Haber Detayı
09 Mart 2017 - Perşembe 12:34
 
Yakup Köse ile Söyleşi...
Söyleşi Haberi
Yakup Köse ile Söyleşi...

Geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Pakistan ve Özbekistan ziyaretlerine iştirak ettiniz. Bu ziyaretler niçin önemliydi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Pakistan ziyaretinden bir gün önce İslamabad Lahor’da FETÖ’ye ait okullar kapatıldı. Bu Türkiye için ehemmiyetli bir meseleydi. Dünyada Türkiye’nin FETÖ ile mücadelesini anlayabilen çok az ülke var; Türkiye’nin vermiş olduğu mücadeleyi anlayan ülkelerden birisi de Pakistan’dır. Cumhurbaşkanımız da okulların kapatılması neticesinde bir jest yaparak Pakistan ziyaretinde bulundu. İslamabad’da bir gün kaldık; ama Lahor’daki manzara unutulmayacak gibiydi. Abartmıyorum, yaklaşık 50-60 kilometrelik bir yolda halk sokaklara dökülmüştü. Bu güzergâh içerisinde neredeyse imkânsız olmasına rağmen her yer ışıklandırmalarla süslüydü ve her yerde Recep Tayyip Erdoğan posterleri mevcuttu. 1990’lı yıllarda bizim Pakistan’a yaptığımızın bir benzerini bize yaptılar; “Pakistan-Türkiye kardeştir. Hoş geldiniz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan” gibi posterler vardı. Bu görüşmenin bir de ticari ayağı vardı; Türkiye’deki bazı şirketler Lahor’daki temizlik ve metrobüs işlerini aldı. Albayraklar da oradaydı, bu vesileyle diğer iş adamları da gelmişti. Ticari görüşmeleri geliştirme bakımından mühim bir ziyaretti. Bence ziyaretin esas önemi, FETÖ’ye karşı mücadelede Pakistan’ın Türkiye’nin yanında yer almasıdır.

Oradaki gözlemleriniz nelerdi? Mesela “Köke Yolculuk” diye bir yazı kaleme aldınız...

Benim anladığım ve yazımda da bahsettiğim gibi, orada ruhu görebiliyorsunuz. Gerek Pakistan’daki bizi karşılayan devlet erkanı, Pakistan halkı ve ziyareti gerçekleştiren Türk heyeti muazzam bir birliktelik ruhuna bürünmüştü. Şunu söylemek lazım, “Köke Yolculuk” derken; şu anda bizim sıkışık olmamızın sebebi de köke dönmek istememiz; ama bu dönüşün önünde maalesef engeller var. Bu bir nevi doğum sancısı... Tüm bun sancılara rağmen Lahor’da bir rahatlık hissettim. Özellikle camilerde... Mesela Özbekistan’da cumhurbaşkanımızla birlikte İslâm Âlemi’nin önde gelen imamlarından birinin arkasında Cuma Namazı kıldık. Müezzinliği cumhurbaşkanımız yaptı, tesbihatı da o yaptı. Yani baktığınız zaman her şey tamam da, sadece bir şey eksik; o eksiği de insanın kendisinde araması gerekiyor. Türkiye’ye gelince bazı şeyler değişiyor, esasında sistemin kendisi değişiyor. Genel olarak konuştuğumuz başkanlık, cumhurbaşkanlığı, şu, bu hepsinin temelinde, adı ne olursa olsun sistem değişikliğinin konuşulması gerekiyor; yeni bir sistem ile birlikte eksik olan ruhî boşluk doldurulursa birçok şeyin değişeceğini düşünüyorum.

İslâm büyüklerinin kabirlerini de ziyaret ettiniz; biraz bahsedebilir misiniz?

İmam Mâtürîdî ve İmam Buhârî Hazretleri’nin türbelerine gittik. Sandukanın bulunduğu bölüm kapalıymış; fakat biz oraya da girebildik. İki üç ay evvelinde Mekke ve Medine’ye de gitmek nasip olmuştu. Bunlar çok güzel duygular. Buram buram Ehli Sünnet kokuyordu. Oralar bizim anayurdumuz. Orada anayurtta olmanın ferahlığını hissettik. İmam Mâtürîdî ve İmam Buhârî Hazretleri’nin türbeleri Semerkant’ta. Şâh-ı Nakşibendî Hazretleri’nin türbesi Buhara’da, oraya gitmek nasip olmadı ama dediğimiz gibi oralar bizim anayurdumuz. Orada cumhurbaşkanımızdaki huzuru görebildim. Kendisinde İslâm coğrafyasında gezmek ve bu coğrafyanın büyüklerini ziyaretten almış olduğu mutluluğu gördüm...

Daha önce farklı diplomatik gezilerde de gazeteci sıfatıyla bulundunuz. Bu çerçevede dışarıdan Türkiye’ye nasıl bakıldığını biraz tarif edebilir misiniz?

Devletten devlete farklılaşıyor. Pakistan seni kardeş-ağabey gibi görüyor. Özbekistan ile özellikle Kerimov’dan sonra ilişkilerin çok iyi gideceği düşünülüyor. Biliyorsunuz daha evvel çok sıkıntı yaşadık bu devletle...  Ama şu anda o sıkıntının yeni başkanla düzelebileceğini söylüyorlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni Özbekistan başkanı ile alâkalı söylediği şu sözü de size nakledeyim: “yeni başkan İmam Buhârî’yi okumuş birine benziyor, eğer okuyup onu anlamışsa Türkiye ile ilişkileri çok iyi olur.”  Cumhurbaşkanımız Özbekistan-Türkiye ilişkilerinden umutlu. FETÖ Özbekistan’a ne kadar sirayet etmiş ve orada onlara karşı nasıl bir yaptırım var, onu bilemiyorum. Özbekistan, Pakistan ve o bölgedeki diğer ülkelere Türkiye hassasiyetle yaklaşıyor ve çok önemli görüyor. Neticede oralar bizim öz yurdumuz; fakat ümmet coğrafyası üzerine daha fazla düşülmeli.

Bugün bütün sapık fırkaların Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’e saldırdığını görüyoruz. Bu saldırıların sebebi nedir?

Baran Dergisi’nin Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ile alakalı bir kapağı vardı; Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri, Abdülhamid Han, Mahmut Efendi Hazretleri, Üstad Necip Fazıl ve Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu. Aslında o kapak “Ehl-i Sünnet’e neden bu kadar saldırılıyor”un cevabı. Biz özgürlükten bahsediyoruz ama biraz önce söylediğim gibi, sistem meselesi. Bence bağımsızlık ve özgürlük, yani hakiki manada hürriyet, Ehl-i Sünnet’in tamamen hâkim olmasından geçer. Bu çok ehemmiyetli… Bize diğer sapık fikirleri yaymaya çalışan fırkalar Anadolu’nun bağrından gelmiyor. Bunlar bize oradan buradan empoze edildi. Ehl-i Sünnet’in zirve yapmasını Batı istemiyor. Batı bunu en büyük engel olarak görüyor. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; bu çirkin sistemden kurtulup Büyük Doğu sistemine girmek istiyorsak, Ehl-i Sünnet’e sarılmalıyız.

Bazı gazetelerde Ehl-i Sünnet’e alenî olarak saldırılıyor. Bunların önüne nasıl geçilir?

Özellikle bir gazete var, son zamanlarda Ehl-i Sünnet’e saldıran; Karar gazetesi. Çok fütursuzca Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat hakkında yazılar yazıyorlar. Ebubekir Sifil gibi hocaların bu tarz meselelerin üzerinde daha iyi savunma yapması gerekiyor. Bir adam, “ben de Ehl-i Sünnet’im” diyor ama o hassasiyeti yaşamakla, sadece “Ehl-i Sünnet’im” demek arasında fark var. Özellikle şu ilahiyatçılar, sinsi sinsi yürüyenler... Bazı kısımları da sağda solda apaçilik yapıyor. Bu apaçilik yapanlar bugün bütün cemaatlerin, özellikle İsmail Ağa, Menzil, İskender Paşa gibi cemaatlerin denetlenmesi üzerine fikirler ortaya atıyor. “FETÖ’cülere baskı yapılıyorsa diğer cemaatlere de denetleme lazım” diyen adamlar aslında FETÖ’nün toplantılarına gidebilmek için kırk takla atıp, yalakalık yapan insanlar. Bunların önüne geçebilmek için bizim daha etkili olabilmemiz lazım. Ama bu sadece yazarlarla olacak iş değil, diyanetin de bu konuda hassasiyetini ortaya koyması lazım. Yoksa bunlar ortalığı boş görüp sağa sola çok saldırırlar. Bugün zaten ümmet coğrafyasındaki en büyük sıkıntının sebebi de bu.

Diyanetin duruşu da insanda biraz şüphe uyandırıyor sanki...

Diyanet bazen yeri geliyor siyasî konuşmalar yapabiliyor. Ama bu siyasî konuşma şekillerini itikadi meselelerle karıştırmamak lazım. Adam orada güme gidebiliyor.

100 yıl boyunca kavramlarımızı değiştirmek için her şeyi yaptılar. Şu anda Müslümanların zihnî prangalardan kurtulabildiğini söylemek mümkün mü?

Zihnî prangalardan kurtulabilseydik şu anda bu durumda olmazdık. Biz acıları kanıksadık. Bugün gazeteye gelirken, otuz çocuğun Halep’te katledildiğini öğrendik. Bunu altyazıdan geçiyorsa öğrenebiliyoruz ama son zamanlarda bildiğiniz üzere saçma sapan bir tartışma ortaya çıktı onunla uğraşıyoruz. AK Parti’nin erken evlenen insanlar için ortaya koyduğu yasa tasarısı... Bunun arkasından CHP’nin, “tecavüzcülerin önünü açıyorlar” demesi.

Kara propaganda...

Bir hafta bununla uğraştık. Netice olarak CHP ifadelerini geri çekse de bir hafta kadar gündemimiz buydu. Bu hususta çocuk istismarcılığını düşünüyoruz; tamam… Halep’te ölen çocuklar nedir peki, onlar çocuk değil mi? Keza Filistin’de ölen çocuklar? Bu ikiyüzlülük değil midir? O yüzden şimdi bu insanların çocuk sevgisi de çok gerçekçi gelmiyor. Sadece siyasî manada AK Parti’ye darbe vurabilmek için yapılan bir propaganda.

Batılıların çocuk sevgisi ne ki, onların ajanlarının çocuk sevgisi ne ola?

Evet, “Batı’nın Gerçek Yüzü; Pedofili...” Sadece bu da değil. Bunun etrafında olan birçok kişi geçtiğimiz zamanlarda da ortaya çıkmıştı.

Hemen sümen altı edildi.

Evet, “Pizza Gate”. Bir de Trump bütün medyayı es geçerek Youtube’dan açıklama yapıyor. Bu vesileyle şunu da söylemek lazım; Trump’ın da ne kadar yürüyebileceği meçhul. Müslümanların zihnî prangalarından kurtulmasına gelince, algı operasyonlarına çok çabuk geliyoruz. Karşımızdakiler kendi stratejilerini durmadan değiştirip bizim üzerimize gelirken, biz maalesef savunmada kalıp operasyonlarına yenik düşüyoruz. O yüzden zihnî prangalardan kurtulmamızın en büyük reçetesi, bir fikre muhatap olmaktan geçer. Her şey popülerizm üzerinden yürüyor. Yani siz kalkıp fikrî bir yazı yazdığınız zaman, adam ona bakmıyor bile. İnsanlar, “kim kime çakmış”, “o buna ne demiş” buna bakıyor.

Hep polemik üzerinden yürüyorlar.

Evet bu şekilde zor. Ortam çok kötü görünüyor, bir çıkmaz sokaktaymışız gibi. Ama bizim inancımıza göre her hesabın üzerinde Allah’ın da bir hesabı vardır. Bu hatırımızda, yürüyoruz, Rabb’imiz hakkımızda hayırlısını versin.

15 Temmuz gibi bir hâdise yaşandı. Herkes tarafından şer görülen daha sonra da hayra tahvil olan, devlet içerisinde bir sürü değişime vesile olan bir süreçti. Onca şeye rağmen hala aksaklıklar mevcut, bir türlü dikiş tutmuyor. Batı’nın yaymış olduğu pislikler de yerli yerinde duruyor. Türkiye hala laik ve lafta sosyal bir hukuk devleti. Biz bu ahvalden nasıl kurtulabiliriz?

15 Temmuz sonrası bu gezimizle de alakalı cumhurbaşkanımıza şöyle bir ifade kullanmıştım, biliyorsunuz kendisi “15 Temmuz öncesinde FETÖ ile mücadele edilmediğini” vurguluyordu. İfadem şuydu; “15 Temmuz sonrası FETÖ ile mücadele istenildiği gibi gidiyor mu?” Cumhurbaşkanımız da, “FETÖ’cülerle mücadelede samimi olunmalı” dedi. Burada da şuna bakmak lazım gelir, kaç kişi FETÖ ile samimi bir şekilde mücadele ediyor? Cumhurbaşkanımızın bu adamlarla gerçekten kavga ettiği gün gibi ortada da, cumhurbaşkanı ile bu adamla kavga eden kaç adam var? Tabiî senin hemen hemen bütün kurumlarına Batıcı zihniyet de sirayet etmiş durumda. Cumhurbaşkanı da devamlı Batı’ya “alırsan sen bilirsin, almazsan da devam et” diyor. Avrupa Parlamentosu’na çekilen resti de hepimiz gördük. Cumhurbaşkanı rest üstüne rest çekiyor, ama bu restin arkasını doldurabilecek fikrî bir akım var mı? Cumhurbaşkanının arkasından gelecek insanların ortaya koyabilecek fikri mühim. Cumhurbaşkanı yalnız. Mesela cumhurbaşkanının arkasından çıkıp, “Batı sen şunu şöyle yapıyorsun, sen bunu böyle yaparsan, biz de sana şöyle yaparız!” diyebilecek bir cesaret yok. Batı’yla mücadeleyi cumhurbaşkanının iradesi götürüyor. FETÖ ile mücadelede de öyle, ekonomide de öyle. Her şey bağlanmış cumhurbaşkanlığına... Etrafında kim var, onun gibi kavga eden?

Her şey bir adamın üzerine binaen kurulmuş. Yarın bir gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir şey olsa?

Bunu başkanlık sistemi mevzuunda da söyledim. Zaten insanlardaki tedirginlik de buradan kaynaklanıyor. “Cumhurbaşkanından sonra ne olacak?” adamlar bunu düşünüyor ve şöyle fikir yürütüyorlar, “cumhurbaşkanından sonra ne olacak, ben niçin hayatımı risk edeyim ki?”. 28 Şubat’ta ve 15 Temmuz’da Şehid Halil Kantarcı gibi tankların üzerine giden insanlar da diyor ki, “siz ölümüne diyorsanız, biz de ölümüne yanınızdayız”. Biz şu ölümlü dünyada kaba etlerimizi koltuğa yapıştırmış vaziyette durmuyoruz! Biz, “hayatımız ümmet coğrafyasının kurtuluşu için mücadele ile geçecek; sırf bu yüzden hayattayız” diyoruz. Bunu cumhurbaşkanı da öyle söylüyor. Biz samimi mücadele edenler “Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra ne olacak” diye düşünmüyoruz. Ama diğerleri böyle değil, zaten bu yüzden kaybediyorlar!

Sistemleşmek de gerekiyor.

Bunun da zemininin çok sağlam olması lazım. Aslında fikre nisbeti olanların derdi şu; Yeniden,  “Ahlâk ve Sistem” üzerinde durulmalı, “Sistem insan üzerinden inşa edilmeli, ardından, sistem kurucularının inançlarından doğan ahlâki yapı da sistemin zeminini oluşturmalı  Sistem bu zemin üzerinden örülmeli. Gerek yeni Anayasada gerek ise başkanlık sisteminin temelinde İslam ve Ahlak ruhu olmalı... Bu olmadıktan sonra yarın yine benzeri tartışmalarla karşılaşacağız. Kısaca; Pisiliği halının altına süpürmekten ziyade topyekûn temizlemek gerekir diye düşünüyorum.

Şehid Halil Kantarcı’dan bahsetmişken. Geçtiğimiz haftalarda Bandırma Davası’yla alakalı bir duruşmanız vardı. Halil Kantarcı bu davada yargılanan kişiler arasındaydı, 15 Temmuz’da “şehit olduğu için beraat” kararı çıktı. Bu nasıl garabettir?

En başından beri konuştuğumuz meselelerin muhtevasında bu var aslında. Çok komik bir şey söyleyeceğim; adam 28 Şubat’tan beri, yirmi iki yıldır cezaevinde küçücük bir hücrede. Yan hücrede kalan adamlar da Uşak’ta FETÖ’den yakalanmış ve bu adamlar 28 Şubat’ta içeri attıkları Müslüman ile yan yana hücrelerde. Ziyarete gittiğimiz arkadaş diyor ki, “burada yatmak artık mesele değil de, bana ceza veren hâkim yan hücremde yatıyor”. Şimdi biz bunu tepeye ulaştırdık. Bu hukukî garabetin bir an önce çözülmesi için bazı çalışmalar yapılıyor, inşallah giderilecek. Mesela Halil’in beraat ettiği duruşmada “öldü” diye geçen ibareyi, “15 Temmuz Şehidi” olarak değiştirttik. Halil, Allah’ın izniyle hem bu dünyadan hem de öbür dünyada beraat etti. Allah aynısını bize de nasip etsin.

28 Şubat mağduriyetleri ne zaman giderilecek?

Ben çok yakın bir zaman içerisinde, 28 Şubat tutuklularıyla alakalı bazı gelişmelerin olacağına inanıyorum. Bunu hep birlikte göreceğiz, bu konuda cumhurbaşkanımız bundan bir ay önce açıklama yaptı, “5-10-15 yıldır cezaevlerinde masum insanlar çürüyor” dedi. Bu konuda cumhurbaşkanımızdaki hassasiyetin hukuk içerisinde ortaya çıkması lazım. Yine sistemde olduğu gibi, hukuk da gevşek. Bürokrasiyi cesaretlendirmek de sizler ve bizler gibi gazetecilere düşüyor. Elimizden gelen baskıyı uygulayıp, bir an önce kardeşlerimizin özgürlüğü için destek olmamız lazım; çok yakın bir zaman içerisinde bu konulara çözüm getirileceğine inanıyorum...

Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?

FETÖ ile mücadeleyle alakalı, bu işte kavgayı kaseti olmayanlar, ihaleleri bir başkasının ihalesiyle çakışmayanlar, yalakalık yapmayan, menfaat peşinde koşmayan insanlar gerçekleştiriyor. Zaten gerçek mücadele edenler ile milletin ruhu ortak bir noktada buluşuyor. İnşallah Ümmet Coğrafyası için hayırlısı olur...

Teşekkür ediyoruz.

Ben de teşekkür ediyorum.

Aylık Dergisi 149. Sayı, Şubat 2017

Kaynak: Editör:
Etiketler:
Yorumlar
Haber Yazılımı