Haber Detayı
06 Şubat 2015 - Cuma 00:44
 
«Ölüm Odası B-Yedi» -Matla’ Beyitler- Eseri Üzerine
Büyük Doğu-İbda Haberi
«Ölüm Odası B-Yedi» -Matla’ Beyitler- Eseri Üzerine

İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun “Baran Dergisi”nde haftalık olarak tefrika edilen «Ölüm Odası B-Yedi» adlı eserinin üçüncü cildi olan -Matla’ Beyitler-, külliyatın 59. eseri olarak yayımlandı. Bu eser, İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun 16 sene sonra tahliye olmasıyla beraber, “Yılanlı Kuyu”da geçen ömrünü heba etmediğinin son nişanesi olma hüviyetini taşıyor. Ayrıca “Hafiye”nin, kaçak ve kurnaz “ufuk” peşinden giderken kullandığı yeni bir metod ile de bizler bu eser vasıtasıyla tanışıyoruz.

«Hırka-i Tecrid» isimli kitabının takdiminde İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu diyor ki:

- “”Ben kimim?’ diye sormak, “ölüm nedir?” diye sormakla birdir... “Ben”... Bütün hayat, bu soruya cevab vermek üzere yaşadığımız hâdiseler dizisinden ibaret!..

"Ben kimim?" ve "ölüm nedir?" sorusunun bitişikliği üzerinde, nevî şahsıma mahsus bir nefs murakabesi...

Hayat ve ölüm... Alındığı yere nisbetle, meçhul bir malum veya malum bir meçhul... Bütün dava, hayatın gayesi, malumu meçhullükten kurtarmak ve meçhulü malum kılmak!..

İslâm dâvâsının ve fikir haysiyetinin müstesnâ şahsiyeti Salih Mirzabeyoğlu’nun, “ben kimim” suâline getirdiği cevablardan, malûmu meçhullükten kurtarmak ve meçhulü malum kılmak adına verdiği eserlerden birisi de «Ölüm Odası B-Yedi» adlı eseridir.

Bu eserin kendisine has hususiyeti için meseleleri yalnızca genişliğine değil, derinliğine de ele alıyor oluşu diyebiliriz herhâlde. İBDA Mimarının meselelerin perde ardında kalan kısımlarını kurcalamak, “kendini bilen rabbini bildi” ölçüsünce, insana en büyük muamma olan “insan sırrına” el atmak, ferd ve toplum meselelerin hâlli yolunda buralardan çözüm çekirdekleri bulmak için bugüne kadar iştikak, rüya, ebced gibi metotları kullandığını biliyoruz. «Ölüm Odası B-Yedi» adlı serinin üçüncü cildi ve kelâm hazinelerinden nadide bir eser olan “Matla’ Beyitler”de ise, bu sefer daha da bir derinlere iniyor ve matla’ ehli vasıtasıyla Hakk’ın gözünden oluşa bakarak “izzet perdesi”nin de ardına sarkıyor; “Gayb Âlem”i olan “Mânâlar Âlemi”ni fethediyor ve oradan da tasavvuf ehli arasında “Ceberrut Âlemi” olarak bilinen “Berzah Âlemi”ne giriş yapıyor. Böylelikle gaybın üzerine örtülen “Halk Âlemi” perdesini aralayarak, Allah’ın sır hazinesine doğru yol alıyor ve biz okurları da bu seyirden pay sahibi yapıyor.

Aynı zamanda yine ilâve etmekte yarar var: Matla’ ehlinin beyitleri üzerinden “oluş”a bakarken iştikak, rüya ve ebced gibi kullanageldiği metodları da terk etmeyerek, bugüne kadar eşine rastlanmamış misilsiz bir esere imzasını atıyor.

Biraz evvel bahsettiğimiz çeşitli kavramların neler oluğuna da kısaca bir bakalım ki, eserin okumasından evvel bir hazırlık olsun.

Allah’ın Sır İlmi

“Allah’ın Sır İlmi” yahut “Allah’ın Bilgisinin Hazineleri” Mümkünler Âlemi’nin ötesindedir. Bu bilgi Hakk’a özgüdür ve yalnız tahallî ile, yâni Allah’ın isimleriyle ahlâklanmış olanlarca, tasavvuf ehlince bilinebilir.  Muhyiddin İbn-i Arabî (1165-1239) Hazretleri «Fütuhat-ı Mekiyye» adlı eserinde, “Allah’ın Sır İlmi”nin “Başlangıç İlmi” karşısındaki durumunu, Allah isminin ‘el-Mübdî ismi karşısındaki mertebesini bilinmesine bağlı olduğunu ifâde eder.

“Başlangıç İlmi”, “Başlangıç Bilgisi” deyince de onun sanki bu âlemin sıradan ilimlerinden biri olduğu sanılmasın; yokluktan başlayarak varlığın son derecesine kadar sınırsız olan ve sürekli bir şekilde birbirinin peşi sıra açılan derinleşen ve genişleyenin ilmi, bilgisidir. Burada yokluktan kastımız Hazret-i Peygamber’in “Allah vardı, O’nunla birlikte başka birşey yoktu” buyurduğu mânâdır...

İBDA Hikemiyatından öğrendiğimize göre MÜBDİ’: Numune ve benzeri yokken bir şeyi yeni olarak keşfeden. Benzeri görülmemiş bir iş veya eser ortaya koyan. (Allah’ın güzel isimlerinden EL-MÜBDÎ: Vasıtasız icâd edici.):

«Ölüm Odası B-Yedi» -Matla’ Beyitler- cildinde bu ilimle alâkalı olarak Üstad Necib Fazıl’ın (1904-1983) şu ifâdesine yer verilir:

- “ ‘Allah’ın sır hazinesi ARŞ’ın altındadır ve anahtarı şâirlerin diline verilmiştir!’ buyuran İlâhî Vahy’in mukaddes dudakları, her hâdisede olduğu gibi, bütün bir ‘poetik şiir hikmeti’ davasında da tek cümlenin esrarlı menşuru içinde ve hiçbir fâninin ulaşamayacağı nisbette şiir hakikatini renk ve çizgiye boğmuştur.”[1]

ARŞ, sınırlı isimlerin ortaya çıktığı yerdir. “Benzeri olmayan” için benzerin sureti ortaya çıkar. Bu ise sabit benzerdir. Benzer ise,  Hazret-i Peygamber’in “Allah Âdem’i kendi suretine göre yarattı” hadisinde yer alan ilâhî surete göre yaradılmış kimsedir. O, Hakk’ın suretiyle ortaya çıkan  ve Hakk’ın vekili, halifesi olan kimsedir. Hazret-i Peygamber’in “kim kendini tanırsa, rabbini tanır”  diye buyurduğu çerçevede, “ben kimim” meselesine bakacak olursak, Mirzabeyoğlu’nun muradının ne olduğu ve işin nerelere kadar uzandığını anlarız sanıyoruz...

İzzet Perdesi

“Ben Kimim” sualinin gelip dayandığı yerlerden biri de “izzet perde”sidir. Muhyiddin İbn-i Arabî Hazretleri, izzet perdesini, “körlük ve hayret” anlamında, emrin bilgisine erişmeyi engelleyen mâni anlamında kullanır. İçinde bulunduğumuz “Halk Âlemi”nde, zaman bahsi çerçevesinde her ân yeniden yaradılışındaki eserin muhteşemliği karşısında insanın Emr Âlemine karşı kör kalması olarak da değerlendirilebileceğini düşünüyoruz.

Bahsimizi dağıtmadan şunu da ilâve edelim; “Halk Âlemi” bizim duyularımızla bir şekilde müşahede ettiğimiz âlemdir, “Emr Âlemi” ise meselâ ruhumuzun ait olduğu âlemdir ki, “ruh Allah’ın emridir.” Şu var ki, Halk Âlemi, Emr Âlemiyle idare ediliyor. Emir Âlemi, zamana ve mekâna bağlı değil. Şu kâinatın görülen ciheti Halk Âleminden, onun idaresiyle ilgili kanunlar manzumesi ise Emir Âlemindendir...

Öyle sanıyoruz ki “İzzet Perdesi” Allah’ın zuhurunun şiddetidir. Çünkü İBDA Hikemiyatından biliyoruz ki “Allah zuhurunun şiddetinden gaiptir.” Öyleyse, Allah’ın zuhurunun şiddetinin, izzet perdesinin ardına nasıl sarkmak gerekir ki, “insan” kendisinin bir benzeri olduğu Allah’ın sırlarına, kendi kendine meçhul olan insan sırrına, emrin sırrına ermek yolunda mesafe kat edebilsin?

Matla’ Ehli

Bahsimize konu olan esere göre Matla’: “Güneş, ay ve yıldızların doğması, tulû’ etmesi. Gök cisimleri gibi maddî veya “fikir, ilham, nur” vesâir manevî şeyler için, “doğacak yer, doğuş yeri, tulû mahalli”. Bir kaside veya gazelin, mısraları birbiriyle kafiyeli ilk beyti.”

Muhyiddin İbn-i Arabî Hazretleri Matla’ ile alâkalı olarak “Hakk’ın gözüyle oluşa bakmaktır” diyor. Hakkın gözüyle “oluş”a bakan da, tabiî olarak “Matla’ Ehli” oluyor. Hatırlarsak, Üstad Necib Fazıl “Allah’ın sır hazinesi ARŞ’ın altındadır ve anahtarı şâirlerin diline verilmiştir!” derken aslında “Matla’ Ehli”nin kim olduğunu da tarif etmiş oluyor.

Üstadının her sözünü hikmet bilen Mirzabeyoğlu’nun da bu tarifi kaçırmayarak “ben kimim?” meselesinin derinliğine inerken “Matla’ Beyitler”den yararlanması kadar tabiî bir durum da olamaz herhâlde. İBDA Mimarı, ömrünü adadığı suâlin yanıtı peşinde olduğu bu eserde, yalnız “Matla’ Beyitler”le sınırlı kalmayıp, aynı zamanda matla’ beyitleri ve çeşitli beyitleri iştikak ve ebced metoduyla derinliğine bir şekilde incelemekte ve verimlendirmektedir.

Bir diğer taraftan İBDA Mimarı Kumandan Salih  Mirzabeyoğlu “Ben Kimim” suâline yanıt ararken, esasında tek vahitte bir olan, insan ve toplum meselelerinin hâllinin çözüm çekirdeklerini de bu seyir esnasında toplamakta ve biriktirmektedir.

Eserde Geçen Beyitlerin Şâirleri

İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, bahsettiğimiz şekilde Şeyh Gâlib (1757-1799), Fuzûlî (1483-1556) ve Nedîm’in (1681-1730) matla’ beyitleri ile beraber Hakkı Bey (1853-1912), Hersekli Arif Hikmet (1839-1903), Leskofçalı Gâlib, (1828-1867) Şeyh Yesevî’nin (1093-1166), Yunus (1240-1321), Tursun Bey(15. yy), Bakî (1526-1600) gibi şâirlerin beyitlerine de bu eserde yer vermiş ve onları tahlil etmiştir.

*

İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun «Ölüm Odası B-Yedi» adlı eserinin üçüncü cildi olan 815 sayfalık -Matla’ Beyitler-, İbda Yayınları tarafından yayımlandı. Her ne kadar haftalık olarak “Baran Dergisi”nde tefrika ediliyor olsa da, eserin bir bütün hâlinde kitabdan okunmasının idrak zevki bakımından bambaşka olduğunu da ifâde etmeye lüzum yoktur herhâlde...

Aylık Dergisi, Sayı 124, Ocak 2015

Kaynak: Editör:
Etiketler: «Ölüm, Odası, B-Yedi», -Matla’, Beyitler-, Eseri, Üzerine,
Yorumlar
Haber Yazılımı