Yazı Detayı
01 Mayıs 2012 - Salı 05:21
 
Ekonomik Açıdan 28 Şubat
Ömer Emre Akcebe
 
 

Baran Dergisi için kaleme aldığımız “Ekonomik Açıdan 28 Şubat” başlıklı yazımızı, daha geniş bir şekilde ela alalım ve yaşadığımız günlerin şartlarına kadar değinmeye çalışalım.

 

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına doğru ortaya çıkan ve Osmanlı’nın yıkılmasıyla iyiden iyiye meydan yerine dikilen küfür buzdağı, Üstad Necib Fazıl ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun imanlı nefesleriyle âdeta hohlanarak eritilmiştir. 28 Şubat, bu küfür buzdağının erimesi neticesinde ortaya çıkan suların, meydana getirdiği seldir; ve o sel de Kumandan Salih Mirabeyoğlu’nun bizzat göğsünde patlayarak, bu topraklardan çekilmek durumunda kalmıştır. Mevcud manzara ise, o selin ardında bıraktığı bataklıktır. Bu bataklık, BD-İBDA güneşi ile kurutulmakta ve mübarek Anadolu topraklarında, asr-ı saadet devrinin aynadaki aksi nisbetinde yeni bir medeniyet yeşermektedir.

 

Biz meselenin madde planındaki tecellilerine bakalım.

 

Yetmiş küsur sene süren küfür hâkimiyetine, Anadolu insanı 1990’lı yıllarda başkaldırmıştır. Bu başkaldırıyı da, bir” İslâm ihtilâl ve İnkîlâbı” şeklinde değil, tatbikat nev’inde, küfür düzeninin kendi silâhı olan demokratik yollarla gerçekleştirmiştir. Bu bakıma 28 Şubat, Anadolu insanının meşru iradesine karşı gerçekleştirilmiştir. 28 Şubat’ın arkasında kimlerin olduğuna bakacak olursak; Allah ve Resulünün düşmanı olan, urlaşmış sermaye sahiplerini ve onların tetikçilerini buluruz. Bunlar bir kısım iş adamı, siyasetçi, medya mensubu ve ordudur. Biz bu yazımızda, Türkiye’yi 28 Şubat sürecine götüren sebebler içerisinden ekonomik olanları ele almaya gayret edeceğiz.

 

Refah partisinin iktidara gelmesiyle birlikte, 1923’ten beri süregelen ekonomi politikaları değişmeye başladı. Bu zamana kadar kurulu ekonomik düzen, Salih Mirzabeyoğlu’nun da bahsettiği 3000 aile ekseninde kurulmuştu.

 

28 Şubat’ın ekonomik sebebleri olduğu gibi, 28 Şubat’ın hemen akabinde gelişen ekonomik neticeler de var. 28 Şubat’ın ekonomik sebeblerinden başlamak gerekirse:

Refah-Yol hükümeti, devletin kurumları arasında paylaştırdığı bütçeyi, havuz hesabında toplamak istedi. Havuz sistemine göre devlet kurumları kendi bütçelerini aşmaları hâlinde, diğer kurumların kullanmadığı bütçeleri kullanabileceklerdi. Kâr eden devlet kurumlarının bütçeleri de özel bankalarda düşük faizle dururken, devlet bütçesini aşan müstakil kurumlar için yüksek faizlerle özel bankalardan kredi almak veya para basmak zorunda kalmayacaktı. Bir de kurumların hesabları şeffaflaşacaktı. Havuz hesabına geçilmesiyle beraber Türkiye’deki faiz oranları düşmeye başladı. Bu durum sermaye sahiblerinin işine gelmeyen bir husustu. 

 

Refah-Yol hükümeti ekonomiyi kayıt altına alma hususunda önemli adımlar atmıştır. Ayrıca faiz gelirlerine de vergi getirmiştir. 

 

Refah-Yol hükümeti kumarı yasakladı. 1996 senesinde alınan bir kararla, Türkiye’de kumar oynanmasına resmî yasak getirildi. Bu durumun anlaşılması için kumarın ne olduğuna bakmak lâzım. Kumar, kim tarafından oynanırsa oynansın, her zaman oynatanı kazandıran bir oyundur. Bu duruma göre de sermaye sahiblerinin kurduğu lüks otellerin casinolarında oynanan oyunlardan da kimin sermayesine sermaye kattığı malûmdur.

 

Saydığımız ve saymadığımız bu gibi durumlar, 70 senedir bu ülkeyi ahtapot gibi saran sermaye sahiblerinin rant kapısını yavaş yavaş kapatıyordu. Hâli hazırda Müslüman Anadolu sermayesinin de olmadığını düşünecek olursak, bu durumun kimleri rahatsız ettiğini tahmin etmek güç değil.

 

Nihayetinde, ekonomik olarak işaretleyebileceğimiz bu gibi sebebler, 28 Şubat sürecinin hazırlanmasında önemli rol oynamışlardır. 3000 ailenin çıkarlarına göre düzenlenen hukuk ve ekonomi, askerin tetikçiliğinde Anadolu insanının meşru iradesine kast etmiştir.

 

28 Şubat’ın ekonomik sebeblerini saydığımıza göre, şimdi de ekonomik sonuçlarına göz atalım:

Star Gazetesinde yer alan 13.04.2012 tarihinde yayınlanan habere göre; “demokrasiyi yaralayan, milyonlarca insanı mağdur eden postmodern darbenin ekonomiye maliyetini kalem kalem açıklayan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli “Her ne kadar hükümete yapılmış bir darbe gibi gözükse de, aslında kapsamlı bir operasyondu ve âdeta bütün topluma yapılan bir darbeydi.” Faiz lobileri irtica maskesi ile Türkiye’yi soydular” demişti. “28 Şubat sürecinin maliyeti terörün maliyetine denk” diyen Gedikli “Kişi başına düşen maliyet 2002 yılı itibariyle 4.157 dolardır. 2011 yılında vergi gelirleri 149 milyar dolar; yani 2 yıllık vergi gelirimize denktir” açıklamasını yapmıştı.

 

Milli gelirdeki azalmanın Türkiye’ye toplam maliyeti 93.3 milyar dolar.

Bütçe yolu ile ödenen faizin maliyeti 45.9 milyar dolar.

Banka kredi faizlerindeki artışların maliyeti 37.2milyar dolar.

İç borç stokundaki artış 41.4 milyar dolar.

Dış borç stokundaki artış 27.2 milyar dolar.

Hortumlanan bankaların maliyeti 46 milyar .”

 

Bu rakamlar devletin yetkili ağzı tarafından açıklanması bakımından son derece ehemmiyetli. Bugünlerde işin tetikçi kısmına karşı gerçekleştirilen operasyonları ve tutuklamaları olumlu buluyor olmamıza mukabil, meselenin sadece tetikçi-asker zaviyesinde kalmaması gerektiğini ihtar ederek devam edelim.

 

Son olarak şu habere dikkat çekmek istiyoruz. Yeni Şafak Gazetesinde 13.04.2012 tarihli habere göre; Şubat darbesi sonrasında Türkiye'deki firmaların karlılık oranlarına bakıldığında ise en karlı çıkan kuruluşlardan birinin OYAK olduğuna işaret eden uzmanlar, darbeden önce sıralamaya giremeyen OYAK'ın, 2000 yılında 4.9 milyar dolarlık ciroyla Koç ve Sabancı Holding'den sonra üçüncü sıraya yükseldiğini kaydettiler. 2001 sonuna gelindiğinde ise Sabancı Holding'in net kârının 120 trilyon lira olduğu dönemde OYAK'ın net kârının 594 trilyona ulaşmış olmasına dikkat çektiler.”

 

Bahsi geçen OYAK’ın açılımının, “Ordu Yardımlaşma Kurumu” olduğunu söylesek anlaşılır sanırız…

 

Refah-Yol hükümetinin yıkılmasının ardından, başında Mesut Yılmaz’ın bulunduğu hükümet ilk olarak yukarıda bahsettiğimiz “havuz hesabını” iptal etti.

 

Burada bir geçiş yaparak, 28 Şubat’ın hemen ertesinde meydana gelen 2001 krizini bu döneme bağlamak, sanıyoruz ki hiç de haksız olmayacaktır. Belki, 28 Şubat’ın figürlerine hak edişlerinin ödenmesi olarak da değerlendirilebilir. Hazinenin 144’le borçlandığı, gecelik faizin 7500 olduğu dönemden bahsediyoruz. Bu rakamlar altında faiz gelirine ortak olabilmek adına bankalara yatırılan tasarruflar birileri tarafından hortumlandı. Yani birileri banklara yatırılan mevduatları, kendi etraflarındaki kimselere kurdurulan şirketlere kredi adı altında dağıttı ve paraları geri toplamadı.

 

Bu dönemlerde adıyla tanıştığımız bir devlet kurumu var BDDK. Yani Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu… Bu kurum 2001 krizinden sonra hortumlanan bankalarda olan mevduatları kurtarmak ve bir deha böyle bir durumun söz konusu olmasını engellemek maksadıyla çalışan bir kurum. Hatırlarsınız, hortumlanan bankalara el koydular, çalıştırdılar, sattılar ve hortumlanan mevduatları ödemeye çalıştılar. Burası çok önemli; hortumlanan paralar bulunamadı! Birileri servetlerine servet kattılar ve incinmeden bu işin içinden sıyrıldılar. Bu paralar ne oldu, kimin cebine girdi, kimler kazançlı çıktı belli değil. Kaybeden hep Anadolu insanı…

 

Sözü yaşadığımız günlere getirerek bağlamaya çalışalım. Ak Parti Hükümeti ekonomi politikaları olarak Kemal Derviş’in politikalarını izlemeye devam etti. Havuz hesabı gibi risk arz eden hususlara hiç yanaşmadı. Ayrıca 90 yıldır Anadolu insanının kanını emen, köleleştiren urlaşmış sermaye sahiblerine karşı da hiçbir çalışmaya girişmedi. Pastayı büyüttü, kendi ekseninde elde edilmesi gereken kazançları dağıtırken, 90 yıllık sermaye sahiblerinin de gelirlerini arttırarak yükselecek aksi sesleri kesti. Bir süre için izlenebilir bir politika olarak görünse de mutlaka bir cerrah hünerine muhtaç olan bu durum, urlaşmanın büyümesinden, kökleşmesinden ve vücuda yayılmasından başka bir şeye sebeb olmadı.

 

Bize göre iki durum bu hususta çok önemli. Bunlardan birincisi Aydın Doğan’a kâğıt sahtekârlığından verilen ceza miktarının düşürülmesi, ikincisi ise sanal kumardan verilen cezaların iptal edilmesi.

 

Sanal kumara kesilen milyar liralık ceza bir kalemde iptal edildi. Rejim içinden bakacak olursak, bu cezanın iptal edilmesi doğrudur. Ancak bu tip hamleler, Anadolu insanının ekmeğine gözünü dikmiş hırsızların, daha fazla şehvetlenmesinden başka bir şeye de yaramayacaktır.

 

Bu memlekette 28 Şubat’ta, buna benzer bir çok operasyon da bu sermaye sahiblerince tezgâhlanmaktadır. 90 yıldır küfrün diline pelesenk olmuş irtica lafzının ehemmiyeti, sermaye uruna uzanan keskin bir bıçak oluşundandır. Yani, bunların din ile olan dertleri, kendi hırsızlıklarıyla alâkalıdır bir bakıma.

 

Hükümetin izlemesi gereken en temel politika, bulduğu her fırsatta (sanal kumar gibi, kâğıt sahtekârlığı gibi) sermaye sahiblerini silkelemek olmalıdır.  Aksi hâlde meydan yerinde kendi çalıp, kendi söylemeye devam etmekten başka bir çaresi kalmayacaktır. Müşahhas mânâda yapılması gereken budur. Bu hesablaşma yapılmıyorsa, geri kalan her şey hikaye-i osmaniyeden ibarettir. 

 

28 Şubat ile hesablaşılacaksa, Anadolu insanının cebinden doğrudan veya dolaylı şekilde çalınan bu paranın da hesabı sorulmalıdır. Ve takım elbiselisinden, kamuflaj giyenine kadar da, hırsızlara bedeli ödetilmelidir. Bunlarla gerçekten yapılacak bir hesablaşmayı ancak, “Mutlak Fikre” bağlı bir dünya görüşü örgüleştiren ve bunun aksiyonunu yerine getiren Salih Mirzabeyoğlu gerçekleştirebilir. Unutulmamalıdır ki, iktidarından cemaatine, İslâm’a dair ne varsa, 1999 Kurtuluş Yılı’nda kurtulanlardır.

 

Tüm bunlara mukabil, Yeni Çınar Ağacı, filizlerini vermeye ve Anadolu topraklarında yeniden kökleşmeye başlamıştır. Küfür ehli artık ne yaparlarsa yapsınlar, bu topraklarda yeşeren bu ulu çınarın gölgesinin evvelâ Anadolu ve ardından bütün bir İslâm dünyasını kucaklamasına manî olamayacaklardır.

 

Aylık Dergisi 92. Sayı

 
Etiketler: Ekonomik, Açıdan, 28, Şubat,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Mart 2017
Deva Hazır da Hasta Hazır mı?
03 Şubat 2017
2016’dan 2017’ye Devreden Bakiye
30 Kasım 2016
Üstün Siyaset, Üstün Sanattır
03 Ekim 2016
Anadolu Baharı - Büyük Satranç Tahtası Kırıldı
30 Temmuz 2016
Bu Millete Yeni Bir Ordu Lâzım
04 Temmuz 2016
Şeytanla Karşılaşmamız
05 Mayıs 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIV
03 Mart 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIII
01 Şubat 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XII
07 Ocak 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XI
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - X
05 Kasım 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - IX
08 Ekim 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VIII
04 Eylül 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VII
05 Ağustos 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VI
05 Temmuz 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti –V-
29 Mayıs 2015
Başyücelik Devleti İktisat Vekaleti-IV
30 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -III-
02 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -II-
09 Mart 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -I-
06 Şubat 2015
Başyücelik Devleti İcra Makamı -Başyücelik Hükümeti-
06 Şubat 2015
Ölüm Odası B-Yedi-Matla’ Beyitler- Eseri Üzerine
12 Ocak 2015
Aydınlar Aristokrasisi ve Başyücelik Devleti
03 Aralık 2014
Devlet Şekilleri - Türkiye Cumhuriyeti - Başkanlık Sistemi Başyücelik Devleti'ne Giriş
30 Ekim 2014
İdeolocyamızın Ruhçuluk ve Keyfiyetçilik Prensibi Hakkında
25 Eylül 2014
Diyalektik ve Âhlak Çerçevesinde
28 Ağustos 2014
Kültür Ekseninde Varlık ve Oluş
01 Ağustos 2014
Çeşitli Veçhelerinden Zaman Meselesi
04 Temmuz 2014
Temel Meseleler Etrafında
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme -Donma ve Alışkanlık- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür Davası
28 Mart 2014
Batı Medeniyeti, Hâlimiz ve İslâm
04 Mart 2014
Anadolu'daki Sunî Bir Problem: Türkiye Cumhuriyeti
01 Ocak 2014
Takkeli Truva Atı
01 Kasım 2013
Ayıkları Tasfiye Aracı Olarak Hukuk
01 Ekim 2013
Batı: Hasta Adamlar Manzumesi
01 Şubat 2013
Nakşi Şeyhi İmam Şamil
01 Aralık 2012
Aylık Dergisi Sekiz Yaşında
01 Eylül 2012
Filipinlerin Bilinmeyen Mücahidi: Maktan Sultanı Lapu Lapu
01 Ağustos 2012
Sermayemiz Ne Kadar Milli?
01 Temmuz 2012
Yatacak Yeriniz Yok
01 Haziran 2012
Ekonomik Verilerin Hakikati
01 Mart 2012
Suriye ile Alakalı Kısa Mülahazalar
01 Mart 2012
Mekanik Kainat Tasavvuru ve Makine Mefkuresi
01 Şubat 2012
Çağdaş(!) Eğitim Sistemi
01 Ocak 2012
Hesaplaşmaya Doğru Hatırlatmalar
01 Aralık 2011
Müjdeler Olsun! -O Günün Fecr Vakti-
01 Kasım 2011
Modern Dünya'nın İktisadi Bunalımına Dair Kısa Bir Mülahaza
01 Ekim 2011
İnsanın Muhtaç Olduğu 3 şey
01 Eylül 2011
İktisadi Aksiyon Teklifi
01 Ağustos 2011
Kumarhane Güzel(!) Ama…
01 Temmuz 2011
Ak Parti Neden Yüzde 50 Oy Aldı?
01 Haziran 2011
Olmayan Parayı Harcamak
01 Mayıs 2011
Borcun Suni Zevki
Haber Yazılımı