Yazı Detayı
01 Ekim 2004 - Cuma 14:27
 
Büyük Muztaribler II. Cildi Üzerine…
Kazım Albay
 
 

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu zindanda peş peşe eserlerini veriyor; önce Se­fine, ardından Telegram, onun ardından Büyük Muztaribler 2. cildi ve akabinde Münşeat ve Elif...

 

Orijinal sentez-büyük terkib sahibi Salih Mirzabeyoğlu’nun Büyük Muztaribler adlı eseri, içinde öğretici amaçla fikir çilekeşlerinin hayatına yer veril­mesine rağmen ansiklopedik bir eser değildir; bilâkis düşünce adamlarını kendi sentezinde eri­tici üstün bir diyalektiğin ürünüdür. Elini küfre değdirse Şe­riat doğan, zehir yese şifaya tahvil eden bir dil ve diyalekti­ğin sahibi, dünya kültür yemiş­lerini kendi çarşafına topluyor ve büyük İslâm diyalektiğinin soylu tavrını ve beklenen fikir kahramanının usulünü gösteri­yor.

 

Büyük Muztaribler I’de, Batı­nın kültür yemişleri tanıtılırken, sırf onları tanıtmak değil, kendi usûl, esas ve tarzını göstermek gayesi güdülmüştür; BD-İBDA dünya görüşünün harcına kat­mak için. Batı felsefesi tanıtılır­ken, kendi ideolacyamız önünde lif lif ayıklanıp hallaç pamuğu gibi atılıyor; tıpkı İmam-ı Gazali’nin devrinin İslâm dışı fikir ce­reyanlarını, onların dahi yapa­madığı bir şekilde sistemli hale getirip tanıtması, ardından eleştirilerini yapma­sı gibi. Bati tefekkü­rü ve İslâm Tasav­vufu kanatlan ara­sında yükselen İB­DA Mimarisi’nin, bi­rinciyi ikincinin önünde hesaba çe­kişi; fikrinin, tarzı­nın usûl ve esası­nın kuvvet ve haysi­yeti... Yapanı yaptı­randan gelici tecrit budu... “Küfrün kaynağını bilmeyen gerçek imanda olamaz” veli sözünün hakikatini gösteren bir du­rum... Bölünmüşlüğün ve par­çalanmışlığın çağında, çekilen her yanlışın yerine doğruyu ko­yacak bir dünya görüşüne ihti­yaç içinde olmamız, Mütefekki­rimize böyle bir vazife yüklü­yor... Eşya ve hadiselere İslâm'ın tahakkümü ancak böyle sağlanır ve İslâm asrı ancak böyle doğar; “İstikbâl İslâmındır!” sözünün “yakîn” hâlidir bu...

 

Salih Mirzabeyoğlu’nun bu eserinde okuyucunun seviyesi­ne daha da indiğini, notlar ve hatırlatmalar yaptığını, mevzu­lar arasında bağlantı kurama­yanlar için ’’şöyle demiştik!” di­ye bağlantı noktalarını gösterdiğini ve eserlerine fevkalâde bir akıcılık kazandırdığını şahsî ka­naatim olarak söyleyebilirim. Ustalık isteyen bir iş; fikre ke­sinlikle kıymadan okuyucu se­viyesine sanatkârane bir iniş. Fikir kıvraklığı, lisan kudreti ve üslubundaki şiiriyet bu akıcılığı sağlıyor... Yazıp çizenlerin içinden çıkılamaz hâle soktukları mevzu ve meseleleri bile, düzel­tip anlaşılır hâle getiriyor; ve ondan sonra yanlışını doğrusu­nu gösteriyor ve terkibi kıymet hükmünü de ince tahlille birlik­te âdeta “hap” şeklinde yediri­yor...

 

Şunu belirtelim ki, parçada ne kadar derinleşilirse derinle­şilsin ve ne kadar Mutlak Doğru’ya yanaşılırsa yanaşılsın, Al­lah’a Resulü’nün bildirdiği yol­dan iman olmayınca kurtuluş yok! Büyük Muzdariblerde Batıdan gösterilen soylu insan kafa­larının, Kurtuluş Gemisi’ni kıl payı ile kaçırması ne acı!.. Kıl kadar mesafe kalmışken köprü­den düşenler!.. Nasip!.. “Ne acı!” dedikten sonra, hazır bulduğu İslâm’ı bir mirasyedi gibi yiyen son beş asırdaki nesillerin du­rumunun bundan “daha acı” ol­duğunu esefle belirtelim. Biri ararken mahrumluk, diğeri bul­muşken mahrumluk!.. Tabiî ki ikincisinin durumu daha acı!..

 

Büyük Muztaribler II’de ağırlıklı olarak batı düşünce adamları var... Çünkü, bizimki­leri bilmek için onları (Batıyı) bilmek gerekir... Salih Mirzabeyoğlu’nun Bâtın Yolu kahra­manlarından terkip ettiği Kök­ler adlı eseri derya-deniz; fakat tekrarlıyoruz, bizimkileri anlayabilmek için Batıyı bilmek gerekiyor... Eğer Batıyı bilmezsek, veli kelamları­nı tekerleme gibi geveleyenler­den, incisi düşmüş istiridye ka­buklan hâline getirenlerden bir farkımız kalmaz!..

 

Eline geçirdiği İslâmî eser­lerle Rönesansını gerçekleştiren Batının 18.yydaki Aydınlanma Çağı... Fakat büyük fikir hamle­lerine rağmen aydınlanmanın gayesi gerçekleşmemiş, mutlak hakikat bulunamamış ve Batı­nın buhranı devam ederek bu­günkü müzmin hâline gelmiştir. Eserden bir tesbit: “Neticede Batı’daki aydınlanma, soylu bir ihtiyaç ifşâından baş­ka bir şey değildir ve bugün maraz devam ederken, devâ nâmevcuttur.”

 

Batı’da 18. yy şairler ve mütefekkirlerin beklenti dö­nemi olmuştur. O dönemde bü­yük değişiklikler olacağı beklen­tisi vardı... Nietzche mehdiyi anlatmıştır; Hitler’in liderliği de o anlamdadır. Hitler’in liderliği, İslâm’daki Şeyh-Mürid ilişkisi­nin panteist şeklidir; Hitler bir nevî tanrı gibidir...

 

Batıdaki Aydınlanma Ça­ğı, bizde bir yandan maymunvâri Tanzimat hareketine yol açarken, diğer yandan BD-İBDA’nın Bâtın Yolu büyüklerin­den kol başı Mevlanâ Halid Hz.’nin zuhuruna denk gelir. “Zahirî ve ‘ledünnî’ bütün ilim­leri, yani bütün akıl ve nazariye plânını tamamladılar” ve sonra “hâl” e de kavuştular... Mevla­nâ Halid, Seyyid Abdullah, Seyyid Taha, Seyyid Salih, Seyyid Fehim, Seyyid Abdülhakîm Arvasî ve Kumandan’a, “seni ben yetiştireceğim!” buyu­ran Üstad ve Kumandan... İşte gerçek bir Aydınlanma Çağını, “Fikir Çağı-İBDA Çağı”nı kura­cak İBDA’nın bâtın köprüsü tâ oralara uzanır... Beklenen fikir kahramanının, bozulmanın kay­nağından (Tanzimat Dönemi) düzelterek gelişi; “öz,jeni,be­şik, döşek,kaynak” anlamlarına gelen deha’nın, “geist-Küllî ruh” anlamıyla ve tabii ki Mehdi’nin mânâlarıyla olan ilgisi...

 

Büyük Muztariblerin II. cil­di bayağı hacimli... Eserden bir çırpıda rastgele bir usûlle aklı­mıza gelenler: O. “Henri mizacı” ve Hacı Musa Bey’in her türlü sıvışıklıktan nefret mizacıyla söylediği, “içine hesap giren er­kekliğin içine...” sözü. “Top mu, tereyağ mı?” sorusu şöyle yorumlanır, “fazilete göre mi, hazza göre mi?” Freud’un “şuuraltı”na kadar inen ilginç bir Freud portresi. Fâkih-Kusto- Mehdi alakası, Büyük insanla­rın çocukluğundan beri bir yola sürüklenmesi ve “Ben Kimim?” sorusu. “Hayat biçimi” olan mafya. Descartes vesilesiyle, “Batı’da bir tek filozof gösterile­mez ki, ışığını İmam-ı Gazali’den almış olmasın” tesbiti ve pek çok Batı filozof ve sanatkâ­rının- bilhassa şairlerin- Arap­ça, Farsça ve Osmanlıca lügatına, iştiyaklarından istifade ede­cek kadar aşina olması ve Nietzsche’nin “Zerdüştün Ön Ko­nuşması” eserinden bu iştikak­ların gösterilmesi. Picasso’nun doğduğunda öldü diye bırakıl­ması ve yüzüne üflenen bir püro dumanıyla hayata dönmesi v.s. v.s. v.s.

 

Üstad’ın “So­nunda var olmak müşkülü kal­dı!” mısraı ve işin temeli “İdra­kin Aczine Dair” levhasına bağlanması...

 

Külliyatla ilgilenenler, Bü­yük Muzdaribler ile kendilerine yön tayin edebilir, mevzularını bulabilirler; batı entellektüel ve felsefesini anlayabilirler... Bü­yük Muztaribler Külliyat’ın anahtarı gibi... Batı’ya ve mese­lelere nasıl bakılacağı gösterili­yor bu eserde... Ders kitabı gibi anlaşılır, ansiklopedi gibi kay­nak... İBDA’nın ölçülerini kuru kuru gevelemek ve satıhta kal­mamak için tecrit şart, telkinle alınanı tahkikle bulmak şart; bu eser bu hususta bir örnek... Eğer mevzularda derinleşilmezse, zıtlar arasındaki fark anla­şılmaz ve “İslâm zıt kutuplar arası muvazenenin üstün niza­mıdır” ölçüsü güme gider; ve dolayısıyla şahıslarda İslâm güme gider...

 

Aylık Dergisi 1. Sayı

 
Etiketler: Büyük, Muztaribler, II., Cildi, Üzerine…,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Temmuz 2021
İslam ve Osmanlı Resim Sanatı
02 Haziran 2021
Necip Fazıl’ın Din Eğitimi Camiasına Söyledikleri
01 Ocak 2019
Absürd Tiyatro
06 Aralık 2018
Geleneksel Türk Tiyatrosunda Meddah ve Meddahlık Sanatı
29 Ekim 2018
Geleneksel Türk Tiyatrosu -I-
30 Kasım 2016
Esseyid Abdülhakim Arvasi
01 Ağustos 2015
Kanun Geri Yürüdü: Mirzabeyoğlu Hücrede
01 Mayıs 2012
Bir Ayniyetin İki Kanadı: Büyük Doğu-İbda
01 Nisan 2012
ABD Ordusunun Eseri...
01 Ocak 2012
Yeni Yıl ve Yenilenecek Yüzyıl
01 Aralık 2011
Bizim Vekiller Aptal mı veya Noter Kâtibi mi?
01 Kasım 2011
Gazali Sempozyumu Vesilesiyle
01 Kasım 2011
Tekerleme İman Değil, Her An Taze İman
01 Kasım 2011
Solmaz, Pörsümez Yeni
01 Ağustos 2011
Ruhsuz Müslümanlık ve İbdacılık Üzerine
01 Temmuz 2011
İslam, Sorgulayarak Teslim Olmak
01 Haziran 2011
Din ile Dünyanın Dengesini Kurabilmek
01 Mayıs 2011
Büyük Doğu’ya Öykünmek Değil, Büyükdoğu’yu Yürütmek
01 Nisan 2011
İktisadın Ahlaka Tesiri
01 Mart 2011
Devrimin Objektif ve Sübjektif Şartları
01 Şubat 2011
AKP “Bizden” mi?
14 Ocak 2011
2011'de Hedeflerimiz ve Kısa Bir Muhasebemiz
01 Kasım 2010
İslâm’ın Tesettür Emri, Kadına Verdiği Kıymettir
01 Ekim 2010
Harekette Bereket Vardır
02 Eylül 2010
Bir Serginin Ardından
10 Ağustos 2010
1 Ağustos İbda’nın Kuruluşu Üzerine
02 Temmuz 2010
Dışta Kurtuluş İçte Kurtuluştan Geçer
01 Mayıs 2010
Bir Devrime Bir İnkılaba Açız
01 Nisan 2010
İyi’den Kötü’ye Gidiş!
01 Mart 2010
Batıcı Hayat Tarzı ve Sonuçları
03 Şubat 2010
Gündemimiz Ne veya Ne Olmalı?
01 Aralık 2009
Erkek Doğmak Kolay, Erkek Olmak Zor…
02 Ekim 2009
“Ben Değil, Biz!” Diyen Aylık Dergisi
01 Ocak 2009
İslam ve İdeoloji
01 Ocak 2008
“Eski Şekil Hep Yeni Ruh…”
11 Eylül 2007
Kendimize İyi Davranmak
11 Haziran 2007
İç Hayatımız mı Önemli, Dış Hayatımız mı?
01 Ocak 2007
Yakın Tarihi Sorgulamak
02 Aralık 2006
Dünü Bugüne Bağlamak; Kültür-Tarih Birliği
01 Ekim 2006
İnsan Kökleri, "Berzah"
01 Ocak 2006
İslâm Fıkhı İbda
01 Mart 2005
21. Yüzyıl Savaş Tekniği ve İbda
08 Ekim 2004
Yakışı Ayrı Bir Tat “Münşeat”
01 Aralık 1995
"Su Sırrı"
01 Temmuz 1995
İlim Nedir, Alim Kime Denir?
01 Ağustos 1994
Mimari Üzerine
01 Ekim 1993
El
01 Haziran 1992
“Tilki Günlüğü” ya da Kainatın Şifresi
01 Ekim 1991
"Çağdaş Sinan" Cevat Ülger'i Tanımak - Kazım Albay
30 Kasım -0001
Açlığımızın Bile Farkında Değiliz!
Haber Yazılımı