İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
KUMARBAZ  -  F. DOSTOYEVSKİ
KUMARBAZ - F. DOSTOYEVSKİ
Haber Detayı
26 Eylül 2014 - Cuma 00:01
 
Ölüm Odası veya İdrisî Sey-i Sülûk -II- Burak Çileli
Büyük Doğu-İbda Haberi
Ölüm Odası veya İdrisî Sey-i Sülûk -II- Burak Çileli

Üçüncü binin yenileyicisinin Hazret-i İsa olacağına, Necip Fazıl'la Başbaşa'dan referansla işaret etmiştik. İmam-ı Rabbânî Hazretleri'nin beyanı üzere, müceddid geleneği içinde "bin yıl yenileyiciliği" gibi son derece üstün bir makamdır bu; kendisinin de "ikinci binin yenileyicisi" misyonunu, âhir zaman mehdîsine alt yapı teşkil ettiği hakikatiyle beraber fazla bir yoruma girmeksizin, "Mehdî Muhammed" kalıbına ve baş harflerindeki binbir hikmete dikkat çekerek, İbda Mimarı'nın Müjdelerin Müjdesi adlı eserinin alt başlığı "Mim Mim'in Hikayesi"ne atıfla Mektubât-ı Rabbânî'den gösterelim:

    

"Sübhanallah... Ahmed ismi, acaib yüksek bir isimdir. Kelime-i mukaddes EHAD isminden ve MİM halkasından terkib edilmiştir. Bu MİM harfi de, lâkeyfî âlemde, incelik taşıyan ilâhî sırlardan sayılır. Bu keyfî âlemde dahi, o saklı sırdan tâbir edip anlatmak mümkün değildir. Yani; MİM halkası olmadan!.. Şayet öyle bir imkân olur ise, onu Sübhan Hak tâbir buyurur.

 

EHAD, şeriki olmayan o EHAD'dır. MİM harfi halkası dahi, o ubudiyet tokudur ki; (Tok, halkadır.) Kulu Mevlâ'dan ayırd eder.

Kul MİM'in halkasıdır. EHAD lafzı ise ancak onun tâzimi ve hususiyetini izhar için gelmiştir. Yani; Resûlullah efendimizin... Ona ve âline salât ve selâm olsun.

 

Bir şiir:

Olunca, bir kimseye sâhi bu isim;

Olur müsemması pek aziz, pek kerim

Aradan bin sene geçtikten sonra; o velâyet, bu velâyete müncer oldu. Velâyet-i Muhammediye dahi, Velâyet-i Ahmediye'de nihayet buldu. İki ubudiyet toku, bir tokta bâki kaldı. Tok-u evvelin (Yani; birinci MİM'in halkası) yerine de ELİF harfi yerleşti. Bu ELİF Resûlullah s.a efendimizin Rabbına işarettir. Böylece, MUHAMMED ismi, AHMED oldu. Ona ve âline salât ve selâm...

 

Geçen bin senenin, büyük işlerin değişmesinde tesiri vardır.

 

Üstte anlatılan mânânın beyanı şöyledir:

İki ubudiyet toku (halkası), mübarek MUHAMMED ismine derc edilen iki mimin iki halkasından ibarettir. Yine mümkündür ki; bu iki tok, Resûlullah s.a efendimizin iki taayyününe işaret ola... Yani:

1.Beşerî cesedî

2.Ruhî melekî

Taayyünlerine... Mevt arazları sebebi ile cesedî taayyününe fütur gelip ruhî taayyünü kuvvet bulmuş ise de; lâkin o taayyünün eseri bâki kalmıştır. Bundan lâzım geldi ki; bin sene geçtikten sonra, o eser dahi zâil ola... O taayyünden bir nişan kalmaya...

 

Bin sene geçtikten sonra, o taayyünden eser kalmadı. Ubudiyetin iki tokundan bir toku da koptu. Ona zevâl ve fenâ ârız oldu. Ulûhiyet ELİF'i de onun yerine oturdu. Onun için şöyle demek mümkündür:

-O bekâbillah gibidir.

 

Böylece, zarurî olarak, MUHAMMED ismi, AHMED oldu. Velâyet-i Muhammediye dahi, Velâyet-i Ahmediye'ye intikâl etti.

 

MUHAMMED, iki taayyünden ibarettir.

 

AHMED, yalnız bir taayyünden kinâyedir. Ve bu isim, ıtlak makamına, birinci isimden daha yakın ve âlemden de daha uzaktır.

(...................................................................................................................................)

 

Şunun bilinmesi yerinde olur ki:

Beşerî sıfatların fenâ bulmasına bağlı bulunan bu Uruc-u Muhammedî; her ne kadar muamelesi yüce zirveye çıkar ve onu gayr ve gayriyet cezbelerinden halâs eder ise de, lâkin ümmetine muamele pek zor olur. Beşerî münasebet yolu ile olan hidayet nuru da azdır. Bu son âcizlerin hâllerine teveccühü dahi az olur. Bütün külliyeti ile, hakikat kıblesine teveccüh etmiştir.

 

Vay o reayanın hâline ki; sultan onların hâline iltifat etmez; bütün külliyeti ile, mahbubuna müteveccihtir.

 

Anlatılan mânâdan ötürüdür ki; bin seneden sonra, küfür ve bid'at zulmetleri istilâ etmiştir. İslâm nuruna da noksan gelmiştir.

 

Dua makamında bir ayet-i kerime meâli:

-Rabbimiz, nurumuzu tamamla; bizi bağışla. Sen herşeye kâdirsin. (66/8)"  (1)

 

Mehdî Muhammed'in yanısıra Derviş Muhammed isminin de İbda Mimarı'nın kimliğine sembol oluşuna, ebcedi itibariyla Kusto, Kaptan Kusto Müslüman ve Kaptan Mirzabeyoğlu ile olan denklikleriyle beraber işaret edelim. İmam-ı Rabbânî Hazretleri'nin, "Rabbimiz, nurumuzu tamamla" âyetiyle bitirdiği yukarıdaki mektup, Ölüm Odası'nda Hazret-i İsa'nın nüzûlü mevzuu ile ilgili orijinal fikrî açılımları ve yine İmam-ı Rabbânî Hazretleri'nin eseri Mebde ve Mead'de aynı minvaldeki bahsin, Hazret-i İsa'nın nüzûlü ile alâkası içinde işlenişini hatırlatmaktadır bize. Önce Ölüm Odası'nın ilk bölümünden son derece mânidar şu bölümü iktibas edelim:

" "Allah, nurunu tamamlayacaktır, kâfirler istemeseler de!"; Allah'ın vaadi böyle. İmam-ı Rabbânî'den, Esseyyid Abdülhakîm Arvasî'ye gelen çizginin mânâsının, Hazret-i İsa'ya bitişikliğinde tecelli eden bir berzahta yol alıyoruz." (2)

 

Ve Mebde ve Mead'den "Kur'ân'ın, Kâbe'nin ve Hz.Muhammed'in Hakikatleri" başlıklı bölüm:

"Kur'ân'ın ve Kâbe'nin hakikatleri, Hz.Muhammed'in (a.s.) hakikatinden (Hakikat-i Muhammediyye'den) üstündür. Bu sebeple Kur'ân'ın hakikati, Hakikat-i Muhammediyye'ye imam olmuştur. Kâbe'nin hakikati de Kur'ân'ın hakikatinden üstündür. Orası (Kâbe'nin hakikati) tümüyle sıfatsızlık ve renksizliktir. Sıfatların asılları olan şuun ve itibarlar oraya giremez. Tenzih ve takdis o mertebede dolaşamaz. Mısra:

"Orada olan herşey beyandan da yüksektir, anlatılamaz."

 

Bu yüksek bilgi konusunda ehlullahtan hiçbiri dudak açmamış, işaret ve rumuzla bile ondan bahsetmemişlerdir. Bu dervişi, bu üstün bilgi ile şereflendirdiler ve akranları arasında mümtaz eylediler. Bütün bunlar, Allah Resûlü'nün (a.s.) sadakası ve bereketi iledir. Ona ve ailesine en güzel salât ve selâm olsun.

 

Bilmek gerekir ki, Kâbe'nin sureti yani binâsı, eşyanın (ve insanların) suretlerinin secde yeri ve kıblesi olduğu gibi, Kâbe'nin hakikati de o eşyanın hakikatlerinin secde yeridir. Bu sözü daha önce kimse duymamış, hiçbir haberci bildirmemiştir. Allah Teala'nın bana lûtuf ve keremi ile bildirmesi ve ilhâmı sayesinde söylüyorum.

 

Hz.Peygamber'in (a.s.) vefatından bin küsur yıl geçtikten sonra bir zaman gelecek ki, Hz.Muhammed'in hakikati (Hakikat-i Muhammediyye) kendi makamından yükselecek ve Kâbe'nin hakikati ile birleşecektir. O zaman Hakikat-i Muhammedî, Hakikat-i Ahmedî ismini alacak ve zât mertebesine mazhar (ayna) olacaktır. İki mübarek isim (Muhammed ve Ahmed), müsemma ile hakikate erecek, önceki makam Hakikat-i Muhammedî'den boşalacak ve Hz.İsa'nın (a.s.) dünyaya inişine kadar bu durum devam edecektir. Hz.İsa inince, onun hakikati (Hakikat-i İsevî) kendi makamından yükselecek, boş kalan Hakikat-i Muhammediyye makamına yerleşecektir." (3)

 

Kâbe'nin mânâsı hakkında "ruh mekâna indi ve mekân ruhlaştı" hikmeti veçhile İbda Külliyatında, bilhassa Ölüm Odası'nda yine orijinal tesbitler bulunmaktadır. İdris Aleyhisselâm'a ait Kuddûsî hikmet mevzuunda işlenen, "mekân ve mekânet yüksekliği"nin çok yönlü anlamları ile Hazret-i İdris'in urucu ve nüzûlünün Hazret-i İsa'nın urucu ve nüzûlüyle benzerliğine dair hadisler birlikte düşünüldüğünde, "mekânın ruhlaşması"nın, Ölüm Odası'nda tafsilatıyla ele alınan "içgüdünün ruhlaşması" bahsiyle irtibatı kuvvetle muhtemel gözükmektedir. İnsan adlı eserde "Kâbe'de" başlıklı rüyadan devam:

"Levha: 27 Aralık 1999... Mekke'deyim ve Kâbe'nin bulunduğu avluda oturuyorum. Kâbe sağ tarafımda. İçimde çok güzel duygular. Kâbe düşündüğümden biraz küçük; ama öyle bir his içindeyim ki, yüreğim Kâbe'ye muhabbet dolu. İleride avlunun dışında bir câmi yapıyorlar, hemen hemen bitmek üzere. Câmi'nin Kâbe'den yüksek oluşunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Başka bir mekân; yine Kâbe... Bulunduğum yer anlatılmaz derecede yüksek. Sonra birileri haber getiriyor: Hazret-i İsa gelecekmiş, ân meselesiymiş. "Kumandan'ın yanına gelecek, o zaman biz de görürüz!" diye düşünüyorum. Orada bulunan birine FURKAN dergisindeki Hadis'i söylüyorum. Bizim bulunduğumuz yerin karşı tarafında, başlarında Süleyman Demirel, bir kalabalık var. Galiba namaz kılıyorlar. Demirel'in sesini duyuyorum. (Fatih Şengöz)"

 

Mirzabeyoğlu'nun rüyayı anlamlandırdığı ebced tevafukları tablosundan seçtiklerimiz:

"İsâ:(Bir hadis: Mehdî, Hazret-i İsâ'nın kendisidir.):140

Mehd(î) Muhammed: 141=1140

Say': Suyun akması:140

Ken': Tilki eniği. Cem etmek. Yakın olmak. Mülayemet:140

Itlak: Affetme. Serbest olup her tarafta bulunma. (Bâtın: İçyüz. Ruh. Her yerde hazır ve mevcut olan.): 140

Suud: Mübarek. Mübarek sayılan yıldızlar: 140. (B.Ç. Not: Hazret-i İdris'i hatırlıyoruz.)

İlm: 140

Satı': Nur saçan. Parlak. Yükselerek görünen. Yükselerek meydana çıkan: 140

Asi: Uygun, elverişli. (Âsi: Hekim, doktor. Kederli, hüzünlü... Asi: Çok isyan eden, isyancı.): 140

Mutmainn(e): İçi rahat. Müsterih. Şüphesi kalmamış. Emin: 140

Alem: Bayrak. Nişân, işaret. Özel isim. YÜKSEK DAĞ. Büyük âlim: 140

Asâ: Ümit ve korku bildirir. Şüphe ve yakîn mânâlarına delâlet eder. Hitâb-ı ilâhî kısmında yakîn ve zorunluluğu ifade eder: 140

*

Mehdî İsa: 59+140=199

 

Ayasofya: 199. (B.Ç. Not: "Fetih remzi Ayasofya"nın yanısıra "fütûhî hikmet"i hatırlıyoruz. Ayrıca Sophia-hikmet olarak da yorumlanan "logos-kelâm" doktrininin İslâmî aslına ircaı bâbında, "mevcudatın hakikatine vâkıf olan" ve "doktor, hekim" gibi mânâlara sahip "hakîm" kelimesini ve Esatir ve Mitoloji ile Ölüm Odası'nda Hazret-i İsa bahsinin geçtiği "Hakîm İsmiyle Dua" başlıklı bölümleri ve tabiî ki "Abdülhakîm Koltuğu" sembolünü de... "Sophia" hakkında İranlı Seyyid Hüseyin Nasr şunları söylüyor:

"İlk dönem Hıristiyanları ayrıca sophia'yı üçlü birliği tamamlayan, neredeyse "ilâhî bir varlık" olarak görmüşlerdir. Ortodokslar ona özellikle saygı duymuşlar ve onun anısına ilk dönem Hıristiyanlığının belki de en güzel kutsal yapısını, Hagia Sophia'yı (Ayasofya) yapmışlardır. Sophia kendisini genellikle semâvî güzellikte bir kadın olarak göstermiş, birçok bilge ve aziz tarafından Bakire Meryem'le özdeşleştirilmiştir; aynı şekilde, bazı Müslüman bilgelerin güzel bir semâvî figür olarak gördüğü hikmet, İslâm geleneğinde daha özel bir çerçevede "İkinci Meryem" olan Peygamber'in (s.a.v.) kızı Fâtıma'yla özdeşleştirilmiştir. Hıristiyanlar için hikmet Oğul'la, Mesih figürünün kendisiyle ve Bakire'nin saflığından ve güzelliğinden ayrılamaz olan dişil ilkelerle ilgilidir. Kendisini Bakire'ye derin bir şekilde adamış olan hıristiyan mâneviyatının en büyük şairi Dante'ye, Paradiso isimli eserde, bir kadın olan Beatrice tarafından rehberlik edildiği unutulmamalıdır. Burada Beatrice Sophia'nın dişil figürünü temsil etmektedir. Hıristiyanlıkta da diğer geleneklerde olduğu gibi, aktif ve pasifin ya da erkek ve kadına mahsus unsurların, aşkta olduğu gibi hikmette de tamamlayıcılığı söz konusudur.

 

Hıristiyan geleneğinin kökenlerine dönersek; Hıristiyanlığın zevkî hikmet boyutu üzerine olan vurgunun, Mesih'i, İlâhî Hikmet'le özdeşleşmiş yeni Tevrat olarak gören Saint Paul'de görüldüğünü hatırlamalıyız. Paul'ün mektupları, Tanrı'nın hikmetinden (sophia) söz eden ve bâtınî bilgi (gnosis), sophia ve Allah'ın mânevî hediyelerine sahip olan, kutsal bilginin ehline (pneumatikoi) atıfta bulunur. Çağdaş bilim adamları I.Korintliler'deki (12:8) "bir hikmet sözü... ve bir bilgi sözü" üzerinde etraflı bir biçimde durmuşsa da, yalnızca tarihî ve filolojik delillere dayanan ve sözlü geleneği dikkate almayan din -dışı- ve -dine karşı saygısız- metodlar, Paul'ün ilâhî bilgi doktrininin, Yunan ya da bir başka yabancı kökeni olduğunu ispat edebilmiş değillerdir." (4)

 

Son ekleyeceğimiz, İbda Külliyatında yer yer atıfta bulunulduğu üzere, Nietzsche'nin bilgeliği dişi aslana benzettiği hususudur.

*

Mehdî, memuriyeti ve rolü itibariyle, Allah sevgilisi ile âhir zamanda velî olarak inecek ve O'nun şeriatiyle hükmedecek olan Hazret-i İsa arasında, bir köprü, bir berzah. Berzah'ın özelliği, -Berzah hakikatinde kalma mânâsına-, kendisine Berzah olmaması; böyle bir hakikati var. Bunun yanında Berzah, hangi taraftan bakılırsa, ona âit görünen bir keyfiyettir. Mehdî, Allah Sevgilisi yönünden mâlûm; Hazret-i İsa yönünden bakılınca da, sözkonusu hadiste bildirildiği gibi... Muhyiddin-i Arabî Hazretleri: İsa Aleyhisselâm, hatemü'l evliya -evliyaların sonuncusu- olur. O, bu Hazret-i Muhammed ümmetinin en faziletlisidir. Hâkim Tirmizî, Hatemü'l Evliya'da ona dikkat çekmiş, İsa Aleyhisselâmın Hazret-i Ebubekir ve diğer sahabeden üstünlüğüne şâhitlik etmiştir. Çünkü İsa Aleyhisselâm, Ümmet-i Muhammed ve İslâmiyet içinde bir velî olsa bile, gerçekte bir peygamber ve resûldür. Hazret-i Muhammed'e indirilmiş şeriata has Muhammedî velâyetin de özel bir Hatem'i vardır. O, bir peygamber olan İsa'dan mertebe olarak düşüktür. (Evliyanın en büyüğü, "en büyük velî, en küçük sahabinin atının ayağındaki toz olamaz!" buyuran İmâm-ı Rabbânî Hazretleridir.)" (5)

 

Hatem-i evliya mevzuu üzerinde inşaallah daha tafsilatlı olarak duracağız.

 

Kaynaklar:

(1). Mektubât-ı Rabbânî, 2.Cilt 508. Mektup, İmâm-ı Rabbânî, Merve Yay., sh.1555, 1556, 1557.

(2). Ölüm Odası, Giriş, Salih Mirzabeyoğlu, İbda Yay., sh.17.

(3). Rabbânî İlhamlar (Mebde ve Mead), İmâm-ı Rabbânî, Sufi Kitap, sh.121, 122.

(4). Bilgi ve Kutsal, Seyyid Hüseyin Nasr, İz Yay., sh.28

(5). İnsan, 1.Cilt, Salih Mirzabeyoğlu, İbda Yay., sh.407, 408, 409. 

 

Aylık Dergisi, Eylül 2014

Kaynak: Editör:
Etiketler: Ölüm, Odası, veya, İdrisî, Sey-i, Sülûk, -II-, Burak, Çileli,
Yorumlar
Haber Yazılımı