Haber Detayı
10 Nisan 2019 - Çarşamba 13:09
 
Mısır'da Yargı Katliamı - Mustafa Özcan
Batılılar ısmarlıyor Sisi ise uygulamalı olarak dinî söylemi yeniliyor. Bu hususta İsrail ve Batılıların duygularına tercüman oluyor. İsrail de Sisi üzerine titizleniyor. İsrail Sisi’nin İslam’la savaşını yakından takip etmekte, yüreklendirmekte ve alkışlamaktadır.
Aktüel Haberi
Mısır'da Yargı Katliamı - Mustafa Özcan

“Zulüm yeryüzüne dağıtılsa, pay edilse eminim ki onda dokuzu Mısır’a isabet ederdi!”

 

Ünlü Mısırlı Vaiz Abdulhamid Keşk

 

Abdulfettah Sisi’nin Mısır’da keyfince mutlakıyet rejimi kurabilmesi idam sehpalarından geçiyor. Bu nedenle de emre amade olan yargı giyotinini kullanıyor. Yargı kılıflı katliamlar yapıyor. Filistinli politikacı Azmi Bişare’nin de dediği gibi bir ay içinde masum 15 kişinin idamı yargı kararı olmaktan öte siyasi bir cinayet. Sisi darbe sürecinde Müslüman Kardeşleri bastırmak için içişleri bakanlığına bağlı keskin nişancıları devreye sokmuş, kullanmış ve Esma Biltaci gibi göstericileri infaz ederek Rabia ve Nahda meydanlarına toplanmış kitleleri çil yavrusu gibi dağıtmak istemiştir. Meydanları kan gölüne çevirmiştir. Sisi gözünün yaşına bakmadan ve soğuk kanlı bir biçimde Muhammed İbrahim ile birlikte meydanlarda binden fazla göstericiyi infaz etmiştir. O sırada darbe destekçisi çarpık hocalar zuhur etmiş ve Abdulfettah Sisi ve dönemin İçişleri Bakanı Muhammed İbrahim’in yaptıklarını tezkiye etmişler ve cilalamışlardı. Sabık Musır Müftüsü Ali Cum’a İhvan’ı kastederek “onlara dolu dolu vurun” ifadesini kullanmıştı. Şimdiki Mısır Müftüsü Şevki Allam da ondan geri kalmıyor hatta tavsiyesini uygulayarak jet hızıyla idam kararlarını onaylıyor. Mısır'daki Ezher Üniversitesi Karşılaştırmalı Fıkıh (İslam Hukuku) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sadettin Hilali, o günlerde Savunma Bakanı Abdulfettah es-Sisi'yi Hz. Musa'ya, İçişleri Bakanı Muhammed İbrahim'i Hz. Harun'a benzetmişti.  “Allah Sisi ve İbrahim'i, Musa ve Harun gibi Mısır'a gönderdi” demişti. . Sabık ve lâhık müftüler Müslüman Kardeşleri ve mensuplarını çağın vebası ve Haricileri ilan ettiler. Sisi darbesinden sonra Ahmet Kureyme gibi çarpık hocalar şaz görüşleriyle ortaya salındılar ve bazıları soluğu Vesim Yusuf gibi Birleşik Arap Emirliklerinde aldılar. Karşı devrim veya darbe süreçlerinden sonra Şam ile Mısır kaçık hocaların ini, üssü haline geldi. Mısır’da Muhaberat dehlizlerinden süzülen Şevki Allam gibi müftüler yargı katliamlarına kılavuzluk yaparken Şam’da da Beşşar Esat’ın gözdesi olan Memun Rahmet bâtınî görüşler serdetmeye başladı.

 

Şam rejiminin hoca kılıklı meczuplarından olan Memun Rahmet dolaylı olarak hatta doğrudan Kabe yerine Esat etrafında tavaf yapılmasını tavsiye etmiştir. Bir de bu meczup Şii çevreler tarafından Ehli Sünnet alimi olarak takdim edilmektedir. CHP Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi gibilerinin bile adamın yanında esamisi okunmaz. 

 

Şam rejimine bağlı Nur eş-Şam Kanalı’nın YouTube üzerinden yayınladığı hutbede, Memun Rahmet, “Bu sene ve geçmiş yıllarda Mekke’deki haccı kaçıranlar, Kasyun tepesine çıksınlar. Safa ve Merve tepeleri arasındaki sa’yı kaçıranlara sesleniyor ve diyorum ki: Ey Suriyeli Müslüman! Gel şehitlerin ve yaralıların evlerini sa’y edelim” dedi (1). Günümüzde Arap Baharı olarak anılan halk hareketlerine karşı sindirme hareketi görülen bölgelerde ulema-ı su veya ulema-ı rüsum olarak nitelenen hoca kılıklı dengesiz tipler öne çıktı ve adeta sahayı işgal ve istila ettiler.

 

Sisi döneminde Mısır adeta Nasır döneminden de geriye gitti. Nitekim Suriyeli muhalif isimlerden Zuheyir Salim’in de işaret ettiği gibi Nasır 1954 yılında Menşiye tertibinden sonra başta Abdulkadir Udeh olmak üzere altı İhvan üyesini idam etmeye kalktığında Arap dünyasında büyük infial meydana gelmiştir. Suriye halkı idamlara karşı çıkmış ve aleyhte kitle gösterileri yapılmış ve bu gösterilere devlet ricali düzeyinde katılım sağlanmıştır (2). Bunlar arasında Hıristiyan asıllı başbakan Faris Huri de bulunmaktadır. Herkes Nasır’ın icraatlarını telin etmiştir. Bugün ise Mısır ile Suriye cephesinde katliam ortaklığı yaşanmaktadır.

 

Maalesef idamlar veya doğru ifadesiyle yargı katliamı karşısında dünyanın kılı kıpırdamamıştır. Sadece İngiltere gibi bazı ülkeler ilke olarak idama karşı olduklarını dile getirmişlerdir. Onun dışında AB ülkeleri adeta Sisi ile muvazaalı bir halde bulunuyorlar.

 

Middle East Eye’dan David Hearst, ‘Sisi'nin kullanışlı salakları: Avrupa nasıl Mısır'ın zorba liderini onaylıyor’ (3) başlıklı makalesinde bu kirli ilişkiye ışık tutuyor. İki hafta içinde 15 fidan gibi genci idam eden Sisi 2018 yılını 46 idamla kapatmıştır. Gündeminde acil olarak 51 Mısırlının idamı daha var ve 737 dava da sırada bekliyor. Böyle kukla yargı ve böyle müftü ve Avrupa çapında böyle işbirlikçiler olduğu sürece Sisi arkasına bakmayacaktır! 15 genç fidan darağacını boyladığı günlerin akabinde Avrupalı liderler Sisi’nin huzuruna varacak ve gerdan kıracaklar! İdamları Avrupalı liderlerin ziyaretini hiçe sayarak yapması içeride caydırıcılığını daha da pekiştirecek ve 2034 yılına kadar iktidarda kalma planları konusunda kendisini daha da bileyecek ve azimli hale getirecektir. İkinci dönemden sonra 15 yıl daha iktidarda kalmasını sağlayacak anayasa değişikliğiyle alakalı olarak süreci bizzat oğlu Mahmut Sisi yönetiyor, takip ediyor. 

 

25 Avrupa ülkesi lideri veya temsilcisi adeta “aferin eline sağlık” der gibi tebriklerini iletmek, kutlamak üzere Şerm eş Şeyh’e akın edecekler.

 

Karukuşi Yargılama

 

Mısır’da 9 kişinin idamıyla sonuçlanan yargılama sürecinde adeta rezaletler dizisi yaşanmıştır. Savcı Hişam Berekat davası tertip bir davadır. Mısır Yargıtayı, 2015 yılında Başsavcı Hişam Berekat’a düzenlenen suikast davasında yargılanan 9 sanık hakkında verilen idam cezalarını Kasım 2018’de onaylamıştı. Sanıklar ise duruşma sırasında kendilerine yöneltilen suçlamaları reddederek, ifadelerinin işkence altında alındığını belirtmişti. İdam cezasına çarptırılan Mahmud El Ahmedi’nin son sözleri ise bu işkenceleri ifşa eder nitelikte oldu. Ahmedi, “Bana elektrikli işkence cihazı ver, sana 20 tane Enver Sedat’ı öldürdüğünü itiraf ettireyim. Bize Mısır’a 20 yıl yetecek kadar elektrik verdiler” sözleriyle tepki gösterdi. Soğuk kanlı bir biçimde Esma Biltaci’yi öldürenler 9 genci de yargı kisvesiyle idam etmişlerdir. Cemal Hayri İsmail adlı görme engelli bir sanık da diğer sanıklara askeri eğitim verme suçlamasıyla 15 yıla mahkum olmuştur. Bu gerçeğin hatırlatılması üzerine pişkin yargı adı geçen sanığın 40 santim ötesini görebildiğini gerekçe göstermiştir. Burada görme engelli olan Cemal Hayri İsmail mi yoksa yargı ile birlikte bağlı olduğu sistem mi? Sisi üç cephede savaş veriyor.

 

Sisi’nin Siyasî Savaşı

 

Sisi’nin savaştığı cephelerden birisi siyasi cephedir ve karşısında tüm Mısır halkı ve onu temsil eden muvazaadan uzak siyasiler bulunmaktadır. Sisi tiranlık yöntemleriyle eski sistemi rehabilite ederek Mısır’ı kafasına göre ölünceye kadar yönetmek istiyor. Elbette bu alan veya cephede tek hasmı Müslüman Kardeşler değil. Anayasayı değiştirerek ömür boyu iktidarda kalma hesapları yapan Sisi’nin planına karşı çıkan herkes onun siyasi hasmıdır. Bu açıdan dar ideolojik cephenin hilafına savaştığı siyasi cephe çok yelpazeli geniş bir cepheden oluşuyor. Bununla birlikte halkın ve temsilcilerinin yeteri kadar örgütlü olmaması ve arkasına aldığı mali ve siyasi dış destek Sisi’yi pervasızlaştırdığı nispette canavarlaştırıyor da. Bununla birlikte gemlenemeyen siyasi ihtirasları nedeniyle Sisi karşısında siyasi düzeyde ortak cephe arayışları hızlanacaktır.   

 

Sisi’nin İdeolojik Savaşı

 

Sisi’nin savaştığı ikinci cephe ise ideolojik cephedir. Bu cephede ise münhasıran Müslüman Kardeşler ile savaşmaktadır. Bununla birlikte bu cephede yalnız değildir. Devlet gücünü ve dini otoriteleri de arkasına ve yanına almıştır. Bunun dışında liberal ve sol kesimler zor zamanda Sisi’nin yardımına giderek işini kolaylaştırmışlardır. İhvan ile diğer ekoller arasında ideolojik kutuplaşma darbe sürecini ve Mursi’nin görevinden alınmasını kolaylaştırdığı oranda hızlandırmıştır. Bu nedenle Sisi bu cephede oldukça rahattır. Diğer kesimlerle ortak paydası fazladır. Bu cephede yalnız olmadığı söylenebilir.

 

Bir de seviyesi iyice düşen dini kurumlar İhvan aleyhinde kara propaganda yapmaktan geri durmuyorlar, kaçınmıyorlar. Bu alanda Müftülük ve Vakıflar Bakanlığı başı çekmekte ve adeta Müslüman Kardeşler çağdaş Hariciler olarak damgalamakta, tasvir edilmektedir. Bu da halk nezdinde Müslüman Kardeşler aleyhinde dini meşruiyet sorununa neden olmaktadır.

 

Adeta Mısır Müftülüğü ve Vakıflar Bakanlığı Müslüman Kardeşlere karşı bir zamanlar Türkiye’de Ömer Öngüt’ün dini hasımları olan Süleyman Efendi talebeleri ya da Mahmut Ustaosmanoğlu veya da Refah Partisine karşı kullandığı üslubu hatırlatan vülgarize bir üslup kullanmaktadır.

 

Mısır Müftülüğünün karalamalarından bir örnek şöyledir: “Günümüze kadar İslâm ümmeti sürüyle zuhur eden, fışkıran sapkın akım ve fırkalardan böylesini tanımamıştır. Terörist İhvan cemaatinden daha sapığı dünyaya gelmemiş, türememiştir. Din binekleri, yalan vesileleri, nifak icraatları, cinayet ve öldürme hobileri, terörizm tarzları ve yolları, gençler kurbanlar İblis ise yoldaşları ve önderleridir. ülkeleri parçalamak gayeleri iktidar ve siyaset ise amaçlarıdır...”

 

İhvan’ın bazı sloganlarını ise tersyüz etmişlerdir. Sözgelimi İhvan slogan olarak şunu söyler: “Devletü’l batili saa devletü’l hak ile kiyami’s saa! Batılın iktidarı ve süresi bir saat ise hakkın iktidarının ve devletinin ömrü kıyamete kadardır.” Müftülük ise bunu şöyle tersyüz etmiştir: “Cemaaatü’l İhvan ed Dalletü saa ve vatanuna Mısru’l Hakk ila kıyamu’s saati! Sapık İhvan’ın ömrü bir saatlik ise hak vatanımız Mısır’ın ömrü kıyamete kadardır(4).”

 

Sisi’nin İslâm ile Savaşı

 

Bütün bunların ötesinde Sisi doğrudan İslam ile savaşıyor. Lakin bunu dini araçlarla yapıyor. Dine karşı yine dini kullanıyor. İslam’a karşı savaşı, Ezher ve Ezher Şeyhi Ahmet Tayyip’e karşı savaşında somutlaşıyor. Bu konudaki araçları gerçekte istihbarat ajanları olan Vakıflar Bakanı Muhammed Muhtar Cuma ile Mısır Müftüsü Şevki Allam ve etrafındakiler. Merkezi Cuma hutbeleri Ezher tarafından hazırlanırken Ezher’i bypass etmek isteyen Abdulfettah Sisi bu görevi Vakıflar Bakanlığı uhdesine kaydırdı. Keza yine Ezher’i bypass etmek için paralel bir dini akademi tesis etmek istiyor.

 

Peki! Ezher ve Ezher Şeyhi Tayyip ile Sisi arasında sorun ne? Elbette sorun Müslüman Kardeşler değil. Daha doğrudan dini meseleler. Sisi Amerikan projesi olan dini söylemin yenilenmesi projesini Ezher üzerinden yürütmek istiyordu buna muvaffak olamadı. Ezher dini sabiteler konusunda taviz vermek istemedi. Bunun üzerine Sisi de Ezher Şeyhi Ahmet Tayyib’in etrafını boşaltmak istedi ve arada sessiz bir çekişme yaşandı. Sisi bir konuşmasında apaçık bir surette İslam içinde bir devrim istediğini söyledi. Bu devrim İslam’ın Batılıların ve İsrail’in arzuları istikametinde yeniden yorumlanmasından, reforma tabi tutulmasından geçiyor. Sisi boşanmaların önüne geçmek için erkeğin sözlü olarak boşama hakkını askıya almak istemiş Ahmet Tayyip ise bunun İslam’a aykırı olduğunu söylemişti.  Sisi’nin gıyabında Ezher Şeyhi Ahmet Tayyib’e hitabı Enver Sedat’ın yine gıyabında İhvan Lideri Ömer Telmisani’ye hitabını ve ilaveten Mustafa Kemal’in Meclis’te görüştüğü Bediüzzaman’a rûberû, vicahi hitabını hatırlatmaktadır. Sisi Ezher’in mevcut anlayışının ve Sünnetin ve hatta Kur’an-ı Kerim’in yorumunun güncelleştirilmesini yani zamana uydurulmasını ve asrileştirilmesini istemektedir. 11 Eylül sonrasında kimi Neoconların İslam içinde bir mücadele başlatmak istemeleri projesine uygun olarak Sisi de İslam içinde bir hesaplaşma çığırı açmak istemektedir. Bunu Ezher kanalıyla yapamayınca kuracağı yeni akademi de modern usule göre yetişecek kadın ve erkek hocalara ısmarlamak istiyor. Esasında Nasır döneminde de böyle olmuş Nasır İhvan içinden ayarttığı Hasan Bakuri gibi bazı hocalara bakanlık vererek devşirmiş ve ardından bu kimseleri dini reforma tâbi tutmak için istihdam etmiştir. Dini reformları onlara ısmarlamıştır. Bunlar da iş kaybına neden oluyor diye Ramazan’da oruç tutulmasını sakıncalı bulmaya başlamışlar ve onun ötesinde bir Amerikan ve Alman İslâmî projesi olan kadınların imamlığı meselesini ortaya atmışlardır. 25 Şubat 1957 tarihinde Vakıflar Bakanı olan Hasan el Bakuri ilginç fetvalar eşliğinde kadınlara has ve özel camiler kurulmasını onay vermiş ve bu halde başları ve kolları açık olarak namaz kılabileceklerine hükmetmiştir.  Böylece ABD’de Emine Vedut’tan yarım asır Almanya’da ise Seyran Ateş’ten 70 yıl önce benzeri bir görüşü ortaya atmıştır. Onlara çığır açmıştır. Bu alışılmadık ve dinin kurallarıyla uyum içinde olmayan görüşler karşısında Ezher Fetva Komisyonundan ve Hanefi Müftüsü Şeyh Haseneyn Mahluf itiraz seslerini yükseltmiş, kolaylaştırma adına, bahanesiyle sulandırmaların kabul edilemeyeceğini ifade etmiştir (5).

 

Batılılar ısmarlıyor Sisi ise uygulamalı olarak dinî söylemi yeniliyor. Bu hususta İsrail ve Batılıların duygularına tercüman oluyor. İsrail de Sisi üzerine titizleniyor. Nitekim Dori Gold’un yönettiği Jerusalem Stratejik Etütler Merkezi araştırmacılarından İsrail’in eski Kahire Büyükelçisi Zvi Mazel İsrail medyası tarafından Netanyahu ile arasındaki özel ilişki nazara verilerek Sisi’nin ajan gibi algılanmasının önüne geçilmesini ve bu suretle yıpratılmamasına özen gösterilmesini istemiştir.

 

İsrail Sisi’nin İslam’la savaşını yakından takip etmekte, yüreklendirmekte ve alkışlamaktadır (6).

 

Haccac ile Rabia

 

Batılı gözlemciler tarafından da yakından takip edilen İsrail Askeri İstihbarat Teşkilatı Aman’ın eski elemanlarından ve Israel Hoyam gazetesinin yazarlarından oryantalist Dr. Reuven Berko, Arap dünyasında istikrarı ancak Said İbnü’l Cübeyr gibi tabiinin ulu kişilerini ve büyüklerini öldüren Hacac Bin Yusuf es Sakafi benzeri kişiler tarafından ve onların yöntemleriyle sağlanabileceğini ve günümüzde de Haccac’ı Abdulfettah Sisi’nin temsil ettiğini söylemiştir (7). El Hak yerinde bir tespittir. O bunu övgü makamında görürken biz yergi makamında alıyoruz. 

 

Adeta Yahudi oryantalist Ebu Tamam’ın şu şiirine gönderme yapıyor gibidir:

 

Es seyfu esdaku min inba’en mine’l kütübi fi haddihi el haddu beyne’l ciddi ve’llaibi

 

Kılıcın haberleri kitapların haberlerinden daha keskindir,

 

Doğrusu eğrisinden şakası gerçeğinden ancak kılıcın çizgileriyle ayrılır.

 

Burada, Dr. Reuven Berko bazı İsrailli liderlerle birlikte Bernard Lewis ve Churchill’in izinden giderek Arapların ancak sopa ile yola geleceğini söylemiş oluyor. Sopa atanlar İsrail’in bekçisi oldukları müddetçe gam değil.

 

Neden olmasın? Bazı İsraillilerin söylediği gibi Mursi iktidarı İsrail için nükleer bir İran’dan daha tehlikeli idi. Bu tehdidi Sisi bertaraf etmiş oldu. Ne kadar övgü düzseler sezadır hatta azdır.

 

Sisi çağın Haccac-ı Zalim’ini temsil ederken Rabia Meydanı ve başta şehitleri Esma Biltaci gibiler olmak üzere ve sonrasından gelen fidanlar da masumiyeti simgeliyorlar.

 

"Mü'minlerden öyle kimseler vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehit edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehadet sırasını) beklemektedir. Sözlerinden asla dönmemişlerdir (Ahzab: 23).”

 

 

1-https://turk-archive.aawsat.com/2017/08/article55356307/samdaki-emevi-camii-imami-hacci-kaciranlar-kasyun-dagina-ciksin/

 

2-https://twitter.com/zohersalm/status/1098882336790319104

 

3-https://www.middleeasteye.net/opinion/sisis-useful-idiots-how-europe-endorses-egypts-tyrant-leader

 

4-https://arabi21.com/story/1161767

 

5-https://almesryoon.com/story/1167805

 

6-https://www.jpost.com/Opinion/President-Sisis-religious-war-573361

 

7-http://naamy.net/index.php/news/View?id=1395#.XHFefaIzbDd

 

 

Aylık Dergisi 174. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Mısır Yargı, Katliam,
Yorumlar
Haber Yazılımı