Haber Detayı
27 Aralık 2017 - Çarşamba 14:35
 
Murat Dağıtmaç: Toplum Üzerinde Sosyal Medya Tehlikesi Var
Dr. Murat Dağıtmaç ile dijital teknoloji ve sosyal medya üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.
Söyleşi Haberi
Murat Dağıtmaç: Toplum Üzerinde Sosyal Medya Tehlikesi Var

Murat Dağıtmaç Kimdir?

1980 İstanbul Üsküdar doğumlu. 2009 yılında Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Biga M.Y.O. ‘nu bitirdi. 2004 Yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi, 2009 yılında Haliç Üniversitesi Grafik Tasarım Yüksek Lisansını tamamladı. 2015 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Tasarım Doktora Programı’nı bitirdi. Akademik hayatıyla birlikte uzun yıllar reklam sektöründe Sanat Yönetmeni olarak da çalışmaktadır. 2009 yılında öğretim görevlisi olarak başladığı Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İletişim Tasarım, Kurumsal İletişim, Grafik Tasarım, Mesaj Tasarımı ve Sosyal Medya derslerini vermektedir. Birçok STK’ya, siyasi partilere ve eğitim kurumlarına Sosyal Medya ve İletişim konulu seminerler vermeye devam etmektedir.

 

AKADEMİK ÇALIŞMALAR KÜTÜPHANEDEN ÇIKMIYORSA ÇÖPTÜR

Türkiye’de yapılan akademik çalışmalar topluma ne ölçüde katkı sağlıyor?

Maalesef bu konuda olumlu konuşamayacağım. Yakın zamana kadar akademik camia ülkedeki her türlü siyaseti ilgilendiren konulara müdahil olurdu, asıl görevleri hep geri planda kalırdı. Benim de içerisinde olduğum yeni nesil akademisyenlerde sektör-üniversite birleşiminde daha tam başarılı olamadılar, daha doğrusu istenen seviyeye gelmedi. Benim bu konuda bazı arkadaşların da tepkisini çeken bir söylemim var, sizinle de paylaşmakta sakınca görmüyorum. “Akademisyenlerin yaptığı çalışma, kütüphane dışına çıkamıyorsa, çöptür". Buradan bakınca, bugüne kadar hep siyasi davranışlara göre hareket eden akademik camia, doçentlik veya profesörlük mülakatlarında da çoğunlukla aynı düşünce içerisinde olanları seçtiği için, belli bir zümreye ait bir meslek grubu olarak görülüyordu. Haliyle sürekli savunma mekanizmasında olan bir yapı teorikte yazdıklarını pratiğe aktaramadığı için, halkta da bir karşılık bulamadı. Üniversitelerin lojmanları var. Çocuklar yine üniversite bünyesinde okullara gidiyor. Tabiri caizse kapalı bir kutu içerisinde yaşanılıyor. O yüzden senin derdini bilmiyor ki.

 

TWİTTER-FACEBOOK VERGİLENDİRİLMİYOR

Şu anda dünyanın en önemli gündem maddelerinden birisi “dijital dönüşüm” Bununla alakalı bazı projeler geliştiriyoruz. Bence bununla ilgili en önemli konulardan birisi vergilendirme konusu; mesela geçen sene dijital mecrada Google, Facebook, Youtube' nin TÜİK raporlarına göre toplam geliri 3.8 milyar dolar. Bunun karşılığında vermeleri gereken KDV, 500 milyon dolar. Verdikleri vergi, sıfır. Bir de reklamları, mafya verebiliyor, çek-senetçisi, kumarhane sahipleri de verebiliyor. Herhangi bir engel yok. KDV’yi kimler vermez; devletin kanunlarına baktığınızda, vergilendirilmeyen alan, devlete faydalı olan vakıflardır. Burada bir açık var. Facebook, Twitter veya diğer sosyal mecralar vakıf adı altında mı yardım topluyor ki bunu vergilendirmiyoruz. İşin enteresan tarafı bu reklam parasını tahsil eden firma Türkiye firması. Tabiî biz bunun soruşturulmasını istedik, Türkiye’de ki firma muhtemelen kanunda açık bulduğu için, rahat hareket ediyorlar. Ülkemizde bununla ilgili Maliye Bakanlığı ve ilgili kurumlar acilen bir çözüm önerisi sunmak durumunda, yoksa mesele sadece parasal kayıpla kalmayacak. Tabiî dışarıdaki bazı ülkeler de bu mevzuat konusunda mustarip. Bir kere maddi kayıptan önce gizlilik ihlali söz konusu. Facebook açık açık ben sizin bilgilerinizi topluyorum diyor. Bu konuyla ilgili Avusturya’da 25.000 kişi Facebook’a gizlilik ihlali için dava açtılar ve dava hala devam ediyor.

 

EN BÜYÜK HATA EBEVEYNLERDE

Sosyal medyanın hayatımıza girdiği dönemden bu yana etkisi ne oldu?

Sosyal medya bağımlılığından başlamak gerekirse burada hatanın büyüğü, biz ebeveynlerde çocuklarımızı ufak yaşlardan itibaren sussun diye eline tabletleri veriyoruz. Liseye gidiyor, derslerine daha iyi çalışsın diye internet bağlantısı olan bilgisayar veriyoruz. Çocuklarımız üniversitelere gidiyor, yurtlarda kalmalarını istemiyoruz, kalabalık oluyor vs. bu sefer 1+0 daireler kiraladık, çocuklarımızı oraya hapsettik. Çocuklarımızı etrafıyla iletişimsiz hale getiriyoruz, konuşma-anlaşma ihtiyacını gideremiyor. Bu sefer televizyonu açıyor, televizyon bir iletişim aracı değildir. İletişimde, karşılıklı dokunur, konuşur, göz teması kurarsınız. Karşı taraftan bir enerji alırsınız. Televizyonda sadece enerjiyi alıyorsunuz. Ama karşı tarafa bir enerji gönderemiyorsunuz. Program bitiyor, sinir küpü olmuşsun. Çünkü televizyonlar bizim iletişim ihtiyacımızı karşılamıyor.

 

GERÇEK HAYAT VE SOSYAL MEDYA

"İletişim çağı" diyorlar buna?

Alâkası yok, iletişim olmadığı için, çocuk ihtiyacını karşılayamıyor. Sonra Facebook, Twitter diye bir şey çıktı. Bir baktı ki, yazıyor, cevabını alıyor. Hâl böyle olunca da, "tamam olay budur" algısı oluştu. Türkiye'de sosyal medya kullanıcıları arasındaki kullanım oranı 3.2 saat. 15 sene evvel sosyal medya yoktu. Bu üç saati nereden çaldık biz? Aileden çaldık, işimizden çaldık, hâliyle hayatımızın merkezine sosyal ağ oturdu. Bu bizi etkiler. Bir kere, dış dünya ile bağlantımızı kopardık, gerçek hayattan koptuk. İnternetteki dünya ile, gerçek dünya arasında fark var. Ben yapmadığım bir şeyi, çocuklarıma öğüt olarak veremem. Önce kendin yapacaksın, sonra öğütleyeceksin. Sosyal medya farklı, adam yapmadığı bir şeyi, yapmış gibi gösteriyor. İnsanlar çift karakterli olmaya başladı. Hayattaki davranışları başka, sanaldaki davranmaya çalıştığı insan başka. Bu sefer, insanın içerisinde çatışmalar başlamış oluyor. Gerçek hayatta yapamadıkları şeyleri, sosyal ağda yapmaya çalışıyorlar. Bu hem kadın, hem de erkek için. Kadınlara sorarım, "gittiğiniz kınanın fotoğrafını, videosunu çekiyorsunuz, oraya erkek sokar mısınız normalde?" diye. "Erkek sokmak caiz değildir" diyorlar. Ama canlı yayın yapıyorsunuz? Açmış Facebook'u, oh. "Günah" dediğimiz şeyleri, sanal alemde göstere göstere yapıyoruz. Bunu söyleyince rahatsız oluyorlar, yaparken olmuyorlar? Eşinin ve çocuğunun fotoğrafını "al bak" deyip gösterir misiniz millete? Her şeyini paylaşır mı bir insan? Benim çocuklarımın, eşimin sosyal ağda bir fotoğrafı bulunamaz. O benim özelimdir. Bırak Müslüman'ı elin gâvuru görüyor sonra. Her şey kayıt ediliyor, tutuluyor bir yerde. İnsanlar hüviyet problemi yaşıyor. Artık değerimizi "elli tane 'like' aldım, benim şu gönderim 120 'like' aldı biliyor musun?" gibi şeyler üzerinden değerlendiriyoruz.

 

"Sosyal Medya Bizi Neden Kullanır" isimli kitabınızda da bahsediyorsunuz. Bunun “Narsistlik başlangıcı” olduğunu ifade ediyorsunuz?

Tabiî, kendini beğendirme kaygısı... Önceden bu kadar değildi bu, Instagram denilen fotoğraf paylaşma mecrasında en çok kullanıcı genç bayanlar. Genç bayanlar arasında, kapalı genç kızlar da çok fazla. Sonra "ben bir bireyim" iddiasını ortaya koymaya çalışıyorlar. Paylaşmış olduğu fotoğrafın altına da güzelliğini veya yakışıklılığını öven yorumlar gelmeye başlıyor. Sürekli pohpohlanan insan, çevresinin "kızım veya oğlum bu böyle olmaz" sözlerine kulak asmaz. Yani sosyal medyadaki davranışlarımız gerçek hayattaki davranışlarımızı ciddi şekilde etkiler oldu. Tam olarak öyle ve "beni kim beğeniyor, kim beğenmiyor" diye düşünüyorlar. "Ben onu beğeniyorum, bu beni niye beğenmedi" denilmesin diye, beğeniyorlar birbirlerini. Siz hiç, "vay be bugün de inşaatta amelelik yapıyorum, kumları karıştırıyorum" pozu gördünüz mü? Yoktur. Herkes Bağdat Caddesi'nde. Herkes önemli kişilerle toplantı yapıyor. Lüks lokantalar, gece kulüplerinde fotoğrafları görüyoruz. Beğenme, beğendirme kaygısı var.

 

 

MAHREMİYET VE SOSYAL MEDYA

Aileleri parçalamaya kadar gidebilir mi bu problem?

Geçmiş olsun. Aynen öyle. Ülke olarak acilen dijital dönüşümüzü gerçekleştirmemiz lazım, hatta Dijital Dönüşüm Bakanlığı kurulması lazım diye düşünüyorum. Dijital derken, bu sadece teknolojik bir olgu değil. Sosyolojik ve Psikolojik alt yapısının da hazırlanması gerekir. Ülkemizdeki en büyük sıkıntı yeni bir teknoloji geldiği zaman onu aynı şekilde almamızdır. Örneğin, Amerika’da Silikon Vadisi’nde “cyber security” diye bir terim çıkarmışlar, batılılar için önemli olan “bilgiyi ve paralarını” korumak için teknoloji geliştirmişler. Bizde de bu çıkan teknolojinin aynısını kopyalamışız ve çok iyi bir seviyeye gelmişiz. Bizim için en önemli değerlerimiz para ve bilgiyse çok iyi bir iş yaptık. Fakat Türk-İslam senteziyle yetişmiş bir topluluğun en önemli değerler içerisine para gireceğini düşünmek Türkiye’yi tanımamak demektir. Biz yine paramızı ve bilgimizi koruyalım ama bunun yanına kültürümüzü-dinimizi korumayı da eklesek çok daha başarılı iş yapmış olmaz mıyız? Kendi kültürel yapımızı koruyamadığımız taktirde, korkarım ki  orta vadede malımızı mülkümüzü vatanımı hatta dinimizi bile batılılara sunacağız.

 

Kendi paramızla rezil olmak gibi?

Tam olarak o. Bir röportaj seyrettim, Amerikalılara soruyorlar, "beş bin liraya Iphone 10 alır mısınız?" diye, cevap "salak mıyım? Niye alayım?, kesinlikle almam…" Biz altı, yedi bin lira para veriyoruz. Orada da asgarî ücret bin 300, bin 400 dolar. Aynısı burada. Sen burada altı bin lira veriyorsun, ABD'de 700-800 dolar. Bunu almak için sıraya girmiyor muyuz? Bu cihazlar ayrıca, takip, ortam dinleme, görüntü alma cihazı olarak da kullanılıyor. Şimdi retina tarama, parmak izi, yüz taraması da çıktı. Bu bilgileri veriyoruz. Hem de isteyerek severek veriyoruz. Öğrencilerime soruyorum, bana parmak izinizi veya bu tarz bilgileri verir misiniz? Cevap olarak “hocam niye verelim ki, ne yapacaksınız” diye şüpheci yaklaşıyorlar. Tabiri caizse bu ülkenin yetiştirdiği bir üniversite hocasına güvenmiyor ama elin Amerikalısına güveniyor. Buna da savunma hazır. "Beni niye takip etsinler"miş. Ya zaten sorun sen-ben değil kardeşim, sen-ben toplumun bir parçasıyız. Senin gibi bir sürü insanı toplayıp, Türk milletinin DNA'sını çıkartıp, beklentileri raporlayıp ona göre narkoz veriyorlar. Kitabımı yazarken araştırıyordum, "Poppy" diye bir şey çıktı karşıma. İngilizce'de "esrar" demek.  Çocuğunuz var ise yaşını söyler misiniz?

 

ÇOCUKLARIMIZ SOSYAL MEDYADA DOĞDU

11 ve 15 yaşında iki tane...

Onların "Poppy"i bilme ihtimali vardır. Neyse, bizim çocuk da biliyormuş, ben de evde bahsederken, "aa baba sen nereden biliyorsun bunu" dedi. Sonra, "asıl sen nereden biliyorsun oğlum?" dedim. "Baba bunu herkes biliyor" dedi. Bir tane kız çocuğu 16-17 yaşlarında, 10 dakika boyunca "Poppy, Poppy" diyor. Üç-beş dakika "acaba ne diyecek" diye bekliyorsun, sonra sabredemiyor, kapatıyorsun. Ondan sonra, "annenizle kavga mı ettiniz, ben de ettim" diyor, ardından bir kitap çıkarıp oradaki bazı pasajları okuyor. Arkadan bir müzik, "Poppy kitabında şöyle yapın" diye sesleniyor. "Poppy" diye de bir din çıktı.

Şimdi diyeceksiniz ki çok saçma, olabilir ama sana-bana saçma, ancak çocuk için öyle mi? Dijital dönüşüm denilen şey bizler için, çocuklar için değil. Zaten çocuklar orada doğmuş vaziyette. Buradasındır, şuraya gelirsin, dönüşüm olur. Çocuk zaten orada. Dijital din... Geçen bir haber okudum, Arabistan'dan beklemezdim. Arabistan, yapay zekalı robota vatandaşlık vermiş. Arabistan bile bunu yapıyorsa, bir an önce buna müdahil olmamız lâzım.

 

KÜLTÜR SAVAŞI

Sosyal medya bireyciliği ön plana çıkarıyor. "Kendini ifade özgürlüğü" deniliyor ve akademi dünyasında "iletişim çağı, keşfediyoruz" şeklinde değerlendirmeler de var. Bu çerçeveden bakılırsa, millî medya, milli kültür hassasiyetiyle nasıl değerlendirebiliriz? Sosyal medyanın, geleneksel medyanın alternatifi olduğundan hareketle soruyorum.

 

Medya, sosyal medyaya kanalize olmuş vaziyette. İki sene evvel BBC, gelecek plânını açıkladı. Oxford'da bir sempozyum yapıldı. İngiltere'nin kültür bakanı, BBC başkanı v.s. konuşma yaptı. BBC'nin başkanı diyor ki, "sosyal medya bizim on yıllık plânlarımızı sildi, attı." Medya zaten sosyal ağa doğru kaydı. Televizyonlarda Whatsapp hatları kuruldu, "videoları gönderin, haberini yapalım" diyorlar. "Sosyal Medya Bizi Neden Kullanır" kitabımda, kişilerin bu işten nasıl zarar gördüğünü işledim. İkinci kitabında, olayın doğaçlama bir şey olmadığını ifade ettim. Planın bir parçası olduğunu anlattık. Kut'ül Amare Savaşı'nda Osmanlı en zayıf dönemindeyken, zamanın en güçlüsü İngilizleri yenebiliyoruz. Batılı güçler, "biz bunlarla baş edemeyeceğiz" strateji değiştiriyorlar. "kültürel değişimi gerçekleştirmemiz lazım" diye düşünüyorlar. Artık sınırlar önemli değil, bu ülkede yaşayan bireyleri değiştirdiğiniz zaman sınırların ne önemi kalır. Amerika mesela, "Rambo gider ABD adına ülkeleri kurtarır." gibi. Vietnam'da çoluk çocuk katlettiler, "oradaki halk bizi istedi, Rambo gitti kurtardı" aynısını gelip Irak'ta da yaptılar. Katlediyorlar, ama öyle bir intiba yapıyorlar ki, “demokrası getiren Amerika”. Bu artık cep telefonları ve sosyal medya aracılığıyla yapılıyor. Mesela, Bitcoin (sanal para) denilen bir şey var. Yeni çıkmadı bu proje, 1988 tarihli Economist Dergisi'nde bir kapak var. Bir şahin kuşu boynunda 2018 tarihini gösteren bir madalyon var, altında ise dolarlar yanıyor. Otuz sene önceki dergi kapağı bu. Demek ki, plânlanmış... Diyorlar ki, "Facebook bir garajda ortaya çıkarıldı" otuz sene önce Bitcoin'i plânlayanlar, Facebook'u garajda mı yaptı? Bunların plânları yapılmış ve işletilir vaziyette. Şu anda insanların bilgilerini topluyorlar, bizdeki veriyi kullanmadılar.

 

SOSYAL MEDYA VE MİLLİ GÜVENLİK

Bir anlamda millî güvenlik problemiyle yüzyüzeyiz denebilir mi?

Kesinlikle öyle. Millî kültür güvenliği de denilebilir. Hedefleri çocuklarımız ve gençlerimiz. Bazı insanların farkında olmadığı alışkanlıkları olur. Mesela birisi her Cuma kafeye vb. yerlere gider, bazıları da Cuma namazına gider. Bazı aileler haftanın belirli günlerinde market alışverişini görür. İnsanlar bunları önemsemiyor olabilir, ama bunlar artık rutin hâle gelmiştir. Kredi kartı, telefonlarımız, nerede olduğumuzu ifşa ediyor. Bir sene boyunca, bir insanın, pazartesi günleri devamlı olarak aynı yere gittiğini düşünün. Bir sene sonunda, yeni bir hafta başında o kişinin aynı yere gitme ihtimali yüzde kaçtır? Yapay zeka ile bunları kontrol ediyorlar, profili çıkartıyorlar. Hangi filmleri seyrettiğimiz, ne tarz giyindiğimiz, ne yediğimiz, ne içtiğimiz hepsini çıkartıyorlar ortaya. “A kişisi pazartesi günleri sinirli bir yapıya sahip” diyebiliyorlar. Nereden, nereye gideceğimizi biliyorlar. Mesela, A marka meyve suyu almaya giden bir adamın yolunun üzerine bir afiş koyduklarını farz edin; “B meyve suyu 5 lirayken, bugüne özel 3 lira” diye. O insan bu indirimdeki meyve suyunu alır mı, alır… Sizi sizden daha iyi tanıyan bir yapı geliyor ortaya, insanları yönlendirebilen bir şey. Sizi, sizden daha iyi tanısam ve alışkanlıklarınızı bilsem, ben size her şeyi yaptırırım… Facebook’u açıp, aktif oldunuz, birisiyle bir şey konuştunuz. Bir süre sonra bir bakıyorsunuz ana sayfanızda konuştuğunuz mevzu ile alâkalı bir reklam önünüze çıkıyor. Çünkü, ortam dinlemesi yapıldı, kelimeyi kaptı “bu reklam bu adamda işe yarar” denildi. Olan oldu. Haber siteleri de buna dahil. Bunlar şu anda ticarî olarak kullanılıyor, kapitalist bakış açısı. Yapay zeka, ev robotlarını düşünün. Bir süre sonra evlilikler de tehlikede. Adam diyecek ki, “Benim masraflarım zaten fazla, bir de ailenin yükünü kaldıramayacağım” evlilikler yerine, ev işleri yapan robot alacaklar. Böyle bir şey olabilir mi, Allah korusun olabilir. Robotla evlenen insanlar çıkmasa bari. Yapay zekalı robot internete bağlanacak, birtakım özellikler satın alınacak vs.

 

DİJİTAL DÜNYA MESLEĞİ

2030 gibi yakın bir tarihten bahsediliyor?

15-20 senelik bir şey. Ondan sonra mahremiyet diye bir şey kalmaz. Bundan 100-200 sene sonrasını düşünün. Onlar bizim gibi kısa vadeli planlar yapmıyor. Dünyanın nüfusu 2100 yıl planlarında, iki milyar. Çünkü insanın iş gücüne ihtiyaç kalmayacak. Dünyanın en büyük e-ticaret sitesi alibaba.com’ un fabrikasında yapay zekâya sahip robotlar çalışıyor, başlarında sadece bir tane insan var. O insan da robotları denetliyor. 500 kişinin çalışması gereken yerde, otuz robot çalışıyor. Maliyeti sadece elektrik. BBC birkaç sene evvel bir açıklama yaparak, “kırk sene sonra şu anki mesleklerin yüzde altmışı olmayacak” dedi. Bu meslekler arasında, doktorluk, hâkimlik, avukatlık da yer alıyor. Hâkim kanunlara göre hareket ediyor, robota kanunları yükleyecekler, robot da “yüzde bilmem kaç suçlu, yüzde bilmem kaç suçsuz” diyecek. Olabilir mi, olabilir. Doktora gelelim. Senden tahlil alıyor, öksürük dinliyor, reçete yazıp vermiyor mu? Şunu düşünelim, bir makineye kolunu soktun, kanını aldı. Dedi ki, “kanında şunlara rastlanmıştır, şu reçetedeki ilaçların kullanılması gerekiyor.” Bu da yapılabilir… Bunu kurgulayabiliyoruz. Gençlere söylüyorum, dijitali takip edin, aç kalmazsınız. Dijitali takip etmeyenler tehlikede. Muhasebeci düşünün. Ne gerek var? Elektronik fatura falan çıkıyor şimdi. Bütün faturaları toplasan, aldığını verdiğini eşleştirsen; aldığın-verdiğin para ortada. Kırk sene sonrayı düşünün. İki milyarlık dünya planlıyorlar. Savaşların niye olduğu da biraz ortaya çıkıyor. Bitcoin mevzuuna gelelim. Simpsonlar dizisinde Trump’ın başkan olduğu zaman bir sahne ortaya çıkmıştı. İnsanlar şaşırmıştı. Ben de sonraki bölümlerde ne olacak diye düşünmüştüm. Simsponlar’da Trump’tan sonra ABD’de bir kadın başkan oluyor. Kadın, “Trump bizi batırdı” diyor, ekonomik seferberlik ilân ediyor. O da Simpson’un karısıydı sanırım. Adamlar kurguluyor, bize görev veriyor, biz de bu görevleri yerine getiriyoruz.

 

GENÇLİK VE DEVLET

15 Temmuz gibi bir süreç atlattık, bunda başarılı olamadılar. Batı’da kim düşünür ki, yaşlısından gencine her yaştan, her gruptan insanlar tankların önüne göğsünü siper ediyor. Burada bir ruh faktörü var.

Kesinlikle, ruh denilen bir şey var. Gençlere, “dikkatli olun” dememizin sebebi bu. Ders veriyorum, “hocam çok eleştiriyorsun bizi” diyorlar. Ben de “he şimdi oldu!” diyorum. Eleştirmeden olmuyor, gençleri bir kendine getireceksin, sonra yola beraber çıkacaksın. Gençlerimiz rahat, KPSS’ den sonra devlete “sırtını yaslamak” istiyorlar. 15 Temmuz’da her çeşit insanımız sokağa çıktı. Rockefeller’in bütün beklentisinin FETÖ’nün üzerinde olduğunu düşünmüyorum. “Acaba darbe fizikî olarak değil de manevî olarak başarılı oldu mu” diye düşünüyorum. Devlette ciddi sıkıntılar var. O yüzden gençlerin ayık olması lazım. Devlette işler yürümüyor, “hocam bizde neden Facebook’lar çıkmıyor” diye soruyorlar. Böyle bir şey yapılsa bile bunun devlet tarafından destekleniyor olması lâzım. Amerika bu şekilde yapıyor, Facebook’u çıkarttırıyor “Mark Zuckerberg’e, sen paranı kazan ama bilgilerini bize ver.”  diyor. CIA’nın en büyük kişisel bilgi toplama kanalı, Facebook’tur. Davranış biçimleri verileri Google’da gizlidir. İlgili kurumların gençlerimizi teşvik edici sosyal medya platformları yarışmaları yapması gerekir bence. Çok hevesli bilgili gençlerimiz var, ufuklarını açmak lazım. Teşvik verilsin, başarılı olanlara daha çok destek verilsin. Bu şekilde olmadığı takdirde, gençlerimiz “silikon vadisinde çalışmanın tutkusuyla” yaşıyorlar.

 

 

MİLLETİN İHTİYACI NEDİR BİLMEK GEREK

Google, Facebook gibi yapılara karşı proje geliştiren başka ülke var mı?

Rusya ve Çin, ABD’nin karşısında milliyetçi duygularla hareket edip birtakım hareketler yaptı. Çin yasakladı Facebook’u. Tekrar serbest bırakıyor sanırım. Bunu yaparken de diyor ki, “ilk önce ben göreceğim, sonra insanlar paylaşacak.” Denetleme mekanizması yapmışlar yani. Ruslar yoğun bir şekilde kullanıyor. Bana katıldığım programlardan ve Twitter’dan “Türk Facebook’u olur mu?” diye sürekli soruyorlar. “Olmaz” dedim. Türk Facebook’u diye bir şey olamaz, kavram bozuk. Facebook’u ABD çıkarttı diye kullanmıyoruz ki. Nokia’yı zamanında aldık, İsveç malı, oradan geldi diye mi alıyoruz; hayır. İhtiyacımızı karşılıyor diye alıyorduk. “İlk önce Türk milletinin neye ihtiyacı var bunun ortaya çıkartılması lâzım” dedim. Ondan sonra milletin ihtiyacına merhem olacaksa, proje ortaya çıkartılır. Önce Facebook, sonra Twitter, ondan sonra da Instagram ortaya çıktı. Facebook yetmiyor muydu? Yetmiyordu. Her biri farklı bir ihtiyacımızı karşıladı. Kitabımdaki çalışmada işledim bunu. Kişilerin bu sosyal programlara girme amacı farklı. Facebook’a girme sebebi başka, Instagram’ a girme sebebi başka.

 

ÇOK ŞEKİLCİ OLDUK

İhtiyacımızı karşıladığını düşündüğümüz şey, başka bir ihtiyaç meydana çıkartıyor?

 

Evet. Zaaflarımız ortaya çıkıyor. İnsanların ihtiyaçları sürekli değişiyor. İki sene evvelki ihtiyacımız ile bugünkü ihtiyaçlarımız çok farklı. Artık popüler olma endişemiz var, altı boş ama giyimine önem gösteren bir gençlik. Sosyal medyayla birlikte çok fazla şekilci olduk. Gençliğin durumu bu. Sosyal medyalarda takipçi satın alıyorlar, sahte insanlar takip ediyor insanları. Satın aldığı takipçiyle de tabiri caizse “hava atıyor”. Önemli bir kişilik olduğunu ispata çalışıyor ama binlece takipçin var buyur bir konuşma yap desek, iki kelimeyi bir araya getiremeyecek. Artık Kitaplar sosyal medyada “kapak fotoğrafı” paylaşılmak için satın alınıyor, seminerlere seminer sonrasında fotoğraf çekilmek için veya durum paylaşmak için gidiliyor. Psikolojisi bozulmuş insanların.. Normal hayatta insanlara böyle şeyler yapar mısın diye sorsak, “İşim gücüm var, kim uğraşır bunlarla” der ama ne yazık ki yapıyoruz.

 

HIRSIZLIK YAPMAYACAĞIZ KİTAP OKUYACAĞIZ

Dijital mecrayı nasıl kullanacağız?

 

Hırsızlık yapmayacağız. Ben yine ağır konuşacağım ama kusura bakmasınlar dertliyim; Millî eğitimde öğretmenler, öğrencileri öğrenilmiş hırsızlıkla yetiştiriyorlar. Dördüncü, beşinci sınıfta hoca “performans ödevi veriyorum size. Gidip şu mevzuyu internetten araştırın” diyor. Çocuk da gidiyor, Google’dan kopyalayıp yapıştırıyor, bir kapak yapıyor “işte benim proje ödevim bu öğretmenim” diye teslim ediyor. Hoca da bakmadan, doksan/yüz not veriyor. Çocuk da “ulan yarım saatte hazırladım ödevi, tam not aldım” diyor. Kimse bu çocuğa bunun hırsızlık olduğunu söylemedi. İnternetten aldığın bilgi, senin değildir. Onu ruhuna yedireceksin, o zaman senin olur. Aynı mevzu hakkında dört-beş farklı şeyi incelersin, sonra ortaya harmanlayıp bir şey koyarsın, o zaman o ödev senin olabilir. Bizde böyle değildi. Biz kütüphaneye giderdik, üç-beş kitap okurduk, on gün çalışırdık, ortaya bir şey koyardık. Şu anki çocuklar hırsızlık yapıyor, farkında da değil. Akademisyen olsa bu çocuk, intihal yapar. İş adamı olsa orijinal bir ürün çıkaramaz, Çin’den pantolon getirtiyorlar, üzerine logo yapıştırıp “ben yaptım” diyorlar. Aynı kafa. Öğrencilerime “Youtuber olun, özgün olun, kendi kültürünüzden kopmadan iş yapın, çok iyi para kazanırsınız” diyorum. O fenomenler ayda otuz, kırk bin lira para kazanıyorlar. Bunu anlamıyorlar, bazıları kafayı hiç çalıştırmamış ki, söylenen iyi şeyleri algılayamıyorlar. Kafa kopyaya gitmiş. Orijinal kaygısı yok. Sosyal medyayı kullananlar, normal düşünmeli. Gerçek hayatta ne yapıyorsanız, sosyal ağda da onu yapın. Normal hayatta “beni beğendin mi” diye birisine sorar mısınız? Trajikomik durum.

 

Kısacası yaptığımız işlerin altını doldurmamız gerekiyor, orijinal kaygısı güdüp insan gibi yaşamalıyız. Emek vermeliyiz, o zaman Allah rızkımızı verir.

 

Teşekkür ederiz vakit ayırdığınız için.

 

Kolaylıklar dilerim.

 

***

 

Röportaj: Cumali Dalkılıç - Faruk Hanedar

 

Aylık Dergisi 159. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Murat, Dağıtmaç:, Toplum, Üzerinde, Sosyal, Medya, Tehlikesi, Var,
Yorumlar
Haber Yazılımı