Yazı Detayı
01 Şubat 2012 - Çarşamba 05:11
 
Çağdaş(!) Eğitim Sistemi
Ömer Emre Akcebe
 
 

Her dalda olduğu gibi eğitim-öğretim dalında da ülkemizin malûm rol modeli olan Batı'nın Anadolu insanına bulaştırdığı ve bulaştıracağı hastalıklardan bahsedeceğiz. Devlet, eğitimle alâkalı olarak “teknik” dönemini başlattı. Teknolojinin nimetlerinden yararlanılarak, öğrencilere son olarak "Tablet PC" dağıtma kararını aldı. İhale süreci tamamlanan tabletlerin yakın bir gelecekte öğrencilere dağıtılması planlanıyor. Bundan evvel kara tahtalardan, dijitâl panolara geçilmiş, her sınıf bir laptop ve projektör ile donatılmıştı. Bir süredir birçok okul yıkılmakta, yerlerine daha modern okul binaları inşa edilmektedir. Bu çalışmaların yapılma gayesini, eğitimde fırsat eşitliği olarak açıklıyor devlet. Özel okullarda okuyan öğrencilerin kullandıkları vasıtaların, her öğrencimiz tarafından kullanılması gayesiyle hareket ettiklerini ifâde ediyorlar. Bu bakıma, devletimizi eşitlik gayretkeşliğinden ötürü tebrik ediyoruz. Ne var ki, fırsat eşitliği diye ifâde edilen eşitliğin kıstaslarını, sorgusuz sualsiz Batı eğitim sisteminden devşirmektedir. Kullanılan bu vasıtaların, determinist ve materyalist Batı tarafından ne sebeble öğrencilere sunulduğu acaba devletimiz tarafından bilinmekte midir? Yok, bilinmiyor ise, bu eğitim hamlesi de, evvelinde teklif edilen sanayi hamlesi gibi tamamen taklidî olup, kullanılan vasıtaların usûl ve gayelerinden bîhaber, yeni bir kavanoz mübtelâlığı mıdır?

 

Şimdi söyleyeceklerimiz kuru kafa ile yapılan bir muhalefet mantığından ziyade, bedeli gelecek zaman içerisinde matematikten fiziğe, edebiyattan sanata ödenecek bir sıkıntının şimdiden teşhisi mahiyetinde olacaktır.

 

Farmakolojik  Eğitim Sistemi

 

Hasta olan Batı’dan bizim eğitim sistemimize ilk olarak müdahale edilmesi, John Dewey ile başlar. Kerâmeti kendinden menkûl hastalıklı eğitimci (!) Dewey, dünya eğitim sistemine en büyük darbeyi indirmiştir.

 

Batı'nın, "Kendinden Zuhur Diyalektiği"ne karşı giriştiği cinayet tasarlayıcısı John Dewey'dir; gerek Batı'da gerekse Doğu'da, her türlü cins zekanın yetişmesine, daha okul sıralarında manî olacak şekilde ,bir eğitim sistemi tasarlamıştır. Sistem, o günden bugüne gelişen vasıtalarla iyice yerleşmiştir. Uygulamadaki başarısı ise; 100 yıldır ne Doğu'dan ne de Batı'dan “cins kafa” yetişmemiş olmasıyla izâh edilebilir.

 

Geçtiğimiz yüzyılın en etkili eğitimcisi sayılan John Dewey, Gilman’la beraber aynı hocaların danışmanlığında Berlin Üniversitesi’nde doktora derecesi almış, Hegelci bir filozof olan George Sylvester Morris’le beraber çalışmıştır. Dewey, “okul”u, Sosyalist dünya düzeninin inşâsı için bir mekanizma ve kitlelerin uyum sağlamasını zorlayan bir forum olarak gören ilk kişilerdendi. 1899’da Dewey, “Kendi adlarına düşünmeyi bilen çocuklar, herkesin birbirine bağımlı olacağı gelecekteki kollektif toplumun âhengini bozar,” diyordu. Dewey’in “ilerici eğitim”inin başarı kazanmasının altında yatan en önemli sebeb ise, ROCKFELLER ve CARNEGIE paralarıyla desteklenmiş olmasıdır. Yüzyılın başında NAE (Evanjelik Millî Birliği), Dewey’in tüm projelerini destekliyordu.

 

İBDA külliyâtına aşina olanların hemen hatırlayacağı bahis “Kendinden Zuhur Diyalektiği”.

 

Yukarıda dikkatimizi çeken; -“Kendi adlarına düşünmeyi bilen çocuklar, herkesin birbirine bağımlı olacağı gelecekteki kollektif toplumun âhengini bozar,” diyen Dewey, cemiyet içerisinde, ferdî her türlü oluşu, henüz filiz vermesine fırsat bulmadan, tarım ilaçlarıyla katletmekten bahsediyor. Amerika’nın meşhur eğitim projesi olan “Hedef 2000”in konusu da bunun üzerine. Öyle ki, yukarıdaki Dewey’in ifâdesine nisbetle, kendi adına düşünmeyi bilen çocuklara karşı, çeşitli kimyasal ilaçların kullanılmasını meşru gördüğü gibi, öğretmenlik fakültelerine farmakoloji dersi koyacak kadar da destekliyorlar. Yani, hür, kendini ifâde eden, “şahsiyet” sahibi insan tipinin hayat hakkı bulamadığı cemiyet nizâmı inşâ ettiler ve ediyorlar.

 

Bu hastalıklı şahsiyet, devrin Anadolu coğrafyasını da teğet geçmemişti maalesef. Bu bakıma ülkemizi de ilgilendiren bir parantez açma ihtiyacı duyuyoruz. Dewey, 1924 senesinde Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Türk eğitim sistemi, bu ziyaretinin ardından Dewey’in hazırladığı rapora göre tanzim edilmiştir. Türkiye'de Amerikalı eğitimci John Dewey üzerine yapılan pek çok çalışma, temel kaynak olarak onun ön ve asıl raporlarını kullanarak, Türk eğitim sistemi üzerine etkisini konu edinmiştir. Prof. Dr. Mustafa Ergün’ün Atatürk Devri Türk Eğitimi adlı kitabında John Dewey'e dair verdiği bilgiler ve dönemin Türk basınında bu konuda çıkan haberler mânidardır. "Kendi adlarına düşünmeyi bilen çocuklar, herkesin birbirine bağımlı olacağı gelecekteki kollektif toplumun âhengini bozar" diyen Dewey'in Türk eğitim sistemine katkısı(!), bugün bakıldığında, inkâr edilemez şekilde müşahede edilebilmektedir.

 

Dewey ve Dewey zihniyetlilerin elinde şekillenen, Batı ve Türk eğitim sistemi, bugün geldiği nokta bakımından manidardır. Bir eğitim kurumu içerisinde, ferdî istidatlara bakılmaksızın tasnif edilmiş sınıflarda, ellerindeki insana tatbik edilemez istatistikî veriler vasıtasıyla, insana mutlak istidat biçen ve buna göre eğitim ve öğretim programlayan eğitim sisteminden bahsediyoruz. Böyle bir eğitim sistemi içerisinde deha yetiştirmek bir yana matematik, edebiyat, fizik, kimya, biyoloji, felsefe ve sosyoloji kelimelerinin mânâlarını bilmeden ders veren öğretmenler ve bu kelimelerin mânâlarını bilmeden, alt başlıklardan ezberledikleriyle mezun olan öğrenciler bu eğitim sisteminin ne ifâde ettiğini en iyi şekilde özetlemektedirler.

 

Teknolojik Eğitim ve Hayal Kurmaktan Aciz Yetişen Nesil

 

Farmakolojik Eğitim Sistemi mevzuumuzun bir yönü idi. Şimdi ise, eğitim-öğretimde kullanılan teknik vasıtaların, öğrencilerin hayâl kuvvetlerini iğdiş etmesinden bahsedeceğiz. Bu mesele çok mühim! Basit örneklerle meseleyi açmaya çalışalım. Bir şarkı dinliyoruz; bizi alıp hayâllerden, hayâllere gark eden bir şarkıdan bahsediyoruz; hatta her seferinde yeni hayâller kurarak dinlediğimiz bir şarkı. Ne vakit o şarkının klibini izliyoruz, hayâllerimize klibin senaristi tarafından pranga vurulmuş oluyor. Yazımızın başında bildirdiğimiz, görüntülü cihazlarla verilen eğitim usûlünden bahsediyoruz. Müfredattaki bir mefhum, öğrencinin hayâl kuvvesini tahrik edip, yeni terkiplere yol vermesi gerekirken,  görüntülü olarak işlenen dersler vesilesiyle, her mefhum bir çerçeve içerisinde hapsolmak durumunda kalıyor. Bugün taklidî ilim eğitiminde yalpalanarak gidilen yolda emin adımlarla yürümemize mâni sebeblerden birini de bu olarak işaretleyebiliriz.

 

Peki, hayâlden kastımız ne? Kumandan Mirzabeyoğlu'nun Ölüm Odası B-Yedi adlı haftalık olarak kaleme aldığı eserinden iktibasla bakalım:

-"Hayâl: Bir şeyin zihinde cisimleşen sureti… Sessizlik ve sükûna bile şahsiyet vererek ona biçtiği formla cisimlendiren hayâl, bu niteliği ile belli ki, surette tecelli ile bilinen, sanki elbise görünüşüyle açığa çıkan bir kumaş: Zihinde. Onu, en ihata edici ve insan şuuruna muhatab varlıkların cümlesinin özü ve aslı olarak tanıyor, biliyoruz. Geçen sayılarımızda etraflıca anlatıldı. Hatırlama, tasavvur, zann, vehim, gelecek düşüncesi şeklinde, hatıra, muhayyilemize – hayâl kurma kabiliyetimizin ürünü tahayyülle, uykuda gördüğümüz rüyâya, halisinasyon nevine kadar, aslı olan olmayan herşey, ona mevzu. Teshirin(e) girdiğimiz şeylere nazaran, o bir rittir, semboldür, mecazdır, akıl üstüdür, aklı aşandır, derin düşüncedir, şiirdir, varlığın zihinde sureti bir idrak edilendir, idraktir, güçlerimizi toplayandır-motive edendir… Bütün bu söylediklerimiz, onun eşya şeklinde ifâde araçlarını da hatırlatıyor. Galiba müz ve ritlerin, mitlerin, aralarında farklı mânâlar olması baki, birbirinin yerine kullanılabilen kelimeler olması anlaşılıyor. “Birbirinin yerine kullanılan”; yeri geldiğinde hemen her mevzuda vurguladığımız bir mesele… Müzler ve ritler; bazen o, bazen bu, diğerini ihata eden gibi bir anlam ihtiva ediyor. Hayâl, hayâl nevileri… Hayâl, duyulaşmaya bakan bir güç iken, beş duyuya muhatab eşya, İNSAN’da hayâlleşmeye mevzu oluyor. Sadece sanattan bahsetmiyorum, geriye doğru delil ve vesika azaldıkça daha çok hayâle yol veren çok eski tarih ve tarih öncesi kalıntıların-eşyaların en alelâdeleri bile, buna âlet oluyor. Bu eşyaların sergilendiği yere, MÜZE diyoruz; geçmişe dair bir hayâl uyandıran, belli belirsiz bir hayâlle devrini idrake çalıştığımız parçalar…"

 

Geçmişin muhasebesinin yapılacağı vasıta, hayâl; istikbâlin planlanacağı vasıta, hayâl; çeşitli fikirlerin birbirleriyle mukâyese edilerek sıçrama tahtası haline getirecek vasıta, yine hayâl; rüyâ dahî, hayâl vasıtasıyla tahayyüle tâbi. Hayâl kudreti iğdiş edilmiş olan bir kimsenin, "kendinden zuhur diyalektiği" çerçevesi etrafında, yukarıda söylediğimiz gibi “hür, kendini ifâde eden, ‘şahsiyet’ sahibi”  olarak hayâl kurması ve bu hayâlleri aksiyona dönüştürmesi mümkün müdür? Kaldı ki, “şahsiyet” kelimesinin kök mânâlarına kaba bir bakış bile, neyi ifâde etmeye çalıştığımızı açıklar.

 

 Bu açıdan bakıldığında iğdiş edilen sadece hayâl değil, ferdin kendinden meydana gelecek olan zuhuru ve dahî istikbâlidir. Batı insanının, çarkları arasında kıyıldığı, aynı zamanda bizim, Batı’ya dış yüzden bakıp göremediğimiz ehemmiyetli bir mevzudur bu! Bu durum, hayâl kurmaktan aciz bir neslin yetişmesinin de müsebbibidir. Sadece eğitim sisteminde değil muhakkak; eğitim süreci haricinde, günlük hayatta hâkimiyetini ilan etmiş olan televizyon ve bilgisayar gibi vasıtalar da hayâl melekesinin körlenmesinde başroldedirler.

 

Sadece hayâl kuvvelerinin iğdiş edilmesi de değil mesele; görüntülü yapılan eğitim-öğretim merak hissiyatın da yok olmasına sebeb olmaktadır. Bir dersin, geri zekalı bir kimseye oklar, kutular, renkli kalemlerle işaretlenerek gösterilmesi şeklinde yapılan eğitim-öğretim, öğrencileri çevrelerinden tecrid etmektedir. Bu eğitim sistemi içerisinde yetişen nesil, kendisine yine renkli kalemlerle dayatılan reklâm panolarındaki posterlerden başkasını idrak etmekten aciz yetişmektedir.

 

 Hayâl kurmak için dahî insanın daha evvel müşâhede ettiği suretlere muhtaç olması söz konusudur. Beş duyu organı ile idrak etmediği hiçbir sureti tahayyül edemez insan; bu bakıma mevcut eğitim sistemi, öğrencileri Eflâtun'un mağarasındaki gibi tecrid etmektedir. Çevresinden tecrid edilmiş bir nesil yetişmekte…

 

Üstad Necib Fazıl, Gençliğe Hitabesi’nde “zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin" bir gençlikten bahsediyordu. Bugünkü eğitim sisteminin mahsulü olacak gençlik ise; ak kılın üzerine dökülmüş, ak sütü bile görmekten aciz bir gençlik olacaktır. Taklid edilen Batı eğitim sisteminin mahsulü ancak bu insan tipi olacak çünkü…

 

Cern'de "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı"yla yapılan deneyi duymuşsunuzdur. Birçok ülkeden katılan bilim adamlarının "Higgs Bozonu" adı verilen bir parçacığı aradıkları deneyden bahsediyoruz. Bu deneyi gerçekleştiren bilim adamlarına bakınca göreceğimiz manzara gerçekten de korkutucu!.. Adına "Tanrı Parçacığı"  da denen, "Higgs Bozonu"nu; eğer ki bulunursa, uzay boşluğunun aslında boş olmadığını hipotezini destekleyecek bu deneye katılan bilim adamı müsveddeleri, akşam mesaileri bitince evlerine gidiyorlar.

 

Michelangelo'nun, eserini tamamlayana kadar ayağından çıkartmadığı çizmeleriyle beraber, derisinin de çizmesiyle beraber çıkması nerede, bu müsveddeler nerede. Batı'nın insan yetiştirme modelinde gıpta edilecek bir husus bizler göremiyoruz. İşsizliği azaltmak, muâsır medeniyet(!) seviyesine yükselmek için açılan üniversitelerin de hâl-i pür-melâli ortada. Anadolu'nun şehirlerine kurulan eğitim yuvaları, türlü ahlâksızlığın yuvası olmaktan öte neye yaradı? Amerikan filmlerinde seyredilen, ailesinden uzak, türlü sapkınlığın kölesi olmuş gençliği, Anadolu'da nasıl peydahladığınızı hatırlayınız.

 

Bir Kısım Tedbirler

 

Gelecek nesillerin yetiştirilmesinde mayalanma çağı olan eğitim-öğretim dönemi Batı taklitçiliğine dayalı bu sistem ile devam ettirildiği sürece "kölece de olsa yaşama tutkusundan" öteye bir dirhemlik yol kat edilemez.

 

Globâl şirketlere, çalışan sayısında artış olsun, iş gücü ucuzlasın diye ailenin hanımını da çalışmak zorunda bırakan iktisadî politikalardan derhâl vazgeçilmelidir. Bu sistem içerisinde yetişen çocukların istikbâli, Batı’daki örnekleriyle malûmdur.

 

Özellikle ilköğretimdeki dersler, hayâl gücünü destekleyecek usûlde öğretilmelidir!

 

Çocuklara balık konservesi vermek yerine ve hatta oltayla balık tutmayı öğretmekten de ziyâde, balığın niçin oltaya geldiği öğretilmelidir ki, çocuk meseleye vâkıf olduktan sonra, balığı ne ile yakalamak isterse onunla yakalasın.

 

Derslerin, ana başlıkları olan mefhumların, suretleri yanında mânâlarının da çocuklara öğretilmesi şarttır.

 

Yüz kelimeyle Türkçe konuşan insanımıza, altıyüzbin kelime ile âdeta taarruz eden Batı adamını püskürtmek için, dil bakımından zengin yayınların basılması ve teşvik edilmesi gerekmektedir.

 

Yetişen nesillerin mayası, Batı taklidi ilmî formüllerden ziyâde, İslâm ahlâkiyle yoğrulmalıdır!

 

Eğitim-öğretimin Batı taklitçisi ve ezberci hüviyetinden derhâl arındırılarak irfan yuvaları haline dönüştürülmesi gerekmektedir.

 

Asl olan, abuk-sabuk şeylere mahâl vermemek adına, inşâ edilen okul binasını kameralarla donatmak değil, yetiştirilen öğrencide İslâmî, ruhî ve ahlâkî mânâyı tüttürerek onu vicdanında kelepçeleyerek; “Basar” sıfatını kameralara değil, sahibine teslim etmektir.

 

Özellikle,  alelâde üniversite okuma alışkanlığı yerine, liseden bozma binalarda, hademeden bozma hocalarla, eğitim vereceğim diye kız çocuklarının ailelerinden uzakta dört yıl gibi uzun bir zamanı geçirmelerine şiddetle mâni olunmalıdır. Bunun için gereken her türlü tedbir sarf edilmelidir.

 

İlk planda aklımıza gelenleri sıralamaya gayret ettik. Maârif meselesi, bir devletin birinci önceliği olmak mecburiyetindedir.

 

İnsanın evlâdına yaklaştığı gibi, devletin, cemiyetine aynı şekilde yaklaşması gerekir. "Ebed Müddet" bir devlet tasavvur edebilmek adına, istikbâli yakalayacak nesiller yetiştirmek gerekmektedir. “Muâsır medeniyetler” seviyesinde değil; çağlar üstü olan çağın, aynadaki aksi nisbetinde nesiller yetiştirmekten bahsediyoruz.

 

Millî Eğitim Bakanlığı'nın, bu bakış açısı ile BD-İBDA külliyâtında, bir lahzâ kaybetmeksizin, çok sıkı bir çalışma içerisinde girerek, gereken acil tedbirleri alması, yetiştirilecek nesillerin İslâm ahlâkı nisbetinde yetiştirilmesi ve eğitim kurumlarının ilim yuvası olduğu kadar irfan yuvası olacak şekilde tasarlanması bugünkü hükümetin birinci vazifelerinden olmalıdır.

 

Aksi halde Türkiye'nin İlmî, fennî, beşerî, siyasî, iktisadî sahalarda ve sanatta en az bir nesil daha inkişâf edemeyeceği aşikârdır.  Bu nazik bahsin aciliyeti yanında, büyük (!) Kanal İstanbul Projesinin esâmesi bile okunamaz!

 

Aylık Dergisi 89. Sayısı

 

 

 
Etiketler: Çağdaş(!), Eğitim, Sistemi,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Mart 2017
Deva Hazır da Hasta Hazır mı?
03 Şubat 2017
2016’dan 2017’ye Devreden Bakiye
30 Kasım 2016
Üstün Siyaset, Üstün Sanattır
03 Ekim 2016
Anadolu Baharı - Büyük Satranç Tahtası Kırıldı
30 Temmuz 2016
Bu Millete Yeni Bir Ordu Lâzım
04 Temmuz 2016
Şeytanla Karşılaşmamız
05 Mayıs 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIV
03 Mart 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIII
01 Şubat 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XII
07 Ocak 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XI
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - X
05 Kasım 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - IX
08 Ekim 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VIII
04 Eylül 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VII
05 Ağustos 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VI
05 Temmuz 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti –V-
29 Mayıs 2015
Başyücelik Devleti İktisat Vekaleti-IV
30 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -III-
02 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -II-
09 Mart 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -I-
06 Şubat 2015
Başyücelik Devleti İcra Makamı -Başyücelik Hükümeti-
06 Şubat 2015
Ölüm Odası B-Yedi-Matla’ Beyitler- Eseri Üzerine
12 Ocak 2015
Aydınlar Aristokrasisi ve Başyücelik Devleti
03 Aralık 2014
Devlet Şekilleri - Türkiye Cumhuriyeti - Başkanlık Sistemi Başyücelik Devleti'ne Giriş
30 Ekim 2014
İdeolocyamızın Ruhçuluk ve Keyfiyetçilik Prensibi Hakkında
25 Eylül 2014
Diyalektik ve Âhlak Çerçevesinde
28 Ağustos 2014
Kültür Ekseninde Varlık ve Oluş
01 Ağustos 2014
Çeşitli Veçhelerinden Zaman Meselesi
04 Temmuz 2014
Temel Meseleler Etrafında
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme -Donma ve Alışkanlık- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür Davası
28 Mart 2014
Batı Medeniyeti, Hâlimiz ve İslâm
04 Mart 2014
Anadolu'daki Sunî Bir Problem: Türkiye Cumhuriyeti
01 Ocak 2014
Takkeli Truva Atı
01 Kasım 2013
Ayıkları Tasfiye Aracı Olarak Hukuk
01 Ekim 2013
Batı: Hasta Adamlar Manzumesi
01 Şubat 2013
Nakşi Şeyhi İmam Şamil
01 Aralık 2012
Aylık Dergisi Sekiz Yaşında
01 Eylül 2012
Filipinlerin Bilinmeyen Mücahidi: Maktan Sultanı Lapu Lapu
01 Ağustos 2012
Sermayemiz Ne Kadar Milli?
01 Temmuz 2012
Yatacak Yeriniz Yok
01 Haziran 2012
Ekonomik Verilerin Hakikati
01 Mayıs 2012
Ekonomik Açıdan 28 Şubat
01 Mart 2012
Suriye ile Alakalı Kısa Mülahazalar
01 Mart 2012
Mekanik Kainat Tasavvuru ve Makine Mefkuresi
01 Ocak 2012
Hesaplaşmaya Doğru Hatırlatmalar
01 Aralık 2011
Müjdeler Olsun! -O Günün Fecr Vakti-
01 Kasım 2011
Modern Dünya'nın İktisadi Bunalımına Dair Kısa Bir Mülahaza
01 Ekim 2011
İnsanın Muhtaç Olduğu 3 şey
01 Eylül 2011
İktisadi Aksiyon Teklifi
01 Ağustos 2011
Kumarhane Güzel(!) Ama…
01 Temmuz 2011
Ak Parti Neden Yüzde 50 Oy Aldı?
01 Haziran 2011
Olmayan Parayı Harcamak
01 Mayıs 2011
Borcun Suni Zevki
Haber Yazılımı