Yazı Detayı
30 Temmuz 2016 - Cumartesi 16:27
 
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
Fatih Turplu
 
 

Bir Adam Yaratmak eserinin kompleks-karmaşık yapısının ana çatısı, ruh ve nefs kutublarını içinde barındıran, barındırmak zorunda kalan- ki bir İslâm büyüğüne Allah’ın “biz seni onunla seviyoruz” hitabını hatırlayalım!- insanın -eserdeki Hüsrev’in- hayat, ölüm ve içindeki sonsuzluk arzusunun bitiştiği noktada yaşamasına nasıl devam edebilirliği, edecekse, ne türlü bir anlayışa sahip toplum içinde etmesi gerektiği üzerine kuruludur. Bu açıdan bakıldığında Bir Adam Yaratmak cemiyet-fert ilişkisinin enine boyuna ele alındığı, ferdin varoluş krizi-buhranı içerisinde cemiyete sarkan tarafıyla duyduğu ızdırab ve cemiyetin, kendi başına bırakılan cemiyetin varoluş kaygısı güden ferdi bir nevi kusmasının, kusmaya çalışmasının da –eserin sonunda Hüsrev’in deliler hastahânesine kapatılıyor oluşu- hikâye edilişidir. Eserden: “Anne! Bırak beni bu cemiyet içinde yaşamayım. Bir kolumda sen, birinde Selma, tımarhanede ölmek istiyorum.” (1)

“Trajik İnsan tipi” diyebileceğimiz Hüsrev, varoluş kaygısının en derinini duyduğu için kendisine Sokrat vârî fikirlerinden ötürü cephe almış bir cemiyette yaşamak yerine tımarhanede ölmeyi yeğ tutar…

Bir varlık kaygısının, metafizik bir ürpertinin, üstadın tabiriyle “crise-intellectuelle bir fikir buhranını çerçevelemek gayretinde”(2) olan, içinde bulunduğu zamanın insan ve toplum meselelerine cevap verecek bir dünya görüşünü demetleyecek bir fikir adamının sanat bahsindeki tavrını -Tohum piyesi saymazsak- ilk defa toplu bir şekilde yansıttığı da bir eserdir Bir Adam Yaratmak… Eserdeki baş karakter olan Hüsrev’in yaratmağa kalkınca en büyük yaratıcıyı keşfetmesi ve kendini bildiğince rabbinin azameti önünde “diz çök ey zorlu nefs önümde diz çök/heybem hayat dolu deste ve yumak” demek istemesinin tiyatro-hayat sahnesi önünde hikâye edilişi… Bir Adam Yaratmak, Üstadın, sonradan belirecek olan bir nevi eklektik diyebileceğimiz mizacının, bırakalım kavranılmasını birçok yazar tarafından tahayyül bile edilemez hususlara el atacak olmasının konsantre-yoğunlaştırılmış hâlini de barındırır. Nitekim daha eserini yazdığı yıllarda bile kendisine suâl edildiğinde, eser hakkında fikirlerini izâh ederken kapalı bir tutum sergilemeyi seçerek “ona olan zaafım, üstünde fazla konuşmamı yasak ediyor.  Zaten hâdiselerin sırrını, kaba saba formüller içinde harcamağa, ulu orta dogmalar yapmağa düşmanım” der. (3)

Necip Fazıl’ın bu eseri Şekspir’in Danimarka Prensi Hamlet ile çokça mukâyese edilmiş, hattâ bu meyanda birçok yazı yazılmıştır. Fakat alâka çekicidir ki, iki eser arasındaki mukâyese fikri, tavrı, eserin yayımlandığı ve sahnelendiği yıllar değil  -ki zamanımıza kıyasla o günkü edebiyat ve sanat camiasının nisbeten daha iyi kalemlere sahip olduğu muhakkaktır- tarih olarak daha yakın zamanlara tekâbül ediyor oluşu alâka çekicidir. Demek ki bugün mazruftan daha çok zarfa bakılıyor ve işin mücerredinden ziyade müşahhas taraflarının konuşulması daha çok para (maddî yahut manevî anlamda) ediyor? Peyami Safa’nın bir intihâl iddiasına mukâbil olarak Necip Fazıl’ın söylediği “sırf keyfiyet ayrılığı bakımından öyle uçurumlar vardır ki” sözleri bahsettiğimiz mevzu hakkındaki meramımızı daha iyi anlatır zannediyorum.

Bunun yanında Necip Fazıl, Şekspir, Hamlet ve Bir Adam Yaratmak arasında nasıl bir münasebet olduğunu ve bu münasebetin nasıl değerlendirilmesi hakkındaki kanaatlerimizi bir başka yazıda ve uzunca ele almak niyetinde olduğumuz için bu mevzuya şimdilik mim koymakla iktifa ediyoruz… Bu mevzuya dâir kabaca olsa da iki not düşmek icab ederse, birincisi; Necip Fazıl’ın “gözü açık rüya gören” birisi ve misyon yüklü bir fikir adamı olarak ele aldığı her mevzuyu ulviyete dönük bir yükselişe çekmesi, sadece bununla yetinmeyip ardından mücerret ile müşahhası birleştirme gayesi güden tahkim kudreti… İkincisi ise, aynı meseleye “Baudelaire ve Necip Fazıl” denilerek yapılan mukayeseler etrafında da rastlarız; temelde yapılan mukayeseler değil, mukayese biçimlerinin fikrî ve edebî kudreti, ele alış biçimleri ve nereye bağlanıyor olduğu bir değer belirtir…

Geçtiğimiz haftalarda Baran Dergisi’nde yayımlanan Bir Adam Yaratmak eseriyle alâkalı bir yazısında Kenan Durdu, “klâsik edebiyatımızda trajik insan tipi yoktur, dramatik insan tipi vardır”(4) diye yazmıştı. Tıpkı bahis mevzu yazıda dikkat çekilen eksikliği doldurmak için tasavvur edilmiş gibi duran Hüsrev karakteri ise, belki de bizim edebiyatımızda ilk defa hiçbir tortusu olmayan, kristalize edilmiş-gereksiz teferruatlardan arındırılmış olarak felsefî ve edebî anlamda katışıksız trajik insan tipidir. Trajik çatışma her insan tipinde ortaya çıkmayabilir. Böyle olmasına bakılarak Hüsrev’i tamamen trajik çatışma içindeki bir karakter sayabiliriz; çünkü onun kendisi, babası, yazmış olduğu eserindeki karakteri, annesi, aşığı, sevdiği, dostu ve düşmanlarıyla olan ilişki biçimlerinin hepsi tamamen trajiktir. “Sanat’ın dâima ferdî olanı hedeflemesi”(5) bu eser ve eserin içindeki Hüsrev’in eserindeki karaktere dek uzanan iç içeliğe mukâbil hususiyetini kaybetmez; bilakis, tüm bu iç içe görünüşlere mukâbil insanın bu âlemdeki trajik durumunu tek bir ferdin varoluş çilesi içinde ve tek bir aynada seyretmekteyizdir. “Sürü tipi insan”  ise “hayatın trajik özünü göremez.”(6) Hüsrev’e gelince o “sürü”nün umûmî bir kabul ile alışkanlık olarak sürdürdüğünü yaşayamaz hâle gelmiştir. Bir crise-intellectuelle içindedir ve dâima “trajedi kahramanı kendi türünde benzersiz bir ferttir. Taklit edilebilir fakat o zaman iradeli yahut iradesiz, trajediden güldürüye kayılır. Kimse ona benzemez çünkü o kimselere benzemiyordur”un(7) yalnızlığı içerisinden konuşmaktadır. Hüsrev karakterinin bu benzersizliği ile Necip Fazıl’ın fikir, sanat,  aksiyon hayatındaki benzersizliği arasında ve Necip Fazıl’ın kendi şahsiyeti arasında bir bağ elbette kurulabilir. Kurulmalıdır da; çünkü Hüsrev’in bizi eser boyunca hayrete düşüren varoluş ızdırabı, o crise-intellectuelle, Necip Fazıl’ın Esseyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerine “İmâm-ı Gazâlî’nin mi, benim mi çilem büyüktü?” diye sorduğu ve “seninki!” cevabını aldığı crise-intellectuelle’in bir serpintisinden gelmektedir.

Tüm bunlardan sonra “edebiyatımızda trajik insan tipi niçin yok?” diye bir suâl edilse, zannediyorum verilecek cevap başka bir suâli doğurur ki o da şu olsa gerek:  bizde “trajik insan”ı anlatacak seviyede fikrî kriz içine girmiş ve bu kriz entelektüelden bir dünya görüşü meydana getirebilmiş kaç tane fikir, sanat ve aksiyon adamı var ki?

 

Dipnotlar:

  1. Necip Fazıl Kısakürek, Bir Adam Yaratmak, Büyük Doğu Yay. İst. Sayfa:141.
  2. Türk Tiyatrosu Dergisi, 15 Kasım 1937, sayfa 83.
  3. A.g.e.
  4. Kenan Durdu, Bir Adam Yaratmak - Klâsik Çatının Klâsik Temeli -Baran Dergisi 476. Sayı
  5. Henri Bergson, Gülme, Türkiye İş Bankası Kültür Yay. Sayfa 102.
  6. Emrah Akdeniz- Nietzsche’de Dekadans ve Kültür Eleştirisi Olarak Trajik Bilgelik.
  7. Henri Bergson, Gülme, Türkiye İş Bankası Kültür Yay. Sayfa 104.

 

Not: Bu yazı, Kenan Durdu’nun Bir Adam Yaratmak - Klâsik Çatının Klâsik Temeli başlıklı yazısından yola çıkılarak yazıldı.

Aylık Dergisi, 143. Sayı, Temmuz 2016

 
Etiketler: Bir, Adam, Yaratmak, Trajik, İnsan
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı