Haber Detayı
06 Şubat 2015 - Cuma 22:37
 
Umûmî Öğretimde Temel Yanlışlıklar
Kültür&Medeniyet Haberi
Umûmî Öğretimde Temel Yanlışlıklar

Geçmişten bugüne Batı’da zuhur eden fikirlerin toplam tecrübesinin ürünü olan modern dünya sistemi, yaşadığımız zamanda müthiş bir sarmalın içerisine girdi. Batı felsefesinde fikirlerin kendisinden önceki fikirden faydalanarak, onu reddedip yanlışlarını ortaya koymak kaydıyla bir dünya görüşü olma iddiasına ulaşma çabasından hareketle oluşturulan kurumlar da sürekli revize edilmeye mahkûm duruma gelmiştir. Mutlak olana ulaşmanın yolunu aklî temele dayandıran ve bu sebeple mutlak olana asla ulaşamayan Batı’nın hâlini, içine düştüğü sarmaldan kurtulamayan, bir girdabın içine hapsolmuş ve çıkışı arayan olarak nitelendirebiliriz.

Elbette sırf “Batı şöyle kötü”, “Batı böyle âdi” diyecek durumda değiliz; çünkü Batı’nın bize ihraç ettiği sistemi sorgusuz suâlsiz, peşin kabul eden biz de, bu girdabın içerisinde sağa sola savrulmaktayız. Üstüne biz öyle bir vaziyetteyiz ki, “kraldan çok kralcı” olmuş ve taklitçiliği en üst perdeye ulaştırmışız. Sistemin teorisyenlerinin bir süre sonra yanlış olduğu için pratik sahadan kaldırmaya başladığı uygulamaların sahasını bile genişletmişiz, genişletiyoruz. Bunun onlarca misâli gösterilebilir.

Bugün sistem karşılaştığı her şeyi enkaz medeniyetinin değersizlik potasında eriterek, koflaştırmakta ve bünyesine eklemlemektedir. Siyasî, iktisadî ve içtimaî tahakkümünü bu şekilde sürdürmüştür. Kendisinden başka zuhur edebilecek her fikri koflaştırmaya çalışarak, fikir, kurum, kuruluş karşısına çıkan her türlü vahdeti yiyen bu canavar içinde bulunduğumuz süreçte kendi uzuvlarını yemeye başlamıştır. Enkaz medeniyeti böylece çökerken, şimdi tartışılması gereken yerine ne konulacağıdır. Kuracağımız yeni medeniyetin inşasına nereden başlanacağıdır. Elbette bir medeniyetin inşâsında eğitim sisteminin önceliği ilk sıralarda gelir. Yazımızda bu minvalde “umumî öğretim”de günümüzde yapılan yanlışlıklara ve doğrusunun ne olması gerektiğine elimizden geldiğince değinmeye çalışacağız.

Başyücelik’in devlet organizasyonunda Başyüce ve Yüceler Kurultayı’ndan sonra Başyücelik Hükûmeti gelir. 11 vekil ve bir Başvekilden oluşan Başyücelik Hükûmeti’nde her vekâlet üç alt müsteşarlığa ayrılmış ve birbiri ile koordine bir şekilde çalışır. Bu hükûmetin de en önde gelen vekâletlerinden birisi Maarif Vekâketi’dir. Maarif Vekâleti denildiğinde ve şimdi karşılığı düşünüldüğünde Milli Eğitim Bakanlığı’na tekabül ettiği düşünülebilir; fakat tam olarak öyle değil. Maarif vekâletinin bölümlenmiş olduğu üç alt Müsteşarlığın “İlim ve Güzel Sanatlar”, “Halk terbiyesi ve Evleri” ve “Umumî Öğretim” isimleri taşımasından bu vekâletin günümüz Millî Eğitim Bakanlığı’ndan daha geniş bir sahada yetkili olduğunu farkedebiliriz.

İlk olarak dünü ve bugünüyle eğitim sistemimizi ele alarak “umumî Öğretim” bahsine girerek başlayalım ve elimizden geldiğince yanlışların üstüne basarak doğrunun ne olduğuna işaret etmeye çalışalım.

Tek tip insan ve Tevhid-i Tedrisat 

Eğitim sistemi, bir medeniyetin inşâsında müthiş bir ehemmiyete sahiptir. Medeniyetin insan tasavvurunu ve dünya görüşünü ortaya koyar.  Müesses nizamın insanı mekanik bir varlık olarak idrak ediyor oluşundan yola çıkarak, eğitim sisteminin de bu meyanda fertleri sistemin mekanizmasına birer dişli olarak tasarladığını söyleyebiliriz. Modern eğitim sistemi fertlerin orijinal düşünmesini engelleyip sisteme maraz doğurabilme ihtimalini ortadan kaldırmaya yöneliktir.

Anadolu’da, Batı tipi insan yetiştirmek adına eğitim kurumlarının devletin tekelinde toplandığı sene ise 1924’tür. Tevhid-i Tedrisat adı altında çıkan kanun, laiklik esası benimsenerek kurulan yeni devletin tekelinde bulunan eğitim kurumlarının seküler hayat tarzını benimsemiş insan yetiştirme koşuluna erişebilmesi hedeflenmiştir. Bugün eğitimde yaşadığımız buhranın temelinde de bu kanun vardır. Millî bir görüş çerçevesinde millî bir eğitim sistemine sahip olabilmek adına eğitim kurumlarının devlet tekelinde bulunmasında bir beis yoktur; fakat temel sorun “Milli Eğitim” adıyla anılan eğitim sisteminin müfredatıyla ve tüm uzuvlarıyla  eğitim sistemi kökten Batıcı, materyalist normlara dayalı ve toplumumuzla uzaktan yakından bağı olmamasıdır. Bu kanun çerçevesinde medreseler kapatılarak, yerine gelecekte kuru akılcı sözde Müslüman hocaların yetişmesini sağlayıcı ilâhiyat fakülteleri açılmış, dinî eğitim zorunluluğu tüm okullarda kaldırılmıştır. Daha sonra Kemalist zihniyet eliyle yapılmış 1961 ve 1982 anayasalarında da hiçbir zaman güncel olmayan ve bu bahsi geçen dönemlerde de köhnemiş ve kokuşmuş olmaktan öteye gitmeyen bu kanun koruma altına alınmış, hatta tartışılmaz bir konuma getirilmiştir.

Karma Eğitim Faciası

İnsanımızın hayatına tarihin en büyük pedagojik yanlışı olan karma eğitim faciasının girişi de bu maymunvâri taklitçiler eliyle yapılmıştır. İlk olarak 1924’te kanunlaştırılan karma eğitim o günden bugüne genişletilerek gelmiştir. Üstelik Avrupa’da yaşanan Reform hareketinin tesiriyle ortaya çıkan ve Batı tarafından benimsenmesine rağmen 20.yy’ın ortasından sonra Batı’da tartışılmaya başlayan karma eğitimin bilimsel olarak faydadan çok zarar verdiği konuşulurken, bizde 2000 yılında bile kapsamı genişletilmiştir. İşte “kraldan çok kralcı” olmaya en basit misallerden birisi. Zaten erkek ve kızların aynı sınıflarda okuması ve aynı performansın beklenmesi de safdilliktir. Fıtrat olarak kadın ile erkek doğumdan ölüme farklıdır. Yapılan araştırmalar erkeğin daha sistemsel ve girift, kadının ise daha bütüncül düşündüğü göstermektedir. Erkek daha rasyonel yapıya sahip iken kadın daha duygusaldır. Bu hâl çevre etkisiyle kazanılan bir şey değil, yaratılışla alâkalıdır; fıtrîdir. Erkekler sayısal derslerde hep kadınlardan üstün olmuştur. Kadınlar ise sosyal derslerde erkeklere göre daha başarılıdır.

Bahsettiklerimiz pedagojik olarak yanlışlıkların ortaya konması, işin bir de ahlâkî boyutu var. Ahlâkî çöküntünün en temel sebeplerinden birisidir karma eğitim. 6 yaşında ilkokul ile başlayan eğitim serüveninde iki karşı cinsin birbirine bu kadar yakın olması, erkeğin kızlara diğer erkeklere olan üstünlüğünü, kızların da erkeklere diğer kızlara olan üstünlüğünü gösterme çabasına girmesine sebep için gitmelere kapı aralanmaktadır. Kız-erkek arkadaş edindikten sonra iki kişi arasındaki durum ahlâkî marazlar doğurmakta. Taciz vakaları artarken, ileride yetişkin olacak fertler de daha çocuk yaşta psikolojik sorunlarla karşılaşmaktadır.

Tüm bu bahsettiklerimiz ilmî araştırmalarla da ortaya konmuş şeylerdir. Bu sebeple Batı bu pedagojik hatadan dönerek kız ve erkeklerin ayrı ders gördüğü okulları yaygınlaştırma yoluna gitmiştir. Bu okullardan mezun olanlar, karma eğitim veren okullardan mezun olan öğrencilere nazaran daha başarılı olmuşlardır. ABD ve Almanya’da kız ve erkeklerin ayrı sınıf yahut okullarda okutulmasına devlet eliyle teşvik edilmektedir.

Müfredat  

Eğitim sistemimiz 1924’te yayımlanan Tevhid-i Tedrisat’ tan bugüne şeklî olarak birçok değişme tâbi tutulmuştur, lakin esasta hemen hemen hiçbir değişim yaşanmamıştır. Öğrencilerden sorgulamaları değil, öğretilenleri papağan gibi ezberleyip tekrarlamaları istemiştir. Kemalist rejimin resmî tarihi ilkokuldan itibaren hafızalara kazınırken, sosyal ve fennî derslerde Batı’nın ortaya koyduğu teoriler realite olarak kabul edilmiştir. Üstelik kökü-aslı bizde olan birçok bilgide Batılılar tarafından keşfedilmiş gibi önümüze servis edilmektedir. Doğu medeniyetlerine dâir pek bir şey müfredata yerleştirilmemiş, bilhassa İslâmî medeniyetlerin lâfzının geçmemesine özen gösterilmiştir. Hâliyle eğitim sisteminde yetişen fertler Batı hayranı olmuştur. Verilen eğitimin de orijinal düşünme yerine hazırlopçu bir temele oturtulması sebebiyle, fertler sistemin duvarına bir tuğla olmaktan öteye gidememektedir.

Öğrenciler öğrendikleri teorilerin pratikteki karşılıklarını ararken, teorilerin içerisinde boğulmuştur. Pratiğe dair arayışı neticesinde sordukları sorular, sistemin başarılı insan profiline misal olan öğretmenleri tarafından cevaplanamamıştır. Burada da devreye eğiticileri eğitmek meselesi girmektedir. Eğitim sistemimizin müfredatı fen bilimlerinde teoriden pratiğe ve pratikten teoriye akışkan bir hâl almadan bu sorunların çözümü mümkün görünmekte.

Sosyal bilimlerde ise gerçek kabul edilen teorilerin sorgulanmasının önü açılmadıkça başarı sağlanması düşünülemez. Yine sosyal bilimlerde Batı ve Doğu sentezinin ön planda tutulması gerekir; tabiî bunu yapabilmek için eğitim sistemimizin ilk olarak Doğu’yu görmezden gelmekten vazgeçmesi lazım! Sosyal bilimlere olan alâkam münasebetiyle en muztarip olduğum meselelerden birisi olan disipliner ayrımın her geçen gün derinleşmesinin önüne geçilmesi ve fertlerin hadiselere bütünlük şuuru içerisinde bakmasının önünün açılması da önemli bir husustur.

İstatistik Yakalamak için Betondan Binalar Yapmak

İstatistikî verilere bakıldığında eğitim seviyesi her geçen gün daha da artan bir toplum olarak görünüyoruz. Her sene üniversiteden mezun olan fert sayısı artıyor, her sene üniversite sayımız artıyor. Lakin tüm bunlara rağmen kültür vasatı da ortada… Peki, istatistikler mi yalan söylüyor, yoksa biz mi yanlış düşünüyoruz?

Her ikisi de değil, hem istatistikler doğru söylüyor, hem biz kültür vasatı noktasında doğru düşünüyoruz. Çünkü eğitim sisteminde yapılan hemen hemen her yeni hamle, istatistikî verileri iyileştirmeye yönelik. Her sene üniversite sayısı artıyor, dolayısıyla üniversite öğrencisi ve mezunu sayısı da artıyor. Buna rağmen kültür ve irfan noktasında ileri değil, geriye gidiyoruz. Üniversite öğrencisi sayısının artırılması, işsizlik rakamlarının düşük çıkmasını sağlarken, üniversiteler öğrencilerine diplomadan başka hiçbir şey vermiyorlar. Ne bilgi ne de bakış açısı… Oysaki üniversitelerin amacı bu ikisini vermektir.

Bu istatistik kandırmasının kabaca yöntemi ise şu, yakın zamanda açıldığı söylenen üniversitelerin birçoğu mevcut üniversitelerin farklı yerleşkelerine yeni tabelalar asılmasından ibaret. Yeni yapılan üniversite sayısı oldukça az. Diğer veçhesiyle betondan binalar yapmakla eğitim sistemi geliştirilmez. Üniversitelerden mezun olan insanların nitelik kazanması da sağlanamaz. Betondan binalar yapıp içini dolduramadıktan sonra, o yapılan harcamalar da havaya savrulan devlet bütçesidir. Üniversitelerdeki öğrenci sayısı artarken onları eğitecek olan hocaların ne niteliği ne de niceliği yeterlidir.

Elbette son dönemde eğitim sisteminde muhteva bakımından yapılan bir takım iyi değişiklikleri de görmezden geliyor değiliz. Sadece görünen köy kılavuz istemez misali aşikâr olanları söylüyoruz.

Yazımızda ele aldığımız, eğitimdeki sakatlıkların sadece bir kaçı ve göze batar şekilde ortada olanları… Gelecek sayılarda eğitim ve bilhassa Başyücelik Hükûmeti’nin Maarif Vekâleti etrafında çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 

Aylık Dergisi, Sayı 124, Ocak 2015

Kaynak: Editör:
Etiketler:
Yorumlar
Haber Yazılımı