Yazı Detayı
01 Mayıs 2017 - Pazartesi 00:32
 
“Batı Hiçbir Zaman Medenî Olmamıştır!”
Mehmed Gülmez
 
 

Türkiye 16 Nisan’da yapılacak olan referanduma kilitlenmiş durumda. Uzunca bir süredir Ak Parti’nin gündeminde olan anayasa değişikliği, MHP’nin de desteği ile parlamentodan geçirildi. Şimdi milletin önünde, halkoylamasıyla değiştirilecek 18 maddelik bir anayasa paketi var.

Halk oylaması için “evet”çi kanat ve “hayır”cı kanat yurtiçinde ve yurtdışında çalışmalarına hızlı bir şekilde başladı ve sürdürüyor. Objektif olarak yapılıp, kamuoyuna sunulan anketler “evet”in yüksek oranda olduğunu gösterse de, bu durum, kalan süre içerisinde sonuçların değişmeyeceği anlamına gelmiyor.

“Hayır”cı kanat aslında neye hayır dediğini bilmeden (Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde katıldığı TV programında bunu alenen “hayır”cıların başın çeken partinin lideri sıfatıyla gösterdi) bir kampanya yürütüyor. CHP’nin yaklaşık yüz yıldır hâkim olduğu sistem elinden kayıp gidiyor. Dolayısıyla stadyumlarda İzmir Marşı okutarak, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek geniş kapsamlı bir hayır kampanyası yürütüyorlar. Buna mukabil Ak Parti ve MHP de teşkilatlarıyla birlikte, gerek üniversitelerde vekillerin ve bakanların katıldığı salon programlarıyla, gerekse de sokaklara inerek 18 maddelik değişikliğin Türkiye için nasıl bir anlam ifade ettiğini vatandaşlara anlatmaya çalışıyor.

Türkiye içinde referandum süreciyle alâkalı bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’nin iç meselesi olan referandum sürecinde ve sonrasında, yurtdışında daha hararetli ve çetin günlerin bizi beklediğini son bir kaç haftadır yaşanan hâdiseler gösteriyor.

Kurulduğu günden bugüne “demokrasi, özgürlük ve insan hakları” tekerlemesini diline dolamış Avrupa Birliği devletleri, Türkiye’de gerçekleşecek referandumda kendilerine hayran ve asla emirlerinden çıkmayacak olan “Hayır”cı kanadı desteklemek adına genlerinde olan faşistliği tüm dünyanın gözü önünde alenî bir şekilde sergilemekten geri durmadılar.

İslâm düşmanlığı ile malûl Batılı devletler, Türkiye’nin son zamanlarda köklerine dönmek adına başlattığı “Bağımsızlık Mücadelesinin” önünü tıkamak ve 16 Nisan’daki halk oylamasından kendi aleyhlerine sonuç çıkmasını engellemek maksadıyla, Sultan Abdülhamid Han devrinde takındıklarına denk bir tavırla, Türkiye’de diktatoryal bir yönetim varmış algısı oluşturmaya çalışıyorlar. Tıpkı kendi emellerine hizmet etmeyen, kendi devlet başkanlarına yaptıkları gibi... Bu diktatörlük ithamının en bariz misalini, 13 Mart 2017 tarihli nüshasında İsviçre’nin Blick gazetesi “Erdoğan’ın diktatörlüğüne Hayır oyu kullanın” manşetini hem de Türkçe atarak gösterdi.

Avrupa basınındaki diktatörlük söylemleriyle birlikte, sokaklarda “Hayır” ve “Diktatör Erdoğan” yazılı dövizlerle protestolar düzenlemeleri yine bizleri Sultan Abdülhamid Han devrine götürerek, o dönemde atılan “Kızıl Sultan” manşetlerinin ve Anadolu toprakları içerisinde başlattıkları sözde “hürriyet” propagandalarını hatırlamamızı sağlıyor.

Algı operasyonlarına her gün bir yenisini ekleyen Batılıların bir parçası olan Hollanda, geçtiğimiz haftalarda Türkiye’nin Dışişleri Bakanı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına karşı kabul edilemez bir tavır sergiledi. Esasında bu tavır bizim için hiç de iddia edildiği gibi Batılılara yakışmayan bir tavır değil, çünkü biz onların barbarlıklarını zaten biliyoruz. Hadiseye dönersek, Almanya ve Hollanda, oralarda bulunan Türk vatandaşları için organize edilen referandum çalışmalarını iptal etti. Programların iptal edilmesinden ziyade, Hollanda’da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’ya karşı takındıkları tavır ve Bakana destek olmak amaçlı Türk konsolosluğu önünde toplanan vatandaşlara karşı uyguladıkları şiddet ve dahî polis köpeklerini vatandaşlarımızın üzerine saldırtmaları tam da medeni Avrupa insanına yakışır bir davranış oldu!

Şunu abartmadan söyleyebilirim ki, Hollandalı bir siyasetçi, bürokrat veyahut sıradan bir vatandaş, yarın çıkıp Türkiye’de bulunan herhangi bir ailenin yanına gelse, kendisini misafir etmelerini istese, Müslüman Anadolu insanı gelene kapısını sonuna kadar açıp, misafir olarak kaldığı süre boyunca kendi örf, adet ve an’anesi gereği en güzel şekilde hizmet eder, rahat etmesi hususunda elinden gelenin daha fazlasını yapar. İşte bu bizim Batı’ya alternatif sunduğumuz dünya düzeninin ve inşa edeceğimiz medeniyetin köklerimizden gelen hususiyetlerindendir. Bunun aksine ferdiyetçilik batağında saplanan bir Batılı, Türkiye’den gidip Hollanda’da misafir olmak isteyen bir Müslüman’a ne yapar varın siz düşünün...  Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi “Başka âlemlerden farkımız bizim”...

Maddî menfaatleri uğruna Ortadoğu ve Afrika ülkelerini sömüren Batı, sömürgesi olmaya karşı çıkan devletlerde soykırım yapmıştır. 20. Yüzyılda ise dünyaya şirin gözükmek adına “demokrasi, özgürlük ve insan hakları” mefhumlarının arkasına sığınarak barbarlığını gizlemeye ve hassaten son 20 yıldır da Müslümanları “terörist” olarak göstermeye çalışmışlardır. İğdiş ettikleri idrakler hâlâ Müslümanları terörist gözüyle görüyor.

Batı medeniyeti mevzuuna gelmişken, II. Dünya Savaşı’nda neredeyse tamamen yıkılmış ve birbirine düşman olan Avrupa nasıl oldu da bir anda bu kadar hızlı gelişme gösterdi ve kendini yenileyebildi? Tabiî ki kaldığı yerden sömürmeye devam ederek!

I. ve II. Dünya Savaşları arasında geçen süreçte Avrupalı devletler daha çok sömürmek, pastadan daha çok pay almak maksadıyla sürekli olarak birbirleriyle didiştiklerinin ve bu yüzden tamamen yok olma noktasına geldiklerinin farkına varınca, pastadaki dilimleri herkesin hoşnut olacağı bir biçimde bölüşerek, yine kendilerini “cici çocuk” gösterecek şekilde hareket etmiş, yeni metodlar kullanarak geri kalmış ülkeleri sömürmeye, sömüremedikleri yerlerdeki insanları savaşlar çıkarmak vasıtasıyla katletmeye ve sömürüyü meşrû başlamışlardır.

Günümüzde kendini; çağdaş, gelişmiş, refah seviyesi yüksek olarak gösteren Batı devletlerinin ve onların hamisi ABD’nin, bugün sahip oldukları medeniyetlerini kendilerinden olmayan ve üçüncü dünya ülkesi olarak tesmiye ettikleri ülkelerde akıttıkları kana borçlu olduklarını unutmamak gerekir. Gözyaşı ve kan konusunda dosyası en kabarık ülke ABD gibi gözükse de, esasında Avrupa devletlerinin de ABD’den geri kalır bir yanı yok ve her daim birbirlerinin destekçisi...

Misallerimiz çok fazla olmasına mukabil biraz sınırlı tutacağız. ABD, Afganistan ve Irak topraklarını “demokrasi” götüreceğim bahanesiyle işgal ederek, savunmasız insanları öldürürken, yanına üzerinde güneş batmayan imparatorluk diye tabir edilen İngiltere’yi de almıştır. Fransa’nın, Cezayir, Tunus, Çad ve Ruanda’daki işgal, sömürü ve soykırımlarını unutmayalım. Yine Fransa’nın yanına ABD’yi alarak Libya’yı işgal etmesi ve binlerce sivil kanı dökmesi henüz taze bir mesele… Bugün Avrupa ile kavgalı olmasına rağmen “küfür tek millettir” hakikati mucibince Rusya’nın Müslüman Kırım halkını sürgün etmesi, Afganistan ve Çeçenistan’ı işgal etmesi ve yine Çeçenistan’da soykırım yapmasını da hatırlatmakta fayda var. Müesses nizamın köhnemiş müesseseleri BM ve NATO’nun göz yumduğu, Srebrenica soykırımını ve Hollanda’nın bu soykırımdaki payını unutmamak gerekir.

Batı’nın ne kadar medenî, adil ve hoşgörülü olduğunu dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştığımız yazımızı büyük devlet adamı Aliya İzzetbegoviç’in “Bunu hiçbir zaman unutma evlat, Batı hiçbir zaman medenî olmamıştır! Ve bugünkü refahını; devam edegelen sömürgeciliğine, döktüğü kana, akıttığı gözyaşına ve çektirdiği acılara borçludur” sözüyle tamamlayalım.

Aylık Dergisi 151. Sayı, Nisan 2017

 
Etiketler: “Batı, Hiçbir, Zaman, Medenî, Olmamıştır”
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı