Haber Detayı
22 Mart 2022 - Salı 17:23
 
Mimarî Üzerine - Hasan Hüseyin Akdağ
Mimari; medeniyetlerin dışa vurumudur. Tefekkür ediş biçimidir. Düşünce metotlarının-diyalektiklerinin müşahhas ifadesidir. Ne zaman ki mimarî "oluşum"dan "yapı bozum"a doğru gitmişse keyfiyetten kemmiyete geçmiş; ruh çıkmış, ceset kalmıştır.
Kültür&Sanat Haberi
Mimarî Üzerine - Hasan Hüseyin Akdağ

Mimari; medeniyetlerin dışa vurumudur. Tefekkür ediş biçimidir. Düşünce metotlarının-diyalektiklerinin müşahhas ifadesidir. Ne zaman ki mimarî "oluşum"dan "yapı bozum"a doğru gitmişse keyfiyetten kemmiyete geçmiş; ruh çıkmış, ceset kalmıştır.

 

"Sanat olarak mimari"yken "inşaat olarak mimari"ye dönüştü. Betonarme yapılardan meydana gelen gökdelenler bulutlarla beraber ruhumuzu da deldi. Ruhsuz ve sanatsız mimariye de "Modern Mimari" denildi.

 

Mimari yani inşa etme (Batı'daki karşılığıyla yaratma) iradesi çeşitli formlara bürünerek Batı felsefesinin temelini oluşturmuştur. Harç hazırlamak için nasıl "çimento+agrega+kum+su" formülü gerekiyorsa Batı tefekkürü de Büyük Doğu Mimarı Necip Fazıl'ın belirttiği şu formül üzerine temellendirilmiştir:

 

“Yunan aklı, Roma nizamı, Hristiyan ahlakı”. Zira Batı Mimarisi'nde de baştan aşağı bu formülü görürsünüz.

 

Platonculuğun ve post yapısalcılığın izlerini de "usul/biçim" olarak çok net bir şekilde kullanmışlardır.

 

Ruhsuz ve sanatsız mimariye "Modern Mimari" denilir, demiştik. Modern Mimarinin başlangıcını 18. yüzyılın sonları olarak kabul edebiliriz. Japon mimar ve teorisyen Arata Isozaki de böyle kabul eder. Osmanlı'da İslam Mimarisi 16. yüzyılda Mimar Sinan ile altın çağını yaşamıştır. Mimaride ruhi çöküşün başlangıcı da 18. yüzyılın sonuna doğru olur. 17. ve 18. yüzyıl Osmanlı mimarisinde Mimar Sinan'ın sadece gölgesi hissedilir.

 

Batı, ruhi buhranı, mimari sahada kemmiyet planında giderebilmek için mimarinin sanatla bir ilişkisi olmadığını yalnızca inşaat olduğu tezini ileri sürdü. (G. Semper, Otto Wagner, Adolf Loos)

 

Bundan böyle taş yığınlarının dinamik, statik ve betonarme hesaplarının birleşimiyle yapılar inşa edilmeye başlanmıştı ve akabinde gelen "Modern Mimari"...

 

"Günümüzde eski ruh tekrar yakalanabilir mi?" sorusuyla beraber "Yaşanmaya değer hayat nedir?" sorusunun ızdırabıyla beraber çözüm arayışına girilmeli. Hemen gözümüze Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun ifadesiyle "Çağdaş Sinan" Cevad Ülger çarpar. Eserleri adeta tuval üzerinde dans eden bir ressamı hatırlatır ve mimarî harikalıklar sunar. Üstün aşk ve zarafet misalidir eserleri...

 

Dini bağların zayıflaması, diğer medeniyetlerle tanışma, geniş çaplı seyahatler nedeniyle ve Kanuni'yle başlayan ruhi çöküntü, dünya görüşünün zayıflamasına neden oldu ve bütün yönleriyle mimariyi etkiledi. Herhangi bir fikri ve ruhi dayanağı olmayan mimarlar, karşılaştıkları yeni tasarımlara yorum getiremediler ve taş yığınlarının büyüsüne kapıldılar.

 

18. yüzyılda cami mimarisinde önemli bir kayma görülmektedir. Barok ve rokoko üslupları Osmanlı mimarisine sızmaya başladı. Barok üslubun en belirgin niteliklerinden biri olan oval formlar Osmanlı mimarisinde pek kullanılmamıştır fakat Nur-u Osmaniye Camii'nde bu üslup kullanılmıştır.

 

Mimari; düşüncenin plastik yorumudur. Akıl ve ruh birliğiyle oluşan düşüncenin inkişafı olarak karşımıza çıkar mimari eserler. Mimarın teknik yeteneklerinin önemli olduğu kadar sosyolojik, psikolojik ve inanç bakımından da üstün olması gerekir ki çağlar ötesine de hitap edebilsin. Yoksa taşları statik ve betonarme hesaplarıyla üst üste koymakla mimari eserler ortaya konulmaz. Mimar Sinan'dan teknik ve teknolojik olarak üstün olmamıza rağmen neden mimari yapılarımız orta ölçekli deprem şiddetine maruz kaldığında yıkılıyor veya çatlıyor? Demek ki bütün mesele teknik değilmiş. Mirzabeyoğlu'nun ifadesiyle "İş ruhta başlayıp ruhta bitiyor; tek kelimeyle, hayatın hakikati ruhta!"

 

Mimarînin de hakikati ruhta. Batı materyalizme takılıp kaldığı için mimaride vardığı en üst düzey tabiatı taklit etmek. Tabiatı taklit ederken dâhi tahrif ediyor. Gotik mimari misalinde olduğu gibi... Gotik mimarisinin üç temel özelliği; kaburgalı tonozlar, sivri kemerler ve uçan payandalardır. Bundan dolayıdır ki uzunlamasına -dikey olarak- gelişmiştir.

 

İslâm Mimarîsi "tevhid" ilkesi üzerine bina edilmiştir. Muhiddin-i İbn Arabî Hazretlerinin "suretler olmasaydı manalar ebediyyen tecelli etmezdi." diye belirttiği hakikatin tezahürüdür.

 

İslâm sanat ve mimarîsinde uluhiyyeti temsil edecek somut bir şey yoktur. Ancak mücerret manada İslâm sanat ve mimarîsi uluhiyyetin manasıdır, aynasıdır. Batı sanatında olduğu gibi dışavurumculuk yoktur. Batı'da Tanrı figürlerle temsil edilmiştir. Oysaki İslâm sanat ve mimarîsinde Allah inancı "mânâlar" üzerinden tütmektedir. Selimiye Camii'ne baktığımızda gördüğümüz şey nedir? Haşmet ve azamet değil midir?

 

Batı sanatı en parlak zamanında dâhi, İslâm sanatının çöküşe geçtiği dönemdeki çağı yakalayamamıştır. Batı sanatı taşlar arasına sıkışıp kalmıştır. Mimarîsinde karanlık ve korku iklimi hakimdir.

 

Hegel mimari için bütün sanatların anasıdır, demiştir. Mimari; müzikten tiyatroya, resimden diğer güzel sanatlara kadar hepsini bünyesinde ihtiva eder. Mimarinin kendisi sanattır. 18. yüzyılın sonlarına doğru ruhi çöküşün başlaması haliyle sanatı da etkiledi.

 

Büyük bir aşk, letafet, heybet, muhteşemlik taşıyan mimari, kavramlara hapsoldu ve basite indirgendi, ruhsuz bir sanat ifadesiyle kullanılmaya başlandı.

 

19. yüzyılda mimari, devlet güvencesi altındaydı. Şehirleşme ve batılılaşma isteğiyle mimari hız kazanmıştı. Yani bir anlamda mimariden dolayı sanat da devlet güvencesi altına girmiş oldu. Devlet kurumu haline gelen sanat baskıcı olmuştur. Bu baskıdan kurtulmak için hayallerin de ötesinde bir hiç olan "ütopya"ya sığınılmıştı. Hiççiliğe doğru giden bir mimari/sanat vardı. "Yapanı yaptırandan gelici bir tecrit bünyesi"nden mahrumdu.

 

Aylık Dergisi 209. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Mimarî, Üzerine, -, Hasan, Hüseyin, Akdağ,
Yorumlar
Haber Yazılımı
barandergisi.net/