Yazı Detayı
03 Aralık 2014 - Çarşamba 16:44
 
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
Fatih Turplu
 
 

Türkiye ve hâliyle dünya bir buhran içinde... Türkiye'yi "dünya" ile eşdeğer bir pozisyonda görüyor olmamızın uzun uzadıya izâhat gerektiren bir mevzu olmadığını düşünüyoruz. Bu mevzu ile alakalı olarak geçtiğimiz aylarda Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu tarafından ifade edilen şu sözleri hatırlatmak istiyoruz sadece: “ŞARTLAR TÜRKİYE’Yİ TARİHÎ MİSYONUNU ÜSTLENMEYE ZORLUYOR!”

Büyük Doğu-İBDA fikriyatı-külliyatı, bugün dünya üzerindeki bütün "siyâsî ve içtimâî ihtilaçlar"a karşı, yani eskiyen ve dünyayı hastalıklı bir hâle getiren bütün bâtıl-sahte oluşumlara karşı sistemleştirdiği ve teklif ettiği "YENİ DÜNYA DÜZENİ"yle meydan yerindedir. Devre devre büyüyen ve olgunlaşan bu fikir sistemi-sistem teklifi kendisini İslam'a Muhatab Anlayış'a nisbet eder ve köklerini Necip Fazıl ve Esseyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerinde bulur. Nisbetini hem bâtın ve hem zâhir tarafıyla Ehli Sünnet Vel-Cemaat'e dayandıran bu fikir sistemi, gerek memleketimizin içinde bulunduğu olağanüstü şartlar sebebiyle ve gerekse biz bağlılarının  davanın istediği liyakat şartlarını yerine getirememiz sebebiyle kamuoyunda dile getirilememiş ve gündemleştirilememiştir.

Oysa "Gündem Büyük Doğu-İBDA" olması gerekirken olmaması, olamamasının bizce iki türlü sebebi var; ilkini iç şartlar, ikincisini ise dış şartlar diye ayırdığımız bu sebebler Salih Mirzabeyoğlu'nun "BAŞYÜCELİK DEVLETİ" isimli eserinin ilk paragraflarını teşkil eden şu Hadîs-i Şerif baz alınarak değerlendirilmelidir bizce:

"Mümin, beş türlü şiddet arasındadır: Müslüman kardeşi onu çekemez. Münafık ona buğz eder ve sevmez. Kâfir onun canına kasteder. Kendi nefsi onunla uğraşır. Şeytan onu şaşırtmaya çalışır."(1)

Dış şartları oluşturan hissiyatlarda inkâr etme ve canına kastetme, şaşırtmaya çalışma, buğz etme varken, iç şartlarda ise bunları nefsî davranma, çekememezlik ve şaşırtma olarak kategorilendirebiliriz.

Dış şartlar, direkt karşısına alıp düşman olma, görmezden gelme (ademe -yokluğa-mahkûm etme), buğzetme ve şaşırtma ile birlikte bütün tonları ile iç şartlardaki olumsuzlukları da içinde barındırır.

Bahis mevzu dış şartlar, siyâsî ve konjonktürel zeminlere göre davranış şekillerine yol açar ve bu durumların bütünü politik olarak hareket etmeyi gerektirir; günlük politikanın estiği havaya göre şekillenme değil, kuşanılan fikrin gerektirdiği ve istediği siyâsî tavrı ortaya koymanın esas ve usûlü... Bu dış şartların sağlıklı bir biçimde analizi, bahsettiğimiz iç şartlardaki olumsuzlukların giderilmesi ve davanın istediği şekilde bir zemin temin edilmesinden geçer. Yani, dıştaki olumsuzluklar her ne olursa olsun, içteki düzensizlik ve başıbozukluk giderilmeden kuru kuruya dış şartların dayattığı zorluklardan şikâyet kendi kendini aldatmaktan ibarettir.

"Devlet" bir yönüyle de "insan" demektir ve insanın olmadığı yerde ondan söz etmenin de yeri olamayacağından kasıtla "yöneten" ve "yönetilen" vasfıyla "insan" bu meselede "merkez" hüviyetindedir. Bugün  Türkiye'deki ve dünyadaki ihtilaçların-hastalıkların müsebbibi olan bütün kötü sistemlerinin ortak yönü, insânî olan ne varsa sömürmesi ve "insan"ı yok saymasıdır. Tüm bâtıl-sahte sistemlerin tam tersi ve hakikati olarak "Başyücelik Devleti" İslâm'ı kendine referans alırken bu sistematiğin "nasıl" ve "niçin"lerini de izâh edişiyle bir orijinalite belirtir.

Salih Mirzabeyoğlu'nun "Başyücelik Devleti" eseri ve teklif ettiği sistemi anlamaya çalışırken biraz evvel belirttiğimiz olumsuz dış ve iç şartların, bunların sağlıklı analizini yapabilmek gerekir; çünkü, içte tesis edilmemiş bir şeyin dış şartlardaki tezahürünü aramak- yahut dış tazyikten şikâyet etmek-, bir meselede öncelikli hususun ne olduğunun bilinmediğini gösterir.

Bu husus bizi, dünya çapındaki bir meselenin itiş-kakış edebiyatı etrafında değil meselenin davet ettiği yükseklik zemininde ele alınmasının zorunluluğu önüne getiriyor.

Şurada yazı yazmak nedir? Kendini tatmin mi, önüne gelene davanın önümüze serdiği ölçülerle hava atmak mı, yahut "ele verir talkını" hesabı kendine vazife görmediğini başkasından istemek mi? Gözümüz bu küçük hesaplardan hiçbirisinde değilse ilk iş, gözümüzü en tepeye dikerek hareket etmek.

Devletleşmeden yahut devlet çapında bir güce ulaşmadan insana-Müslümana hayat hakkı olmadığına kâni olan herkesin tek tek nefsinde hissetmesi gereken mesuliyet, bizce "iç şartlar" diye belirttiğimiz olumsuzluklar karşısında takınılan tavır ile belli olur.

Daha evvel söylediğimizi tekraren hatırlatalım: “İçteki düzensizlik ve başıbozukluk giderilmeden kuru kuruya dış şartların dayattığı zorluklardan şikâyet kendi kendini aldatmaktan ibarettir."

"Başyücelik Devleti"ni istemek hoş bir şey ama, bunu teklif edene karşı mükellifiyetten kaçmak sadece nahoş değil aynı zamanda bir ikiyüzlülük göstergesidir.

Karanlığa mahkum olmuş bir şehri aydınlatmak için gerekli trafo temin edildikten sonraki mesele, şehire verilecek elektriğin nasıl aktarılması-bunun malzeme şartının neler olması ve bunun temini ile alakalıdır; yani, elektriği, bırakalım iletmeyi, bünyesine dahî kabul etmeyen -mesela odun- malzeme ile şehir aydınlığa kavuşamaz!

Problem bu ise, malzeme temininin önüne geçen -engel olan- hususların tesbitinin ardından vakit kaybetmeden hareket edilmeli ve eksiklikler giderilmeli. Böyle olunca da eksiklerin giderilmesi için gerekli olan zemin şartı gereklidir. "Yılgınlık ve kararsızlık"ın bir salgın hastalık gibi şuurlara bulaştığı zamanlarda, lidercilik oynayanından bir köşeye çekilenine kadar binbir türlü olumsuzluk cemiyetlerin içine yerleşir ve o cemiyetleri bir tahta kurusu gibi kemirir; bu kemirme idolojik faaliyetleri adam yedeklemeye ve bunun da neticesi olarak suç çetesi seviyesine düşürür. Durum böyle olunca da, "ister değişik ve ister aynı mevzuda olsun, birbirinden habersiz ve bağlantısız hareketler, mevzi başarılar içinde görünse bile, mücadelenin bütünü yenilgi içindedir.”(2)

"Başyücelik Devleti"ni istemek "dağı düze indirmek" şeklinde siyaseti içe doğru yapmak değil, içe doğru olurken dışa doğru açılmak-oldurmak ile olur. Meseleyi, mücerret bir şahsı hayâl ederek misâllendirelim: "demokrasinin nimetleri"nden faydalanırken içinde bulunulan siyâsî otoriteye ağız-yüz eğmek de demokratik bir tavırdır ki, bu durum sana o "hakkı" verip sonra senin o "hak" dâhilinde hareket ettiğini görenlerce takdir edilen bir hususdur! Karşı olmayı "keskinlik yapmak" zannetmek başka, "demokratik" bir ülkede o hakkını kullanarak fayda devşirmek başka bir şey; yaptığın herşey "ifade hürriyeti" çerçevesinde bir "suç" teşkil etmiyorsa ve bu "suç" teşkil etmeyen tavırla bir ömür "keskinlik" yaparak vakit öldürüyorsan bu ideolojik bir faaliyet değil, sadece çevrene adam yedekleme işi ve bulunduğun hareketin ideolojik zeminini kendi nefsine indirmek demektir. Bir daha hatırlatalım: siyaseti içe doğru değil dışa doğru yaparken içte olmak ve bunun tezahürü hâlinde dışı oldurmak nerede? Yok!

Oysa, "demokratik" bir ülkede kanunun sana verdiği bütün hakları sonuna kadar zorlamak ve o zorlayışın neticesinde mevcudun esasında "kötü-bâtıl” olduğunu gösterebilmektir marifet; beğenmediğinin sana verdiğini kullana kullana risk altına girmeden hareket etmek, bir yönüyle esasında bu durumdan pek rahatsız olunmadığının ama "dostlar alış verişte görsün" hesabı "keskinlik" yapıyor gibi yapmanın zemininde yaşanıldığını gösterir. O kadar keskin olanın bu güne kadar hiçbir kimseyi niçin kesmediği de illâ sorulmaz!

Yani? "Başyücelik Devleti"ni istemek kuru bir hayâl ve ağız alışkanlığınca söylenilen bir şey olmaktan öte, güneşin yüzümüze vurmasını hissettiğimiz kadar reeldir; yaşanılması ve yaşatılması gerekendir. "Başyücelik Devleti" bizim dışımızda olan ve "bir gün olur da inşallah kurulur!" yollu ucuz temenniler içinde gizli, dua edenin de inanmadığı öylesine bir hayâl değil, duâyı icrada arayanların, arayacak olanların kavuşacağıdır.

İdeolocya Örgüsü'nde "Temel Prensiplerimiz"den olan "Nizamcılık" başlığı altında Üstad Necip Fazıl “Başlı başına bir oluş değil, her oluşun ayrılık kabul etmez iş ve hareket şartı…" der; en büyük nizam peşinde koşarken nizama sokulacak olanın sadece "başkaları" olarak algılanmasından büyük felaket olur mu? "Başyücelik Devleti" şahsiyetsizler üzerine şahsiyetini kuran mamacıların değil "Müdahalecilik" prensibini nefsinden başlayarak tüm cemiyete sirayet ettirmeye bakan namzetlerinin elinden doğacak!

 

Bu uğurda NE DUR / NE DURAK / NE RAHAT... Engelcileri eze eze.

S. Mirzabeyoğlu

 Faydalanılan Kaynaklar

1.     Başyücelik Devleti/Salih Mirzabeyoğlu

2.     İdeolocya ve İhtilâl/Salih Mirzabeyoğlu

Aylık Dergisi, Kasım 2014

 
Etiketler: “Başyücelik, Devleti“, Engelciler
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı