Haber Detayı
06 Şubat 2021 - Cumartesi 13:57
 
Rönesans Üzerine Bir Deneme - Zekeriya Koç
Rönesans ile birlikte doğan, her şeyin ölçüsünü insan aklı olarak kabul eden anlayışa paralel olarak bilimde yaşanan devrim niteliğinde ilerlemelerle beraber artık hiçbir mutlak, ilahi prensip kabul edilmemekte, insanlık kaskatı bir materyalizm ve pozitivizm elinde esir edilmiş bulunmaktadır.
Tarih Haberi
Rönesans Üzerine Bir Deneme - Zekeriya Koç

"Heykel: Unutma ki insan maddeler kompozisyonudur; onda ne varsa, maddeden kazanılmıştır.

 

İnsan: İşte burada yanılıyorsun. İnsanda öyle bir aydınlık var ki, hiçbir maddede gözükmemekte… Pırıl pırıl yanan güneş bile kendi varlığından habersiz ve tam bir iç karanlığına boğulmuş; güneşin dışı aydınlık halbuki içi kapkaranlıktır. İç aydınlık yalnız insanda…" (1)

 

Orta Çağ iki medeniyetin biri hak biri batıl yoldan din temelli mücadelesine sahne oluyordu. Hak dinin temsilcisi Müslümanlar, "O yüce Allah'tır ki bütün göklerde ve bütün arzlarda (hayat olan âlemlerde yarattığı) her şeyi katından sizlerin (insanların) emrine musahhar kıldı." (2) ayetine muhatap olarak dünyayı, ahiretin tarlası bilmiş ve dünyada bulundukları zamanı bu anlamda üzerinden geçilip gidilecek, kıymetsiz bir andan ibaret değil, bilakis bu dünyada ekeceklerini ahirette biçmek üzere Allah'ın kendilerini memur kıldığı yeryüzünü imar etme, insanlara refah içinde yaşama, insanın insanı gerek muharref gerek batıl yoldan din telakkileriyle sömürdüğü zulüm düzenlerinden kurtarmak vazifesiyle hazırlanmaları gereken bir alan olarak görmüşlerdir. Nitekim Ortaçağ; bilim, sanat, teknik vs. alanlarda yüzyıllar boyunca Müslümanların hakimiyetine sahne olmuştur. Tarihçi Oral Sander bu dönemi şöyle tasvir etmektedir: "Abbasi Dönemi İslam Uygarlığı'nın gerçek dünya üstünlüğünü her yönde vurgular. Dört temel uygarlığın başarılı bileşimi ve belki de en üst noktası olarak değerlendirilebilir. Arapların dil, din ve hukuk; Greklerin bilim ve rasyonel düşünce; Hintlilerin matematik ve astronomi; Perslerin edebi ve yönetsel yetenekleri Bağdad potasında eritilmiştir." (3) Bu üstünlüğün gerek Endülüs Emevi, gerek Osmanlı kanalıyla 16. yüzyılın sonlarına kadar sürdüğünü söyleyebiliriz. (4)

 

Bunun aksine Batı'yı temsil eden Hristiyan dini, Kilise'nin tekelinde Batı'da yüzyıllar boyu tesirini gösteren, halkı derebeylerinin zülmü altında ezen feodal düzenin önemli bir parçası olmuştu. Öyle ki Kilise, Avrupa'da ekilebilir arazilerin üçte birini elinde bulundurmakla beraber(5) parası olanlara öteki dünyadan yer satmakta, köylü sınıfını teşkil eden, feodal beyler tarafından yarı köleleştirilmiş serflere ise bu düzene boyun eğmeleri için onların bu hal üzere yaratıldığı, her ne kadar zulüm görürlerse görsünler bu zulme katlanmak zorunda oldukları çünkü Tanrı'nın yazgısının bu olduğu anlayışını yansıtan fatalist (cebriyye) (6) anlayışı dayatmaktaydı.

 

Kilise, elinde bulunduğu ekonomik gücün yanında siyasi ve sosyal alanlara da müdahalede bulunuyordu. Her ne kadar İslam dininde olduğu üzere bir hukuk sistemi olmasa da elinde bulundurduğu ekonomik güç ve halk üzerindeki dini otoritesiyle bunu sağlıyordu. Kendi çalışma alanlarının dışında kalan herhangi bir çalışma, onların nazarında oldukça yüzsüz ve uçarı bir davranış olarak kabul ediliyordu. (7) Öyle ki bilimsel alanda dahi kendisini mutlak bir otorite olarak addetmekteydi. Kilise'nin feodal düzenin bir parçası olması sebebiyle arz ettiği eşitsizlikçi yapı köylü sınıfının; akla ipotek koyarak bilimsel gelişmelere engel teşkil etmesi en nihayetinde bilim insanlarının tepkisini çekmeye başladı.

 

Başta Floransa olmak üzere İtalyan şehir devletlerinin denize kıyısı olması, bu sebeple önemli bir ticaret noktası olmasını sağlamış olsa da diğer Avrupa devletlerine nazaran ekonomik açıdan çok daha iyi durumda olmalarını sağlamıştır. Coğrafî keşiflerle birlikte başlayan sömürgecilik faaliyetleri ile diğer Avrupa ülkelerinin de iktisadî gelişim yaşaması burjuvaziyi doğurmuştur. Bu kesimin finansal desteği, Endülüs Emevi Üniversitelerinde okuyan Avrupalı gençlerin ve Bizans aydınlarının İtalya'ya gelişi ve Eski Yunan'a ve Latinlere ait eserlerin Müslüman Araplar'dan alınarak tekrar Batı dillerine tercümesinin(8) etkisiyle 15. yüzyılda Rönesans hareketi doğdu.

 

Kilise zulmüne karşı Rönesans Hareketi ile doğan akılcı cereyan, Üstad Necip Fazıl'ın aktardığı üzere "Sakat mantığın, ayrı bir sakata, kiliseye baş kaldırması, bir batılın kendinden daha batıl bir hedefe yol açması şeklinde yorumlanabilir. Aklın katili kiliseden kopup aklın savunucusu olmaya geçiş, kilisenin abesini görerek ve onu düzeltmeye davranarak değil, onun inandığını ve inandırmaya çalıştığını gerçek inanç zannederek olmuştur…"(9) Bunun sonucunda ilerleyen süreçte Vestefelya Barışı (1648) ile beraber din ve devletin birbirinden mutlak olarak ayrıldığı sekülerizm doğmuş oldu.

 

Rönesans ile birlikte doğan, her şeyin ölçüsünü insan aklı olarak kabul eden anlayışa paralel olarak bilimde yaşanan devrim niteliğinde ilerlemelerle beraber artık hiçbir mutlak, ilahi prensip kabul edilmemekte, insan, evren, fenni, sosyal bilimler vs. her alanda deney ve gözlem sonucu elde edilen amprik veriler esas alınmakta, bu etkinin sonucunda günümüze kadar ilerleyen süreçte insanlık kaskatı bir materyalizm ve pozitivizm elinde esir edilmiş bulunmaktadır. En nihayetinde dünya, Allah Rasulü(s.a v)'in “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın.” (10) emrine muhatap olarak fikirde, sanatta, siyasette hülasa hayatın her alanında madde ve manayı kuşatıcı İslam'a muhatap bir nizama muhtaç haldedir...

 

Dipnotlar

1- Ahmet Arvasi, Kendini Arayan İnsan, sf 18

2- Casiye Suresi, 13. Ayet

3- Oral Sander, İlkçağlardan 1918'e Siyasi Tarih, sf 50

4- Sander, a.g.e, sf 69

5- Leo Huberman, Feodal Toplumdan 20. Yüzyıla, sf 93

6- İslam literatüründe "cebriyye" olarak bilinen, insan iradesini "rüzgarda savrulan yaprak" misali iptal eden bu anlayış, batıl mezhepler arasında addedilmektedir.

7-İnsanlık Tarihi'nin Kilometre Taşları Cilt 3, 905

8- Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu, sf 43

9- Necip Fazıl Kısakürek, a.g.e, sf 56

10- Câmiu’s-Sagîr, II/12, Hadis No:1201

 

Aylık Dergisi 196. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Rönesans, Üzerine, Bir, Deneme, -, Zekeriya, Koç,
Yorumlar
Haber Yazılımı