistik bir dünya görüşü egemendir Dostovyevski’nin metinlerine.

Çevrenin baskılarından kaçmak için -genç yaşta-kitaplara sığınmış, dünya edebiyatından özellikle romantiklerden etkilenmişti. Romanlarında fantazya, gerilim, cinayet, korku gibi temaları kullanan ; E.T.A.Hoffmann, Schiller, Goethe, Sheakspeare, Balzac ve Dickens en sevdiği yazarlardı. Dostovyevski’de, bu saydığım yazarların izlerini kolaylıkla bulabiliriz. İlk romanı “İnsancıklar”ı 1846 yılında yazdı. O yıllarda Rus edebiyatını yönlendiren eleştirmen Belinski tarafından beğenilen “İnsancıklar”, sıradan, yoksul, çaresiz insanların hayatını anlatır. Henüz gözlemlerini yansıtma aşamasındadır Dostovyevski.

Sürgün cezasına çarptırılana kadar, sadece hikayeler yazarak sürdürdü edebiyat yaşantısını. Sibiryada ise eline alabileceği tek kitap İncildi. Yazmaya ve Petesburg’a 1959 yılında, yine hikayeleriyle döndü. 1861’de, kendi çıkardığı dergide “Ezilenler”in tefrikasına başladı. Ancak, Dostovyevski’ye eski ününü geri veren kitabı, Sibirya hayatını anlattığı “Bir Ölü Evinden Anılar”(1861) oldu. Kaybedilen özgürlük teması, özgürlük peşinde koşan Rus aydınları tarafından övgü ile karşılandı. Bu övgü, 1864 yılında yazdığı “Yer Altından Notlar”a kadar sürdü. Dostovyevski’nin çağdaşı sosyalist aydınları hicvettiği bu kısa romanın aldığı tepkiler estetik değil, politik nedenlere dayalıydı. Turgenyef’le Dostovyevski arasındaki gerilim hem romana hem de tartışmalara yansımıştı. Oysa, “Yer Altından Notlar”, çaresiz insanın hayat karşısında tutunamamasının, ruhsal olarak yaralanmasının, varoluşunu dünyaya haykırmak isterken giderek kabuğuna çekilmesinin hikayesidir. Dostovyevski’nin daha sonra işleyeceği birçok felsefi ve ahlaki problem, bu romanla başlamıştır.

Artık “büyük romanlar” dönemi açılmıştır Dostovyevski’nin yazarlık kariyerinde. “Suç ve Ceza” 1866’da yayınlanır. Onu “Kumarbaz”(1866), “Budala”(1869), “Ebedi Koca”(1870), “Ecinniler”(1872) ve “Karamazof Kardeşler” izleyecektir. Bütün bu romanlarına rağmen, siyasi eğilimleri nedeniyle “söylem” dışı kalan Dostovyevski,ölümünden kısa bir süre önce -Puşkin’in ölüm yıldönümünde yaptığı parlak konuşmayla- iade-i itibar görür. Devlet tarafından tehlikeli, aydınlar tarafından gerici bulunan Dostovyevski, -hiç değilse- cenaze merasiminde yalnız kalmamıştır...!

 

 

ESERLERİ:

Roman:

İnsancıklar (1846)

Öteki (1846, 1978)

Ev Sahibesi (1951, 1970)

Beyaz Geceler (1934, 1983)

Bir Yufka Yürekli (1957, 1985)

Netoçka Neznanova (1937, 1964)

Stepançikovo Köyü (1948, 1973)

Ölü Bir Evden Hatıralar (1946, 1969)

Ezilenler (1957, 1982)

Yeraltından Notlar (1973, 1985)

Suç ve Ceza (1945, 1984)

Kumarbaz (1941, 1986)

Budala (1941, 1985)

Ebedi Koca (1955, 1984)

Ecinniler (1960, 1984)

Delikanlı (1946, 1985)

Karamozof Kardeşler (1940, 1984)

Uzun Öykü:

Amcamın Rüyası (1868, 1973)

Günlük:

Bir Yazarın Günlüğü (günlük) 1975)

Konuşma:

Batı Çıkmazı: Puşkin Üzerine Konuşma (1975)

 

Hazırlayan: M Taha İnci

Kaynak: Editör:
Etiketler:
Yorumlar
Haber Yazılımı