Yazı Detayı
01 Kasım 2012 - Perşembe 05:34
 
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
Fatih Turplu
 
 

(Geçen aydan devam)

Tarihe “terör-tedhiş devri” diye geçen bir dönem Robespiyer’in giyotine gönderilmesi ile son bulmuştu. Napolyon devrine kadar arada geçen zamanı “bir iç kaynayış merhalesi” diye adlandırır Üstad Necip Fazıl Kısakürek.

Halkı galeyana getirmesi lazım gelen, ama bunu açıktan yapamayacak olan Fuşe, bulunduğu zamanının şartlarını çok iyi seziyordur ve aynı zamanda sokakların nabzını da iyi tutmaktadır... Bu özellikleri sayesinde aradığı adamı buluyor: François Babeuf!

Eski bir fen memuru ve matbaacı bu adam Mara’nın fikirlerini savunuyor: Servet eşitliğinden dem vuruyor ve bunu “sosyalist inançlar ile ateşliyor”. Baböf’ü buluyor ve onu “kışkırtıcı broşürler” yazmaya-yayınlamaya ikna ediyor; hatta birçok broşürü bizzat kendi eliyle yazıyor-düzeltiyor. “Komünizma’nın iptidai hâli” sayılabilecek bu Sosyalist yanlısı fikirleri, Baböf’ten çok önce Fuşe kaleme almıştı; “Lyon Yönergeleri”nin üçüncü bendinde resmen bir Komünist beyannamesi vardır ki, o sıralar ne Sosyalizm ve ne de Komünizm dünya gündeminde değil.

Kendisi de bir işçi olan Baböf, işçi mahallerini ayaklandırıyor. Çok geçmeden bunun arkasında Fuşe’nin olduğunu sezen hükümet onu suçluyor; ama o her zamanki gibi reddediyor suçlamaları…

Çok geçmeden Baböf tutuklanıyor ve kurşuna diziliyor… Çember daralıyor ama Fuşe bu güne kadar öyle zor durumların üstesinden geldi ki, hiç korkmuyor. Durumunun kritikliğine mukabil soğukkanlılığının, ihtirasının zirvesinde ve enerjik... Aslında onun bu hâli anlaşılabilir; zira “terör devri”ni atlatmış ve baş düşmanı Robespiyer giyotine gönderilmiştir. Yine de bütün uğraşmalarına mukâbil 1795 yılının 22 Thermidor günü “terörcülük” ile suçlanıyor ve hakkında tutuklama kararı çıkıyor.

Eski devir yok şimdi; insanların hemen giyotine gönderildiği günler geride kaldı. “Savunma hakkı” falan ve filan diyerekten zaman kazanıyor, tutuklama kararını erteletiyor, unutturuyor, kapatıyor ve yine tekrardan perdelerin arkasına geçiyor…

 Gözlerden ırak olmasının yanısıra mevcut karışıklar en çok Fuşe’ye yaramıştır herhâlde?

Hakkında “terörcülük”ten tutuklama kararı var ama o bir şekilde bunun üstünü kapadı ve kendini unutturdu; şimdi ne parası, ne vekilliği ne de başka bir şeyi var…

Eh hiç olmazsa canını kurtarabildi ya; Fuşe için bu yeter; üç yıllık bir sürgünde şimdi.

Bu sürgünün adı ilginçtir.

 

DİREKTUAR NAZIRI 1799-1802

Üç yıllık sürgününün adı “yokluk” tur. Bir tavan arasında, yüzce çirkin sayılabilecek sadık karısı ve iki çocuğu ile (birisi Robespiyer devrinde ölmüş ve bu ölüm Fuşe’yi çok etkilemiştir) beş parasızdır.

“İktidarın yeni efendileri” arasında olan Barras’ı ne yapar ne eder kandırır ve yalvar yakar kendisine bir aylık bağlatır. Fuşe’ye gerçekten acıyan Barras onun bu zor günler içinde heba olmasına dayanamaz ve ona maaş bağlamak için basit bir görev verir. Fuşe, Barras’ın bir nevî casusluğunu yapmaya başlar. Kaldı ki mevcut hükümeti devirmek isteyen Barras için Fuşe gibi bir adamın hafiyelik yapması bir yandan işine de gelmektedir.

“Beşler Kurulu”- Direktuar yönetiyor Fransa’yı ve Barras sayesinde hafiyesi olarak Direktuar Salonu’na girebiliyor. Gizli kapılardan giriyor ve yine aynı kapıdan çıkıp karanlıklara karışıyor Fuşe…

Bu sıralarda yeni bir yanını, polisliğini keşfediyor Fuşe! Aslında o, tabiatı icabı her kılığa girebilecek “yetenek”lere sahiptir zaten; sadece birazcık zaman ve işlerin nasıl döndüğünü görmesi onun için yeter de artar bile!

Fransa’da yeni akım, yeni güç ‘para’dır ve Barras ile beraber borsaya el atmışlardır. Barras’ın hükümetin yapacağı işlerden, alacağı tedbirlerden haberdar olması sebebi ile kısa zamanda çok yüksek miktarlarda para kazanmaya ve işlerini büyüterek ticaret yapmaya da başladılar. Borsa’da kazandıkları da hep hile ile. Ve asıl büyük hileleri ki kimsenin haberi yok; mevcut Cumhuriyeti XVIII. Lui’ye, Kral’a satma planlarını güdüyorlar ve alttan alta sâbık Kral ile görüşüyorlar.

Elde edilen güç (para) ile mevkiini güçlendirmiş olsa da, yine de Fuşe’nin hükümet içerisinde bir görev alması şimdilik çok zor; Fransa’nın orta elçisi olarak Hollanda’da gizli bir göreve atanıyor ve bir süre oralarda kalıyor; orada ne yaptı ne etti, kimle görüşüyor, neler planlıyor kimse bilmiyor. Birden, aniden bir sabah Zaptiye Nazırlığı’na atanıyor.

Fransa yeniden Fuşe’yi konuşuyor; polis şaşkın ve tedirgin. Bir kez daha geri dönmüştür.

Bu seferki parolası “Anarşi ile mücadele”dir.

Basını zapturapt altına alıyor ve sesini kısıyor ilk önce.

Fransız İhtilâli’nin güdücülerinin kulübü etrafındaki bütün Jakobenler ortalığı velveleye verip, bağırıyorlar ve karşı çıkıyorlar. Fuşe kulübü kapatma kararını alıyor. Ama herkes böyle bir şeyin olamayacağı, yapılamayacağı fikrinde ve şaşkın!

Çünkü daha evvel belirttiğimiz gibi, Jakobenler Kulübü’ne üye olmak demek Fransa’da dokunulmaz olmak demek, gerçek vatansever olmak demek, Fransız İhtilâli’nin mimarlarından olmak demek ve bir şeref meselesi; bu kulübe üye olmak ile kazanılanların yanında, kulüp azalığından atılmak ise ölümle eş değer sayılsa yeridir; böyle bir kulüp! Kulüp değil de adeta bir sembol!

Meşhur Bac sokağındaki bu kulüp Danton’un ve birçok ihtilâlci liderin ateşli konuşmalarına şahit olmuştu; yine daha evvel anlattığımız üzere, üç bin kişilik Jakobenler Kulübü’ne Robespiyer devrinde Fuşe’de başkanlık yapmıştı…

Fransa’daki umûmi kanaat Fuşe’nin bu işin altında kalacağı yönünde.

O “kapatacağım” diyor ama kimse inanmıyor, inanamıyor; oysa Fuşe’nin sezgileri çok az yanıldı bugüne kadar...

 Fuşe, bu adamların tek yaptıklarının, ihtilâl zamanlarının dedikodusu ile vakit geçirmek olduğunu, gerçekte bir iş yapmadıklarını ve yapamayacaklarını herkesten iyi biliyor ve görüyor. İçleri pörsümüş bu adamları devirmenin kolaylığını bir tek o seziyor…

Jakobenler Kulubü’nün sâbık lideri Fuşe, gerçekten de ertesi gün, altı yıl sonra o gün korkusuzca Bac sokağına gidiyor, kulüp kapısından girip hazırda bulunan âzâların önünden geçip doğruca kürsüye çıkıyor. Bütün âzâların şaşkın bakışları altında kulubü kapattığını ilan ediyor!

O hürriyet tutkunlarından tek ses, tek nefes, gık çıkmıyor ve öylece baka kalıyorlar.

Stefan Zvayg’ın harika tespiti ile “Fuşe’nin hesabı doğru çıktı: Gerçek erkeklere karşı mücadele gerekir, fakat gevezeleri yere sermek için bir davranış yeter.”

Herkesi kulüpten kapı dışarı ediyor ve Jakobenler Kulübü’nün kapısını bizzat eli ile kilitliyor: “Fransız İhtilâli Sona Erdi”…

Evet, gerçekten de bir dönemin kapandığını tasvir etmeye bundan daha iyi bir sahne bulunamaz!

Şimdi işlerine daha sıkı sarılabilir…

Zaptiye nazırı Fuşe müthiş bir haber ağı kuruyor. Fransa’nın her yanını ajan ve casusları ile dolduruyor. Zaptiye görevlilerinden hariç para ile tuttuğu casuslar da var; ehemmiyetli ehemmiyetsiz her gevezelik rapor ediliyor. Meclisten sokaklara, salonlardan İngiltere’ye kadar uzanan bir ağ; hepsi bir büroda toplanıp eleniyor ve raporlar karşılaştırılıp gerçek bilgilere ulaşılıyor.

İşin tuhaf yanı bu harika sistemin “tek bir elde işlemesi… Bir yerine öyle bir vida yerleştirmiş ki, alınınca, o uğultulu hareket, o hızlı dönüş duruveriyor.”

Gece-gündüz bıkmadan çalışan Fuşe aslında Fransa’nın yeni-gizli lideridir. Ondan habersiz Fransa’da kuş uçmuyor. İstediğine komplo kuruyor ve istediği yerden para kazanıyor. Ve bu zaman içinde birden bire “herkesin sevgilisi” oluveriyor. Onunla iyi geçinebilmek herkesin ilk vazifesi…

Fransa bu hâlde nereye kadar gidebilir?

Ordu yenik, mâliye berbat ve Direktuarların hepsi ayrı bir hesap peşinde… Her şeye mukâbil bu durumun farkında olan yine o!

İşler yine karışacak ama sahneye çıkması muhtemel herkes ya giyotine gönderilmiş ya Fransa dışında yahut da tesirsiz…

Bir tek Napolyon var ama onu da tesirsiz kılmak için Mısıra sefere yollamışlar ve şu şartlar altında geri dönmesi ihtimâl hesaplarında bile sayılmıyor…

Kimsenin bilmediğini yine Fuşe biliyor: Napolyon dönecek ve Fransa’nın bu gidişatına dur diyecek!

Napolyon’un sevgilisi Josephine’in zaafı olan para saçma alışkanlığını bilen ve ona bu mevzuda destek çıkan Fuşe onunla mektuplaşıyor ve haberleri, Kimsenin bilmediği haberleri Jozefin’in ağzından tabiî bir şekilde alıyordur…

Napolyon Fransa’da… Direktuar beşlisi şaşkın. “Acaba tutuklatsak mı?” diye düşünürlerken halkın Napolyon’u coşkulu bir şekilde karşılamaları heveslerini kursaklarında bırakıyor.

Napolyon durumun farkında... Hiçbir şey yapmıyor ve Rue Chantereine'deki evine çekiliyor...

Ve Şantören sokağındaki evin önünde yavaş yavaş uzun kuyruklar oluşmaya başlıyor... Ziyarete gelenler arasında kimler yok ki? Vekiller, Nazırlar, Askerler, Diplomatlar vesâir...

Bu kalabalığın arasında Fuşe'de vardır; tam bir saattir kapıda beklemektedir. Napolyon'un dostlarından Real tesadüfen Fuşe'yi görüyor ve "bu durumdan ürkerek" içeri haber verir. Napolyon bizzat dışarı çıkıyor ve onu "nazikçe içeri davet ediyor."

İki saat baş başa görüşüyorlar. İleride, Saint Helen adasında yazdıkları arasında "O tarihte Fransa'nın ve hükümetin durumunu Fuşe gibi böyle iki saat içinde kimsenin belirtmemiş olduğunu anlatır" Napolyon.

Fuşe kesin tavır almaz hemen; zaten ömrü boyunca işlerin rengi belli olmadan kesin tavırlar almamıştır ve bir taraftan diğer tarafa geçmemiştir.

Napolyon'un hükümeti devirme planlarını yavaş yavaş sahneye koymaya başlaması bile onu heyecanlandırmaz; o, kendisinin buğulu kalmasını ister, mevcut durumların, işlerin değil. Seyreder, bekler… Katılmadı, ama engellemedi de; tam Fuşe’ye göre bir hareket! Bakın nasıl kurnazca bir yol tuttu:

Beşli Direktuar’ın ikisi ayrılmış ve üçüncü üye satın alınmış durumda; haberi var ama hâlâ tavrını net olarak koymuyor. Kim galip daha belli değil…

Paris’in kapıları tutulmuş vaziyette. Herkes kulağını sokaklara vermiş haber bekliyor. Kesin bir haber yok, hükümet direniyor. Ne yapmalı? Beklemeli! Bu Fuşe için bir nimet; beklemesini ondan iyi bilen kim ki? Beklemek onun sanatı!

İlk hamlede kekeleyen ve şaşıran Napolyon ikinci davranışında işi bitiriyor ve Fransa’nın hâkimi! Haberi herkesten önce alan Fuşe; başaramasaydı Napolyon ve adamlarını tutuklatacaktı ama hükümet düştüğü için “Meclise giden Bonaparte’a cinayet teşebbüsü sebebi ile Cumhuriyeti koruduğunu ilan ediyor”…

Asıl mağlup Barras… Fuşe ve Napolyon; ikisinin de yokluk dönemlerinde onlara yardım eden Barras, yine yardım ettiği bu iki adam tarafından “Çamura atılıyor”…

Yeni dönemi, Üstad Necip Fazıl “İhtilâl” isimli eserinde şöyle anlatır: “ –(Direktuar) kaldırılmıştır. Üç kişiden kurulu bir (Konsülâ) idâresi kabul edilmiştir. Meclislerin toplantısı belirsiz bir tarihe ertelenmiştir.”

O günlerin havasını bir nebze olsun anlamak için, 40 gün sonra üç kişiden kurulu konsülü’de fesheden ve yerine kendisini tek konsül ilan eden Napolyon’un okuttuğu Anayasa’yı dinleyen iki kadının konuşmalarına şahid olmak gerekir:

“-Yazık; bir şey işitmedim!

-Bense tek kelime bile kaybetmedim.

-Öyleyse ne var Anayasada?

-Tek kelime: Napolyon!...” (Necip Fazıl Kısakürek, İhtilâl)

Fuşe hâlâ Zaptiye Nazırı… Napolyon diğerleri gibi değil; buyruk verir ve kesin itaat bekler; Fuşe buna da boyun eğiyor ve fırsat kollamayı daha uygun görüyor…

 Basına ve tiyatroya tekrardan Fuşe tarafından sansür; bu sefer Napolyon emri ile…

Tam işler yoluna giriyor gibi gözükürken bu sefer büyük bir patlama ile yine sarsılıyor Paris. Napolyon’un arabası bir sokaktan geçerken bomba patlıyor; çok kuvvetli bir bomba. Suikast… Öyle kuvvetli bir bomba ki evler dahî yıkılıyor. 4 ölü 62 yaralı… Harb esnasında bile gözünü kırpmamış 1. Konsül Bonapart, hiçbir şey olmamış gibi arabasını sürdürüyor, operaya gidiyor, Hayden dinliyor…

Fakat sonrasında Fuşe’ye patlıyor ve Zaptiye Nazırı olarak böyle bir suikastı bilememesinden ötürü ağzına ne gelirse söylüyor. Jakobenleri suçlayan Napolyon Fransa’da Jakoben avı başlatıyor. Fakat failler ortada yok!

Napolyon dâhil bütün Fransa’nın alaylarına maruz kalıyor, herkes onunla dalga geçiyor.

Oysa o, suikastı Kralcıların tertiplediğini biliyor ve faillerini tespit etmesine mukâbil susuyor…

Soğukkanlılığından zerre feda etmiyor ve kimseye bir serrişte vermiyor.

Suikastın on dördüncü gününde bir sabah birden bire bütün suçluları tek tek ortaya döküyor ve tutukluyor. Herkes şaşkın; bütün Fransa yine onu konuşuyor…

Uzaktan uzağa onu gözleyen ve onun az-çok ne yapıp ne yapmayacağını kestiren Napolyon bu hâdise karşısında daha bir dikkat kesiliyor. Sanki aralarında bir husumet oluştu; oysa failleri buldu işte; ama yok, bütün Fransa gibi Napolyon’u da aldattı ince zekâsı ile. İhtirası öyle kuvvetli ki, onu ancak Napolyon çapında bir adam sezebilir…

İngiltere ile barış imzalanıyor ve mâlî açıdan Fransa rahatlıyor… Suikast meselesini bahane eden Napolyon ömür boyu konsüllük verdiriyor kendisine… Konsüllükten İmparatorluğa giden yol açıldı; Fuşe alttan alta bu duruma karşı çıkıyor ama Napolyon çevik… Onu tamamen karşısına almayı doğru bulmayan Napolyon ince bir hesapla Zaptiye Nazırlığı’nı kaldırıyor; böylelikle Fuşe ister-istemez boşa çıkıyor. Böyle olunca da, Senato’da bir üyelik veriliyor Fuşe’ye. Ayrıca para bağışı ve Marsilya’dan Tulon’a kadar uzayan milyonluk prenslikler de Fuşe’nin…

İMPARATOR’UN NAZIRI 1804-1811

Birinci Konsül Napolyon’un 1802 yılında Zaptiye Nazırlığı’nı kaldırması hamlesiyle boşa çıkan, ince bir siyaset ile uzaklaştırılan Fuşe, Cerutti sokağından bir ev alıyor; zenginlerin oturduğu bu nezih sokaktaki ev gayet konforlu…

Üstad Necip Fazıl’ın tabiri ile “İptidâi bir Sosyalizma” hareketinin başındaki adam Baböf’e yön veren Fuşe, şimdi Fransa’nın en zenginleri arasında…

“On beş milyonun sahibi” bu adam, tavan aralarında yaşadığı hayat tarzını hiç değiştirmiyor ve nefsine yine on beş kuruşluk harcamaları layık görüyor; Fuşe, daha evvel belirttiğimiz gibi, para, içki, kumar, kadın vb. alışkanlıklar ve zaafların hiçbir zaman esiri olmadı.

O, bütün bir ihtirasın, gittikçe gitmenin ve yükseldikçe hükmetmenin, hükmettikçe de hırsını doyuramamanın, bir türlü bulamamanın adamı; tabiri caizse aradığının ne olduğunu bir türlü tesbit edemeyen ve bunu bulamadıkça da entrikalardan hainliğe kadar binbir türlü yola başvuran ve bir türlü bu mevzuda kendini dizginleyememenin mizacı. Balzak’ın onu “psikolojik açıdan devrimizin en ilginç adamı” nitelemesi gerçekten de boş değil! Kötü tarafları bir kenara bırakılsa “kahraman” ilan edilecek bu adam, hırsının aysbergleri etrafında dolandıkça dolanır; belli bir gayeye hasredilemeyen her fikrin havada kalması gibi, neticede bütün yapıp ettikleri de, adi bir komplo’dan, aşağılık bir hile’den öte bir mânâya kıvrılmaz, kıvrılamaz…

Lüks içinde olmasına mukâbil sefahat hayatı sürmüyor, yine zekî söyleşilerden hoşlanıyor, kitap okuyor ve ailesi ile çayırlarda gezintiler yapıyor. Dışarıdan bakıldığında iyi bir koca, iyi bir baba ve iyi bir komşu; gerçekte de böyle; kimsenin göremediği ise onun içindeki fırtınalar, ruhî yanları. Zvayg’a göre “Hüküm sürmenin, buyruk vermenin sarhoşluğunu bir kez tatmış olan bundan asla vazgeçemez!”

Kaç senedir görevde olmadığı halde her hafta düzenli olarak konsüllüğe gizlice raporlar yazıyor, notlar tutuyor ve durmadan çalışıyordur. Napolyon onu lütuflara boğuyor ama bir türlü görev vermiyor, evinde tutuyor, devlet işlerine dâhil olmasını istemiyor. Zaten Bonapart’ın özelde böyle bir dünyası yok; o, fethetmenin, aksiyonun peşinde hep! Ama şu an, tam mânası ile yetkili, “imparator” olamadı daha; bazı pürüzleri halletmenin imparatorluk yolunu tamamen açmanın ve ardından içte bitireceği bu aksiyonlarının peşinde dışa açılıp dünyayı fethetme gayesinde…

Gayesine ermesi uzun zaman almıyor; Birinci Konsüllük’ten İmparatorluğa… Napolyon Fuşe hakkında ne düşünürse düşünsün, iş yapacak, işlerini yürütecek bir kadrosu olması lazım geldiğini biliyor. İşin başka bir yanı da şu, Fuşe’nin Cerutti sokağında kalması demek, bir süre sonra yerinde durmaması ve bir şekilde harekete geçmesi demek; Napolyon pürüz istemiyor ve Cerutti sokağındansa Fuşe’nin gözü önünde bulunmasını yeğliyor.

İki yıllık ödüle benzer sürgünün ardından Napolyon’un imparatorluğu ile beraber Fuşe Nazırlığa atanıyor tekrar…1804…

Beşinci kez yemin ediyor Fuşe; birincisi Krallığın Birinci Hükümetine, ikincisi Yeni Cumhuriyete, üçüncüsü Direktuar Hükümetine, dördüncüsü ise Üçlü Konsüle idi; şimdi 45 yaşında ve imparatorluğa yemin ediyor… Ama bahsettiğimiz Fuşe; Napolyon ile arasında çoktan bir husumet oluşmuş ve Fuşe’nin planları arasında iş kavgaya dönüşmüştü. Beklemenin, sabırla beklemenin bu dehâ çapındaki entrikacısının kafasından geçenleri yalnız Allah bilebilir. (devam edecek)

 

Aylık Dergisi 98. Sayı

 
Etiketler: Entrikanın, Mücessem, Hâli:, Joseph, Fouche, -2-,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı