Yazı Detayı
05 Mayıs 2016 - Perşembe 14:43
 
Ahlakçılık ve Milliyetçilik
Hanife Kındır
 
 

BÜYÜK DOĞU TEMEL PRENSİPLERİ

IV. AHLÂKÇILIK

“İSLÂM AHLÂKI... BUNA MUHTACIZ.” Üstad Necip Fazıl 

 Ahlâk sözcüğü, köken olarak incelendiğinde Arapça diline ait bir kelime olduğu, “hulk” un çoğulu olarak “huylar, seciyeler” anlamını ifade ettiği görülebilir. Ahlak, kelimenin en dar anlamıyla, neyin doğru veya yanlış sayıldığı (sayılması gerektiği) ile ilgilenir. Terim genellikle kültürel, dinî, seküler ve felsefi topluluklar tarafından, insanların davranışlarının yanlış veya doğru oluşunu belirleyen bir yargı ve ilkeler sistemi kavramı ve/veya inancı için kullanılıyor. İnsan davranışlarının yanlış veya doğru oluşunu belirleyen ilkeler sistemi… O halde bize gerekli olan bir ölçü... Ya da bir başka deyişle ölçümüz doğrultusunda oluşturmamız gereken mihrak fikir... Üstad Necip Fazıl’ın sık sık üzerinde düşünmemizi istediği sual olan, “Ben kimim ve bu hâl neyin nesi?” manzumesine vereceğimiz cevap bizim kimliğimizdir, öyle değil mi? Eğer bu suale, ûlvi ve mukaddes bir cevap olarak “Ben bir Müslümanım.” cümlesiyle yanıt veriyorsak, ölçümüz tam olarak açığa çıkmış oluyor sanki. Bir Müslüman için gerekli olan nispeti de Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun şu ölçülendirmesiyle gösterebiliriz. “Mantık üstü mantığın şu olacak: Doğruyu mu istiyorsun? Allah ile Resûlü'nün bildirdiği!.. Güzeli mi istiyorsun?.. Allah ile Resûlü'nün gösterdiği!.. İyiyi mi istiyorsun? Allah ile Resûlü'nün öğrettiği...” Bir de bu hususta Üstad Necip Fazıl'ın “Gençliğe Hitabe”sindeki şu cümlesini de hatırlatmak istiyoruz ve bu ölçünün ihtiva ettiği manayı düşündürmek... “Tek cümleyle, Allah'ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik..."

Bir dünya görüşü olan Büyük Doğu-İbda, İslam merkezli olduğu için Büyük Doğu Ahlâkçılığı’nın tam manasıyla İslam Ahlâkı’nı işaretlediği görülür. İslam Ahlâkı'nın dolayısıyla Büyük Doğu Ahlâkçılığının ne olduğunu Büyük Doğu Mimarı'nın şu cümlelerinden biraz olsun anlayabiliriz.

  • · "Kimin malını aldımsa, işte malım, gelsin alsın; kimin sırtına vurdumsa, işte sırtım, gelsin vursun" diyen Allah Sevgilisi'nin ahlâkı...
  • · Çölde, devesine, kölesiyle nöbetleşe binen reisler reisinin ahlakı...
  • · Söz verdiği halde günlerce dostunu bekledikten sonra, ona zımnen yalancılık isnat etmemek için günlerce yerinden kıpırdamayan velayet büyüğünün ahlâkı...
  • · "Bulunca şükrederiz, bulamayınca sabrederiz" sözüne, "Horasan'ın köpekleri de böyle yapar; bulunca dağıt, bulamayınca sabret!" karşılığını veren vecd kahramanının ahlâkı...
  • · Yıllardır, mustarip nefsinin biricik dileği içim soğuk ssuyla bir daamla ekşi ayraanı ona çok gören büyük Çilleekeşin ahlâkı…
  • · Şeyhinin ocağına tam 40 yıl, cetvel tahtası gibi dümdüz odunlar taşıyarak tam 40 yıl sonra beliren "dağda hiç eğri odun yok mu?" dikkatine, "senin kapından eğrilik geçemez" cevabını bastıran ulvî dervişin ahlakı…
  • · Ayyaş padişahın gösterdiği camie bakıp, "güzel, güzel amma yanında bir meyhane eksik" cinasını yapıştıran muhteşem hâkimin ahlakı...
  • · Atının ayağı çamura batınca, üstünü başını bulayan âlime dönerek "bu çamurlu elbiseleri öldüğümüz zaman sandukamıza örtsünler; ulema ayağından sıçrayan çamur şerefimizdir!" tavrını takınan örnek sultanın ahlâkı...
  • · Ahdine hain düşman kralının kesik başını, mızrağının ucunda, "işte verdiği sözü tutmayan başın akıbeti" diye gezdiren fatih yeniçerinin ahlâkı...

Üstad Necip Fazıl Kısakürek, Batı Dünyası’nın kaybettiği ruhun dolayısıyla kaybettiği ahlâkın gûya kurtuluşu için uğraştığını fakat bu beşeri savaş dışında artık hiçbir hayata yer kalmadığını anlamamız gerektiğini ve insanoğluna İslam Ahlâkına bağlı yeni bir ruh ve yeni bir ahlâk inşa etmek cehdiyle parladığını görmeye muhtaç olduğumuzu söyler.

V. MİLLİYETÇİLİK

“SİZİ, TÜRK MİLLETİNİN DEĞİL, İÇİNDE TÜRKÜN DE ERİDİĞİ İSLÂM BÜTÜNLÜĞÜNÜN GENÇ VE AYDIN TEMSİLCİLERİ SIFATIYLA VE AŞKLA SELAMLARIM.”

Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK

Milliyetçilik kavramı, günümüzde en çok konuşulan ve üzerinde tam olarak mutabakata varılamayan kavramlardan biri. Bugün kendini milliyetçi olarak tanımlayanların bile bu kavramdan farklı farklı manalar algıladıklarını görebiliriz. Milliyetçilik kavramı üzerinde bir uzlaşmaya varılamamasının sebeplerinden biri; bu kavramın bir fikre dayanarak anlamlandırılmaması olabilir mi?

Milliyetçilik kavramı çoğu kitapta; “kendilerini birleştiren dil, tarih veya kültür bağlarından bir üstyapı oluşturabilmiş sosyal birikimlerin adı olan millet veya ulus olarak tanımlanan bir topluluğun yaşama ve ilerleme ülküsünün toplumların ve insanlığın gelişmesini sağladığına inanan görüş” olarak tanımlanıyor. Büyük Doğu Milliyetçiliği bu tanımın ihtiva ettiği manayı ifade etmiyor tabi ki. Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in ifadesiyle; “Bizim milliyetçiliğimiz, belli başlı bir topluluğa ait madde ve kemmiyet hakikatlerinin mâverasında, sadece ruh ve keyfiyet vâkıalarına bağlı, cevherini posasından süzen ve yalnız cevhere nisbet kabul eden bir telâkkiden ibaret.” “Cevherini posasından süzen ve yalnız cevhere nisbet kabul eden bir telâkki...” Büyük Doğu Fikriyatı’nın tavizsiz bağlı olduğu nispetin, ölçünün de Yaradan’ın bildirdiği ve Resûl'ünün gösterdiği hükümler olduğunu biliyoruz. O halde Büyük Doğu Milliyetçiliğinin bugün gerçek manasından kaydırılıp, kavmiyet manasında kullanılmaya başlanan ve daha da ileriye gidilip ırkçılık boyutuna kadar getirilen milliyetçilik anlayışıyla bir bağlantısı bulunmuyor. Büyük Doğu Milliyetçiliğinin tamamen İslam dairesi içerisinde, İslam’a bağlı bir anlayış olduğunu söyleyebiliriz. Bir başka deyişle kişinin,  ana ruh vahidini İslam’a dayadıktan sonra tâbi olduğu ırkı, kavmi sevmesi… Böyle bir milliyetçilik anlayışının bir mahsuru yoktur; ancak inancımız da bu durumu aşırıya götürmeyi, kendi ırkını diğer ırklardan üstün görmeyi kesinlikle yasaklar. Üstad'ın ifadesiyle söyleyecek olursak; “Bu ruhî kadronun ırkî planda kendi maddesine karşı sevgisi, ancak bellibaşlı bir vâhidin doğurduğu böyle bir ruha yataklık etmekten ibaret ve yalnız bu kayd ve şartla sınırlıdır.” Zaten Üstad Necip Fazıl,  milliyetçilik kavramının asılda “bir kavmin ruhunu dayadığı imân kaynağı” manasına geldiğini söylüyor.

Tarih planında değerlendirdiğimiz zaman, Türk kavminin İslamiyet ile tanışmadan önce de İslam Ahlâkına yakın bir yaşam tarzını kabullendiğini anlayabiliriz. Tanıştıktan sonra İslamiyetin yükselmesine yıllarca sancaktarlık yaptığını, İslam adına kazandırdığı fetihleri ve gösterdiği hizmetleri görebiliriz. Üstad Necip Fazıl, Türk’e bakışımızı anlatırken şöyle der; “Belli başlı bir inanış, bağlanış, düşünüş, seziş, hatırlayış, duyuş, davranış ve bildiriş hususiyetleri içinde, belli başlı bir iman, mukaddesat, tefekkür, tahassüs, hayal, hatıra, meşrep, eda ve lisan birliğinin ördüğü tek nüshalı ve şahsiyetli bir ruh nescinden ibarettir.” Fakat, burada önemli olan, Üstad'ın asıl kastettiği, Türk kimliğine sahip insan topluluğu değil, Türk ruhuna sahip şahsiyetler topluluğu... Türk ruhu dediğimiz anlayışın iki vâhidin birleşmesinden, bütünleşmesinden ibaret olduğunu belirtir Üstad. Bu vâhitlerden ilkinin; Türk’ün duygu ve düşüncesinde odak noktası olan mutlak iman ışığı, ikincisinin de; bu ışık etrafında, bu ışığı merkez kabul ederek oluşturduğu bütün bir tahassüs ve tefekkür seciyesi olduğunu açıklar. Bu vâhitlerden ilkinin, Türk ruhunu kendi dışında yani ırk ve kavim seviyesinin üstünde, bütün insanlar çapında olduğunu ve hâkimiyetini, diğerinin ise bu olan şeyi kendi içinde anlamlandırması, şekillendirmesi olduğunu da ayrıca ekler. Ve muhtevasında bu iki vâhidi içeren bu ruh nescinin zarfının da “Anadolu” olduğunun altını çizer. Burada bir şey hatırlatmak istiyoruz. İbda Mimarı Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, “Adalet Mutlak’a” isimli konferansında şöyle demişti; “Ortadoğu’yu, Ortadoğu edicek olan Anadolu’dur, Anadolu merkezli bir fikirdir.”

Aylık Dergisi, 139. Sayı, Nisan 2016

 
Etiketler: Ahlakçılık, Milliyetçilik
Yorumlar
Haber Yazılımı