İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
Haber Detayı
05 Mayıs 2016 - Perşembe 14:53
 
Sabiha Doğan ile Gençlik Üzerine
Milat Gazetesi Yazarı Sabiha Doğan ile Gençler ve Gençliğin Hâlihazırdaki Görüntüsü Üzerine...
Söyleşi Haberi
Sabiha Doğan ile Gençlik Üzerine

Okurlarımızın tanıması açısından sorarsak Sabiha Doğan kimdir?

Sabiha Doğan, tarih ve halkla ilişkiler mezunu, tarih bölümünde yüksek lisansını tamamlamış şimdi de tarih bölümünde doktora derslerine devam eden biri. Hayatta onu en mutlu eden şeylerin başında öğrenci olmak bulunuyor sanırım. Bu, aslında insan için güzel ve egoyu tırpanlayan bir durum.

Yazarlık hayatına henüz ilkokul sıralarındayken gazete ve dergilerin çocuk sayfalarına şiir ve hikâyeler göndererek başladım. Yayınlanmış; “Gül ve Ateş”, “Kısa Çoraplı Kadınlar” adlı iki roman, “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Aydın Kadınlar” adlı akademik araştırma, “Postmodern İslâmî Dünyada Kadın Olmak” adlı deneme-düşünce kitabımız bulunmakta. Çeşitli dergi ve haber sitelerindeki köşe yazarlığımızın yanı sıra 2013’den bu yana Milat gazetesindeki köşe yazarlığımız da devam ediyor.

Kitap yazmak, okurlarla uzun soluklu bir iletişim, düşünce paylaşımı olsa da gazete okurlarıyla birlikte olmak daha aktif ve hızlı bir sinerji oluşturduğu için gazetede yazmayı da seviyorum. Anında ulaşan tepkiler/yorumlar okur-yazar arasındaki özel ilişkiyi beslerken yazara sessizliğe konuşmadığı mesajını vermesi açısından da önemli.

Sosyolojik olarak geçmişten bugüne bir tahlil yaptığınızda gençliğin durumunu diğer memleketlerdeki gençlerin durumuna nazaran nasıl görüyorsunuz?

Diğer İslam devletlerinin durumları göz önünde bulundurulduğunda ülkemiz gençleri, aslında oldukça iyi imkânlara sahipler. Sosyo-ekonomik yapısı itibariyle birçok ülkedeki gençlerden daha rahat ve özgürler. Ancak gençlerimizin bu gerçeğin ne kadar farkında oldukları, bunu bir fırsata dönüştürüp dönüştüremedikleri sorgulanabilir, hatta sorgulanmalı.

Ülkenin maddî refah seviyesinin artmasının ve bizleri hızla etkisi altına alan sekülerleşmenin olumsuz etkilerini en çok da gençler üzerinde görüyoruz. Bir önceki kuşağın idealizminden vazgeçmesinin en büyük yansımasını onların yetiştirdiği gençlerin amaçsızlığında görmek mümkün... 90’lı yılların aktivist, manevi değerler için çalışan kuşağı hızla dejenere olurken bu misyonu sonraki nesle devretmeyi başaramadı yazık ki! Bu kuşak, kendi konforlarını toplumsal refah ve terakkinin önüne geçiren bir neslin oluşmasındaki en büyük sorumlulardır.

Bununla birlikte tüm olumsuzluklara rağmen ümitvar olmamızı sağlayacak -az sayıda da olsa- alternatif gençlikten bahsetmemiz mümkün. Akranları gibi eğlence mekânlarında zaman geçirmek, boş uğraşlar peşinde koşmak yerine inançlarına eklemledikleri enerjileriyle toplumun manevi kalelerini oluşturan gözbebeklerimizi atlamamalıyız. Bunlar, kısıtlı bütçelerine enerjilerinin gücünü eklemleyerek toplum ve insanlık için çalışan bizim gençlerimiz!

Üniversitelerdeki eğitim müfredatı ve üniversitelerin yapısı gençliğe ne tür bir hayat tarzı sunuyor?

Üniversitelerdeki eğitim müfredatından önce artırılmış kotaların, peş peşe açılan bölümlerin üniversite kalitesini düşürdüğüne dikkat çekmek isterim. Sığ ve ezbere dayalı bir müfredatın üzerine kişisel çaba ile bilgi ve analiz yeteneği eklenmediği sürece kalıcı olmaktan ve düşünsel derinlik sağlamaktan uzak olacaktır. Üniversite müfredatı her şeyden önce öğrencilere ezberciliği değil analiz etmeyi, koşulsuz benimsemeyi değil sorgulamayı öğretmek zorunda. Ezber gücüyle diploma sahibi olmuş gençler bu topluma, millete nasıl değer katabilir, düşünmeliyiz.

Üniversitelerin gençleri yönlendirdiği hayat tarzına gelince bu konuda da olumlu konuşmak biraz zor… Günübirlik ilişkiler, cinselliğin merkeze alındığı amaçsız bir hayat, haz ve kişisel menfaati önceleyen yaşam stili en başta medya tarafından üniversiteli gençliğin klasik profili olarak yansıtılmakta. “Kendin için ve özgür yaşa” sloganının gençlerin düşünce merkezlerine yerleştirmeyi başarmış modernizmin başarısını en net üniversitelerde görebilmek mümkün.

Amaçsızlık, bir insana verilebilecek en ağır ve büyük ceza. Sadece kendisi için yaşamayı öğütleyen anlayış, mutsuz ve ruhsuz toplum oluşturmanın ilk basamağı.  

Türkiye’nin siyasî ve kültürel ahvali konusundaki görüşleriniz nelerdir?

Ülke olarak zor ve meşakkatli bir dönemden geçtiğimiz çoğumuzun ortak düşüncesi olsa gerek. Özellikle eski yerleşik zihniyetin yıkılması sürecide karşılaşılan zorluklar, Ortadoğu’da değişen/değiştirilen dengeler gerek siyasî gerekse ekonomik olarak etkilerini sürdürüyor. Elitist, bir avuç beyaz, erkinin sarsılmaması adına cansiperane saldırı düzenleyen mekanizmalar oluşturdu. Bunların yer yer dış mihraklarla geliştirdikleri birliktelik topyekûn saldırı ağı oluştursa da artık daha bilinçli bir yapıyla karşılaşıyor. Toplumun eskiye nazaran daha bilinçli olduğu, savunduklarının arkasında durduğunu da bu vesileyle hatırlatmak lazım. Tüm bu saldırıların başarısızlığında toplum desteğinin büyük etkisinden de bahsetmek mümkün.

Kültürel açıdan ise bir yandan az sayıda da olsa yazan-okuyan, üreten bir kesim varken diğer tarafta artan refah seviyesinin de etkisiyle haz peşinde koşanların sayısı da arttı. Birbirine zıt iki kesimden bahsedebiliriz bu konuda. Dindar kesimin eskiye nazaran daha artan oran kültür, sanat çevresine dâhil olması, eserler üretmesini de büyük bir kazanım olarak değerlendirebiliriz. Düne kadar belli bir kesimin tekelinde bulunan kültür-sanat kulvarı artık daha geniş bir yelpazeyi barındırmakta.

Hâlihazırda yaşadığımız devrenin sizce en mühim problemleri nelerdir desek ilk üç sıraya hangilerini yerleştirirsiniz?

Belki konuştuğumuz konuların dışında olacak ama ilk aklıma gelen ahlak/etik problemi oldu. Hangi camiaya ait olurlarsa olsunlar eksikliğini en çok htiğim şeylerden biri bu. Hiçbir değeri olmayan, omurgasızlaşmış insanlar çağın en büyük sorunu diye düşünüyorum.

Bencillik/bireyleşme, bunun arkasından gelen madde benim için. Modernizmin dayattığı bireyleşme beraberinde bencilliği de getirdi. Artık piyasada kendisinden başka hiç kimseyi düşünmeyen ve bunu kendini gerçekleştirme olarak gören bir tür var.

Üçüncü olarak ise ötekileştirme/ırkçılık tüm dünyanın en büyük problemi diyebiliriz. Bunu aslında bireyleşme/bencilleşme maddesinin sonucu olarak yorumlamak da mümkün. Kendinden olanı haklı kılan, kendi dışındaki her öğeyi yok sayan, ret eden bir anlayış bu.

Bunların dışından İslâm dışı dünyada çeşitli algı operasyonları, profesyonel küresel projeler sonucu oluşturulmuş güçlü bir İslamofobiden de bahsetmemiz gerekir. İslamofobi, ötekileştirmenin/ırkçılığın bir yansıması gibi görünse de Batı bunu büyük projelerle beslemeyi ve diri tutmayı başarıyor. Bu sonuç ise dünya Müslümanlarının en büyük ayıplarından biri…

Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Öncelikle hayatlarımıza anlam ve değer katmanın ancak bir misyon, ideal vasıtasıyla mümkün olacağını hatırlatmak isterim. Büyük bir hızla sekülerleşen bir ortamda hayatımızda maddî unsurlar kadar manevî olanlara da yer açmak durumundayız.

Sanat, kültür, edebiyat, medya İslâmî kesimin en zayıf noktası… Gençlerimiz, kendi filmlerimizi yapmaya kendi tiyatrolarını oynamaya kendi müziklerini yapmaya başladıkları gün bu konuda önemli aşama kaydettiğimizi söyleyebiliriz.

İletişim çağında olmamız hasebiyle kişinin bilgiye ulaşması artık daha kolay. Bu kolaylıktan istifade ederek düşünce dünyamızı zenginleştirmemizin yollarını bulmalıyız. Tek tip bir toplumdan bahsetmiyoruz bunu söylerken. Kendi yeteneklerimize uygun, toplumsal katkıda bulunacağımız yönlerimize paralel zenginliklerle doldurmalıyız dünyamızı.

İçerisinde bulunduğumuz dönem de STK’lar gittikçe önem kazanıyor. Özellikle gençler, kendilerine uygun teşekküllere katılarak hem manevi tatmin sağlayıp hem de topluma, millete hizmet edebilirler.

Son yıllarda en çok neyi özlüyorum biliyor musunuz? 90’lı yılların idealist, heyecanlı, diğerkâm gençliğini… Boşlukta yürüyor gibi görünen, cafelerde nargileler eşliğinde vatan kurtaran gençliğin güçlü bir silkinişle tarihi misyonunu yüklenmesi en büyük dileğim…

Teşekkür ederiz.

Ben de teşekkür ederim...

Aylık Dergisi, 139. Sayı, Nisan 2016

Kaynak: Editör:
Etiketler: Sabiha, Doğan, ile, Gençlik, Üzerine,
Yorumlar
Haber Yazılımı