Yazı Detayı
09 Mart 2017 - Perşembe 21:11
 
Deva Hazır da Hasta Hazır mı?
Ömer Emre Akcebe
 
 

Sinema ve edebiyatta devlet ile alâkalı olarak önümüze niçin aksakallılar, ihtiyarlar yahut yerine göre aksaçlılar gibi figürler çıkıyor, hiç üzerine düşündünüz mü? Bunun bizim geleneğimizde yeri vardır-yoktur ayrı mesele. Bugün böylesi bir yapının var olmadığını devletin vaziyetine bakarak rahatlıkla söyleyebiliriz. Hattâ böylesi bir yapının varlığından bahsedilmesine ihtiyacın menşeinde bugünkü devlet manzaramızın sığlığı yatmaktadır. Nasıl mı? Şöyle ki, bizim için devlet müessesesi; ruh köküne doğru derinliğine ve bu ruhun yapışık olduğu uzuvlardan müteşekkil teşekkülüyle genişliğine bir bütündür. Biz “devlet” deyince millet olarak içten içe bunu anlar, bunu ararız. Türkiye Cumhuriyeti ise kurulduğu günden bugüne dek, bizim ve kendisinin tabiî ruh kökü olan İslâm’a karşı anlamsız inkârı ve haince düşmanlığıyla derinliğini yitirmiş ve sathî kalmıştır. Oysaki neredeyse bin yıldır İslâm’a bağlı ruh kökleriyle derinliği olan devlet geleneğine alışmış olan bizler için, bugünkü sathîlik kabul edilebilir değildir. Öyle ya, ruh kökü solmaz, pörsümez yeni olan İslâm’a bağlı olduğu için devletine “Ebed Müddet” diyen biz değil miyiz?

 

Aksakallılar, aksaçlılar yahut ihtiyarlar... Biz bu sathîliğe bir türlü alışamadığımız, bir türlü kabullenemediğimiz için, masal da olsa, bir yanımız şiddetle inanmak istiyor. Ne devlet teşekkülü ve ne de bu devlette söz sahibi siyasîler ile bürokratlar, bizim “devlet” müessesesinden anladığımız mânâyı karşılamaktan yana aciz kalıyorlar. Hâl böyle olunca da ister istemez insan derinliği olan bir “şey” arıyor yahut istiyor. Bir yandan aslı esası olmadığını biliyoruz; fakat inkâra da bir türlü yanaşmıyoruz. İtminan hissimizi bir şekilde muhafaza etmemiz gerekiyor. Hani meşhur şarkıda geçtiği gibi; “yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle” nevinden...

 

***

 

Bunca ruhsuzluk ve sığlık içinde Türkiye Cumhuriyeti, 90 küsur sene sonra ancak devleti “kim”in yöneteceğine karar vermeye hazırlanıyor. Ocak ayı içerisinde yapılan oylama ile meclisten geçen ve referanduma sunulan anayasa değişikliğinin ne olduğuna bakarak başlayalım öyleyse...

 

Cumhurbaşkanlığı Sistemi

 

Anayasa değişikliği çokça konuşuluyor, hattâ meclisten de geçti fakat muhtevası hâlen birçokları için meçhul olduğundan evvelâ bu değişimin neler getireceği ile başlayalım.

 

Ak Parti ve MHP’nin uzlaşıp Meclis’ten geçirdiği anayasa değişikliği, yapılacak referandumda da kabul edilirse, Türkiye 2019’da yapılacak üç seçimle “Türk tipi” ya da “Partili Cumhurbaşkanlığı” modeli olarak anılan yeni sisteme tam olarak geçmiş olacak.

 

Eldeki taslağa göre, 3 Kasım 2019 tarihinde TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 2019 yılı Mart ayında ise yerel seçimler yapılacak. Anayasa değişikliği önerisinin kabul edilmesi durumunda, hemen arkasından seçim sistemi değişikliği konusunun Meclis gündemine gelmesi bekleniyor.

 

TBMM’ye sunulan 18 maddelik anayasa değişikliği önerisinin getirdikleri ve yeni sisteme geçişle ilgili süreç ana başlıklarla şöyle:

Yeni Sistem Neler Getiriyor? Partili Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olacak. Başbakanlık 2019’da kalkıyor. Meclis’in Bakanlar Kurulu ve bakanları denetleme yetkisi ve hükümete kanun hükmünde kararname çıkarma hakkı vermesi kaldırılıyor. Milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkacak. 25 olan milletvekili seçilme yaşı düşürülüyor, 18 yaşını dolduranlar milletvekili seçilebilecek. Meclis, 360 oyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilecek.

 

Cumhurbaşkanı da TBMM’nin yenilenmesine karar verirse kendisi için de seçime gidecek. Bunun ikinci dönemde olması halinde üçüncü kez adaylık yolu açılacak. Bu şekilde seçilen cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin görev süreleri de 5 yıl olacak.

 

Yeni Sistemin Adı: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan sık sık “Türk tipi başkanlık” ifadesini kullanmıştı. AKP ile MHP’nin yürüttüğü pazarlıklarda ise “Partili Cumhurbaşkanı”, “Cumhurbaşkanlığı modeli” ifadeleri kullanıldı. 18 maddelik anayasa değişikliği önerisinin maddelerinde “Cumhurbaşkanı” ifadesi ve yetkileri tanımlanırken, önerinin genel gerekçesinde “başkanlık” ifadesi geçiyor. “Bu anayasa değişikliği ile öngörülen hükümet sistemi kurgulanırken, Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin eş zamanlı olarak yapılması ve sistemde bir tıkanma ortaya çıkması halinde parlamento ve başkanlık seçimlerinin birlikte yenilenmesine imkan verilmektedir. Anayasa değişikliği teklifiyle sunulan model, Türkiye’nin sistem tecrübesi ve dünya hükümet sistemi pratikleri gözden gözetilerek geliştirilmiş rasyonel bir modeldir” deniliyor.

 

Cumhurbaşkanı Aday Kriteri: Cumhurbaşkanı 40 yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip, “doğuştan Türk vatandaşı olanlar” arasından seçilecek. Cumhurbaşkanlığına yalnızca siyasi parti grupları ile en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde 5’ini almış siyasi partiler ile en az 100 bin seçmen aday gösterebilecek.

 

Cumhurbaşkanının Yetkileri: Cumhurbaşkanı; yardımcıları ile bakanları, üst düzey kamu yöneticilerini atayacak ve görevlerine son verecek. Cumhurbaşkanı yardımcılığı sistemi anayasaya giriyor. Cumhurbaşkanı istediği sayıda yardımcı atayabilecek. Cumhurbaşkanı, “yürütme yetkisine ilişkin konularda” Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilecek. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanacak. TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz olacak. Cumhurbaşkanı olağanüstü hal (OHAL) ilan edebilecek. OHAL’de kararname çıkarabilecek. Devlet bütçesini Meclis’e Cumhurbaşkanı sunacak. Yerel yönetimlerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacıyla kendi aralarında birlik kurması, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri, merkezi idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenecek.

 

Cumhurbaşkanının Denetimi ve Sorumluluğu: AKP ile MHP arasında yürütülen görüşmelerde en çok tartışılan başlıklardan biri Yüce Divan’a sevk için aranacak çoğunlukla ilgili düzenlemeydi. Öneriye göre Cumhurbaşkanı hakkında 600 sandalyeli TBMM’nin salt çoğunluğu (301) imzayla verilecek önergeyle soruşturma istenebilecek. Meclis üye tamsayısının beşte üçünün (360) gizli oyuyla soruşturma komisyonu kurulabilecek. Cumhurbaşkanı’nın Yüce Divan’a sevk edilebilmesi için üçte iki (400) milletvekilinin gizli oyu aranacak. Hakkında soruşturma açılan cumhurbaşkanı seçim kararı alamayacak. Seçilmeye engel bir suçtan mahkum olan cumhurbaşkanının görevi sona erecek.

 

Yargı: Öneride yargının “bağımsızlık” ilkesine “tarafsızlık” da ekleniyor. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısı değişiyor. HSYK, 12 üyeden oluşacak. Kurulun 5 üyesini Cumhurbaşkanı doğrudan atayacak. Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılacak.

 

2019’a Kadar Geçiş Dönemi: Referandumda kabul edilmesi durumunda yeni sistem için 2019’a kadar geçiş süreci öngörülüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, referandumdan sonra hemen Ak Parti üyesi olabilecek. “Ak Parti Genel Başkanı” da olması için anayasal bir engel bulunmuyor, ancak bunun için 2018 sonunda yapılması planlanan Ak Parti kongresinin bekleneceği belirtiliyor. Cumhurbaşkanına verilen kararname yetkisini de 2019’dan sonra kullanabilmesi öngörülüyor. Seçilme yaşının 18’e düşürülmesi, HSYK, askeri yargı ve AYM’nin yapısının değiştirilmesine ilişkin düzenlemeler referandumdan sonra yürürlüğe girecek.

 

Yeni Sistemin Milâdı: Mart ayında yerel seçimler yapılacak. 3 Kasım 2019’da da yeni sisteme göre cumhurbaşkanı seçimi ve milletvekili genel seçimi birlikte yapılacak. Böylece 2019’da üç seçim birden yapılarak yeni sistem fiilen tam anlamıyla uygulamaya girmiş olacak.

 

Sırada Seçim Sistemi Var: Anayasa değişikliklerinin gerçekleşmesi durumunda, seçim sistemi tartışmaları başlayacak. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı, anayasa hukuku profesörü Burhan Kuzu “Ak Parti paketin geçmesinin ardından seçim sistemini değiştirmeyi hedefliyor. Dar veya daraltılmış bölge seçenekleri üzerinde duruluyor. Yüzde 10 seçim barajı tamamen kalkacak ya da yüzde 1-2’ye inecek” açıklamaları yaptı.

 

Genel Değerlendirme

 

Ak Parti ve Receb Tayyib Erdoğan 2002 senesinden beri iktidarda bulunuyor. Başarılı yahut başarısız olması bir yana, dikkat ediyorsanız iktidarda olanlar milletten daha çok şikâyet ediyorlar. Devlet teşekkülünün çok başlı yapısı dolayısıyla, seçimleri kazanmak iktidar olmak anlamına gelmiyor. Yasama ile yürütme seçimlerinin bir arada yapılması ve yerleşik bürokratik oligarşi, iktidar partisinin aldığı kararları icra etmesine mani teşekkül ediyor. 17-25 Aralık sürecinde yargı ve 15 Temmuz gecesi askerî bürokrasinin iktidara ve vatandaşımıza yönelik olarak gerçekleştirdiği saldırıları da göz önünde bulunduracak olursak, böylesi bir değişim devlet müessesesinin varlığını sürdürebilmesi açısından son derece hayatî. Neresinden bakarsak bakalım, 90 küsur yıllık bir devletin daha “kim” tarafından idare edileceği meselesinin hâlen vuzuha kavuşturulamamış olması kabul edilmez.

 

Yukarıda teferruatından bahsettiğimiz anayasa değişikliğinin referandumda halk tarafından kabul görmesinden ve yürürlüğe girmesinden sonra birinci cumhuriyet devri sona erecek ve ikinci cumhuriyet dönemi başlayacak. Neresinden bakarsak bakalım, bu anayasa değişikliği Türkiye Cumhuriyeti devletinde önemli bir sistem değişimini de peşinden getiriyor.

 

İktidarın kimin elinde olduğunun kesinleşmesi, bugüne kadar muhatabı olmak zorunda kaldığımız iktidardakilerin şikâyet etme devrini kapatacağı gibi, milletin kimden hesap soracağı meselesinin de vuzuha kavuşturacak olması bakımından müsbet. Kuruluşundan beri meseleleri çözüme kavuşturmak için değil, derinleştirerek çözümsüzlüğe mahkûm etmek üzere kurulmuş olan yapı böylelikle değişecek. Peki, bu şeklî değişiklik tüm dertlerimize deva olmaya kâfi mi?

 

Cumhurbaşkanlığı Sistemi Her Derde Deva mı?

 

Yazımızın en başında da ifâde ettiğimiz üzere şeklî bakımdan her ne değişiklik yapılırsa yapılsın, Türkiye Cumhuriyeti idaresindeki temel yokluk idare ruhudur. İbda Hikemiyâtına aşina olanların hemen hatırlayacağı düsturdur ki; “İslâm’da idare şekli yoktur, idare ruhu vardır.” Gelecek aylarda yapılacak referandumda halkın onayına sunulacak anayasa ise idare şeklinden öte bir değişim vaaz etmiyor ne yazık ki. Burada idarenin şeklinde bir değişim yapılmasın demiyoruz elbet; fakat bununla beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin artık bir “ruh” köküne bağlanmasındaki zarureti de konuşmadan geçmeyeceğiz elbet.

 

Hangi Devlet?

 

Dünya çapında devlet idarelerine baktığımızda, anayasalar yoluyla devlet ve millet arasında karşılıklı olarak yapıldığı iddia edilen bir sözleşmeye dayanan düzenler olduğu iddiasını görürüz. Buna mukabil işin esasında millet ile devlet arasında karşılıklı olarak yapılmış bir sözleşme falan yoktur. İhtilâl yahut demokratik yollarla iktidara gelenler, kendileri ve destekçilerinin menfaati istikametinde sözleşmeler hazırlar ve bunları millete dikte ederler. Hâl böyle olunca, devlet idaresi millet karşısında belli bir zümrenin menfaatini korumak üzere işletilir ki, adaletsizlik ve ardından kaos buradan doğar.

 

Burada üzerine konuşmamız gereken iki mefhum var, bunlardan biri anayasa ve diğeri de buna bağlı olarak hukuk.

 

Anayasa, ülke üzerindeki hâkimiyet hakkının kullanım yetkisinin içeriğinde belirtildiği şekliyle devlete verildiğini belirleyen içtimâî sözleşmelerdir. Hans Kelsen’in Normlar Hiyerarşisi’ne göre diğer bütün hukukî kural ve yapılardan üstündür ve hiçbir kanun ve yapı anayasaya aykırı olamaz.

 

Hukuk kuralları fert, cemiyet ve devletin hareketlerini, birbirleriyle olan ilişkilerini; yetkili organlar tarafından usulüne uygun olarak çıkarılan, kamu gücüyle desteklenen, muhatabına genel olarak nasıl davranması yahut nasıl davranmaması gerektiğini gösteren ve bunun için ilgili bütün olasılıkları yürürlükte olan normlarla düzenleyen normatif bir bilimdir. Hukuk, fert-toplum-devlet ilişkilerinde ortak iyilik ve ortak menfaati gözetir.

 

Her iki tarifin yapıldığı kurallar bütününün de bir şekilde belirlenmesi gerekiyorsa, o zaman karşımıza çıkacak mesele şudur ki, kimin iyi, doğru ve güzeline göre belirlenecek.

 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının ikinci maddesine bakalım meselâ:

Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

 

Biz millet olarak, devletle, Atatürk milliyetçiliğine bağlı kalınacağı, Atatürk ilke ve inkılaplarına dayanan, lâik bir devlet hakkında ne zaman bir sözleştik? Millet olarak bizim benimsemediğimiz ve hattâ tiksindiğimiz şeyleri, devlet, neye yahut kime göre değiştirilemeyecek kaydıyla benimsedi? Demokrasi palavrası da en güzel bu maddeye bakılarak anlaşılır herhâlde. Kaç seferdir referandum yapılıyor da, bir kere olsun bu maddenin bize sorulduğunu görmedik.

 

İşte tam da bam teline geldik. “Neye ve kime göre?” Devlet, fert ile cemiyet arasında muvazene kurmakla vazifeli en büyük ahlâkî müessese iken, sözleşmeyi hazırlayan zümrenin keyfinden, menfaatinden nasıl olur da korunabilir?

 

Demek ki yöneteni ve yönetileni de bağlayacak, hukuk kurallarının çerçevesini belirleyecek insanı aşkın “mutlak ölçü”lere ihtiyacımız var. Peki, bu ölçüler nerede? Şimdi yeniden millete dönelim. Anadolu İnsanını tanımlayan ortak vasfı nedir? Elbette ki Müslüman olmasıdır, biz millet olarak Müslümanız. Öyleyse, bizim muhtaç olduğumuz “mutlak ölçü”lerin biricik kaynağı da İslâm’dır. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok. Biz millet olarak bu konuda ittifak hâlindeyiz; fakat mesele şu ki; siyaset, sermaye ve bürokrasi üçgeninde dar fakat etkili bir zümre, İslâm’ın mutlak ölçüleri sırf onların menfaatine ters geliyor diye, geri kalan bütün milletin menfaatine ters gelen bir ruhu bize dayatıyorlar.

 

Müslüman milletin, bir çıkar grubunun menfaatine göre idare edilmesinin neticesini, hiçbir ressam Türkiye Cumhuriyeti manzarasındaki gibi resmedemez. Hukuk desek, savcı yahut hâkim kılığına kim girmişse onun... Siyasetçi desek, kendi ve destekçisinin cebi derdinde... Asker desek, 15 Temmuz’da gördük. Polis desek, 17-25 Aralık sürecinde onu da gördük. Ekonomi desek, belli bir çıkar grubunun cebine dayanmış dipsiz kuyu. Affedersiniz ama devlet hiç olmasaydı, bundan beter olmazdı herhâlde. Devletin olmadığı yerde ne olur; haksız yere cezalandırma, millete silah doğrultma ve soygun... Hangisi yok ki? Şöyle diyecek olan da çıkacaktır elbet; “devlet olmasaydı bunun yirmi katı olurdu”. İyi de devlet olmasaydı, millet, devlet var diye bir kenarda durmaz, bunları şimdiye kadar elli kere tepeler atardı...

 

Başyücelik Devleti

 

Bilindiği üzere, Büyük Doğu-İbda dünya görüşünün teklif ettiği bir devlet modeli var: Başyücelik!

 

Üstad Necib Fazıl İdeolocya Örgüsü ve Mütefekkir Kumandan Salih Mirzabeyoğlu Başyücelik adlı eserlerinden bu devlet modelini izah etmiş, diğer eserleriyle de fert ve toplum meselelerini vuzuha kavuşturacak çözüm çekirdeklerini de zarflamışlar.

 

Biz burada, devlet modelinin teferruatından ziyade ana hatlarına şöyle bir bakalım o zaman...

 

***

 

Bir devleti tanımak için o devletin arkasındaki ideolocya örgüsünü tanımak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti gibi köksüz bir devlete muhatab olduğumuz için bu bahsin ne mânâya geldiğini kavramakta güçlük çekiyor olsak da, esasında devletlerin arkalarında bir ideoloji manzumesi vardır.

 

“Başyücelik Devleti”, Büyük Doğu-İbda dünya görüşünün ortaya koymuş olduğu bir idare şekli ve idare ruhudur.

 

***

 

Ruh planından ele alarak başlayalım. Bir kere Başyücelik Devleti’nin de, bu devlet planını ortaya koyan İdeolocya Örgüsü’nün de ana kaynağı İslâm’dır. Üstad Necib Fazıl, Doğu ve Batı’nın fikir, ahlâk, siyaset, hayat tarzı ve ekonomik olarak karşılıklı bir şekilde muhasebesini yaptıktan sonra, bizim kendi muhasebemize geçer. İslâm’dan evvel ve sonra Türk’ün misyonunu ve vizyonunu işaretledikten sonra bugün niçin bu hâle düştüğümüzü de teşhis eder. Akabinde bizim zaviyemizden Avrupa ve dünyaya bakarak, bizim yerimizi işaretler. Bunun sonrasında ele aldığı ilk mesele ise ahlâk davasıdır. Ahlâk davamızın ne olduğunu ve kaynağını işaretledikten sonra da, ana kaynak olan İslâm’a gelir.

 

İslâm’ın dünya görüşümüzün ve bu dünya görüşünün devlet planının ana kaynağı olmasının sebebi, “neye inanıyoruz” suâline bitişiktir. Biz mademki Müslümanız, mademki inanıyoruz, o zaman bizim için ana kaynak olarak İslâm’dan başka bir pınar söz konusu olamaz. Yok, eğer ki oluyorsa, ya inanmıyoruzdur yahut neye inandığımızı bilmiyoruzdur. Üstad ana kaynağımız olarak İslâm’ı merkeze aldıktan sonra, muhitteki sayısız davanın üzerine yine İslâm’ın sönmez meş’alesinin ışığında yürür.

 

Devletleşmek iddiasındaki her dünya görüşünün izah etmesi yahut İbda Mimarı’ndan öğrendiğimiz üzere izah edilemiyorsa da niçin izah edilemeyeceğini izah etmesi gereken temel meseleler vardır. Bunlar kâinat, dünya, insan, ahlâk, cemiyet, devlet, inkılâb, siyaset, adalet, mülkiyet, ordu, müsbet bilgiler, güzel sanatlar, kadın başlıkları altında İdeolocya Örgüsü’nde İslâm’ın ışığıyla aydınlığa kavuşturulur.

 

Ardından bizdeki İslâm’ın niçin bozulduğunu Kanuni Devrinde, Kanuni’den Sonra, Tanzimat, Meşrutiyet ve Son Devir isimli beş başlık altında ele alır.

 

Bozuluşumuz ve ahlâk yaralarımızı işaretledikten sonra “neden” ve “niçin”iyle beraber beklediğimiz inkılâb bahsine geçer.  Esas, usul, hedef ve vasıta ve dayanak sınıfı bu başlık altında ele aldıktan sonra, beklediğimiz inkılâbın yönlerine geçer. Ancak bu bölümde fert ve toplum meselelerinin çözümünü hedef alan beklediğimiz inkılabın yönlerini de verdikten sonra devlet ve idare mefkuremizin şekline gelir.

 

***

 

İdeolocya Örgüsü’nden “Yüceler Kurultayı” başlığı altından bir kaç iktibas ile devam edecek olursak:

- Başyücelik Devleti’nde cemiyet idaresini temsil adına bugün bildiğimiz meclis yerine “Yüceler Kurultayı” vardır. “Yüceler Kurultayı”, milletin; dinde, fikirde, sanatta, ilimde, müsbet bilgilerde, ticarette, askerlikte, idarede, işde, hulâsa insan kafasının arayıcı hamlelerini ve idrak çilelerini planlaştıran her sahada, eser, keşif, görüş, terkib ve dava sahibi (aksiyon)cu güzidelerden örülüdür.

 

- Yüceler Kurultayı’nın cebhe duvarında şu levha ve şu ölçü pırıldar: “Hâkimiyet Hakkındır”...

 

- Bir millet kadrosunda gerçek münevverler (otorite)si diye vasıflandırılabilecek “Yüceler Kurultayı”, hâkimiyeti, ister fert ve ister zümre olarak kendi nefsâniyet ve enâniyeti olmayan üstün yaradılışlar elinde, hak ve hakikate mahkûmiyetten başka bir şey değildir.

 

- “Yüceler Kurultayı”nın âzası, eksiksiz ve fazlasız 101’dir ve bu âzadan herbiri bütün vatanı temsil mevkiindedir.

 

- “Yüceler Kurultayı” temelleştikten sonra kendi kadrosu içinden “Başyüce”yi seçer.

 

- Kurultayın seçtiği “Başyüce” devlet reisidir; devletin ismi de “Başyücelik”tir.

 

“Başyüce” ve “Yüceler Kurultayı”nın münasebeti ise şu şekilde düzenlenmiştir:

- “Başyüce”, “Yüceler Kurultayı”nı, her defa giren ve çıkan âzasiyle tasdik edecektir. “Başyüce”, “Yüceler Kurultayı”nın fert fert dağınık ve zümre halinde toplu ruhunu, millet adına ona karşı murakabe ve müdafaa halinde olacak ve hükmü “Yüceler Kurultayı”na bırakacaktır.

 

- Buna karşılık “Başyüce” bütün hayat, faaliyet ve işiyle “Yüceler Kurultayı”nın murakabe ve hakikati müdafaasına hedeftir.

 

- “Yüceler Kurultayı” “Başyüce”yi beklenmedik menfî ve zıd şartlar içinde görürse, onu, en aşağı yüzde yetmiş beşi bulması gereken bir ekseriyet karariyle devirip, bu takdirde nihâî irade tecelli edinceye kadar arasından birini “Başyüce” ilân etmek hakkına maliktir.

 

- “Başyüce”, “Yüceler Kurultayı”nı doğrudan doğruya feshetme hakkına malik değildir. Ancak “Yüceler Kurultayı”nda beklenmedik menfî ve zıd temayüllerin kümelendiği ve bütün kadroyu kuşatmaya başladığı bir fesat takdirinde, derhal milletten, kendisiyle “Yüceler Kurultayı” arasında hakem kararı isteyebilir. Bunu isteyebilmesi için, “Yüceler Kurultayı”nın, en aşağı yüzde kırk nisbetinde kendisiyle beraber olması lâzımdır. Milletin “Başyüce” lehinde vereceği hüküm, “Yüceler Kurultayı”nı, yalnız “Başyüce” tarafını tutuş nisbetinden ibaret bırakır; gerisi derhal tasfiyeye uğramış olur ve bu kısım, sonra kendi kendisini ikmal eder. Milletin “Başyüce” aleyhinde vereceği hükümse onu hemen düşürür ve yeni bir devlet reisi seçimine yol açar.

 

- Her beş senede bir “Başyüce” seçimi gibi tabiî haller üstü, millet iradesinin tecellisi aranan vaziyetlerde, devlet ve hükümet bütünü dışında, “Yüceler Kurultayı” millî iradeye başvurabilir.

 

- Hükûmet, evvelâ “Başyüce”ye, sonra o yoldan “Yüceler Kurultayı”na karşı mesul olarak, “Başyüce” tarafından ve “Yüceler Kurultayı” kadrosu dışından teşkil edilir.

 

- Hükûmet, “Yüceler Kurultayı”nın bir fazlasiyle itimatsızlık reyini aldığı ân derhal düşer.

 

- “Başyüce”den itibaren “Yüceler Kurultayı” âzasına ve topyekûn hükûmet kadrosuna kadar hiçbir ferdin, kanun muvacehesinde mesuliyetsizlik ve şahsî masuniyet gibi bir imtiyazı yoktur. Meselâ, sokağa tükürmek, “Yüceler Kurultayı”ndan çıkacak bir zevk ve terbiye yasasına göre suçsa, zabıtâ, bunu yapacak bir “Başyüce” ile bir “yüce”yi, bir hükûmet reisini veya bir çöpçüyü bir tutar.

 

Not: Necib Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü adlı eserinde devlet ve idare mefkûresinin diğer veçhelerini de bulabilirisiniz.

 

***

 

İcra makamı olan “Başyücelik Hükûmeti”nin de nasıl olduğu tasvir edildikten sonra sıra gelir bu hükûmetin 11 davasına: Ruh ve Ahlâk, Umumî İrfan, Köy ve Köylü, Şehir ve Umran, Ordu, Dış Münasebetler, Bütün Neşir Vasıtalarını Murakabe ve Himaye, İş Emniyeti ve İş Sahaları Arasında Âhenk, Nüfusu Çoğaltma Güzelleştirme ve Sağlamlaştırma ile Millî Servet ve İktisat Davası.

 

Ardından idare şeklini tamamlayan “Yüce Din Dairesi”, “Halk Divanı”, “Başyücelik Akademyası” izah edilir.

 

Bunun ardından “Başyücelik Devleti”nin idare ruhunun fert ve içtimâî hayata akislerini ifâde eden Başyücelik Emirleri sıralanır. 

 

***

 

Bizim burada son olarak ele alacağımız bir diğer husus da “Başyücelik Devleti”ni doğuran dünya görüşünün temel prensipleridir. Bunlar sırasıyla Ruhçuluk, Keyfiyetçilik, Şahsiyetçilik, Ahlâkçılık, Milliyetçilik, Sermaye ve Mülkiyette Tedbircilik, Cemiyetçilik, Nizâmcılık ve Müdahaleciliktir.

 

Hâsılı Kelâm...

 

Şimdi insaf sahibi her ferd elini vicdanına koysun ve cevab versin; başta resmettiğimiz ne’idüğü belirsiz, ne getirip ve ne götürdüğü belli olmayan, neyi ne sebeble, nasıl ve niçin yaptığı meçhûl, delik deşik edilmiş, sadece belli bir zümreyi mamur etmek ve yine sadece belli bir zümreyi istismar etmek üzere kurulmuş mevcut dinamikler mi; yoksa bütün tarih muhasebesini yapmış, millî, idare ruhu ve şeklini tastamam ve sistemli bir şekilde ortaya koymuş, İslâm’a muhatap bir dünya görüşüyle çerçevelenerek gerçek hürriyetin sırrına ermiş bir yönetim mi?

 

***

 

Millî devletimizi derinliğine ve genişliğine kuralım ki feryatların gökyüzünü sardığı memleketimiz ve dünya artık selamet bulsun.

 

Aylık Dergisi 149. Sayı, Şubat 2017

 
Etiketler: Deva, Hazır, da, Hasta, Hazır, mı?,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
03 Şubat 2017
2016’dan 2017’ye Devreden Bakiye
30 Kasım 2016
Üstün Siyaset, Üstün Sanattır
03 Ekim 2016
Anadolu Baharı - Büyük Satranç Tahtası Kırıldı
30 Temmuz 2016
Bu Millete Yeni Bir Ordu Lâzım
04 Temmuz 2016
Şeytanla Karşılaşmamız
05 Mayıs 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIV
03 Mart 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIII
01 Şubat 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XII
07 Ocak 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XI
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - X
05 Kasım 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - IX
08 Ekim 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VIII
04 Eylül 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VII
05 Ağustos 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VI
05 Temmuz 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti –V-
29 Mayıs 2015
Başyücelik Devleti İktisat Vekaleti-IV
30 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -III-
02 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -II-
09 Mart 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -I-
06 Şubat 2015
Başyücelik Devleti İcra Makamı -Başyücelik Hükümeti-
06 Şubat 2015
Ölüm Odası B-Yedi-Matla’ Beyitler- Eseri Üzerine
12 Ocak 2015
Aydınlar Aristokrasisi ve Başyücelik Devleti
03 Aralık 2014
Devlet Şekilleri – Türkiye Cumhuriyeti – Başkanlık Sistemi Başyücelik Devleti’ne Giriş
30 Ekim 2014
İdeolocyamızın Ruhçuluk ve Keyfiyetçilik Prensibi Hakkında
25 Eylül 2014
Diyalektik ve Âhlak Çerçevesinde
28 Ağustos 2014
Kültür Ekseninde Varlık ve Oluş
01 Ağustos 2014
Çeşitli Veçhelerinden Zaman Meselesi
04 Temmuz 2014
Temel Meseleler Etrafında
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme -Donma ve Alışkanlık- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür Davası
28 Mart 2014
Batı Medeniyeti, Hâlimiz ve İslâm
04 Mart 2014
Anadolu'daki Sunî Bir Problem: Türkiye Cumhuriyeti
01 Ocak 2014
Takkeli Truva Atı
01 Kasım 2013
Ayıkları Tasfiye Aracı Olarak Hukuk
01 Ekim 2013
Batı: Hasta Adamlar Manzumesi
01 Şubat 2013
Nakşi Şeyhi İmam Şamil
01 Aralık 2012
Aylık Dergisi Sekiz Yaşında
01 Eylül 2012
Filipinlerin Bilinmeyen Mücahidi: Maktan Sultanı Lapu Lapu
01 Ağustos 2012
Sermayemiz Ne Kadar Milli?
01 Temmuz 2012
Yatacak Yeriniz Yok
01 Haziran 2012
Ekonomik Verilerin Hakikati
01 Mayıs 2012
Ekonomik Açıdan 28 Şubat
01 Mart 2012
Suriye ile Alakalı Kısa Mülahazalar
01 Mart 2012
Mekanik Kainat Tasavvuru ve Makine Mefkuresi
01 Şubat 2012
Çağdaş(!) Eğitim Sistemi
01 Ocak 2012
Hesaplaşmaya Doğru Hatırlatmalar
01 Aralık 2011
Müjdeler Olsun! -O Günün Fecr Vakti-
01 Kasım 2011
Modern Dünya'nın İktisadi Bunalımına Dair Kısa Bir Mülahaza
01 Ekim 2011
İnsanın Muhtaç Olduğu 3 şey
01 Eylül 2011
İktisadi Aksiyon Teklifi
01 Ağustos 2011
Kumarhane Güzel(!) Ama…
01 Temmuz 2011
Ak Parti Neden Yüzde 50 Oy Aldı?
01 Haziran 2011
Olmayan Parayı Harcamak
01 Mayıs 2011
Borcun Suni Zevki
Haber Yazılımı