Haber Detayı
02 Nisan 2019 - Salı 13:28
 
Mahmut Bıyıklı: Kültürde Dirilişe İhtiyacımız Var
Türkiye Yazarlar Birliği İst. Şube Bşk. Mahmut Bıyıklı: Kültürde yeni bir hamle mümkündür. Gün bugündür. Küresel kültürün saldırılarına karşı da kültürde bir dirilişe ihtiyacımız var.
Söyleşi Haberi
Mahmut Bıyıklı: Kültürde Dirilişe İhtiyacımız Var

TYB İstanbul Şube Başkanı olarak ilim, kültür, edebiyat, sanat sahalarında kuruluşunuzun üstlendiği misyonu anlatabilir misiniz?

 

Türkiye Yazarlar Birliği geçmişten bugüne getirebildiğimiz güçlü edebiyat mirasımızı geleceğe taşıma idealini yaşatmıştır. Türkiye’nin kültürel alanda yürüttüğü var olma kavgasında TYB her zaman en önde olmuş, öncü rolünü üstlenmiştir. Batıcı hegemonyaya başkaldırarak köksüzlüğü reddetmiş, içinde yaşadığı toplumun gelenekleriyle inanç değerleriyle her zaman barışık olmuştur. Ülkesini ve milletini hor gören aydın yabancılaşmasına karşı kendisini her zaman yerli ve millî merkezde konumlandırmıştır. TYB, küreselleşen dünyada, öz kimliğimizin, kültürel ve manevi değerlerimizin nesiller boyu devamını temin etmeyi kendisine hedef olarak belirlemiştir.  Türkiye’nin en büyük yazar örgütü olan TYB, herhangi bir iktidar döneminde, iktidarın imkânlarıyla kurulup o iktidar gittikten sonra kaybolan derneklerden değildir. Darbelere meydan okuyarak her türlü imkânsızlıklara direnerek bugünlere gelmiş, her zaman sözünü en gür şekilde söylemiştir. Bugün fark edilen bazı meseleleri TYB kırk yıldan beri söylemektedir. Siyasette, ekonomide vs alanlarda iktidar olunabilir, ama kültürde yoksanız bütün kazanımlarınız bir anda kaybolur, hakikatini daima dillendirmiştir. Kültürel birikimin, hayatı baştan sona şekillendirdiğini kültür alt yapısı olmadan siyaset ve ekonominin eksik kalacağını her daim hatırlatmıştır.

 

40 yıllık azimli ve kararlı yürüyüşünde TYB çok sayıda faaliyet yapan ve ülkemizin fikir hayatına muazzam katkılarda bulunan bir kurum olmuştur. Türkiye’nin son kırk yılının kültür ödevini neredeyse tek başına üstlenmiştir. Çoğu zaman devletin yapması gereken ama yapılmayan birçok icraatı vaktiyle TYB gerçekleştirmiştir. Milletlerarası faaliyetlerle Türkiye’nin kültür elçiliğini üstlenmiş, sınırları aşan yüz akı organizasyonlara imza atmıştır. TYB Türkiye’de zihin oluşturma anlamında da büyük bir etki uyandırmıştır. Faaliyetleri süreklileşen, gelenekselleşen faaliyetler olmuş, yankısı uzun süren, geniş çaplı çalışmalara mührünü vurmuştur. Son kırk yılımızdan TYB’yi ve onun bereketli faaliyetlerini çıkardığınızda büyük bir kuraklıkla karşılaşırsınız. Devletin büyük ve imkânları geniş kurumlarının yapamadığı nice iz bırakan çalışmayı TYB tek başına, sivil ve samimi bir sorumlulukla hayata geçirmiştir.

 

İddialı bir iktidar yapılanmasına rağmen kültürel alanda beklenilen bir hamle neden gerçekleşemedi?

 

Kültür sanatta bugüne kadar nereye eliniz atsanız elinizde kalacak bir durumu yaşadık. Mesele çok. Türkiye’de birçok alanda devrim yapan ülkemize sayısız kalıcı hizmetler sunan AK Parti, iktidarı elinde tuttuğu uzun yıllar içerisinde kültürel anlamda beklenilen ölçüde büyük hamleler yapamamıştır. Bu konu devletlilerimiz tarafından özeleştiri sadedinde de dile getirildiği için meseleye işaret etmemiz kâfi. AK Parti iktidar olduktan sonra çözüm bekleyen birçok alanda mücadele etmek durumunda kaldı, bu sebeple kültür-sanata yeteri kadar eğilemedi diye düşünüyorum. Türkiye’de her zaman ekonomi ve siyaset ön planda olurken kültürel alan geri plana bırakıldı. Oysa siyaset ve ekonomiyi temelde besleyen unsur kültürdür. Özellikle Kültür Bakanlığı yapan isimlerin, geleceğe miras kalabilen ve iz bırakan çalışmalar yapmaları gerekiyor. Milletin beklentisi bu yönde. Kültürde devrim yapacak bir Kültür Bakanlığı’na ve bu kudreti gösterecek Bakanlara ihtiyacımız var. Erkan Mumcu, Ertuğrul Günay gibi isimlerin Kültür Bakanlığı’na geçmesi, onların görevde bulunduğu uzun yılların heba olmasına sebep olmuştur. Bu sebeple Sayın Cumhurbaşkanımızın sık sık eğitim ve kültür alanında yaptığı konuşmalarda açtığı ufuk son derece önemlidir. Şimdi bütün mesele bu ufku yakalayacak, ileriye taşıyacak, azimli ve gayretli kültürel kadroların kurulmasıyla mümkün olacaktır. Bu açıdan baktığımızda bazı kültür bakanlarımıza  siyasi konjonktür ve şahsi talihleri, kültürde büyük hamle yapma imkânı sundu fakat onlar bu fırsatı değerlendiremedi. Hasan Ali Yücel gibi isim bırakacak bir bakan çıkarılamadı bu dönemde. Kültür Turizmden ayrılmalıdır. Hatta önemine binaen Sinema Bakanlığı bile kurulabilir. Yeni bir bakış açısına, bu zamana kadar oluşturulamamış yeni bir kültür politikasına ihtiyacımız var. Çünkü bu alanda yapacak çok işimiz var. Türkiye artık kültürel birikimini dünyaya sunmalı, sınırları genişletmeli; yazarlarımız ve sanatçılarımız dünyaya açılmalıdır. Yerel yönetimlerde kültür ve sanat alanında özgün projeler üretilmeli, kültür kadrosu yetiştirilmelidir. Kültürel belediyecilik, sözden öze geçmelidir. Devlet, kültür alanında faaliyet yürüten STK’ların önünü açmalı, memleketimize değer katacak sanatçılara destek olmalıdır. Tarık Buğra’nın da dediği gibi; “Kültür diye bir şey vardır ve kültür bir toplumun olmak ya da olmamak meselesidir.” Bu var olmak savaşında devletiyle, milletiyle, yazarıyla, sanatçısıyla topyekûn kültürel bir seferberliğe ihtiyacımız vardır. Genelde Türkiye’nin, özelde de AK Parti’nin artık kültürde kaybedecek vakti yok. Medeniyet birikimimizin bize yüklediği özgüvenle, kültür ve sanatın bizi gerçek iktidara taşıyacağını bilerek adımlarımızı atmalıyız.  Evet. Kültürde yeni bir hamle mümkündür. Gün bugündür. Küresel kültürün saldırılarına karşı da kültürde bir dirilişe ihtiyacımız var.

 

Kültürde Niteliği Esas Alan Faaliyet Olmalı

 

Kültürel programlara katılımı artırmak için neler yapılmalı?

 

Sayıyı artırmaktan ziyade nitelikli, özgün programlar üretilmeli. Birbirinin benzeri olan faaliyetler her yerde yapılıyor. Yani kemiyetten ziyade keyfiyete önem verilmeli. Gerçekten derinlikli, millî kimlikli bir içerik olursa katılım sıkıntısı olmaz. Burada hedef ve niyet önemlidir. Kalabalık her zaman iyi değildir. Öze bakmak gerek. Öz bazen azdadır. Mesela biz hiçbir zaman niceliğe takılmadık. Hep niteliği önceledik. Niteliği öncelerken de gençlerimizi hiçbir zaman ötelemedik. Hep onları önceledik ve önemsedik. Her programda zihninde şimşekler çakacak bir genci ararız. O genci bulduk mu maksat hâsıl olmuş demektir. Bizim işimiz sayı ile değil. Şairin dediği gibi sayılmayız parmak ile… Bizim işimiz sözledir, sözledir. Sözün büyüsüne inananlardanız. Biz sözümüzü özümüzden söylediğimizde mutlaka bir kalbe değer. O kalbe düşen tohum yeşerir meyvesini verir. Bir de bakmışsınız sizi dinleyen mahcup gençlerden birisi bu ülkeden dünyaya yayılacak bir sanat eserine imza atar. Bir bakmışsınız o gençlerden biri ülkenin kültür politikasına yön verir. Biz meseleye böyle bakıyoruz.

 

İstanbul'un dünya ölçeğinde bir kültür şehri olduğu sık sık vurgulanır. Merkezinizin Sultanahmet semtinde bulunmasından hareketle, “tarihi yarımada” olarak adlandırılan eski şehrin kültürel dokusuna dair gözlem ve teşhislerinizi öğrenebilir miyim?

 

Bugün geldiğimiz noktada özünden koparılmış kendi medeniyetine yabancılaştırılmış ufku daraltılmış bakış açısı, köreltilmiş zihinler tarafından “dünyanın sonunu beklemek için en iyi yer” denilen, Roma gibi alkol vurgunu, sıkıntılı ve bunalımlı Batı şehirleriyle harem-i ismetimiz, masum ve temiz şehirlerimiz arasındaki derin fark gittikçe kapatıldı. Kimliksiz şehirler inşa ettik. Fetih’ten bu yana sürekli çoğalan alçakgönüllü ve masum aydınlığıyla eski İstanbul’dan nelere sahip çıktık, ne kadarını koruyabildik düşünmemiz gerekiyor. Pascal’dan Kopernik’ten bahsederken, İbni Heysem’den, Harezmî’den, Bîrunî’den, mikrobiyolojiyi Pasteur’dan önce kuran Akşemseddin’den habersiz yeni kuşakların zihninde neyi nasıl kaybettiğimizin bir soru olarak belirmesi gerekiyor. Ve en fazla medeniyetimizin esaslı dinamiklerine dönmeden öncü bir millet olamayacağımızı hatırlatmak gerekiyor. Sultanahmet’in tarihi ve kültürel kimliği sürekli yağmalanıyor. Kültürel alanlar turizme kurban edildi. Babıali’nin hafızası sıfırlandı. Yayınevleri kitabevleri kültür ocakları garip kaldı. Geçmişin hatırasına sığınıp kopamayan küçük bir grubun dışında kültür havzası darmadağın oldu. Devletin gerekirse örtülü ödenekten kaynak aktararak koruması gereken birikim maalesef yok edildi. Turizm için feda edilen değerlere karşı turizm istenilen seviyede yapılsa gam yemeyeceğiz. Sultanahmet’te PKK yandaşlarının işlettiği otel ve restoranlarda turistler resmen soyuluyor. İtiraz eden dövülüyor. Denetim çok az. Devlet ağırlığını göstermiyor. Her gün haberlere turistleri dolandıran taksici haberleri çıkıyor. Bunu yaşıyoruz. Günün belirli saatlerinde taksiler Türk müşteri almıyor. Turistleri taksimetrenin yazdığından daha çok ödetmeye yönelik bir tezgah kurulmuş. Maalesef böyle. Sultanahmet gibi inanç merkezinde turistlere yönelik çalışan işletmeler vur patlasın çal oynasın türü eğlenceler düzenliyor. Sınırsız içki tüketimi var. Oysa “sur içi” bize emanet. Ecdadın emaneti. Sur içinde adımınızı attığınız yer ya tekkedir, ya camidir, ya türbedir, ya mezarlıktır. Burada içkili işletmelere ruhsat verilmemelidir. Gündüz turistlerin havzayı gezmesi sağlanıp gece eğlence için “sur içi”nin dışındaki semtlere yönlendirme olmalıdır. Savaş zamanlarında çiğnetmediğimiz harimi ismetimizi sulh zamanlarında yabancıya çiğnetiyoruz. Ecdadımızın emaneti şehirlere hakkıyla sahip çıkamıyoruz. İçimizin yanması bundandır.

 

Ecdadımız şehirlere inacını değerlerini nasıl yansıtıyordu?

 

“Latif” esmasının sırrına vâkıf olan müminlerin yaptıkları her işte letafet ve güzelliğin yansımaları bulunur. Mümin çevresiyle barışıktır. Yaşadığı coğrafyaya dosttur. Ürettiği her eserde inancının aydınlık izleri vardır. Bu sebeple hayatın hakikatini kavrayan ecdadımızın kurduğu şehirlerde, meydana getirdiği bütün eserlerde bir mükemmellik kendini gösterir. Bu mükemmelliğin formülü de “kâmil” bir bakış açısı ve yaşayış tarzıdır. Örnek bir incelikli hayat modeli sunan medeniyet kurucusu atalarımızın her eyleminde ve eserinde tam manasıyla huzur ve sükûn hâli mevcuttur.

 

İslam mimarisi diye büyük bir gerçeklik ortaya koyan insanlar bunu, İslam insanı olmanın güzelliklerini yaşayarak kendi hâllerinde tatbik ederek başarmışlardır. Biz, bugün kadim şehirlerin çarşılarına, mabetlerine, sokaklarına bakarak bu şehirleri kuranların, içinde hayat sürenlerin nasıl bir zevke sahip olduklarını, dünya ve ahiret dengesini nasıl kurduklarını, hangi medeniyetin izini sürdüklerini açıkça görebiliyoruz. Taşa işlenen, ahşaba gizlenen, mabede nakşedilen zarafeti müşahede edip hayranlığımızı hatta hayretimizi gizleyemiyoruz. “Ceddimiz inşa etmedi, ibadet etti.” diyor Ahmet Hamdi Tanpınar… Maddeye nüfuz etmesini istedikleri bir ruhu ve imanı vardı eskilerin. Ayak bastıkları zemini çok kısa bir sürede Türk ve Müslüman yapmasını bilmişlerdi. Duvarları, kubbeleri, çinileri düşünen ve dua eden şehirler imar etti ecdadımız. Bugünün mimarlarının hangi ruhu yansıttığını biraz düşünelim. Şehirlerin hayatın merkezi olması gerekirken rantın merkezi konumuna getirilmesinin istikbale vurulmuş büyük bir darbe olduğunu hatırımızdan çıkarmayalım. Yaradılış gayesinin uzağında, benmerkezci, nefsinin kölesi konumunda, sadece maddeye ve kazanmaya odaklı bir anlayışla inşa edilen şehirlerde ne huzur, ne huşu, ne tabiat ne de insan kalır.

 

“Şehirler de İnsanlar Gibidir, Geçmişinden Koparsa Şahsiyetini Kaybeder”

 

Yaşayan Hatıralar” adlı kitabınızda eski kuşaklardan bazı isimlerin hatıralarını paylaşmışsınız. O çalışmanızdaki intibalarınızla birlikte, eski nesille bugünkü nesli kıyaslayacak olursak neler söyleyebilirsiniz? Sanki eski İstanbul efendileri kalmadı gibi?

 

Şehirler de insanlar gibidir; geçmişinden koparılırsa şahsiyetini kaybeder. Ve insanlar da şehirlere benzer; geleneksiz insanlığın kemaline erip insanlık öğretemezler. “İstanbul ailesi”nin ayrı bir anlamı vardır insanlık literatüründe. Hanımı, efendi hanım; beyi, efendi bey; evladı, efendi oğludur.

 

Hayatları tenkit değil, tembih üzerine kuruludur. Tenkit libası son moda bir giyim tarzı olup “İstanbul ailesi”nin üzerinde görülmesi mümkün olmayan bir kıyafettir. Çok şeyi bilmeleri gerekmez; hadlerini bilmeleri ve gerektiğinde bildirmeyi bilmeleri yeterlidir. “Edeb bir tac imiş nur-ı Huda’dan/ Giy onu emin ol her beladan” diyerek başına “edep” sarığını saran bu faziletli millet, vefakâr bir nesil yetiştirmekte de çok zorlanmamıştır. O nesil ki, cehennemin hacâlet narında yanmaktansa, nefsinin fitilini yakar, eritir ve edep dairesinin dışına asla çıkmazdı. “Ben” yerine “bendeniz” diyen, israf-ı kelam etmeyen, haber vermeden bir yere gitmeyen, gittiği kapıyı üç kereden fazla yoklamayan, insan hukukuna azami derecede saygılı olan kişilerdi şehrin efendileri. Selamını elini kalbine götürüp “hürmet elde, muhabbet yürekte” diyerek alan, “kapıyı örten”, “ışığı uyandırıp dinlendiren”, ayağını yere fazla vursa toprağı incittiğini düşünen canlı cansız her varlığın hatırını eden, Peygamber’inden fazla yaşamışsa yaşı sorulduğunda “haddi aştık” diyen hanımı “cariyemiz hanımefendi” annesi “hanımannemiz”, bey babası, “efendi babamız” olan insanlardı İstanbul beyefendileri. Elbette incelikte İstanbul hanımefendileri de onlardan geri kalmazdı. Türkçe’yi kusursuz kullanan şehre ruh veren ve değer katan güzel insanlardı şehrin kaybolan efendileri. Elbette bugün aramızda onlardan birileri yine var. Ama geçmişe nazaran yok denecek kadar az olmalarının hüznünü eksikliğini yaşıyoruz. Gençleri kadim kültürümüzle yetiştirmemiz gerekiyor.

 

Modern çağda yaşayan bireyler olarak en çok neye ihtiyacımız var?

 

Hakkı, hakikati bilmek ve ona tâbî olmak ihtiyacındadır çocuk kalbimiz. Zannın, yalanın, gıybetin iftiranın taşları onun iman alevini söndürür. Onlara maruz kaldığımız her ortam gönül kendimiz için tehlike arzeder. Bunun neticesi, tükenmez şikâyetler, hiçbir şeyle mutlu olmama, çevreye uyum sağlayamama; dolayısıyla Yaratıcı’yla aramızın bozulmasıdır. Kalp, tam çalışır hale getirilemediği sürece ruhumuzu dolayısıyla yaratıcılığımızı ve eşreflik sıfatımızı tüketiyoruz. Güzel insanların bulunduğu, anıldığı ve güzelliklerin yaşatıldığı ortamlara ihtiyacımız var her yaşta.

 

Amacımız Parçalanan Ümmeti Kaynaştırmak…

 

TYB İstanbul şubesi öncülüğünde, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da Cumhurbaşkanlığı himayesinde, “4. Uluslararası Arapça Kitap ve Kültür Günleri” etkinlikleri düzenlendi. Bu organizasyon hangi saikle, nasıl başladı; hedeflerini bizimle paylaşabilir misiniz?

 

Arapça Kitap ve Kültür Günleri sıradan bir organizasyon değil kültürel bir diriliş hamlesidir. Bu milletin yasaklanmış rüyası, kabul olunmuş bir duasıdır. Arapça kitapların toplatıldığı, okuyanların kovuşturmaya uğradığı dönemlerden bugünlere gelmek bir devrimdir. Organizasyonun niceliği burada ikinci plandadır. Yüklediğimiz mana itibariyle bu fuar gelecek açısından bizi heyecanlandıran umutlandıran mıuhteşem bir fikirdir. Arapça Kitap ve Kültür Günleri, geç kalınmış ve anlamı derin bir çalışmadır. Diğer taraftan “Arap Baharı”ndan bu yana, Araplar gibi Arapça da ülkemizin gerçeklerinden biri artık. Türkiye, Edirne’den Kars’a kadar olan sınırlar içinde siyaset ve hedef belirleme ufkunu çoktan aştı. Ortadoğu olarak adlandırılan bölgenin siyasi geleceği gibi kültürel geleceği de İstanbul'da şekillenecek. Bu açıdan Arapça’nın önemi büyük. Sadece İstanbul’da yüz binlerce Arap yaşıyor. Çoğu Suriyeli olmakla birlikte Mısırlılar, Yemenliler, Libyalılar, Iraklılar, Filistinliler ve Körfez ülkelerinin vatandaşları da var. Arap Dili ve Edebiyatı’na dair eserler, bağlarımızın sistemli bir şekilde koparıldığı milyonlarca kardeşimizle yeniden iletişime geçmek için en önemli köprülerden biri. “Arapça Kitap ve Kültür Günleri” işte bu açıdan önemli bir görev görüyor. Türkçe’nin zengin eserlerini Arap dünyası ile paylaşmakta da geç kaldık. Üzülerek görüyoruz ki ortak değerlerimizi dert edinen yazarlarımızın neredeyse hiçbiri Arap okuyucu tarafından tanınmıyor. Bu faaliyet bir anlamda Arap coğrafyası ile aramızda kültür köprüsü kuruyor. Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni’yle Türk dünyasıyla; bu faaliyetle de Arap dünyasıyla kültürel ortaklıklarımızı artırıyoruz. Derdimiz davamız Osmanlı sonrası paramparça edilen ümmetin evlatlarını yeniden birbiriyle tanıştırmak ve kaynaştırmaktır.

 

Aylık Dergisi 174. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: kültür, diriliş, edebiyat,
Yorumlar
Haber Yazılımı