Haber Detayı
03 Aralık 2015 - Perşembe 14:19
 
Murat Taner ile Ornetto Coleman Müzik ve Sanat Üzerine
Müzisyen Murat Taner: Bugün müzik diye dinlediğimiz şey çamurdur.
Söyleşi Haberi
Murat Taner ile Ornetto Coleman Müzik ve Sanat Üzerine

(Murat Taner, Kâbe imamlarından birisinin okuduğu Kur’an-ı Kerim’i bir gün dinlerken Kur’an tilavet eden imamın okurken kullandığı makamı duyuyor ve bu makam ona çok enteresan bir şekilde cazibeli geliyor. Bunun üzerine bu makamın notadaki karşılıklarını buluyor ve enteresan bir eşleşmeyle karşılaşıyor. Murat Taner bir yandan bize piyano ve gitarda bu makamı icra ederken diğer yandan sorularımızı cevapladı ve mevzuya da ister istemez buradan başladık.)

Burada size enteresan gelen mevzu nedir?

Kâbe imamlarında özellikle birinci imamda performans mükemmel. Ben bunu notaya çektirmeye çalışıyorum da, yapacak birisini bulamıyorum. Bu performansı herhangi bir enstrümanda çaldığın vakit, birinci sınıf bir eserle karşılaşacağımdan eminim. Yani insanlara bunun hatim olduğunu söylemeyeceksin, aynı adam yine bunu çalsın ayıp ederler olaya. Herhangi bir vokal şarkıcı bunu söyleyebilse, bu imkansız. Ben çalışıyorum buna ama nefesim yetmiyor, yarı yolda kalıyorum. O yüksek mükemmellik ayrı bir konu, inanılmaz derecede.

Şu anda Kur’an-ı konuşmuyoruz, onu okuyuş şeklindeki makamı konuşuyoruz. Peki bunda Kur-an okumasının bir etkisi var mı, okumayla oluşan bir şey mi?

Adam çok iyi okuyor dedik, müthiş vokal performans. Vokal performansın dayandığı beste de çok üst düzeyde tabii ki. Ben herhangi bir müziği dinlerken sıkılıyorum. Ama Kur-an dinlerken sıkılmıyorum, Kur’an-ı Kerim’in kesinlikle bunda tesiri var. Ama birinci imam, ikincide o performans biraz düşüyor, başka notalar falan giriyor araya. O yüzden birincisi üzerinde duruyorum. Benim için işin ilginç tarafı o birinci performans mükemmel bir 1,4, 5 Blues. Yine söylüyorum mükemmel…

Yani  bir Bluesçunun buna bakıp da hayran olmaması mümkün değil.

Mümkün değil. Ben bunu şöyle yaptım ünlü piyanist Ray Bryant’ı davet etmiştim. String bağlanmıştı bana o sıralar, onu deniyorduk. Sonra “ya Ray ben piyanist değilim ama sol elimi tamamen serbest bırakıp sağ elimle de bir şey çalacağım sana” dedim. Eşiyle bir kenara geçtiler beni izlediler, bana kalırsa Ray dünyanın en iyi piyanistidir bu arada. Çaldığım şeye hayran oldular, kaldılar öylece yani. Performans önemli değil, ben piyanist değilim tıngır-tıngır çalmaya çalışıyorum. Ama bestem o kadar iyi ki…

Siz 1, 4, 5 üzerindeki mevzuu piyanoda denediniz değil mi?

Evet (Murat Taner gitarı ile 1, 4, 5 notalarını icra ediyor.)

İlhaner Şahin meselesi ne? Jazzı Türkiye’ye getiren adamlar bunlar değil miydi?

Ben bu hatimi 10 senedir biliyorum. Bunlara hemen kopya göndermek istedim. İlhaner’i de tanırım, o sıralar New York’taydı. “Şunu Ornette’e götür” dedim. Götürmemiş..

Niçin götürmüyor. Müzik endüstrisinde çok fazla tahribe uğramış o sebeple mi götürmedi sizce?

Bence fazla derin bir anlam kurmaya gerek yok. Önemsemiyor, ben bu adamı 30 yıl evveldir tanıyorum. Neyse, geçelim onları. Bu insanların ne olduğunu biliyoruz. Adam olma potansiyelini görüyoruz ve olması için 30 senedir uğraşıyoruz. Tabii bunlar iktidarda, kulak asma gereği duymuyorlar. Diyaloğumuz var ben söylerim ama o dinlemez. Fakat adamların yaptığı şey o kadar, o kadar kötüleşti ki... Yani internette var, İlhaner Şahin diye internete gir ve gör. Bir şeyler çalıyorlar, zavallılıktan başka bir şey değil. Ayı, işin politik tarafı şu. Bu adam Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını 30 senedir rahatsız ediyor belirli kanallarla. Halkın ödediği vergiler bu adamın cebine aktı 30 senedir. Bari sonunda bir şeyler yap. Yani sonuç olarak da bu adamların hepsi son derece mutsuz hayat sürmeye devam ediyorlar. Problemli devam ediyorlar, o var bu var ama bir şey ifade etmiyor. Adamların yediği beyaz peynirden, daha iyi peyniri ben yiyorum yahu. Adamların soluduğu hava berbat. Binadan içeri giriyorsun “ulan bu ne bu hava ne” diyorsun. Her sabah 9’dan akşam bilmem kaça kadar o havayı soluyorlar, ondan sonra 30 sene bu adamı finanse ediyorsun. Bu adam şirketinin yaptığı her aktivitede 30 sene boyunca yer aldı. Her aktivite. Bunlar bilindik şeyler, önemli olan sonunda adam iyi bir şeyler çıkarsın belki bu kadar konuşamam. Ama durum kendisi için ayrı felaket, organizatörler için de ayrı bir felaket.

Anlamadığımız Kabe imamının okuduğu makamı nereden biliyor? Kabe imamının kendisi bu kültür ve geleneği, İslâm kültüründen mi aldı, nereden aldı, nasıl biliyordu?

Tabii ki. Başka bir yerden almış olamaz. Şinasi Gündüz eski İlahiyat Fakültesi dekanıydı, ona gittim. Hocam ben meraklıyım dedim. O da beni daha önce tanıyordu hangisini dinleyeyim dedim, “Selimiye’nin imamı var, Sultanahmet’in imamı var, ama sen Kabe imamını dinle” dedi. Ben de gittim buldum CD’yi. Şimdi bu adam Kabe’nin 1. İmamı, bu böyle söylüyorken, diğerleri neden başka şekilde söylüyor. Bu bana bir soru, doğrusu buysa, mesela bırak 1, 4, 5’i. Ben bu kadar köşeli notalarda, bu ritimde Kur’an dinlememiştim bugüne kadar.

Müzikte ses... Bununla devam edelim isterseniz...

Ses denen olayın bir özelliği de şu. Ses insan olmadan da var olan bir şey değil mi? Şimdi bu sesin fiziki özelliklerini incelediğin vakit tuhaf bir şeyler karşılaşıyorsun O da şu; diyelim ki ana ses var, “do” bununla beraber müzisyenlerin dörtlü-beşli dediği seslerle beraber tabiattaki sesin içinde var. Bu dörtlü-beşli dediğimiz şey; bir tel gözünün önüne getir, bu tel titriyor ve sana bir ses veriyor diye düşünelim “do”. Tel uzunluğunun aynı anda, bio bio bio bio tam iki bölü üçünden titriyor. Ve de tam üç bölü dördünden titriyor hatta dört bölü beşinden. Tam net duyulmaz bunlar, ama ilk duyulanlar tam bir bölü ikiden, iki bölü üç, yani üç bölü dörtten titremesini duyuyor insan. Bunları do akorduna aldığın vakit, bu do ise iki bölü üç fa oluyor,  sonra do re mi fa sol. Do akorundan fa akoruna geçtiğin vakit tuhaf bir şekilde insanda rahatlama ortaya çıkıyor. Yani oradaki tam ses insan vücuduna aşina…

Bu hâdiseye, tabii sese en yakın ses diyebilir miyiz, yani direkt ruha hitap eden?

Ona istediğin şey diyebilirsin, ister ruh ister başka bir şey. İnsanı insan yapan özelliklerden birine hitap ediyor bu. Yani iki nokta üç bölü üç değil. Tam iki bölü üç.

Peki problem ne, kullanıyor muyuz biz bunu?

Hayır kullanmıyoruz.  Şöyle bir şey var. Biraz kafa karıştırabilir ama söyleyeyim, do’nun do’ya göre sol 5. sestir diyelim. Sola göre de do 4. ses. Sol la si do, kabaca. Birden beşe, beşten dörte geçmek aslında tabiatta sesin içinde var olan o üst armonikleri ortaya çıkartmaktır. Bu değişim insan vücudunda şöyledir; birden dörde gidersin yeni bir şey duyar gibi olursun, sonra beşe gittiğin vakit bu çözümlenir. Bir beş akort dizisi, böyle bir ruhsal yapıya sokar insanı. Blues denilen şey 20. Yüzyılın başında dünya müziğinde ilk defa kuram olarak kabul eden müzik akımıdır. Blues 1, 4, 5 üzerinde bir form vardır, bu form 12 ölçü şeklinde düzenlenen bir akort değişim biçimidir. Baştan başlar ve 12 bittiği vakit, sen “tamam bir hikaye anlatıldı” dersin. Bundan sonra devam edecekse, başka bir hikayenin devamıdır. Ama 12’ye kadar o ilk hikayedir. Bu şöyle 12’dir, 1, 2, 3, 4 bu bir. Ve tekrar 1, 2, 3, 4 bu da iki etti, bunun gibi 12 tane ölçü üç akort, 1, 4, 5’ten başka bir şey olmamak kaydıyla, çoğunlukla belli bir şekilde kendi içinde düzenlendiği vakit 12’nin sonunda sen bir tatmin duygusu hissedersin. Adamın söylemek istediğini anlarsın. Bir bütünlük oluşuyor orada. Bu 1, 4, 5, olayını 20. Yüzyılın başında Bluesçılar koydu ortaya.

Günümüzdeki müziklerde bizi tahrip eden şey ne? Yani bizi rahatlatanla, tahrip eden notalar arasındaki fark nedir? Bu konuda karşı olduğunuz yer neresi? Mesela konservatuar hocası bunu dikkate almıyor da neden acaba?

Sualinin cevabı çok karmaşık. Biz bir kere adamlarla sesin ne olduğu konusunda bile anlaşamıyoruz. Adamlar tekno aletlerden çıkan her şeyi ses kabul ediyorlar ki değil. Oradan başlıyor. İkincisi, bunlar bilgisayar ritimlerine hiç karşı gelmedikleri için kendi ritimleri de bozuldu. Bir açıdan yaklaşık on gündür moralim bozuk. Babylon Bomonti’ye taşınıyor sonra programlarını gördüm, sonrasında adamlara “bu program adamı kanser yapar” diye mesaj çektim. Başka hiçbir söz söylemedim. Müzik denilen şey yok, toplum buna alışmış. Toplum felaket, Halk Müziğinde arkada gitarlar vs şeyler, Osmanlı Müziği’nde saçmalıklar vs. diyorlar, tamamen felaket.

Tolstoy’un “Kroyçer Sonat” adlı eserinde Pozdnişev adında bir karakter var orada. “Eğer bir hipnotizmacı, bir insanı hipnotize ederek cinayet işletirse, bu suç sayılıyorsa, kötü müzik yaparak insanlara tesir edenlere de ceza vermeli o halde” diyor.

Tolstoy bunu söylediğinde kayıtlı müzik diye bir şey yok, ki bu müziği öldüren şeylerden birisi. Müzik kayıt yapılmadan evvel sadece çalındığı zaman ve mekanda dinlenmiş. Bu tuhaf bir şey.

O ana ait bir hususiyet var.

Tabii ki. Yani müzisyenler çoğunlukla enstrümanları o anda olan seslere uygun akort ederlermiş, bu çoğunlukla kuş sesi. O zamanlar motor sesi yok. Son yüzyılda ne hale geldik. Müzik denen şeyi sözüm ona kaydettiler. Ben geçenlerde söylüyordum “insanların şu anda müzik diye dinlediği şeyin 99.9’u hoparlörden gelen müzik” bu başka bir şey. Müziğin ruha hitap etmesi, hastalığı tedavi etmesi konuşulamaz bile. Dinlenen şey müzik değil, hoparlörden gelen bir şey. “Yok kaydettik, bilmem ne falan ıvır zıvır” neyle kaydettin, bu müzik değil. İşte özelliğini kaybetti müzik, ses bitti ve sesin kaydı ile kendimizi avutuyoruz falan. “Canlı performans” diyor adam, bir gidiyorsun bilmem neyin elinde mikrofon, neymiş efendim 15.000 kişi dinliyormuş. Bu 4-5 kişinin dinlemesi için yapılmış bir şey. Sanırım sizin derginizde senin yazındaydı, “az insan çalacak” fon müziği meselesi. Tımbır, tımbır, tımbır.

Orada biraz hayalvari bir şey var ama mesela ne kadar az insan çalarsa kalite o kadar yükselecek. Böylece insanlar doğru müziğe ulaşacak.

Tabii az insan çalacak ve az insan dinleyecek belki onu, ama onun yansıması başka türlü olacak. Şimdi çok insan dinliyor ama dinlenen şey çamur, bildiğin çamur.

Böyle bataklık olmasındansa gerçek müziği yapan nadir sanatçı olsa çok daha iyi değil mi?

Bu kadar endüstrinin içine girmemiş yörelere gittiğimiz zaman zaten dediğiniz gibi. Mesela Torosların bu tarafında Burdur’da birtakım müzisyenlerle tanıştım. Bu tip yerlerde iki kişi çalar bir sürü insan dinler, “sipsi ustası, ritim ustası” derler ve kabullenip dinlerler. Yani herkes öyle sahilde gitarını eline alıp dımbıl dımbıl dımbıl diye çalamaz.

İslâm kültürünün müzikte Batı’daki müzikten daha ileride olduğunu söyleyebilir miyiz?

10 senedir bunu söylemeye çalışıyorum insanlara. Benim derdim şu, insanların bunu dinlemesi. Kimse bilmiyor, ben de tesadüfen tanıştım Şinasi hoca dedi diye. Bu zaten dinlense bir şekilde değerlenecektir. Bu “İslâm’a karşı düşmanlık” var ya, bu kavramı kırabilirim diye düşünüyorum. İslâm’a önyargılı olarak yaklaşıyorlar. İnsanlar zavallı, hiç kimse suçlu da sayılmaz.

Dünya üzerinde sistematik şeyler var, bu sebeple herkes eziliyor. Her kısımdan, her topluma mensup insanlar kötü müzikle etkileniyor, onun gibi.

Tabii ki öyle. Çinliler falan da Batıya entegre oldular. Mesela Japon müziği falan bambaşka bir şey, onu geçelim. Ben Hint müziğini bile benimseyemiyorum artık. Fakat bu Batı Asya, Avrupa, Amerika’da tamamen şu anda geçerli. Diyorum ya bu şeyi kemanla falan çalabilsen, insanlar diyecek ki “bu muazzam bir parça”

Benim de mevzuyu bağlamak istediğim yer şu, mesela “Ornette Coleman, free jazzda en yüksek makamda” diyelim. Bu adamın yaptığı müzik İslâm kültürüyle neredeyse birbiriyle örtüşüyor. Doğru mudur?

Tespit şöyle,  benim Kemalist arkadaşım vardı, davula ben başlattım. free jazz davulcusu olarak kendisini tanıttı. Kaç sene evvel 30’unda bu ritmi dinle dedim, hemen anladı ne olduğunu. Fakat sayı jazz demek zorunda kaldı. İkincisi benim bir projem var, bir şeyler bekliyorum.  Ornette’nin birtakım parçalarını ben bunun üzerine çalıyorum. O kadar iyi şeyler çıkıyor ki, zaten aynı. Ornette’nin bestelerinin 99.9’u zaten 1, 4,5 bluesdur. Ve Ornette’nin herhangi bir parçasını alıp, Kabe imamının sesiyle karıştırdığımız zaman ortaya çıkan ses çarpışmaları oluyor birlikte. Bu çarpışmaların verdiği hayranlık hissi var ya, insanı başka aleme götürüyor...

Ornette ile sahnede çalmak çok zor bir şeydir. Mesela John Coltrane Ornette ile beraber çaldıktan sonra “hayatımdaki en yoğun 12 dakikaydı” demiştir. Ve Ornette ile yıllarca aynı sahneyi paylaşmış adam “ben hayatımda böyle bir şey yaşamadım” diyor.

Ornette’nin cenazesinde kilisedeki törenden sonra, birtakım anma törenleri oldu. O törenlerde piyano çalan adam benim bahsettiğim Ray Bryant işte. İşin tuhaf tarafı, orada çalan herkes, hayatlarının en iyi şeyini icra etmişler. Yani Ornette gider ayak herkesi toparlamıştır. Oradaki performans alan adamlara bakıyorsun, hayatlarında böyle bir performans sergileyememişler.

Ornette Coleman’ın Dancing İn Your Head parçasını gece iki defa dinledim. İlla bir şeye benzetmek gibi olmasın da, bizim mehter marşına benzeyen bazı taraflarını htim orada. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ornette’a bir keresinde şöyle söylemiştim “senin böyle çalmanın sebebi, kanında Türk kanı var” dedim. Herhangi bir notayı Ornette gibi çalan yok, kimse onun gibi çalamaz. Mesela Ornette’in 3 Wishes diye bir parçasını dinlemiştim, bu parça 1988 yapımı, ilk dinlediğimde “bu Türk müziği” demiştim.  Bundan aşağı yukarı 2-3 yıl önce bu parçanın neye benzediğini çıkarttım. Ve benim Ornette ile telefondaki son konuşmam yılbaşından önceydi, iki arkadaşım daha vardı yanımda, onlara “bu parçayı çalın, üzerine bulduğum parçayı açacağım” diye söylemiştim. Ornette de dinledi, “ya Murat sen bu işi halletmişsin” dedi. Bir dalda iki kiraz.

Hatırladık ağabey, bize de icra etmiştiniz.

Dan dan dan dıra dan... Türk müziği değil mi yahu bu? Yani Ornette’de Türk müziği kesinlikle vardır.

İslâm kültürü, Müslümanlık, Türklük bunu nasıl ifade ettiğin önemli değil. Burada kendi tabii müziğimizi terk edip, şimdiki böğürtülü Batı müziğine koşarken tüm dünya, orada free jazzın ustası, icat edicisi, Türk müziği, İslâm kültürüne doğru akıyor. Yanlış mı düşünüyoruz? Ne kadar komik

Ornette’in torununun adı “Ali”. Ornette bunu ideolojik yapı olarak ortaya koymuyor, isteyerek yaptığı bir şey değil. Ornette’in bu tip eğilimi baştan beri var. Ama dünyaya açıldıkça dünya 1970’lerde falan tanışmıştır. Tabii gezip konser vermediği ülkelerde pek yok ama. İsmini burada vermek istemediğim meşhur bir siyasetçiye verdim bunu. Komediye bak, sabaha kadar halay çektiklerini kendileri söyledi. Albümün adı da Virgin Beauty’di. Bu albümle sabaha kadar halay çekiliyor.

Ama tam tersiyle bu memleketin kültürüne ve Müslümanlığına saldıranlar da bu adamlar. Sizce de tuhaf değil mi?

Onlar anca halay çeker, o kadarını anlar, o boyutta takılırlar. Yahu “Ornette Coleman’ı araştırayım, üzerine yazılar yazayım vs” diye bir düşünceleri yok. Ama nihayetinde ne oldu? Ornette bunlara bile hitap etti. Yani dinleyici için çalmazdı Ornette. Kendine neyi vazife olarak gördüyse onun üzerine çaldı.  Bu arada da birtakım insanlar dinledi ve beğendiler. Ornette zorlayıcı değildir.

Ornette Coleman ile aranızda başka hatıranız var mı?

Ben Ornette’in iyi bir arkadaşıydım. Bana bir keresinde “şu dünyada birkaç kişi daha olsa benim müziğimi anlayan, ne iyi olurdu” demişti. Ben de “vardır herhalde ya” dedim. “Yok yav” dedi.

Yani “Pulitzer ödüllü, Free Jazz’ın Ustası Ornette Amerika’da müthiş bir müzik endüstrisi içinde yalnızlık çekiyordu” diyebilir miyiz?

Ornette, yanında çalan herkesle çocukluğundan beri arkadaş. Yahut da elinde doğmuş insanlar, çocukları. Mesela Ornette ile uzun yıllarca çalışıp, 15 yıl sonra sahneye çıkabilmiş bassçısı var. Kendisi çok titiz adamdır. Bütün dünyayı tanıyor, ve bütün dünya da onu tanıyor. Bana 1990’larda “hiçbir zaman tam istediğim gibi bir şey yapamadım” demişti. Herhangi bir enstrüman çalan müzisyenin Ornette Coleman’dan haberdar olmaması tuhaf. Ama gerçek bu, neden mi? Çünkü, öyle istediler. Yahu adam Bilgi Üniversitesi’nde müzik bölümünü bitiriyor, Ornette Coleman’ın ismini bilmiyor.

Yani Ornette düşman safında bile değil. Ademe mahkum etmek, Mütefekkirlere de böyle yapılıyor.

Kesinlikle, adamların istediği de bu değil mi zaten. Bu adamlar evet yahut hayır bile demiyorlar, zaten cevap verseler varlığını kabul ederler. Ama cevap vermediği vakit, sen yoksun. Şimdi akla şu geliyor. Adamı neden öldürmediler? Zaten teşebbüs ettiler de, 1980’lerde ciğerinden bıçaklanmıştı. Bir de şu var, kendi bünyeleri içinde birtakım insanlar izin vermediler.

Yani yapılan işlere stüdyo, çevre vs şeyler olarak baskıya maruz bırakıyorlar Ornette’i.

Evet öyle. Ellerinden geleni yaptılar, mesela bir İtalya konseri vardı 1970’lerde, bende de CD’si var. Orada şunu söylüyor “tam mükemmel olmadı her şey, kusura bakmayın, her şeyi ben yaptım, afişi ben bastırdım, hesabı ben tuttum, bileti kendim aldım” böyle bir mücadele vermiş adam. Bilimkurgu filmi gibi resmen adamın hayatı. Mesele şu, insanlar Ornette Coleman’ı merak etsinler, tabii her şey herkese hitap etmeyebilir. Bazı şeyler bana da ters geliyor bazen. Ornette ile beraber çalanlar, onun kadar iyi çalamadığı için Pink Floyd mükemmelliğini yakalayamadılar. Pink Floyd’da çalan herkes aynı mükemmellikte çalıyor. Ornette bu şey hiç olmadı, Ornette herkesten daha iyi çalmayı kendine vazife olarak gördüğü için, etrafında kendisine eşlik edebilecek insan çok az. Mesela buradan albüm ismi tavsiye edeyim, Soapsuds.

Ornette’in bir lafı var “her insanın bir tınısı var” diye.

Müzikten anlamama olayı, bu adamların dayattığı bir kavram. İnsan vücudu doğal olarak müziğe hazır.

İnsanlarla müziğin arasına kolonlar koyuldu diyebilir miyiz?

Kesinlikle diyebiliriz. Ornette’i desteklememelerinin sebebi, onu endüstri haline getirememeleridir. Mesela John Coltrane’i endüstri haline getirebildiler, ve şu anda saksafon çalanların 40’ı John gibi çalıyor.

John Coltrane gibi 50 tane adam var, ama Ornette gibi ikinci bir adam yok.

Coltrane de aslında başka bir hikayedir. John Coltrane 1967’de 41 yaşında öldü. Bu şahıslar dolaylı yollardan Ornette’in talebeleri sayılır. Benim kendimce yorumladığım bir şey var; Coltrane sistemle anlaşma yaptı, ölmeden birkaç sene önce 1965’deki Amerika’nın durumunu göz önüne getirin; Vietnam, Malcolm X, Muhammed Ali, birtakım siyasi olaylar vs. orada bir isyan müziği olarak ortaya çıktı. O sıralar ben de çok severdim kendisini fakat bir gün Ornette ile konuşurken “Coltrane fazla dinlenmedi” dedik kendi aramızda. Tamam ortada bir isyan var ama sonrasında hiçbir fikir yok. Bildiğim kadarıyla Coltrane’in hiçbir kötü alışkanlığı da yoktur. Yine de 41 yaşında kanserden öldü. Onun müziğini takip eden bir sürü insan İstanbul’da da vardı. Onlara da hep “ben de John Coltrane’i severdim, organize oldu ve dinlendi ama neticede çıkmaz sokak” derdim. Coltrane’i benimsediler, bir isyan ortaya çıktı, sonrasında fikirsizlik. Peki sonra ne olacak?

Sonra, Tolstoy’un da “hipnozla cinayet işletmek suçsa; müzikle bu kadar insanı mahvetmek neden suç sayılmıyor” ifadesinde de dediği gibi, onu sormak lazım ağabey?

Kesinlikle böyle. Bugün bırakalım cinayeti havayı böyle kirletmek suçların daniskası. Bağdat Caddesi’nde yürüyemiyorsun yahu. Dükkanlardan, çevreden, arabalardan gelen sesler, ben mecbur muyum “bangır-bangır” bunları duymaya? Bir dakika kardeşim, motor sesini tamam biraz kabul edilebilir ama ne oluyor yani?

İnsanî olan şeylerin tabiileşmesi gibi bir durumun içerisinde yaşıyoruz, çok felaket bir durum. Sizce de öyle mi?

Durum hiç iyi değil. Son zamanlarda da hep “motor denilen şeyin icadı 200-250 sene. Buhar makinası, içten patlamalı motor ve elektrikli motor. 250 senede dünya baş edilemez bir hale geldi.”

Salih Mirzabeyoğlu’nun “bir icat yapılıyor, insanlığın faydası için çok güzel. Peki bunun ne getirdiğiyle ne götürdüğü hesap edilmedikten sonra, bir süre sonra getirdiği şeyden götürdüğü daha fazla olur, anlayamazsın” diyor.

Tabii ki, benim duvarımda da bunun gibi bir yazı var. “Yeni olan her şeye kuşkuyla bakın” yazıyor.

Eski Yunan’da saza, bir tel eklemek isteyeni idam ediyorlarmış.

Tabii zor şeyler onlar.

Ama şimdi, on tel üzerinde yirmi tel, hepsi birbirinin içine girmiş. Hangi ses nereden geliyor, mekanik mi tabii mi her şey birbirine girmiş.

Beni üzen şey şu; bu olay olabilir. Ancak bu olayın entelektüel anlamda fark edilmesi ve tartışılması lazım.

Müzik çok güçlü bir şey. Size daha önce de söylemişimdir belki. “İstanbul Kültür Sanat Vakfı’na telefon ettiğiniz zaman bağlanma sürecinde size Mozart’ın tek sesli ucuz bir şeyini Türk Marşı’nı dinletiyorlar. ‘Dıng don, dınggg’ biraz da detone yani. İş bankasını arıyorsun yine aynı ucuz ucuz şeyler çalıyor. İnanılmaz bir şey daha; çalınan parça o kadar detone ki, çalınan parçanın The Beatles – Yesterday olduğunu 25-30 saniye sonra anladım” böyle bir şey olamaz. Burada bir kasıt var. Sen telefonda biriyle konuşmak için beklerken, öyle bir sinyal gönderiyorlar ki. Senin ne kafan, ne düşüncen kalıyor. Yahu “Yesterday”in anlamayacak kadar detone bir versiyonu, İş Bankası Genel Müdürlüğü dinletebilir mi sana, mümkün mü bu sana ya. Tamam işiniz var, Beatles çaldınız eyvallah, Yesterday çaldınız eyvallah ama bu kadar detonesi olabilir mi?

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun bir eserinde geçiyor. “Metafizik açıdan müziği izah edemediği için intihar eden adam var” diyor.

Müzik çok güçlü bir şey. O kadar güçlü bir şey ki ne kadar güçlü bir şey olduğu unutuldu. Güçlü olduğu için toplumları ne hale getirdiler. Bunlar bunu yaptılar. Bugün korkunç bir durumda müzik, bale de öyle. Ama bale ayrı, müzik ayrı. Müzik bambaşka bir şey, hep ilmi musiki derdim, meğer senli musikiymiş eski ismi. Sanattan da başka bir şey bu, matematik fizik ve insan ruhu.

Almanya’da yaşayan Rüdiger Safranski, Romantik kitabında diyor ki: “müzik, günümüzde varoluşumuzun temel sesi haline gelmiştir. Bugün kulağında kulaklıkla metroda oturan yahut parkta koşan insanlar aslında iki ayrı dünya yaşıyor. Bunlar Apolloncu-Dionysosçu insanlar” diyor. Yani müzik aşkınlaşmayı, toplumsallaştırmış ve kitlesel bir spor haline getirmiştir diyor.

Kesinlikle doğru. O kulaklıkta dinlenen şey bir kere “katılarak gülüyor Murat Taner” müzik değil. Tam olarak demek istediğim insanları ayrıca kontrol etmeye gerek yok. Bu müzikleri dinleyen insanların davranış biçimleri tuhaf.

Çok vaktinizi aldık, teşekkür ederiz.

Estağfurullah, ben teşekkür ederim.

Selamlar ağabey.

Cümlemize selamlar. 

 Aylık Dergisi, 134. Sayı, Kasım 2015

Kaynak: Editör:
Etiketler: Murat, Taner, ile, Ornetto, Coleman, Müzik, ve, Sanat, Üzerine,
Yorumlar
Haber Yazılımı