Haber Detayı
07 Şubat 2015 - Cumartesi 17:39
 
Oyun Büyük, Plan Şeytani
Aktüel Haberi
Oyun Büyük, Plan Şeytani

Perspektif farkı, tabiî olarak değerlendirmede de fark yaratır. Zira bakış değişmekle görüş de değişir ve algı (tecelli) bu görüşe göre gerçekleşir. Vermek istediğimiz pek çok mesaj, anlatmak istediğimiz pek çok şey benimsediğimiz perspektife, tercih ettiğimiz yorumlama biçimine ve neyi açıklamaya çalıştığımıza bağlıdır. Perspektifinizde kayma varsa, tuvalde hiçbir obje, anlam, imge yerli yerine oturmaz. Yorumlarınızda zorlanır, hayalî unsurlara dayanmak zorunda kalırsınız.

Hz. Ali: “Eşyayı yerli yerine koymak büyük akıllılıktır” buyuruyor. Dolayısıyla gerçeklikle temasımızda olup biteni doğru biçimde anlamlandırabilmek; onlarla derin ve incelikli bir ilişki kurabilmek, ancak doğru bir perspektife ve muhkem bir muhakeme tarzına sahip olmakla mümkün olur. Marksizm’de olduğu gibi tek değişkenle, yahut diğer düşünce akımlarının yaptığı gibi farklı değişkenlerin korelâsyonuyla temin edilecek bütüncüllük, eşya ve hadiseleri teshirde size tam bir tanıma sağlamaz. “Farklılaştırılmamış çok katlı gerçekliği” sadece belli bir vechesiyle tanıtırlar. Hakikatleri bulundukları hâl üzere bilmeyi temin edecek bakış, ancak “Mutlak Fikir”den hareketle temellendirilmiş bir “vasıta sistem”le de edilebilir. İnsan bu sistemi içselleştirebildiği nisbette, doğru hükme varma ve doğru hükmü ayırt etme istidadı kazanır. Birincisinden mahrum olma, ikincisinde de yetersizlik anlamına gelir. Ancak, dünyaya talan edilecek bir yer, yeryüzüne de açık hava kerhanesi gözüyle bakıyorsanız, dünyayla temasınız ahlâksızca ve sadistçe olacaktır. Dolayısıyla böyle bir ilişkiden doğacak olanlar da pek soylu şeyler olmayacaktır. Nitekim modern bilim ve felsefenin gerçeklikle teması da böyle oldu; nihayetinde gelişe gelişe çöp medeniyetine dönüştü ve iflas etti.

Modern felsefenin ortaya koydukları ne ibdaî bir söylemdir ne de yeni bir buluştur. Söylediklerinin tümü; Yahudi-Hıristiyan metafiziğinin vazettiği kuralların aklın diline, mahiyeti itibariyle laikleştirilmiş kavramlara tahvilinden ibarettir. Aydınlanmayla hedeflenen şey, dine kesinlikle yer vermeyen bir toplumsal örgütlenme biçimi kurmaktı. Bunun için de, ruhlarda hiçbir istinad noktası kalmayacak şekilde inanılır olan her şeyin kalbine, kaynağına girilerek yıkılması, ferdlerin de metafizik açıdan demokrat hâle gelmesi gerekiyordu. Nitekim öyle de oldu. Artık, hakikati aramak yerine uzlaşmaya varmak, yanlış da olsa farklılıklara rıza göstermek demokrasinin gereği ve devletin teşvik ettiği bir şeydi. Din ruhsuz bir biçimciliğe indirgenirken, içtimaî hayatta görünürlüğünü korumakla beraber, artık bir örgütlenme biçimi olarak ya da kurucu bir ilke şeklinde yeniden kendini gösterme riski taşıyamayacaktı. Ancak bu süreçte, yani dinîn demokrasi içinde emilmesi sürecinde din bir anda buharlaşıp yok olmaz. Binlerce yıllık birikim, farklı görünüşler altında yeniden tezahür eder ve var oluşan şeyleri bünyesinde eriterek, tekrar kalıba dökerek kendini yeniden inşâ eder. İnsanın fıtratında olan inanma ihtiyacını dinî bağlamından koparıp farklı etkinlik alanlarına (eğlence, müzik, spor, uyuşturucu…) kanalize etme gayreti ise hiç bir derde deva olmadığı gibi, sadece çaresizlik hissini arttırmakla kalır. Nitekim ahlâka dönüşmüş yalanlar bütününden ibaret bir dünyada yaşamak zorunda kalan, âciz ve kendi haline terk edilmiş modern birey, kendisine dayatılan hayattan daha yaşanabilir, mücerret bir dünyaya geçişin arayışı içinde mutluluğu “yasak” olanda aramaktadır.

Laik-seküler sistem, Avrupa’nın aydınlanma olarak tesmiye ettiği düşüncenin ayak izlerinden hareketle, kanunlarla kurduğu yeni bir ilişki biçimidir ve demokratik bir zeminde teşekkül etmiştir. Bu veçhesiyle de bir değerler bütünü olarak, insanlar tarafından ve insanlar için yapılmış olmayı ilzam eder. Dünyevî mutlak arayışındadır. Ne var ki, idealleriyle uygulamalarının geçirdiği büyük değişime paralel olarak demokrasi de değişmiş, henüz itiraf edilmiyor olsa da rotasını çoktan otoriterizme çevirmiştir. Dine meydan okumak üzere kurulmuş laik-seküler sistemin temelleri dağılmaya başlamış, demokrasinin geleceği sorunlu hâle gelmiştir. Derinlerde ve sessizce gelişen beklenmedik ve sıradışı hadiseler, “kendinden zuhur” hikmetine bağlamında değerlendirilmesi gereken olaylar dizisi buna işarettir. Sorun, sistem sorunudur ve yapısal nedenlerden kaynaklanmaktadır. Sistem dışa karşı hâlâ çok sağlam intibaı vermeye çalışsa da, aslında çökmekte olan bir düzendir söz konusu olan. Batı’yı ideal medeniyetin yaratıcısı olarak gören tarih anlayışı artık anlamını yitirdi, sistemden sapmalar arttı. Benzerini (aynıyı) üretme “aşı”sı; imparatorluk geçmişi olan, modernlik öncesi köklü bir geleneğe sahip, nüfusu yoğun ve insanî karakteri güçlü Doğu toplumlarında tutmadı ve başarılı olma şansını yitirdi. Onun içindir ki, Türkiye-Rusya-Hindistan gibi ülkelerde sık sık karışıklık yaratılıyor, liderleri olmadık bahanelerle otoriter olmak ve Batı’dan uzaklaşmakla itham ediliyor.

“Batı modeli” tabu olmaktan çıkarken, İslâm Kuzey Afrika’dan Uzak Doğu’ya kadar küreselleşiyor. Bu gelişmeler de Türkiye’yi tarihi misyonunun gereğini yerine getirmeye zorluyor. Artık, Türkiye’nin bir İslâm politikası olmak zorunda. Zira plân şeytanî ve oyun büyük… Kapitalizmin “gerçek yuvası” olarak nitelendirilen bölgeyi işgal edenler, Türkiye’ye operasyon üstüne operasyon düzenliyor, kaotik bir ortama zemin hazırlıyorlar. Orta Doğu’yu, tüm İslâm coğrafyasını, özellikle İslâm dinini yeniden düzenlemeyi hedefleyen şeytanî bir plan bu… Kendi savaşında başkalarını savaştırmakta mahir bu “üst akıl”, ABD ve İsrail gizli servislerinin ürününü örgütler aracılığıyla, cihadı tüm İslâm coğrafyasına taşıma ve kendi güdümünde bir halife çıkarma hinliğinde. Dinin dilini kullanarak dinî yeniden yorumlama, Batı âlemi için tehdit oluşturmayacak paralel bir din ihdas etme peşindeler. “Paralel şebeke”nin yurt içi ve yurt dışındaki okulları da bu paralel dine misyoner yetiştirme saikıyle kuruldu.

Ak Parti iktidarıyla birlikte Türkiye bir restorasyon sürecine girdi. İslâm-siyaset ilişkisinde yaşanan dönüşüm, İslâm’ın içtimaî hayattaki artan görünürlüğü, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın söylemlerindeki dinî tema, laik-seküler kesimi çileden çıkarıyor ve  ajitatif kılıyor. Ülkenin geleceğini belirleme imtiyazını yitirmenin çaresizliği içinde “isyanlardayım”ı oynuyorlar. Buna rağmen umudun ve temenninin yol açtığı körlükte devam ediyor. Ne ülke ne de dünya gerçekleriyle alâkası olmayan saçma sapan gerekçeleri gündeme taşıyor, kampanya yürütüyorlar. Daha düne kadar, Ak Parti’yi Amerika’nın güdümünde olmak ve Batı’nın taşeronluğunu yapmakla suçlarken, şimdilerde Batı karşıtı olmak, Amerikan aleyhtarlığını yükseltmek ve IŞİD’e destek vermekle itham etmekte bir beis görmüyorlar. İşin tuhafı, kendini İslâmcı-Muhafazakâr-Milliyetçi olarak isimlendiren kimi kesimlerin de bunlarla saf tutmakta bir beis görmemesi.

Eğer bir insan “yanındaki”nin yıkılmasına müsaade ediyorsa, kendinin de yıkılmaması mümkün değildir. Ama hadiseye yaklaşan şuurun kendisi şuurdan mahrumsa, her soruya cevap; her soruna da çözüm bulmak kolaydır. Amerika’nın haksız uygulamalarını, Ak Parti’nin yanlışlarını alt alta sıralar, bunu da doğruyu bildiğinize vehmedersiniz. Benzer şekilde, soru ve cevapları bir makinenin parçaları gibi birbirine ekler, olayları belli bir düzene yerleştirir, rahatlarsınız. Dahası, edindiğiniz enformasyon arttıkça da doğrulandığınız hissine kapılırsınız.

Aylık Dergisi, Sayı 124, Ocak 2015

Kaynak: Editör:
Etiketler: Oyun, Büyük,, Plan, Şeytani, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı