Yazı Detayı
01 Nisan 2013 - Pazartesi 00:43
 
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
Fatih Turplu
 
 

Roma’nın Nizam Fikri

 

Seneca’nın meşhur “Çizmemde bir çivi eksik olsa, bütün Roma’yı yok sayarım.” Sözü kadar Roma’yı ve onlardaki Nizam fikrinin derinliğini anlatan başka bir söz var mıdır acaba?

Her şeye fayda açısından bakan Romalı, derinden duyduğu ve fikrî olarak temellendiremediği bu hissin tazyiki altında, baştanbaşa yeni bir imparatorluk kurdu. Galiba, bu türlü hmelerinin bir sebebi de savaşçı olmalarından kaynaklanıyordu ve bu askerî disiplini birçok sahada mahirce işleyebiliyorlardı.

Nizam fikri, ruhu … Bunu, bir Müslüman’dan daha iyi kim hissedebilir? Yahut da şöyle söyleyelim, bir Müslüman bunu nasıl hissedemez? Şeriatın her emri, her tavsiyesi, her reddi o fikre dair değil mi?

Romalının kaba seciyesi, işte bu fikri htiğinde, onu içinde duyduğunda değişti aslında her şey… Her mevzuyu ve her şeyi disipline ettiler ve hayatın pratik taraflarına, asıl olarak bu fikri nakşettiler. Böyle olunca da, “Bütün yollar Roma’ya çıkar” dedirtecek kadar hâkimiyyet kurdular. Belki de, inkişaf devirlerinin en mühim anı, hâdisesi, bu fikre varmalarıdır?

Pragmatist Roma mizacı savaşçı olduğu için “sağlayacağı fayda açısından” tıp ilmini hemen benimsedi ve disipline etti.… Ali İhsan Uzar ve Ahmet Yılmaz Şarlak’ın kaleme aldığı “Modern Tıbbın Gelişiminde Savaşların Rolü” isimli makâlede bu mevzu etraflıca anlatılır.

Grek asıllı Ascleplades (ölümü M.Ö. 40) hemen bir tıp okulu kurdu Roma’da. Onun öğrencisi Roma’lı Celcus (M.S. 1. yüzyıl) Grek-Yunan verimlerini toparladı ve “Tıp Konuları Üzerine” isimli bir eser yazdı.

Mühendis Frontinus (M.S. 40-103) Roma İmparatorluğu’nun su işlerini yönetiyordu ve kanallar, kemerler vs. ne gerekiyorsa yaptı. Hep yaptıkları ve en iyi bildikleri tarım ilerledi; tarımın ilerlemesi ile beraber takvim mevzuunda da yenilikler geliştirdiler.

Meşhur Panteon Tapınağı M.Ö. 31 ‘de Agrippa tarafından Aetium Savaşından sonra yapıldı. M.S. 80’de çıkan yangında tahrip olan Panteon, M.S.126’da bugünkü hâlini ihtivâ eden şekli aldı. Panteon’un girişinde şu sözler yer almaktadır:

M.Agrippa L.f Cos Tertium fecit (Marcus Agrippa, Lucuis’un oğlu, Üçüncü Konsül yaptırmıştır.)

Yollar, hamamlar, hastaneler, evler… Dünya görüşlerinin “insanın mutluluğu” olması (buna değineceğiz ayrıca) sebebi ile konfor, kalabalıkların rahatı öncelikli meseleleri oldu ve bunu da (hakiki ruh dayanağı hariç)  başardılar.

Yunanlıların aksine, tecrübî çalışmalara ağırlık verdiler ve bununla tarihte bilindiler. “Bu dönemde mühendislik alanının en gözde uğraş olmasına şaşmamak gerek”

Barbar Romalılar, savaşçı mizaçları ile Yunan Aklı’na bir pençe gibi yapıştılar ve her şeyi yeni baştan imar ederek yeni bir İmparatorluk kurdular. Hukuk’tan hitabete, sanattan müsbet ilimlere kadar her mevzuda Roma’lı entelektüeller, idareci ve siyasetçiler yetişti. Ve her şey bir nizama doğru akmaya başladı. 

 

Roma’nın Dünya Görüşü

Fayda, Mutluluk, Haz

 

Romalılar elde ettikleri hâkimiyeti “faydacı” bir biçimde hayatlarının pratik taraflarına uygulamışlar ve bunda muvaffak olmuşlardı. Dünya görüşü olarak “mutluluk”u hedeflemişler ve kolay anlaşılırlığının da bir etken olması ile birlikte Stoa ve Epikür felsefelerini benimsediler. Bu felsefî görüşler mutluluğu va'zediyordu.

Katı kaideleri olan Stoacılık Kıbrıslı Zenon (M.Ö. 335-263) tarafından sistematize edilmişti. Bu felsefenin nihâi amacı insanı mutlu yapmaktı.

Nasıl?

Kâinatın mekanik zorunlulukların hâkim olduğu bir yapısı olduğu kabul edilir ve insan da bunun bir parçası… O vakit her şey (kader) bu mekanizmaya göre işler.

Neticede?

Bu yapı değiştirilemeyeceğine göre insanın kaderi de değişmez; yani kaderi, bu mekanizmaya göre işler… Böyle olunca (düşününce) kadere karşı çıkılmaz ve değiştirilemez.

O hâlde? O hâlde ağlamanın, sızlamanın, dövünmenin bir mânâsı yoktur.

Ne yapmak lazım? İnsan kaderine boyun eğerse, işte o zaman mutlu olur.

Stoa felsefesinin kabaca görüşü böyledir.

Hazret-i Ömer’in Yemen'de rastladığı müteekkilleri andırıyor… Külli irade ve cüz’i irade meselesini anlamayıp bu tip düşüncelere meyledenler her zaman olmuştur. Tabii bir de, hâline dünden râzı, ne olsa, dünya yansa, Zenon’a rahmet okutacak, “kaderine razı” pozları ile kavga kaçkınlığını maskesi yapan gizli Stoacılar var ki, Roma dönemine değil günümüze ait ve mevzuumuz dışındalar.

Üçüncü döneminde “Roma Stoası” olarak isimlendirilen bu görüş Romalılar tarafından benimsendi. Zenon, daha sonraları görüşünün nereye kıvrıldığını görseydi, herhâlde sıradan bir çiftçi olmayı yeğlerdi; çünkü Romalılar, işi, gününü gün etmeye vurdu ve mutluluktan ziyade hazcılığın dibini buldular.

Zenon ile aşağı-yukarı aynı görüşleri savunan ve biraz daha kompleks olan Epikürcülük’ün mimarı ise Epiküros (M.Ö. 341-274) tur. Romalı’ların benimsediği bir görüşte budur.

Epikürcülük, Stoacılığa benzer görüşler ihtivâ eder ve bu görüşte de kadercilik temel fikirdir. İnsan hayatının anlamı, varmak istediği ana gaye “mutlu olmak”tır bu görüşe göre. Mutlu hayatın başı da sonu da hazza dayanır. Peki, hazza nasıl ulaşılır? Acıyı yok ederek! Peki, acıyı yok ettiğimizde nasıl bir hazza ulaşacağız? Tüm hazlar aynı değerde değildir; bunları doğuran üç türlü arzu-istek bulunur. Nedir onlar? Doğal olup zorunlu olanlar (yemek yemek gibi), doğal olup zorunlu olmayanlar (cinsellik gibi), ne doğal ne de zorunlu olanlar ki bunlara misal de zenginlik, lüks isteği, insanı mutlu kılan mütevazı hayat şartlarıdır. Mesela? “Olgun insan sadece az tüketen değil, az olanla yetinmeyi bilendir. Daha çok isteyen, daha çok mutsuz olur.”

(Buraya bir paragraf açarak Tarkovski'nin bu mevzuya dair olarak gördüğümüz sözlerini paylaşmak istiyoruz:

“İnsanın dilediği gibi yaşadığı, keyfince davrandığı, canı isterse yaptığı, istemezse yapmadığı, tamamen özgür bir hayat benim hiç aklımın almadığı bir şeydir. Tam tersine ben, belli bir aşamada bana çok önemli ve gerekli olan şeyi yapmaya kendimi adeta zorunlu hissederim.” ...

“Rusya’da yazar Korolenko’nun şu sözleri sık sık tekrarlanır:

‘Kuş uçmak için, insan mutluluk için doğar!’

Bana kalırsa, insan varlığının özüne bundan daha aykırı bir görüş olamaz. Mutluluk kavramının ne anlama geleceği hakkında en ufak bir fikrim yok. Memnuniyet mi? Huzur mu? İnsan hiçbir zaman memnun değildir ve daima somut elde edilebilir görevlerin çözümüyle değil, aksine sonsuzluğa yönelir…”)

Epiktetos’un felsefesine çelikten bir irade ile bağlı olduğu ve takma ayağını çevire çevire kıran bir kimseye hiç ses çıkarmadan dönüp “bak kırıldı” dediği söylenir.

Neticede, İslâm’da bulunan (ki İslâm, Hazret-i Adem’den Efendimize kadar bir bütündür; Kur’anda “Ma kâne İbrahim yedûdiyyev vela nasraniyyev velâ kin kâne hanifem müslimâ : İbrahim (a.s.) ne Yahudi, ne Nasrani idi, o hanif bir Müslümandı” denir meâlen) tevekkül bahsinin altı, üstü, sağı ve solu; gibi, bunların hepsi de, bir kendi değil. Sosyal bir yön bulunmayan, idealize ettiği ile sunduğunun, gayesi ile vasıtalarının ne olduğu belirsiz bâtıl mezhepler.

Romalıların haz mevzuunda ne kadar ileri gittiklerini anlatmaya şu misal yeter:

Güzel yiyeceklerden zevk almak için, o hazzı, bir daha bir daha yaşamak için, bunun sürekliliği için parmaklarını boğazlarına sokarak (ki bu mevzuda uzmanlaşmışlardır.) kustukları, sonra yine yedikleri, sonra tekrar, sonra tekrar...

Demek ki, belli bir ideolocya (inanılan şey) planında bağlanılmayan her şey gibi, “faydacılık” ta hazcılığın akıl almaz yönlerine doğru kıvrılmış. Bizde “faydacı” bir dünya görüşüne sahibiz; ama o “fayda”yı ne için istediğinize bağlıdır. “İnsan ne için yaşar? Fayda için”(Salih Mirzabeyoğlu) Başta ümmetin faydasından tutun da buna paralel akla ne gelirsek ekleyelim.

“Kanalize etmek” bu iki kelime mühimsiyoruz. Kanalize etmek; para’yı, bedenini, fikrini ve her ne varsa onu… Hayatımız böyle geçmiyor mu? Bir şekilde her bir şeyi başka bir yere, şeye kanalize ediyoruz. O halde? O halde “âlemde zat’ı ile iyi ve kötü yoktur” sözünü burada hatırlamak gerekiyor. Ne’yi, ne için ve ne uğruna? Mühim olan bu! Ve bu arada, “değer” mefhumu; her şeye değeri kadar kıymet vermek! Aslında bütün hayatımızın bir “değerler silsilesi”nden ibaret olduğu ve o değerlere göre hayatımızın biçimlendirdiğimizi düşünürsek, galiba işte o zaman sorular sormaya ve cevablarını aramaya başlarız.

Büyük hatipler, siyasetçiler, hukukçular ve mimarlara sahip İmparatorluk, o kültür birikimini hakiki gayeye bağlayamadı ve bugün çocuklarının miras aldığı haz dünyası olup çıkıverdi. Her ne var ki tarihin her safhasında olduğu gibi bir ses, yeni bir nefes dünyayı aydınlatmak için doğmuştu. “Dünya Görüşü” bahsinin “Hırıstiyanlık” ile alakalı bölümüne sonra değineceğiz.

 

                                                         “ Zamanın Ruhu”

Bilindiği üzere Batılılar milattan önce ve sonra diye tarihi ayırırlar. “Milad” diye istinad ettikleri hak resûl Hazret-i İsa’dır, doğumudur.

Roma'nın bütün Batı’da hâkim bir devlet hâline gelmesini “zamanın ruhu” bakımından görmek, hâdiseleri buna göre seyretmek ve tahlil etmek lâzım gelir diye düşünüyoruz.

Hazret-i İsa, aynı zamanda “Son peygamber”in gelişinin son müjdecisi olmak bakımından da mühimdir; resûl’dür, yeni şeriat sahibidir, kitap gönderilen 4 peygamberden biridir.

Peygamberlerin dünyaya gelişlerine bakacak olursak, resûller ve nebîler olarak incelemek lazım; “Resûl” yani şeriat getirenler; “Nebi” ise bir önceki peygamberin şeriatı üzerine insanları hakka davet edenler. Her resûl geldiğinde, o zamanda artık hakkın adını ananların kalmadığını yahut ananların gizlendiğini, insanlığın yoldan çıktığını görmekteyiz. Peygamber efendimiz hem Resûl hem de Nebî idi; kendisinden önceki bütün emirleri (unutulmuş olanları) ve yeni emirleri getirdi. Zaman sırrı bakımından, “şeriatın sahibi” sıfatı ile, zaten bütün âlemler ve emirler “o var” o yaratıldı diye yaratıldı. Kur’anı Kerim’de meâlen “bugün dininizi tamama erdirdim.” denilir.

İşte, Hazret-i İsa, her şeyin köhnediği bir zamanda, son peygamber’e doğru halkanın son zinciri olarak dünyaya geldi. Kendisine verilen kitap (İncil) ta da Efendimizin geleceği müjdelenir ki “zamanın ruhu” son peygamber’in artık yaklaştığı demde idi.

Yahudilerin “Babasız çocuk nasıl olur?” deyişine Üstad Necip Fazıl’ın “Ya babalı çocuk nasıl olur?” sözünün altını çizelim. Devrin, nasıl bir mantık taşıdığının resmini özetlemesi bakımından mühim…

Roma, İmparatorluğunu kurmuş ve iç işleri olsun, dış işleri olsun belli bir seviye tutturmuştu. Söylediğimiz gibi M.Ö. 30’da Mısır bile ellerindeydi. Ve birden bir şey oldu; Üstadın şiirindeki gibi “Bir şey koptu benden, şey / Her şeyi tutan bir şey” mısralarını anımsatan bir şey! Bir bakireden bir çocuk doğdu. Öyle bir çocuk ki, bugünkü Batı’nın, Roma’nın, Rönesans’ın, Reform’un, savaşların, şiirlerden resimlere Batı’nın bütün sanat verimlerinin ve daha birçok şeyin oluş sebebinin o “çocuk”un doğumu ile olacağını kim bilebilirdi ki?

 

(devam edecek...)

 

Aylık Dergisi 103. Sayı

 
Etiketler: Batı, Dünyası, ve, Temel, Dayanakları, Üzerine, -2-,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı