Yazı Detayı
01 Mart 2005 - Salı 05:57
 
21. Yüzyıl Savaş Tekniği ve İbda
Kazım Albay
 
 

21.Yüzyıl savaş tekniği temellerinden değişmiştir. Artık klasik cephe savaşları tarihe karışmış, “asimetrik savaş”, “global savaş”, “topyekûn savaş”, “yatay örgütlenme”, “kendinden zuhur” gibi kavramlar ön plâna çıkmıştır... Geçen çağın orduları, 21.yüzyılın savaş tekniğine ayak uydurmakta zorlanmakta, Irak çöllerinde, Afganistan ve Çeçenistan dağlarında batmakta, işgal derken evdeki bulgurdan olmakta, kendi evinde kalbinden vurulmakta, şehâdet eylemlerine karşı çaresiz kalmakta...

 

21.yüzyıl savaş sisteminin temelleri değişti... Bunu ilk önce idrak eden ve buna göre fikirde ve fiilde techizatlanan İBDA fikir ve aksiyon mihrakı, yıllar önce “İhtilâlin gayesi olan ideolocya, çağımızda aynı zamanda ihtilâlin aracıdır da” demiş ve müstakil olarak “oluş tekniği” mevzuunu ortaya koymuştu... Hâdiselerin gerisinde kalanların aksine, hazırlıklarını yerine getirmiş ve kendisini doğrulayan hâdiseleri de memnuniyetle izlemişti... Çağını okumakla, çağın gerisinde kalmak farkı... “Yeni bir dünya doğuyor!” demişti Üstad Necip Fazıl ve: “Bunda pay sahibi olmayanlara hayat hakkı yok!”

 

Bugün strateji ve analizlerden , büyük projelerden, yeni konseptlerden... vs. bahsediyor. Fakat bunların hepsi yüzeyde kalıyor ve gerçekçi izahlardan uzak ; sadece bir ihtiyacı gösteriyor... Hayatı bir bütün olarak izah edenin (Mutlak Fikrin Gerekliliği-Bütün Fikrin Gerekliliği davası) “Vasıta Sistem”i , bir konsept, bir strateji, bir hayat modeli olur ancak... Ne denirse densin , BD-İBDA dünya görüşüne ihtiyaç, gittikçe daha derinden kendini htirmekte...

 

Çağının benzersiz ve yeni oluşu İBDA’dan, şuur ve anlayış seviyemize göre , mevzuumuzu açmaya ve renklendirmeye devam edelim:

İnsan sosyal bir varlıktır; bir yere âit olmak, mensup olmak ihtiyacı duyar...

 

Şuur, içte ve dışta farkında olmaktır... İnsanın kendini ve dışını fark etmesi... Farkında olmak, olduğun kadar kendinden zuhur... Şahsiyet, zâhir olmaktır... Emir ve emre uyan... Emre uyan, farkında olan, kendinden zuhur, doğrulayan... Bir doğrulanan var, bir doğrulayan... Emir; Kur’ân, Hadis, Fıkıh ölçüleri... Bunlara uyan, şahsında doğrulayan; bu da zâhir olarak... “Şahsiyet, zâhir olmaktır” demiştik...

 

Her şey ruhta tohum hâlinde mevcut, fakat ruh meçhul... Zuhurunun şiddetinden gaip... Kalem nesne (Ruhî de olabilir) kâğıtta tecelliye geliyor, kelâmda tecelliye geliyor... Kâinat kelâmda toplu... “Kusto lûgatı” , kâinat şifresi... Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun eseri Müjdelerin Müjdesi’nde de toplanıyor her şey, kâinat de toplanıyor... Zaten “mehd”, beşik, döşek demek, kâinat demek... Bir kâinat görüşü görülüyor... Aslında matematikte de sayılarla kâinat görüşü var: 1, 2, 3... ne? x, y, z... ne? “Şiddetli 1” denmiş bizde... B. Russel matematkçi, oradan felsefeye geçmiş, son derece realist... Kimi de felsefeden matematiğe geçiyor...

 

Bakış kültür işidir, bilerek bakmak ayrı, bilmeden bakmak ayrı... Eşyanın hakikatini görmek... Halkta Hakkı görmek... “Solucan kanat taksa göze görünmez olur” sözü etrafında o kadar çok şey bulunur, ama aslı bulamayız...

 

Gözün gördüğü mü doğru, mikroskopla mı görülen? Veli diyor, “kâinatı toz zerresi olarak gördüm...” “Çok bilmiş” ise, “halüsinasyon” diyor... Peki, kuantum ne?

 

Evet, kâinat görüşü dedik... Ruh –sistem- anlayış... Sistem ve sistemli hareket... Çağın savaş karakteri “topyekûn” ya, işte hayatın her alanına giren, hâdiseleri izâh eden sistemli bir görüşe, bir anlayışa ihtiyaç var, yoksa savaşı da kaybedersin, hayatı da... iktidarları güçlü kılan “teknolojik” sebebi yenmenin de yolu bu, hareketle fikrin içiçeliğini doğuran çağın şartlarıyla baş etmenin de yolu bu... Böylece, iktidarların lehine olan çağın silâhı tersine çevriliyor; iktidarların “şahsileşmesi” denilen yani iktidarın içtimaî ilişkilere tebliğ, telkin ve müdahale ile yön verme gücüyle başa çıkılıyor... “oluş tekniği” diye müstakil bir mevzu, “örgütün karakterini belirleme –harekete fikrin damgasını vurma” meselesi...

 

Kumandan Mirzabeyoğlu, aksiyon cephesini örgüleştirdiği “İdeolacya ve İhtilâl” adlı eserinde, “oluş tekniği”, ihtilâlci hareketin, fikirde “usul, esas, hedef ve vasıta” olarak plânlanması ve uygulamaya geçirilmesi faaliyetinin bütünüdür.” diyor...

 

Her mevzuuyu kendi formatımız içinde ifadelendirmek... Dünya görüşümüzün özümlenmesi, benimsenmesi ve benimsetilmesi... Eşya ve hâdiselere Batı merkezli değil, İslâm merkezli bakabilmenin dil ve diyalektiğine ermek... Sanki insanlık tarihi Batı ile başlıyor gibi Batılının hilekâr tertiplerini bozabilmek için bu şart... Şuurlardaki esareti ve miskinliği sona erdirmek için bu şart...

 

Avrupa Birliği’ne girme mavalı ve ihâneti bahsi çerçevesinde, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun “Necip Fazıl’la Başbaşa” adlı eserinden bir alıntı:

“İşin sırrını düşmanından kapabilme inceliğiyle, bir Batılı düşünce adamının kendi hâl izahlarına bakmak yeter: Eğer Hıristiyanlık sönüp gidecekse, bizim bütün kültürümüz de artık biter. O zaman her şeye yeniden başlamak zorundayız; çünkü bir kültür, konfeksiyon elbiseleri gibi giyilmez.”

 

Kuru kuru Batı karşıtlığından bahsetmiyoruz; kâinatı her sahada izah eden ve zıtlarını habdeden bir dünya görüşünden, bir sistemden ve sistemli hareketten bahsediyoruz...

 

Her aksiyon, bir mekân genişletmektir... Ruh tecelli ediyor, yaptığımız her iş mekânı genişletiyor...

 

Var oluş reddetmektir... Bir an önceyi red ederek, def ederek, bugüne gelinir... Red etmek bitince, ölüm başlar...

 

Resim, şiir... v.s. Her türlü sanat faaliyetleri... Bir nefes payı, oyun içinde eğitim gibi... İslâm’da dinlenme de İslâmî olmalı... Her işte böyle!..

 

“Mars’a gitmenin bir faydası yoktur; bu yolda yapılan keşifler fayda verir.” Hesabı, büyük-küçük yapılan her işin davaya hizmet ettiğini düşünmek... Hedef yerinde dursun, varamazsak da ne gâm!.. Bu yolda olmak... Zaten, varoluş red etmektir... Bir an önceyi red ederek gidiyorsun hep!..

 

Terör, terör olmaktan çıktı; devletlerin dış politikasını yönlendiren bir güç hâline geldi...

 

Terör, teamül oluşturdu... Artık örgüte üye olmak, emir beklemek gibi şartlar yok; kendi kendine karar vererek eylem konuyor ortaya... İBDA’nın, “gerektiği yerde gerekeni yapmak” ilkesi artık teamül hâlinde oturdu...

 

Terör yayıldı... Yahudi İsrail’e para yolluyor... “terör tasvip edilemez” deniyor... Neden?.. Bizdeki Yahudiler İsrail’e destek oluyor!.. İsrail’le işbirliği yapan!.. İsrail tüm hedef...

 

Savaşın düşman topraklarına taşınması süper... Amerika’yı Amerika’da, Rusya’yı Rusya’da, İngiltere’yi İngiltere’de...

 

Globalleşme bizim istediğimiz bir şekle dönüşüyor... Teknolojini değil, yüreği sağlam olanın kazandığı bir globalleşme... İşte Irak; Amerika üstün teknolojisiyle savaşıyor, Iraklılar iç güdüleriyle, yürekleriyle... Netice ortada... Bu bir bakıma teknoloji ile insanın savaşı, ve bu savaşı insan kazanacak!..

 

Filistin, Irak, Afganistan’dakj savaş anlaşılıyor... Ya Türkiye’deki terör?.. İkiz kulelere saldıranlardan biri zengin, işi –gücü olan biri... Çok şaşırıyorlar... Asıl mücadele saf olan cihad budur... Devlet İstatistik Enstitüsü gibi bir yerde çalışırken, şehitliği seçen Cahid AYAZ kardeşimiz de buna bir misâldir... Batı’nın mantığının almadığı budur... T.C’de düzeni istemiyoruz... İmanî açıdan en saf mücadele burada... Buradakilerin imânlarından başka bahaneleri yok... Zorlayıcı sebeb yok, bunun olmadığı yerde cihad imân işi...

 

İBDA’nın 99’ yılı çıkışı, İslâm Tarihi’nin en parlak olaylarından; O’nun heybetiyle işler yapıldı, dik duruş olmazsa hiçbir hareket olamaz...

 

Salih Mirzabeyoğlu yakalandığında (Aralık 98’), Siyasî Şube’den Enver Ören’e telefon edip, “S.Mirzabeyoğlu’nu yakaladık!” diye haber veriyorlar... Ne alâkası var?.. S.Mirzabeyoğlu ifadesinde, “Fethullah Gülen, Enver Ören hakkında ne düşündüğünü yaz!”, demişler. Yazdı. Sonra, “bunlar yanlış anlaşılır” diye çıkardılar. Ne alâkası var Siyasî Şube’nin bunlarla?.. 91’de de S.Mirzabeyoğlu yakalandığında “neden İsrail’e düşmansınız?..” diye soruyorlar... ABD elçiliğinden adamlar var resmî sorguda...

 

Cihad, büyük nimet... İmam-ı Rabbani buyuruyor: “Görmez misin ki, Ashab-ı Kehf, küçücük bir hicretle ne büyük dereceler elde etti!..” Ashab-ı Kehf, 7 kişiden oluşuyor... Bir kısmı legal, bir kısmı da illegal faaliyette (Kral’a suikast, putları kırmak... v.s.) bulunuyordu, birbirlerinden habersiz olarak... Sonra bir vesile ile birleştiler ve mağaraya sığındılar... Daha sonrası malûm ve aldıkları ecir...

 

Cihadın faydaları saymakla bitmez... “Cihad, bütün hastalıklara şifâdır” Hadisini biliyoruz... İnsanın, ruhî, ahlâkî, tekâmülü için cihad şart... İnsan olma memuriyetini ancak cihadla ifâ edebiliriz; yoksa çürümüşlük, kokuşmuşluk, dünyaya dalıp kaybolma, insan onurumuzu ve insanî değerlerimizi (yiğitlik, fedakârlık, sabır, tefekkür, ihlâs... v.s.) yitirme söz konusu olur. Cihaddan kaçana, insan olma memuriyetinden, kendini aşma cehdinden kaçınıyor demektir; sonu zifosla bitecek dostluklara dalıyor, demektir... Zorluklar insanın samimiyetini ölçer; zorluğun verdiği asalet...

 

Yıldırım Beyazıd’ın “Ben gazâ için yaratılmışım!” sözünü, “her mü’min gazâ için yaratılmıştır!” şeklinde algılayabiliriz... Ve II.Murad Hân’ın şu sözü bile, o zamandan bu zamana önceliklerde değişen bir şey olmadığını gösteriyor: “Mâni-i gazâya gazâ, gazây-ı ekberdir.” Yani, gazâya mâni olanlara gazâ, en büyük gazâdır...

 

Allah yolunu kesenler... Mürted “yürüyen takım elbise” ve onu gibiler... Takma beyinli batıcılar ve onların yalakası mürted takımı... Ve şunu da ilâve edelim ki; Allah yolundan kaçmak için dervişlik olmaz... Allah, üstün ahlâkla yarattığı Sevgilisi’ne, kâfirlerle savaşmak ve onları hor tutmak emrini verdi...

 

Usâme Bin Ladin’e soruyorlar: “Niye savaş?”... “Cihadın sevabı gibi var mı?” diyor... Çok hoş...

 

Milletin ekmeğini yiyen devlet ekâbiri, millete hizmet edeceğine her gün milletin tepesine daha çok çöküyor... Yoksulluğun sebebi bunlar, işsizliğin sebebi bunlar, aile kavgalarına kadar birçok sosyal yaranın sebebi bunlar... Soygun ve sömürge düzeni hâkim... Şunu da vurgulayalım ki; sömürüyü kabul eden de, sömüren de insanlıktan çıkmıştır; biri mazlumluğu kabul ederek, diğeri zalimliği kabul ederek...

 

Sömürge düzenine karşı savaşan “İhtilâl Hareketi”ne “İsminden Bahsedilmeyen Örgüt” deniyor, “Arsız Örgüt” de deniyor... Gûya ademe mahkûm ediyorlar,ama asıl ademe mahkûm olan, çağın gerisinde kalan ve eşya ve hâdiseleri yorumlayamayan kendileri oluyor...

 

21. yüzyıl savaş tekniğini İBDA değiştirdi... Benzersiz fikriyatı ile, benzersiz cepheleşme-kendinden zuhur modeliyle, fikir ve fiili birleştiren çağın şartlarına göre ”İhtilâl ve oluş tekniği” ile, 21. Yüzyıl savaş sisteminin temellerini attı; savaşın kurallarını İBDA belirledi... Savaşın gâyesi olan ideolacyayı, çağımızda savaşın aracı olarak da kullanmasıyla, siyasetle savaşı, fikirle eylemi usta bir şekilde birleştirmesiyle, “İslâm’a Muhatap Anlayış”ı örgüleştirirken, buna bağlı aksiyon cephesini de örgüleştirmesiyle, bütün bu özellikleriyle dünyada ilk ve tek örnek oluşuyla...

 

 

Aylık Dergisi 6. Sayı - Mart 2005

 
Etiketler: 21., Yüzyıl, Savaş, Tekniği, ve, İbda,
Yorumlar
Haber Yazılımı