Haber Detayı
09 Ekim 2018 - Salı 17:12
 
Tilki Günlüğü / Su Üstüne Yazı Yazmak - Bahattin Yeşiloğlu
Tilki Günlüğü eseri bir ruhi roman. Benzersiz bir roman. Bu eser çok yönlü olan insanın bütün yönlerini İslâm’a nisbetle bütünlük şuuru içinde ortaya koymuştur.
Kültür&Sanat Haberi
Tilki Günlüğü / Su Üstüne Yazı Yazmak - Bahattin Yeşiloğlu

“Su Üstüne Yazı Yazmak” adlı eseri Türkçe’ye kazandırmaya vesile olan rahmetli Ayşe Şasa. Cumhuriyet döneminin bu çilekeş kadını bunalım ve buhrandayken aradığı şifayı Muhyiddin Arabi Hazretlerinin tasavvuf inceliklerini anlattığı Füsusül-Hikem’i okuyarak kurtulmuştur. Ayşe Hanım tasavvufa adım atmakla geleneğin sırlı kapısına girmiş, şiir dolu bir dünyanın içinde gariplere has bir hayat yaşamaya başlamıştır. Tevafuklara oldukça kıymet biçen Ayşe Hanım, İngilizce yazılmış eserin yazarının isminin de Muhyiddin olduğunu görünce eseri okumuş ve oldukça beğenmiştir. Newyork’ta bir Rufai şeyhine intisaplı Muhyiddin Şekur’un eseri Ayşe Hanım’a samimi, coşkulu, irfan dolu, zengin çağrışımları olan bir eser hüviyetinde gözükmüştür.

 

Geleneğin tarumar edildiği, evliyaların, tarikatların masallara karıştığı bir çağda, çağdaş materyalizmin ve modern tüketim zihniyetinin doruğunu temsil eden bir toplumda (Amerika) mürid ve mürşid ilişkisini görmek oldukça şaşırtıcı. Ayşe Hanım’a derinden tesir eden elbette bizi de yaralamıştır…

 

Seneler öncesi zevkle okuduğum ve okunmasını arzu ettiğim bu eser yine gündemimde… Bir kitap bir daha okunmalı intibasını size vermemişse keşke hiç okunmasaydı. Bu yaz tekrar tekrar bu eserlere mesaimi verdiğim bir süreç yaşıyorum. Reşahat, Kuşeyri Risalesi, Tasavvuf Bahçeleri, Kırk Mektup vb. 

 

Gazetelerden birinde yıllar önce bir haber okumuştum. Yetmiş yıl yaşayan bir insanın şu kadar vakti tuvalette, şu kadir vakti yemek yemekle, şu kadar vakti uyku da geçiyor; şimdiki ahvali görselerdi şu kadar vakti telefon başında ve AVM’leri gezmekle geçiyor diye eklerlerdi herhalde. Haberin, bir bakıma Batı düşünce ve hayat tarzının vermek istediği mesaj, yetmiş yılda tam anlamıyla şu kadar sene yaşıyoruz şeklindeydi. Yemekte, tuvalette, uykuda geçen süreler hayattan sayılmıyordu. Bu haberi okuduğumda başımdan kaynar sular dökülmüş gibi bir his yumağı oluşmuştu. Meğerse ne kadar az yaşıyormuşuz. Henüz İBDA ile tanışmamış, İslami bir tefekkür zaviyesinden hadiseleri değerlendirme şuuruna ermemiştim.

 

Yine seneler öncesi (….)’e intisap etmiş insanlarla arkadaştım. Arkadaşlar sohbetlerinde çoğu zaman gördükleri rüyaları birbirlerine anlatıyorlar. Zamanlarının büyük kısmı birbirlerinin rüyalarını tabir etme telaşı ile geçiyor. Sohbetlerde ne bir düşünce ne bir mesele, varsa yoksa rüyalar. Rüyalardan bir bakıma makam ve mevki dikizlemeler. Ben de cahilim, tarikat içinde rüyalar öyle gelişi güzel her yerde anlatılmaz. Mürşidine veya mürşidin tarafından tayin edilmiş ehil birine anlatılır. Tasavvufta önemli bir yer tutan rüyaları böyle ayaklara düşürmemek gerek, diyemiyorum. Doğrusu onları kıskanıyorum, aralarında ezilip duruyorum. Ben niye bunlar gibi rüya görmüyorum. Yoksa bende hayvan sıhhati mi var? Mürşidimiz Abdulhakim Arvasi Hazretleri rüya görmeyenler için onlarda hayvan sıhhati var, demiş ya… Bu sözden mülhem içim çok sıkkın. Arkadaşlar nerde ben nerde. Onlar  kartal olmuş göklerde süzülüp maviliklerden ne manalar devşirmekte. Bense yılan gibi toprakta sürünmekte, güneşin harlı ateşinde kıvranıp durmaktayım. Maşallah arkadaşlar hiç korkulu rüya görmüyorlar. Oysa Üstadımız korkulu rüya da görmek gerek, diyor. Bilirsiniz Allah dostları, kendilerine bağlananları yetiştirirken onları celali ve cemali vasıflarla talim ve terbiye ederler. Büyük Allah dostları, bağlı oldukları mürşidin çoğu zaman celali terbiyelerine meyletmişlerdir. Çünkü bu terbiyede nefsin bir payı yoktur. Nefsin payının olmadığı terbiye yöntemine sabır etmek çok az insanın nasibinde vardır. Nitekim Şah Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu (k.s) Üstadımız Necip Fazıl (k.s) tarafından bu yönün ağır bastığı bir metodla yetiştirmiştir. Her zaman iyi rüya görmek, nefsin hoşuna gidip insanda bir enaniyet oluşturabilir. Korkulu rüyalar ise ben ne yaptım, nerde hataya düştüm, ne yapmalıyım sorularının ardından hasıl olan çileli bir nefs muhasebesi ve murakabesine vesile olabilir. Bütün bunlar neticesi insan kendine çeki düzen verir. Korkulu rüyalar acziyetimizi bize ihtar ederek, daha yapacağımız çok şeyler var anlayışı kazandırır. Sen daha nesin sakın oldum vehmine kapılma dedirtir.

 

Ve nihayet İBDA ile tanışmam ve bu külliyatın altı ciltlik eseri Tilki Günlüğü’nü okumam. Bir zamanlar herkes bu eserle ilgili yazma derdine düşmüştü. Tilki Günlüğü üzerine bu eseri anlatan ve bu eserden kendilerince anlam çıkaran yazılar. Şimdi ise böyle yazılar ara ki bulasın. Zamanın temposu kim bilir bizi nelerle oyalıyor. Belki kiminin derdi Fenerbahçe’nin ne olacağı ile ilgili. Belki kiminin derdi şu dizi filmin haftaya nasıl devam edeceği ile ilgili… Koşturmalar koşturmalar… Hayatı anlamaya dair bir an bile vakit ayıramamamız. Bu yazıyı yazarken bir arkadaştan beni sevindiren ve hüzünlendiren bir görüntü geldi. İslamcı Dergiler Projesinde yıllar önce çıkardığımız dergi (Bediiyyat)  ve o dergiden bana ait üç kıtadan mürekkep bir şiir:

 

“Yeni dünya eşiğinde

Manayı boğan hırıltı

Bir çocuğun beşiğinde

Tılsımı saklı mırıltı.

 

Gözler bakar derin derin

Rüya hayata bitişik

Sükut akar serin serin

Hayat rüyaya bitişik.

 

Hayat ve rüya bir bütün

Gaflette gece rüyasız

Hakkı var emilen sütün

Çocuk ki daim riyasız.”

 

Niçin bu yazıya bir anda bu şiiri aldın, derseniz. Bana bu şiiri yazdıran duygu ve düşünce dünyası Tilki Günlüğü eseriydi de ondan. Tilki Günlüğü eseri üzerine herhangi bir yazımı bulamazsınız; lakin şiirimi besleyen en büyük damar, Tilki Günlüğü eseridir. Şah Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu kendince şöyle bir serzenişte bulunur: İnşa ettiğim külliyattan kendine bir yol ve yön bulamayan edebiyat ve sanat adamına yazıklar olsun. Rabbim çok şükür böylesi bir gaflete henüz düşürmedi. İnşallah bundan sonra da düşürmez.

 

Tilki Günlüğü eseri bir ruhi roman. Benzersiz bir roman. Dünyaya hakim olan Batı düşünce ve yaşayış tarzına meydan okuma. Batı insanı ayırmış maddi ve manevi cephelerini tarumar etmiştir. İnsanın bütünlük şuurunu dağıtmıştır. İnsanı tek bir bakış açısında hadiseleri değerlendiren bir varlık durumuna koymuştur. Tilki Günlüğü eseri ise çok yönlü olan insanın bütün yönlerini İslâm’a nisbetle bütünlük şuuru içinde ortaya koymuştur. Realist, romantik, sürrealist bütün akımların insan hayatında yeri vardır. Tek tek değerlendirildiğinde parçalayıcı ve dağıtıcı olan bu hususiyetler Tilki Günlüğü eseri ile bütünlük birbirini tamamlayıcı ve besleyici mahiyet kazanmıştır. Evet, bu eserle insan, zengin ve girift hayatta parçalanmaktan kurtulmuştur. “Su Üstüne Yazı Yazmak” adlı eserde mürid-mürşid ilişkisinde anladığımız mânâda bir tek rüya bile yoktur. Öykülerle öykü tamamlamalarla yaşanan talim ve terbiyede vakıaların üzerinde tefekkür etme vardır. Sadece uyku aleminde gece rüyaları üzerine tabir peşinde koşan insanlarla buna mukabil uykusuz yaşananların üzerinde yorum cehdi. Birinde rüya var vakıa boşlukta, diğerinde vakıa var rüya yok. Oysa her ikisini de yaşıyoruz. Birinin ihtiyacı diğerinde. Kendimce (…)’e intisap etmiş arkadaşlarım keşke bu kitabı okusalar da hayatlarındaki boşluğu görme ve bu boşluğu doldurma yoluna gitseler. Başucu kitabı yapılması gereken eser tabiî ki Tilki Günlüğü olmalıydı. Her ikisinin eksiğinin tamamlandığı eser Tilki Günlüğü idi. Bu muhteşem eser “levha” (görülen rüyalar), “Düşvari” (yaşanan vakıalar), “Tablo” (rüyaların ve yaşanan vakıaların tabir, tefsir ve tevilleri) ile “Tefeül” ve “Varidat”, “Yevmiye” başlıkları ile hayat ve ölüm çizgisine bambaşka bir bakış açısı ve hassasiyet katar. Bir günü 24 saat bir yılı 365 gün olarak anı anı tefekkür buudunda yaşamamızı temin eder. İnsanı, kainatı, eşya ve hadiseleri derinlik ve genişliğine düşünme yolunda adım adım ilerleriz. Hayatın lezzetini ben kimim arayışı ile ölüm nedir bitişikliğinde olabildiğince duyarız. O halde buyurun zehirle pişmiş aştan ibaret soframıza.  

 

Şeyhin Deyişleri:

 

 “Hayattaki asıl maksadımızı bir bilseydik, ne kadar mütevazi olurduk.”

 

“Televizyon beni İsrail’in altın buzağısı gibidir.”

 

“Bir şeye niyet ettikten sonra niyetini diri tut.”

 

“Rabbi ile insan arasındaki tek elçi insanın amelidir. Kıyamet gününde yanınızda avukat olmayacak.”

 

“Ümitsiz olmak için hiçbir sebep yoktur... Ve asla olmadı.”

 

“Eğer seçilmişsen ölümü kabul et, ta ki ahirette de seçilesin. Seçilmişler inananlardır.” 

 

“Adem Aleyhisselam, Dünya’nın gerdanına bir mücevher olarak takılmıştır.”

 

“Küçük imtihanların, mahşer gününde başını dik tutmayı öğrenesin diyedir.”

 

“Bu dünyanın imtihanında ya geçersin ya kalırsın. İkmale kalmak yoktur.”

 

“Biz yaşlandıkça, zaman da o kadar hızlı akar.”

 

“Hayat, çöl fırtınasında bir avuç kumdan ibarettir.”

 

“Küçük bir yağmur damlası sabırla taşta yara açar ve en uzun yolculuklar tek bir adımla başlar.”

 

“Dünya puslu bir pencere gibidir.”

 

“Müminin görevi ıstırabını çözümlemektir.”

 

“Her istediğini yapabilirsin, ama istediğin kadar yapamazsın.”

 

“Hiç ıstırap çekmemiş olanlara ihtiyatla yaklaş; huzur, uzun süreli ıstıraptan sonra gelir.”

 

“Bugünkü putlarımız, televizyon, banka hesapları ve buzdolabıdır.”

 

“Ay’a çıkmak, aydınlanmayı zorunlu kılmaz.”

 

“Sıratta kalmak isterken şüphesiz düşman kazanacaksın.”

 

“Herkes kendi kıyametini içinde taşır. Hesap gününün çok uzakta olduğunu sanma.”

 

“Ah yıkanmayı bekleyen ceset, kudretin nerede şimdi, belağatlı dilin nerede.”

 

“İnsan insandır, Allah da Allah’tır, geriye ne kalır ki?”

 

“Sen Allah’ı unutmadıkça Allah’ta seni unutmaz.”

 

“Tevekkül, kendi elini peygamberin eline bırakmak, kalbini Allah’ın kudret eline teslim etmektir.”

 

“Kurulu düzen, kendine atfettiği vehmi üstünlükle ayakta durur. İğnenin ucuna doğru uçan şişkin bir balon gibidir.”

 

“Peygamber Aleyhissalatüvesselam hakkında şüphesi olanlar, Allah’tan şüphe ediyor demektir.”

 

“Ruh düşerken unutur, yükselirken hatırlar.”

 

“Sen kanalını açtığında,  Allah ona göre nehir gönderir.”

 

“Tutkularımız bizi nasıl da yanlış yollara sevk eder.”

 

“Bedenlerinizi önemsemede ifrata kaçmayın. Bedeni kendinize binek eyleyin. Bedenin hem çok güzel hem çok güzel olmayan yanları vardır.”

 

“Sana en yakın olan,  en zor terk ettiğin şeydir.”

 

“Aşk yarası taşımayan kişi ya delidir ya ölü.”

 

“Bütün arzular, seccadeye gelince dinmeli.”

 

“Eğer lezzetlerini Allah adına yaşayabiliyorsan, mesele yok; yaşamıyorsan, iyisi mi ondan vazgeç.”

 

“Her an Allah’ın nazarından hiçbir şeyin gizlenemeyeceğini hatırla. Birbirimizden bile güçlükle gizleniriz değil mi?”

 

“Kalp araç, aşk ise amaçtır. İnsanı sevmek için tanımak gerekir. Allah’ı tanımak için ise sevmek gerekir.”

 

“En sevdiğin şeyi ver.”

 

“Güzel söz, şefkatle söylenen sözdür.”

 

“İnsanın kendi küçük dairesi içindeki her şeyin sınırlı olduğu açık değil mi?... İyi bilin ki hiçbir şey, hatta aşk bile, kendi çabamızın ürünü değildir. Veren yalnız Allah’ın rahmet elidir.”

 

“Vazgeçmek ve nefsin cazibesinden çekip kurtarmak… Her birimizin içinde böyle köpürüp duran arzu kuyuları vardır. En büyük davamızda budur.”

 

“Aşkın içimizde yer edip büyümesine mani olan şey sadece bencilliğimizdir. Hep kendimizi görmek ve sadece kendi ihtiyaçlarımızı düşünmektir. Menfaatperestlik budur işte.”

 

“İnsanların taş üzerine kazıdıkları yüzyıllık yazılar Allah için su üstüne yazılmış yazı gibidir.”

 

“Ne var ki insan çoğu kez kaybettiğini yanlış yerde aramış, aklının taşına dünyanın maddi şeylerin o tılsımı çözeceği fikrini kazımıştır.”

 

“Ümit yalnızca inananlara mahsus bir şey. İyi ama biz inananlardan mıyız?”

 

“Bu gün Müslüman dünyanın dramı da budur işte: Dünya aşkı var, ama Allah aşkı yok.”

 

“Gökyüzü hiçbir yerde, kalbini Allah’a açan insanın üstünde olduğu kadar berrak değildir.”

 

“Leyla’nın güzelliğini görmek için, insan Mecnun’un gözüyle bakmalı.”

 

“Baldıranı tatmayan balı tatmamış demektir.”

 

“Bu dünyayı dert edinen bu dünyayı alır. Ahireti dert edinen ahreti alır.”

 

“Peygamberimiz ümmeti için iki şeyden korkardı büyümüş göbekler ve tembellik”

 

“Ne bir şeye ihtiyacım var deyin, ne de hiçbir şeye ihtiyacın yok deyin; sadece Allah deyin. İşte o zaman harikuladelikler göreceksiniz.”

 

“Çoğu kez yolcular, ancak apansız bir musibet gelip çattığında gerçekte birbirlerine bağımlı olduklarını ve kaderlerinin iç içe örülmüş olduğunu fark eder.”

 

“Şu üç şeyi elden bırakma diye tembihlemişti: Eğitici dil, dikkatli kulak ve imanlı kalp.”

 

“İyilerle yoldaş ol, geride çok az gül kaldı.”

 

“Bizim usulümüzde doğrudan soru sormanın yeri yoktur, dedi. Bizim usulümüzde mesajları hep satır aralarından öğrenmek vardır.”

 

“Ey sessizlik ne kıymeti bilinmez cevhersin sen, aptalların aptallıklarını örter hikmet ehline de ilham olursun.” (Fars Atasözü)

 

“Fırtına bizim için en emniyetli yerdir. Korkaklar korksalar da, asıl sükunet fırtınadadır. Aslında sıcacık yuvasında oturmuş televizyon seyreden insanlar tehlikededir. Yuvadaki sükunet şeytanın kandırmacasıdır-bize yuva olmayacak yuvalardır bunlar.”

 

“İman, aşk, terk ve dert. İnsanın haram da olsa aşık olması kalbinde aşktan eser olmaması kadar kötü değildir… Allah hikmetini onun derdini çekmeden ayan etmez”

 

Aylık Dergisi 168. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Tilki Günlüğü, Su Üstüne Yazı Yazmak, ruhi roman,
Yorumlar
Haber Yazılımı