Haber Detayı
07 Ocak 2016 - Perşembe 13:22
 
Yakup Köse ile Gençler ve Gelecek Üzerine
Söyleşi Haberi
Yakup Köse ile Gençler ve Gelecek Üzerine

Star Gazetesi’ndeki köşenizde gençlik üzerine yazılar kaleme aldınız, gençliğin bazı problemlerinden bahsettiniz. Bilhassa Ak Parti gençliğinin çok önemli problemler içerisinde olduğunu da belirtmiştiniz. Bunlar ne tür problemler ve kaynakları nelerdir?

 Malumunuz, 13-14 yıllık bir iktidardan bahsediyoruz. Zaman zaman da söylediğim gibi “Ak Parti Anadolu insanının zulme dur demesinin, zulme baş kaldırmasının partiler bazında temsili yeridir.” İnsanlar bu vesile ile Ak Parti’ye oy vermiştir ve Ak Parti’yi 52’lik bir boyuta taşımıştır. Bu iktidar 13-14 yıl sürdü.

14 yıllık iktidar sürecine rağmen gençlik meselesi yeni yeni tartışılmaya başlandı. Buna vesile olan ise son seçimlerdir. 1 Kasım seçimlerinde Ak Parti gençliği, nelere vesile oldu ve nelerin kötüye gitmesine sebep oldu. Malum o yazıdan sonra İsmail Kılıçarslan ve birkaç yazar daha mevzuya değindiler. “Gençlik ortaokula gider, liseden üniversiteye geçer, belli başlı vakıflar-dernekler vesilesiyle bir nevi motive edilerek bir yerlere gelir” algısı vardı millette. Bunlar gayet güzel şeyler. “Neden yapılıyor?” da demiyoruz. Ama sadece bu olursa, ortaya bugünkü manzara çıkar. Gençlik popülist düşüncelerden yana. Hiçbir ideal yok. Yani gençlere fikir veremedik, sıkıntı büyük ölçüde buradan kaynaklanıyor. Bir makalemde de “eğer siz gençliği otellere, piknik alanlarına, kafe, restoranlara mahkûm ederseniz, o gençlerin sizler için bir şeyi feda etmesini beklemeyiniz” diyorum. Gençlik çok rahata alışmış vaziyette. Bizim mensup olmaya çalıştığımız fikrin özünde “rahatı rahatsızlıkta arayanlar” var. O yüzden rahatı rahatsızlıkta arayan gençlik. Yanlış anlaşılmasın, yaşamayı sevdiği kadar ölmesini de seven gençlik. Bunu da şu ölçüden yola çıkarak söylüyorum. “Ölüm güzel olmasaydı ölür müydü hiç peygamber”. Burada mevzuun sonu şehitlik şuuruna kadar gider. Şehitlik şuuru ile yaşadığımız müddetçe yaşamayı ne kadar çok seviyorsak, ölmeyi de o kadar çok seversek eğer, emin olun birçok sıkıntıyı gidereceğiz diye düşünüyorum. Bu kavram çok geç anlaşıldı.

Şu anda 14 yıllık bir iktidar var, 14 yıl önce sadece Ak Parti için değil, Türkiye genelinde gençlerde büyük bir problem var. Bilhassa İslâmcı camia üzerinde, müthiş bir başıbozukluk, idealsizlik var.

Mesela 14 yıl önce Ak Parti ilk iktidara geldiğinde, teşkilatlarda Üstad Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su külliyatı koyulsa ve idealimiz buydu denilse. Nasıl bir gençlik yetişirdi?

Şu an başkanlık sistemi kurulmuştu. Sadece bu da değil, ben insanların anlayacağı, anlayabileceği popülist şeyle karşılık verdim size. Varılmak istenen noktaya gelmiş olurduk.

Başkanlık sistemi popülist olarak milletin istediği bir şey de, bu başkanlık sisteminden kasıt ne? Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan’a soruluyor, “Amerikan tipi mi, falan tipi mi” diye. Erdoğan ise “Türk tipi diyor” ne bu Türk tipi başkanlık?

Hatırlarsanız, cezaevinden ilk çıktıktan sonra Kanal 24’te programa çıkmıştım. Orada “siz devlet, ahlak, eğitim, sistem, cemiyet mi istiyorsunuz” deyip Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in İdeolocya Örgüsü kitabını kaldırıp göstermiştim. Ben, gerek Cumhurbaşkanımız Erdoğan, gerek samimi Ak Partililerin ortaya koymuş olduğu başkanlık sistemi tarzının içeriği ne olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Halk tek başlılık istiyor ve gördüğünüz gibi koalisyondan yana değil ve ahlaken Müslüman Anadolu halkını yormayacak şekilde, feraha kavuşturacak şekilde bir sistemden söz ediliyor ve çağrılıyor. Ve bu sistem çağrılmadan da gelmeyecek, ortada sistemler olabilir ama bu sistemin karşısında ben her zaman diyorum Üstad Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü’ndeki sistemleştirdiği devlet anlayışı. Yürüyen Büyük Doğu, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun teklifi. Bence bunlar kontrol edilip, bunlara göre hareket edilmeli diye düşünüyorum. Bir önceki sorunuza geleyim. 14 yıl boyunca Üstad Necip Fazıl Kısakürek külliyetleri gençliğe tatbik edilebilseydi çok güzel şeyler olurdu. Ama bakın hemen hemen hepimizin gördüğü şahit olduğu şeyler, bizim ana damarlarımızdan çıkmış bir milli görüşün Şialaştığını görüyoruz. Nedeni, bundan 10 sene önce Humeyni ve İran’ın pohpohlama kitaplarının, Anadolu vakıflarına işlenmesi. Siz işlemiştiniz bu konuyu. Gençlere bakıyorsun, artık piknik alanlarına Humneyni’nin resmini asıyorlar. Demek ki bu mevzular küçüksenmeyecek kadar değerli. Çok güzel bir mesele, Afganistan’dan gelen bazı insanların Üstad Necip Fazıl’a “bize yardım et, rahatlamak istiyoruz  bize ne verebilirsiniz” diyor. Üstad da çıkarıp İdeolocya Örgüsünü veriyor. Sözde o zamanların aydınları Üstad Necip Fazıl ile dalga geçiyorlar. Adamlar Afganistan’dan kalkıp gelmiş, para ve silah istiyor. Üstad ise çıkarıp kitap veriyor.

Bugün o fikrin ne kadar değerli olduğu bugün görüldü ama. Mısır, Afganistan, Suriye örneği, hatta Türkiye örneği; Fikirsiz olmak.

Acaba Afganlar özümseyerek, yaşayarak İdeolocya Örgüsü’nü alsaydı şimdi güncel mesele olduğu için söylüyorum 8 tane Taliban kardeşimiz vahşi IŞİD tarafından bombaların üzerine oturtularak katledilmezdi. Bu sebepten fikir önemli. İdealizm, yani ne olursan ol, ama idealizm çerçevesi içerisinde ol.

Bugünkü gençlerin de mevzuyu kavrayamamasının sebebi şu mu: onların doğduğu iklim, ak parti iklimi. Mesela çocuk 15 yaşında siyasetten bir şey anlamıyormuş çocuk. Şimdi 25 yaşında, ama o 10 senede gelişen sürede rahat bir ortam gördü gençlik. 28 Şubatı, 1990 süreci, o süreçten önceki başörtü zulmünden bihaber. Ve böyle olmadığı için de “böyle yapalım, şöyle yapalım” dediğinde onun hafızasında bunun bir karşılığı yok. Olmadığı için de senin neden kıvrandığını anlayamıyor.

Bir gün Ak Parti ilçe teşkilatların birisinde yaşamışlıklarımızla, sıkıntılarımızla alakalı konferans veriyorum.  Konferansın bitiminde 25-28 yaş arası gençler etrafıma toplandılar ve “Türkiye’de böyle şeyler mi yaşandı” dediler. Burada görev bize de düşüyor. Dilimiz döndüğünce çilemizi, sıkıntımızı anlatmamız lazım. Mesela Üstad Necip Fazıl’ın Cinnet Müstatili eserini acaba kaç genç okumuştur. Yahut Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun İşkence eserini kaç kişi okumuştur. Bunlar Türkiye’de gerçekleşen şeyler. Biri Adnan Menderes döneminde, biri örnek veriyorum DSP döneminde farklı farklı zamanlarda ama hep Anadolu topraklarında insanlara zulmedilmiş ve maalesef ki bizim gençlik bunu bilmiyor. Gençlik, 15-25 yaş arasına kadar rahat bir ortamda yetiştiği için bilmiyor, bilemediği için de tepki gösteremiyor.

Ellerindeki imkanın ne kadar mükemmel olduğunu yahut ne yapması gerektiği hakkında da fikre sahip değiller.

Ortada kanıksamayı bırakmak var. Bugün sosyal medyaya düşen bir infaz görüntüsünü izledikten sonra “ne şiir, ne roman, ne hikaye, ne aksiyon ne de hayat kalmış” dedim. Yani insanlar paramparça ediliyor, öldürüleceğini anlayan Taliban mensubu Kur-an’ı Kerim okuyor, öldüren de Allah-u Ekber diye öldürüyor. Çok duygulandım, bunların hepsi fikirsizlikten. Cumhurbaşkanımız da böyle söylüyor. İdealist olmamaktan kaynaklanan bir şey yani. Hemen Kur-an’dan bakalım, “Kur-an’dan başka yoktur” diyenler IŞİD’ten daha beterler. Çünkü, IŞİD’in zihniyetiyle “sadece Kur-an’a bakmak lazım” diyenlerin anlayışı aynı. Hatta IŞİD bu sünepelere nazaran bir seviye üstte. Hiç değilse, olduğu gibi davranıyor. Rüzgar gülü gibi hareket ediyorlar. Ama ben sadece “Kur-an okurum, ben başka kitaba bakmam” diyen adamın 150 tane kitabı var, Yaşar Nuri Öztürk, ne yapacağız. Yazmasaydın, Kur-an yeter.

Gençlik üzerine kişisel olarak bir programınız var mı?

Gündemimde, gençlerin mekanında özel olarak birebir dertleşip irtibat kurmaktan yola çıkarak bir şeyler yapmak istiyorum. Bu Ak Partili, Saadet Partili, Alperen, Liberal hatta solcu bile olabilir, ahlaki zemin çerçevesinde konuşmak istiyorum. İlk önce konuşabilmeyi öğrenmek lazım, bu olmadıktan sonra hakaretler, ağır söylemler ortaya çıkar. İslâmcı gençlik için Allah nasip ederse, Üstad Necip Fazıl, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun elimden geldiğince tavsiye ediyorum. Tabii ileride Allah bize hangi fırsatları gösterecek bilemiyoruz. Allah yolumuzu açık ettiği müddetçe gençlik konusunda her alanda, sadece cafe, otel odaları, piknik alanlarında değil. Hayata dair her şeye sarılıp gençlik üzerinde birtakım çalışmalar yapmak istiyorum.

MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin “3000 şerefsiz aile” söyleminden sonra danışmanı Metin Özkan, “elimizde 3000 şerefsiz listesi var” dedi. Siz de bir yazınızda bundan bahsetmiştiniz, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun 2000 yılında DGM’de yaptığı savunmayı tedai ettirmiştiniz. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Geçtiğimiz zamanlardaki gündem konusu bu 3000 aileydi. Hemen hemen her yazarın dikkat çektiği ve bir taraftan baktığınız zaman “şerefsizler” meselesi patladı, gündem oldu. Ben bu 3000 aile mevzuunu duyar duymaz 2000 yılında Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun savunmalarında geçen mevzu aklıma geldi. Ne dediyse odur, esprisiyle baktığım bu mevzu yine tekerrür etti ve çıktı. Şimdi 3000 aile derken insanlar şurada bir hataya düşmesin istiyorum. Mevzu bahis ailelerin hüneri Beşiktaş’da, Cihangir’de, Nişantaşı’nda yahut boğazdaki yalısında elinde viskisiyle oturmak, sandığa gidip HDP’ye oy atmak değildir. 3000 aile, Anadolu insanının ruh köküne kezzap dökmeye çalışan belli bir zümredir. Bunlar hakikaten sermaye odakları, faiz lobisi. Bunların kim olduğunu herkes gayet iyi biliyor. Aydın Doğan, Koç ailesi vs... Bugüne kadar ayakkabı kutularında çıkan paraları gündemden düşürmeyen ama sömüre sömüre milletin ayaklarında derman bırakmayan bir zümreden bahsediyoruz. “Ayakkabı kutusundan para çıktı” diyorlar; ama her ay milyonlarca dolar bu ülkeyi sömürüyorlar. Hatta daha da fazlası. Algı operasyonu yapmakta da çok mahirler...

“Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” hesabı.

Ayakkabı kutusundan çıktığı iddia edilen paralar mı; yoksa bu 3000 ailenin sömürüsü mü bu milleti dermansız bırakan? Bunu düşünmek lazım diye düşünüyorum. Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun gölgeden bu yana söylediği her sözün gençler tarafından araştırılması lazım. Samimi bir fikirden tüten şey bir gün mutlaka er yahut geç tezahür eder. Biz de Salih Mirzabeyoğlu’nun bir sözünün daha tezahür ettiğini görüyoruz burada.

Paralel Yapı ile yapılan mücadelede ne tür yanlışlıklar yapılıyor? Doğru düzgün mücadele yapılıyor mu?

Mücadele konusunda çok açık söylüyorum. Tam anlamıyla bürokratik ve yargı kesimi mücadele veriyor mu? Kesinlikle hayır, ama bu olmayacağı anlamına da gelmez. Düzgün mücadele verilememesinin sebebi, insanların Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi kefen giyme şuuruna sahip olmaması. Yani ya olacaksın, ya öleceksin. Ölürken de adam gibi ölme şuurunda olacaksın. Zekeriya Öz gibi kaçmayacaksın. Mücadele için bu şuurda olmak lazım. Gerek bürokratik kesim gerek yasamanın bu şuurda olmasını özlüyoruz ve istiyoruz. Bu savaş ancak bu şuurda olunursa kazanılır diye düşünüyorum. Bana da kumpas kurdular, bu mevzu üzerine çok konuştuk. Ama mesela en ufak bir şeyden nasıl intikam alırım, şuuruyla yaklaşıyorlar ve bunu da başarıyorlar.  Tahliye hırsızlığı mesela, 25 Nisan’daki Metin Özçelik yapmış olduğu tahliye hırsızlığı meselesi. Az kalsın onlarca paralel yapı mensubu serbest bırakılacaktı. Adamlarda tersten de olsa inanç var, davaya hizmet ediyorlar. O zaman İmamı Âzam Hazretleri’nin “Haksızlar kadar, haklılar cesaretli olmadığı müddetçe hiçbir işi başaramayız” sözü hatırımıza geliyor. Çok cüretkar mücadele veriyorlar ve algı yönetimini de çok güzel işleyebiliyorlar. 7 Haziran’da HDP’nin 13’lük oranı da bu işte ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Maalesef halkın birçok kesimi de bu algı operasyonuna yenik düştü, bedelini de can kayıplarıyla ödedik ve ödüyoruz.

Kürt meselesinde düşülen durumdan nasıl çıkılabilir?

Sonuna kadar operasyonların devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Çözüm süreci buzdolabına kaldırıldı, bundan sonra milli birlik ve kardeşlik süreci adı altında belli başlı çalışmalar yapılması lazım. Çözüm süreci başladıktan sonra BDP’nin bir teklifi vardı, “o hali kaldırın, başka bir şey istemiyoruz” o hal kalktı. Kürtçe dil serbest bırakıldı, televizyon kuruldu, bölgeye yatırımlar fazlasıyla yapıldı ve devlet tahakkümünü o bölge üzerinden çekti. Bu sefer devlet otoritesi kayboldu, yeni bir devlet oluştu. Bu arada da adam toplayıp, silahlandılar. Yanlışlardan birisi de Kürt meselesinde sadece PKK’nın muhatap alınması. Mesela Hüda Par var, onun da belirli bir kitlesi var. Nakşi Kürtler de var, topyekûn hepsiyle muhatap olunması lazımdı. Belirli yanlışlar yapıldı, ama ben bu meselenin Müslümanlara geri tepmeyeceğine inanıyorum. Mevzu döner, döner, döner ve bizim lehimizde olur diye düşünüyorum. Bugün HDP meselesinde kurusıkı bir faşistlik anlamında muhalefet demiyorum, bugün HDP’nin Kürt Müslüman halkını çektiği yere baktığınız zaman bizim haklılığımız ortaya çıkıyor. Bundan 15  sene önce bir Kürt amcaya, ağabeye, teyzeye “travesti, lezbiyen” dediğin zaman “Allah onlara bela versin” diye bela okurken. Bugün “onlar da insan” boyutuna gelecek kadar fikri dezenformasyon yapılmış durumda. Yani Kürdü İslâm’dan koparıyor, ahlaksızlığı meşrulaştırıyorlar. Yani Türkiye’yi her daim sarsmak isteyen Batı Kürtleri figüran olarak kullanıyor. 2008’de Baran Dergisinde Selahattin Demirtaş’ın röportajı vardı mesela geçenlerde de sosyal medyada bayağı döndü mevzu. Sen Amerika’yı kötü yönde eleştiriyorsun, aradan 5-6 yıl gibi zaman dilimi geçince de “Biji Serok Obama” diyorsun. Ayrıca seçimlerden önce Amerika’da toplantıya katılıyorsun. Demek ki Kürt halkını da bu potaya oturtmaya çalışıyor. Nihayetinde Müslüman Kürt halkı özüne tamamen dönüp, milletine ve topraklarına sahip çıkıp, içerisindeki Batılılaşma özentisine savaş açıp, tertemiz bir şekilde sonuca varılacağını düşünüyorum. Ki bu böyle olacak, Büyük Türkiye’de biz bunu öğrenip, talep ediyoruz. Devran istediği kadar dönsün, artık Müslümanların aleyhine dönmez. Bu iş bitmiştir.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Dün Bolu F Tipi Cezaevinde Ethem Köylü, İsmail Ünsal ve Ali Acar 28 Şubat mağduru yoldaşlarımızı ziyaret ettik. Herkese çok selamları var. Aylık ve Baran dergilerini takip ettiklerini, Türk medyasında mühim bir boşluğu doldurduğunuzu iletmemi istediler.

28 Şubat mağdurları hakkında bir gelişme olacak mı?

Müslüman tutsaklarla alakalı belli başlı çalışmalar yapılıyor. Hatta Kökler Hukuk Birimi bu konuyla ilgileniyor. Tekrar yargılanma dilekçeleri veriliyor. Bu konuda Av. Hamza Uçan da Bolu’ya bizimle beraber geldi. Dosya durumlarına göz attı. Ethem Köylü’nün dosyasıyla ilgilenebileceğini söyledi. Burada yeniden yargılanma meselesinde herkesin yapılan hukuksuzluklar gözetilerek yeniden yargılanmalar yapılacak. Ve ben inanıyorum ki, 7-8 ay içerisinde çok sayıda insan dışarı çıkacak. Hatta kalmaması için elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz. Bu bizim boynumuzun borcu, yoksa bu vebalin altından kalkamayız. Herkese bu durumu anlatacağız, içeride 28 Şubat mağdurları var 20 küsur yıldır yatıyorlar.

İçeride kaç tutuklu var?

600’e yakın insan haksız yere içeride. Bunlar Hizbullah, İslâmi Hareket adı altında yatan insanlar. Biz hepsinin toplamına Yusuflar diyoruz. Yusufların çıkması için elimizden geleni yapacağız. Cezamız sonuçlandı, şu oldu, bu oldu diye bu işlerin peşini bırakacak değiliz. Zulüm neredeyse biz de karşısında duracağız.

“Mit tırları” meselesi çerçevesinde Can Dündar tutuklandı. Bu mesele hakkındaki görüşlerinizi de alabilir miyiz?

İlahî adalet diyorum. Can Dündar, bir “gazeteci” olarak, beni kendi bayrağımın önünde beni terörist diye teşhir ettiğinde ben 14 yaşındaydım… Bu kadar gerçek ortadayken bazı sümüklülerin "Ama Can Dündar gazeteci" diyerek orta oyunu oynamaları düşmana yaranma çabaları, ne kadar da basit; açık ve net, Türkiye eski Türkiye değil. Büyük Türkiye, ruhunda korkakları, rüzgar güllerini, barındırmayacak! Sızmaya çalışan hainleri kusacak!

Teşekkür ederiz, hayırlı olsun.

Ben teşekkür ederim.

Aylık Dergisi, 135. Sayı, Aralık 2015

Kaynak: Editör:
Etiketler: Yakup, Köse, ile, Gençler, ve, Gelecek, Üzerine, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı