Haber Detayı
11 Aralık 2013 - Çarşamba 12:48
 
Öbür Yüz - Zeynel Abidin Danalıoğlu
Öbür Yüz - Zeynel Abidin Danalıoğlu
Edebiyat Haberi
Öbür Yüz - Zeynel Abidin Danalıoğlu

Antiseptikler, tentürdiyot, oksijenli su... Bir nefeste alınabilen baş döndürücü kokular ve uzun beyaz koridor. Sağlıklı bir insanı bile rahatsız edecek bir mekân. Sunî çiçeklerle ve tablolarla bezeli olmasa bu koridorda yürümek cesaret işi olurdu.

Elini kapının koluna atıyor, ama hemen açmıyor. Etrafta bir doktor, hemşire ya da hastabakıcı yok. Bekliyor ki, biri çıkıp onu durdursun. Şu an kolayca vazgeçebilir. Aksilik, bir hasta bile yok. Derin bir nefesle kapıyı sessizce açıp odaya giriyor. Daha önce bir defa bu kapıdan dönmüştü.

-L- şeklinde bir oda; solda lavabo var. Küçük geçidi aşıyor, yatağın ayak ucu görünüyor. Birkaç adım sonra yatağın bütünü göz planına girince duruyor. Hasta "Duvardaki Son Yaprak" hikayesindeki gibi, pencereden hemen karşıdaki binanın penceresiz cephesini seyrediyor. Yüzü solgun, göz altında halkalar, sanki makyajla yaşlandırılmış gibi duran genç bir yüz. Kız bir an ona seslenmekte tereddüt ediyor. Hazin, çok hazin bir manzara, suçluluk duygusu, her an vazgeçebilir. Kendisi için hayli rahatsız edici. Kalbinden yayılan her damla kanın yüzüne hücum edişini hissediyor. Yataktaki gencin her iki kolunun da yatağa kayışlarla bağlı oluşu onu sarsıyor. Belki ayakları da bağlı, fakat örtü sebebiyle görünmüyor. Hayır, hasta bir deli değil, ama bir divane ya da kendisi öyle sanıyor.

Hasta odada başka bir varlık sezmiş olacak, başını çeviriyor be tepeden tırnağa örtülü kızı görünce heyecanla "Ah!.." ediyor, konuşacak, fakat kız onu hemen "Lütfen!" diyerek susturuyor.

Yatağın ayak ucuna gidiyor. Hastanın bu şekilde bağlanmış olması konuşmasına engelmiş gibi yatağı baştan aşağı süzüyor.

-Bana ne yaptın, diyor bitkin haldeki gence. Kızın sözüyle şaşıran genç dilinde sesler yuvarlıyor. Anlaşılır hiçbir şey söylemediği gibi susmayı tercih ediyor. Odanın renginden daha rahatsız edici bir cereyan akıyor iki tarafa da.

-Bana ne yaptın, dediğimde niçin şaşırdın? Bütün bunlar benim için değil miydi?

-Tabii, hepsi senin için. Genç kız yine eliyle onu susturdu.

-Üç ay önce kendini denize attın, şimdi de bu. Eliyle kesik bileği gösteriyor, fakat bu işaret içilen ilaçları kapsamıyor. Delikanlı işini sağlama almak için bir kutu ilaç yutmuştu.

-Hepsi benim için değil mi?

-Evet, senin için her şeyi yaparım, her ne istersen yaparım.

-Yalan! Bunu bana daha önce yüzlerce kez söyledin. Senin için, sen ne istersen, diyorsun oysa ben senin ölmeni istemedim. Sonra erkekler ve kızlar dönüp buna büyük aşk, diyorlar. Hepsi yalan! Bu nasıl aşk ki, biraz naza gelemedin, bir iki hayırla hayatından vazgeçtin?

-.......

-Beni gerçekten seviyor musun?

Gencin gözleri yalvarırken alnında birikmiş ter damlacıkları ateşinin yükseldiğini işaret ediyordu. Sadece “elbette” diyebildi.

-O hâlde bir kere benim ne istediğimi sordun mu? Seni seviyorum, derken senin ‘seviyorum’un benden önde ve büyüktü, önemliydi. Bu, aşk da, sevgi de değil. Bu kendini sevmek. Evet, kendini sevmek. Şimdi, bu zamanda bütün herkes avaz avaz sevgisini ulumanın, başkalarına gösteriş yapmanın sevmek olduğunu zannediyorlar. Dünyada bir tek ‘seviyorum’ kelimesinin karşılıklılık, işteşlik belirtmesine gerek yoktur. Çünkü sevmek, sevgili ne hissediyor, ne istiyor, ne düşünüyor, ne yapıyor bilmektir, bulmaktır. Seviyorum derken hep kendi tarafına baktın, oysa ben senin ilk ilânındaki benliği gördüm ve hayır dedim. Gerçek bir sebat ve arzun olsaydı, sevgili ne ister, derdin. Aşkın büyüklüğü çılgınlıklarla değil, sevgilinin istedikleriyle gösterilir. Bir defa da sevilenin sesine, hissine kulak verin, o başkasını seviyorsa bile, gerçek sevgi onun sevgisi için engelleri kaldırmaktır.

Genç kızı gördüğünde neredeyse çırpınan delikanlı sakinleşmiş, fakat hâlâ onun ağzından çıkabilecek bir hayır sözüne karşı tedirgindi. Kemirdiği dudakları al al, gözlerini kızın bir mahfaza içinden bakan inci gözlerinden alamıyordu. Bir hayır, duymaktansa hemen ölmeyi yeğlerdi. Hatta evet’i duyar duymaz ölmek! Evet, şu ân sadece bu ânı istiyordu; sıcak, ruhları bile hissedilir kılan, zamanın kalpten taşıp bedenin her zerresiyle hissedildiği sevgilinin gözlerinde hapsolmuş bu ânı.

Aylık Dergisi ,107. Sayı, Ağustos 2013

Kaynak: Editör:
Etiketler: Öbür, Yüz, -, Zeynel, Abidin, Danalıoğlu,
Yorumlar
Haber Yazılımı