Haber Detayı
07 Mart 2019 - Perşembe 16:35
 
Machiavelli ve Thomas Hobbes - İbrahim Türkan
Senin düşüncelerin insanın kanını donduracak kadar gerçekti. Fakat bu gerçeklerin savunulması toplumda ciddi tepkiler doğurur. İnsan doğası gereği zayıf bir varlıktır. Har daim ölüm korkusu ile yaşar ve kişisel kazanç peşinde koşar. Bencildir. Tek düşündüğü şey kendi menfaatidir. Ve bunun için yapmayacağı şey yoktur. Fakat bunu açık açık belli etmez, edemez.
Edebiyat Haberi
Machiavelli ve Thomas Hobbes - İbrahim Türkan

Machiavelli (1469-1527) ve Thomas Hobbes (1558-1679) Rönesans döneminin iki önemli siyaset düşünürüdür. Rönesans Patristik ve Skolastik Felsefe dönemlerinin izlerinin silinmeye başladığı bir ara-geçiş dönemidir. Bu dönemde kutsal metinlerin otoritesi sarsılmaya ve metafizik konular, olgular filozofların uğraş alanından çıkmaya başlamıştır. “Aklın sesi Tanrı’nın sesini bastırmış”, din ve din adamları büyük itibar kaybetmiştir.

 

Bu dönemde Kepler astrolojiyi yıkıp, astronomiyi inşa ederken, Kopernik güneş merkezli bir evren tasavvuru oluşturmuş, Newton ise “kütle çekim kuvveti” adında bir teori ortaya koymuştur. Filozoflar ise dinin dogmaları ile yoğrulan felsefi kültürü bu dogmalardan arındırabilmek için Eski Yunan’a dönmüş ve bu dönüş pek çok sanat alanında yenilikler meydana getirmiştir. Hümanizm akımının doğuş nedeni; Eski Yunan’a yapılan bu zihnî seyahatlerdir.

 

Rönesans din-bilim kavgasının en ateşli olduğu dönemdir. Felsefi ve bilimsel alanda ortaya atılan aykırı fikirler ve yeni buluşlar kilisenin mozaik ve gravürlerle bezeli, şaşalı duvarına toslamış, pek çok düşünür yeniliğe kapalı din adamlarının gazabına uğramıştır. Kopernik bu dönemde yakılarak öldürülmüş, Galileo bu dönemde kilise mahkemesinde ecel terleri dökmüştür.

 

İşte Machiavelli ve Thomas Hobbes böyle çalkantılı bir zaman diliminin iki önemli filozofudur. Hobbes İngiltere’nin en büyük siyaset düşünürlerinden biriyken, Machiavelli Floransa’lı sürgün bir aydındır. Bu iki büyük adam dünyadaki hayatlarında hiç görüşmemiş olsalar da –zira Hobbes, Machiavelli’nin ölümünden 31 yıl sonra dünyaya gelmiş- dünyadaki zaman ve mekânın ötesinde bir yerlerde görüşme fırsatı bulurlar. Ve aralarında şöyle bir konuşma geçer;

 

H: Düşünüyorum da pek çok kişi seni yanlış anlayıp, yorumladı.

 

M: Keşke sadece yanlış anlamış olsalardı. Hakkımda pek çok ithamda bulundular.

 

H: Evet.

 

M: Bana “şeytanın oğlu” diyen bile oldu. “Prens”i şeytandan ilham alarak yazdığımı iddia ettiler.

 

H: Ama seni anlayan ve kitabını yazılmış en iyi siyaset felsefesi eseri olarak tanımlayanlar da oldu. Macauley gibi senin hakkını taktir edip, seni edebiyat tarihinin en müzmin en bahtsız düşünürü olarak görenler de oldu.

 

M: Haklısın. Yine haksız ithamlar beni her zaman üzdü.

 

H: Şimdi tekrar bakıyorum da seni aslında anlamayan hemen hiç kimse yok gibi.

 

M: Anlamadım.

 

H: Diyorum ki; aslında tüm siyasetçiler ve düşünürler seni doğru anladı. Ve siyasetçiler senin felsefeni en iyi şekilde pratize ettiler. Fakat kimse bu düşüncelerin doğru olduğunu söylemedi, savunmadı.

 

M: Niçin?

 

H: Çünkü senin düşüncelerin insanın kanını donduracak kadar gerçekti. Fakat bu gerçeklerin savunulması toplumda ciddi tepkiler doğurur. İnsan doğası gereği zayıf bir varlıktır. Har daim ölüm korkusu ile yaşar ve kişisel kazanç peşinde koşar. Bencildir. Tek düşündüğü şey kendi menfaatidir. Ve bunun için yapmayacağı şey yoktur. Fakat bunu açık açık belli etmez, edemez. Sen ise bunu kitabında en açık şekilde ifade ettin. Ve doğrusu haklı bir tepki aldın diyebilirim.

 

M: Sanırım haklısın. Oysaki ben eserimi Medicilerin gözünde kaybettiğim değerimi ve siyasi konumumu geri kazanabilmek için yazmıştım.

 

H: Anlıyorum.

 

M: Üstelik tüm düşüncemi tarihi verilerle destekledim. Geçmişte yaşanan siyasi olayları sistemli bir hale getirip, hükümdarlığın en uzun süre nasıl ayakta kalabileceğini yazdım.

 

H: Bana göre sen insandaki en baskın duygunun “bencillik” olduğunu keşfettin. İnsan bencildir. Ve bu bencillik insandaki güven duygusunu yok eder. Yani kişisel menfaati için her şeyi yapabilecek insan, diğeri için büyük bir tehlike arz eder.

 

M: Aslında ben felsefemi tüm insanlık üzerine değil ideal hükümdar üzerine inşa ettim. Bir hükümdarın iktidarda kalabilmesi için yapması gerekenleri ve bunları yaparken uygulayacağı her türlü yol ve yöntemin mubah olduğunu belirttim.

 

H: Yanlış hatırlamıyorsam “virtu” adında bir kavramdan bahsetmiştin.

 

M: Evet, virtu.

 

H: Nedir bu?

 

M: Virtu; cesaret demek. Bana göre hükümdar öncelikle cesur olmalı. Cesareti elde etmeli. Cesar Borgia bunun en güzel örneği. VI. Alexander’ın gayri meşru evladı olan Cesar Borgia…

 

H: Evet. Tüm insanlık onun yaptıklarını bir tür katliam olarak görürken, sen Borgia’nın faaliyetlerini felsefenin mihenk taşı yaptın.

 

M: Borgia’nın iktidarı için tehlike arz eden Orsini ailesini küçük bir tuzak ile katletmesi büyük bir virtu örneğidir. Aynı zamanda kıvrak bir zeka hamlesi. Yine Romagna’da halkın saygınlığını kazanan Remirro de Orco’nun vücudunu ikiye bölüp, halka teşhir etmesi takdire şayan bir hareket.

 

H: Bunları yapmakla Borgia ne kazandı sence?

 

M: Bunlar Borgia’ya saygınlık kazandırdı. Aynı zamanda halkın korkusunu… Halk zayıftır. Ve zayıf kalmalıdır. Bunun için hükümdarın aslan olması gerekir.

 

H: Aynı zamanda tilki.

 

M: Evet. Ne her zaman aslan, ne de her zaman tilki. Bazen aslan gibi cesur olup saldırmalı. Bazen de tilki gibi pusup fırsat beklemeli.

 

H: Peki, sevgi hükümdara bir şey kazandırmaz mı?

 

M: Sevilen lider yerine korkulan bir lider olmak gerekir. Lider kendini sevdirmek için halka bel bağlar. Ne yazık ki halk ikiyüzlüdür. Yarı yolda bırakır.

 

H: Ama sen başımıza gelen şeylerin talihe bağlı olduğunu iddia etmiştin. Belki de kendini sevdiren liderin talih yüzüne güler ve halkın desteği ile büyük işler başarır.

 

M: Hayır. Bana göre başımıza gelenlerin yarısı talihe yarısı da seçimlerimize bağlıdır. Önce doğru seçimi yapmak gerekir. Ardından işi talihe bırakmalı. Bu durumda liderin sevilen değil, korku duyulan olması doğru seçimdir.

 

H: Ama büyük oranda talihe bağlı?

 

M: Evet, başarının yani alınacak en iyi sonucun büyük oranda talihe bağlı olduğunu söyleyebilirim.

 

H: Halka bel bağlamamak konusunda sana hak veriyorum. Egemenin halk üzerinde sınırsız yetkiye sahip olması gerekir.

 

M: Halk çürük bir basamağa benzer. O basamak olmadan hükümdar tahta oturamaz. Fakat yine de o çürük basamakta uzun süre durması ve güvenmesi tehlikelidir.

 

H: Bence hükümdarın halka hiçbir şekilde bağımlılığı yoktur. Aksine halk hükümdara sınırsız bir şekilde muhtaçtır. Yoksa dağılır, darmadağın olur.

 

M: Niçin?

 

H: Sohbetin başında da konuştuğumuz gibi insan çok bencildir. Ve bu potansiyel bencillik toplumu oluşturan bireylerin birbirini parçalamasına neden olacak en başat etkendir. Egemen bireyleri bir arada tutar.

 

M: Peki, egemenin görevi nedir?

 

H: Önce bir parlamento oluşturmak. Ve insanların özgürlüğünü kısıtlayacak bir toplum sözleşmesi hazırlamak.

 

M: Bu oluşturulacak toplum sözleşmesi halkı dizginlemek için yeterli midir?

 

H: Elbette. Kanuni kurallar ve caza tehdidi toplumu kontrol altına alır. Toplum sözleşmesi bir toplumu klanlardan ayıracak en önemli unsurdur. Yoksa insanlar ilkel dönemlerdeki gibi birbirlerini parçalamaya, birbirlerinin hakkını gasp etmeye başlar.

 

M: Leviathan kutsal kitapta bir canavarın adı. Siz bunu kitabınıza başlık yaptınız. Burada nasıl bir ironi söz konusu?

 

H: Aslında Leviathan devletin büyüklüğüne bir gönderme. Yani insanlığın canavarca faaliyetlerini engelleyebilecek tek güç. Bu olası büyük canavarlığı dizginlemeye muktedir daha büyük bir güce yapılan bir atıf. Eserimin ana konusu ise; doğa durumunun kabusumsu konumundan hayatın katlanılabilir olduğu bir topluma geçiş için gereken adımları ayrıntıları ile açıklamak.

 

M: Seni de materyalist olarak tanımladılar.

 

H: Evet. Felsefemde ruha yer vermediğim ve tüm insan süreçlerini fiziksel bağlamda incelediğim için.

 

M: En azından benim gibi hakir görülmedin ve insanlığa yaptığın hizmetler birileri tarafında yok sayılmadı.

 

H: Sanırım senden daha talihliyim.

 

M: Galiba öyle. Hayatım Sankaşyano sokaklarında zavallı bir amele olarak geçti. Ardından düşüncelerim sebebiyle insanlar benden nefret etti. Macauley haklı sanki…

 

 

Aylık Dergisi 173. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Machiavelli, Thomas, Hobbes, İbrahim Türkan, felsefe konuşmaları, filozof,
Yorumlar
Haber Yazılımı