Yazı Detayı
01 Aralık 2012 - Cumartesi 05:36
 
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
Fatih Turplu
 
 

Sert Rüzgârlar…   

Napolyon ve Fuşe… İkisi de birbirlerine zıt karakterlerde ama gerek şartlar ve gerekse kadro zaafiyetinden doğan sebeplerden ötürü, talih-kader onları birleştirdi…

İlki, içinde doyulamaz bir heyecan fırtınasının sâiki ile her an yeni bir fatihlik peşinde koşan; ikincisi ise, herkese boyun eğer vaziyette görülür iken, asla kendisinden başka bir iradeye bağlanmayan ve ihtirasının en keskin tarafı ile hareket eden…

Bu iki zıt kutub birbirlerinin çekim dâireleri etrafında sürtüşüyordu. Bunu daha önce belirtmiştik… Birleşmeleri mümkün olmayan bu iki ayrı karakter, çıkarları noktasından hareketle vaziyeti idare ediyorlardı. Ama ikisi de pusuda beklemeyi ihmal etmiyorlardı tabiî ki… Zvayg, ikisi arasındaki çekişmeyi denk kuvvetler arasında geçiyor gibi ele alır; Napolyon’un bütün derdi Fuşe imiş gibi bir imaj doğurur bu bakış açısı. Fuşe’nin bilinmemesi, birçok hâdisede etkin olması da bu bakış açısının doğmasında önemli rol oynar. Bu yüzden gözden kaçırılmış ve nasılsa görülememiş olmasının Zvayg üzerindeki etkisi olarak kabul edilebilir bu durum.

Fuşe, tekrardan tüm Paris ve hatta Fransa’da kurduğu polis ağını devreye sokuyor. Bu sefer işler daha farklı; çünkü artık ne meclisin kuvveti, ne konsüllerin yönetimi var… Koca Fransa artık bir tek adamın, Napolyon’un elinde ve emrinde.

Artık protokollerde değişti; “Yurttaş konsül Napolyon” yok! Bundan sonra “Majeste” var. Fuşe, eskiden olduğu gibi yakası açık bir hâlde değil ve önceki dönemlerde olduğu gibi kendisine danışılmıyor. Hoş, gerçi kimseye danışılmıyor; “Savaş arkadaşları da dâhil kimse senli-benli” konuşamıyor imparator ile…

Fuşe de herkes gibi emir alıyor. Ama Fuşe diğerleri gibi değil. Onun her zaman ve her şarta göre aldığı biçimler ve yürüttüğü planlar vardır. O, şartların, hâdiselerin bir esiri değildir. Aksine, hâdiseleri okuyan, gelişen ve değişen şartlara göre manevra kabiliyetini kaybetmeyen bir mizaca sahiptir.

Belki de mizacının en kuvvetli yanı da bu... Dışarıdan bakıldığında bukalemun gibi renk değiştiren ve ortama ayak uyduran biri gibi; ama sadece böyle söylemek onun için haksızlık olur galiba?

“Bukalemun gibi” tarifi, ortama ayak uyduranlar için kullanılmaz mı? Oysa o, sadece “Ortama ayak uyduran” değil, kendi gayesi uğruna bu ortamı yaşanabilir hale getirendir de… Sadece kendini kurtarma derdi yoktur; dolayısıyla o, bir hırsın, dâvâsı neyse onun çıkarına bakmanın da adamıdır. Meğerki dâvâsı boş bir hayal olsun. Bu önemli değil; önemli olan, onun “sadece” renk değiştiren olmaması. Diğerleri pasif bir itaat içerisinde rüzgârlara boyun eğer. O ise sert rüzgârlar içerisinde bile kendi yolu için hayatta kalmanın çarelerini arar- durur.

Bu aslında bulunmaz bir meziyet ama şu farkı da not düşmek gerekiyor ki bütün bu direnç, bütün bu faaliyetler, bütün o koşuşturma ve planlar, hırsının elinde kötülüğe hizmet eder. Sadece bunun için bu kadar entrika, bu kadar mesai ne kadarda tuhaf esasında?

Napolyon’a açıktan karşı gelmeyen-ki bunun yapılması çok zor- Fuşe, şimdi enteresan bir taktik ile yoluna devam ediyordur. Yeni taktiği, onun gözünün içine baka baka tükenişini beklemek, yıpratmak, öfkelendirmek, sinir etmek.

Muhteşem haber ağının sayesinde Napolyon’un sinirlerine savaş açıyor… Napolyon bir buyruk mu verdi; Fuşe işine geldiği gibi davranıyor, emri kabul ediyor ama, bakın nasıl…

İşine gelmeyen bir tutuklama oldu mu ağırdan alıyor, tutuklanacaklara haber salıyor, her türlü hileyi kullanarak o işin olmamasını sağlıyor. İlla yapılması gereken bir şey mi var; o zaman bunun kendi kararı olmadığını, imparatorun emri olduğunu üstüne basa basa her yere kaydettiriyor.

Başka işlerde de böyle; hep böyle. Bununla beraber alanı bu kadar sınırlı iken, nazırlık alanı içinde kendine büsbütün serbestlik sağlıyor. Bütün iyi işler Fuşe’nin bütün kötü işler imparatorundur artık. Ve raporlar… Raporlarında hakikatlerden ziyade olayları işliyor. Böyle olunca da, “Bana göre” diyeceği ve hükmünü vereceği- vermesi gereken yerde “falanca elçinin dediğine göre” ler gibi ifadeler kullanmaya başlıyor. Bu, onun için yeni bir yöntemin de keşfi mânâsına geliyor. Bu yeni “tarz” ile Napolyon’u en zayıf tarafından, ailesiyle ilgili haberlerin iletilmesinden faydalanıyor. Böylelikle de kendisi tek kelime kullanmadan iğrenç ve yüz kızartıcı hadiselerin, sırf onun canını sıkmak için kullanmaya başlıyor.

Napolyon’un cephesinden bu durumun görünüşü ise şöyle:

Önüne gelen hiçbir polis raporuna güvenmiyor. Zvayg’ın ifadesiyle “O atmaca bakışlarıyla” bütün raporları dikkatle süzüyor, süzüyor, süzüyor… Ama heyhat! Fuşe bu; raporlarda tek yanlış, birbirini çelen bir haber, olmamış bir hâdise yok. Kezâ, diğer nazırlarda,  Napolyon’un önüne raporların içinden bir eksik çıkartıp koyamıyorlar. Böyle olunca da Napolyon öfkeleniyor köpürüveriyor..Ama onun adı Fuşe.. O Lyon cellâdı. Kral katili. O soğukkanlı adam! Napolyon bütün nazırlarının önünde öfkeden köpürürken o, buz gibi donuk, hissiz ve korkusuz.

Aslında bu işin içindeki “iş” şudur. Fuşe herkesin sırlarını bildiği gibi onun da sırlarını bilir ve idare eder. Tüileri’nin arka kapısından hangi saatte çıktı, hangi metresine gitti, ne kadar kaldı, sadece Fuşe duyar, Fuşe görür ve Fuşe bilir. İşin bilinmeyen bir yönü de budur aslında. Ama her şeye rağmen işlerini de hiç aksatmaz. Aynı zamanda unutmamak lazımdır ki Fuşe bir insan sarrafıdır. Onun ne vakit sahte bir şekilde öfkelendiğini ne vakit gerçekten öfkelendiğini anlar.

Mesela Avusturya elçisinin önünde Napolyon’un vazoyu kırarak bağırması ve öfkelenmesi karşısında elçi ve yanında bulunanlar tir tir titrerken ve yeni bir savaş çıkacağını zannederken, Fuşe aslında bunun Napolyon’un bir diplomatik oyunu olduğunun farkındadır. Böyle olunca da onunla arasında geçen bütün bu gerilimli sahnelere rağmen nazırlık makamında tutulur. Ve tabiî ki işlerde yürümeye devam eder.

Napolyon’un onun arkasına casuslar yerleştirmesi bile nafile… Fuşe’nin bundan haberi olmaması mümkün mü ? Vaziyete o kadar hâkim ki, arkasına takılmış casusların vereceği raporlarda, ancak Fuşe’nin yazılmasını istedikleri yazılır. Daha önceki haber alma sistemini daha organize bir hale koymuştur bu nazırlık döneminde…

Napolyon ile Fuşe arasındaki husumet, kavga, ancak Fuşe tarafından yürütülen Napolyon tarafından süspanse edilen bir kavgadır…

Bütün bu sinir harpleri devam ederken bu arada Fransa güç kazanıyor kendini toparlıyordur.

Napolyon’un, bu “Büyük aksiyon adamı”nın gözünü hiçbir şey doyurmuyor; Fransa’nın tek hakimi olmakla yetinecek bir mizaç değildir o. Aksine bütün dünya’ya gem vursa durdurulamaz bu adamın gözü yeni bir savaştadır. Artık şöyle demektedir: “La France céest moi-Fransa demek, ben demek!”

Bıçağın İki Yüzü

Dönemin ehemmiyetli diplomatlarından birisi Fuşe ise diğeri de Talleyrand’dır.

Aynı mizaç hususiyetlerine sahip olmakla beraber, Fuşe ne ise adeta tam tersi… Fuşe alaylı, Taleyran ise mektepli. İkisi de papaz okulundan; biri taşralı diğeri asilzâde. İkisi de ikiyüzlü. Biri kaba diğeri kibar… Biri uşak ise diğeri iş yaparken imparatoru bile küçümser edalarda… Taleyran tepeden koltuklara, Fuşe ise tırnağıyla kazıyarak… Fuşe didinerek çalışır, çabalar, not tutar, rapor yazar, tahlil eder, tespit yapıp teşhis ederse; Taleyran, bakar ve hükmünü verir… Kargaşalar içerisinde Fuşe nasıl gizlendiyse, Taleyran da onun gibi aynı dönemlerde önce İngiltere sonra ABD’ye gitmiş, ortalık sakinleşince de geri dönmüştür. Fuşe ne kadar içmezse Taleyran’da tam tersi içer; Kezâ, karısından başka kadın tanımayan Fuşe’nin aksine Taleyran’ın metresleri Paris’te dillere destan yazdırır.

Fuşe ne kadar tutumlu ise Taleyran da aksine o kadar savurgan…Taleyran hakkında birkaç notu buraya düşmek istiyoruz.

Napolyon onun için “Bütün düşüncelere nüfuz eder, öğüt vermeden herkese istediğini benimsetir” der. Muhakemesi kuvvetli, lisanı kıvrak ve zarif… Çalışmaktan nefret eder; sanki, sırf bu sebepten dedirtecek bir kıvraklıkla çözülmesi en zor mevzuları bir bakışta kavrar, çözer, nihayete erdirir. Evet, nihayete erdirsin ki zevk-ü sefaya bolca vakit kalsın… Fuşe nasıl sayfalar dolusu rapor yazarsa, o, sadece bir söz yahut cümle ile raporunu verir ve durumu izah eder. Bu söylediğimiz bir abartma değil, gerçektir; “Kendi eliyle mektup yazdığı seyrek görülmüştür” sözü de bir abartı değildir. Dışişleri bakanlığı da yapmış olan Taleyran da Fuşe gibi Napolyon’un mühim nazırlarındandır. Zvayg ikisi için “Aynı cinsin değişik örnekleri” tarifini kullanır.

Taleyran ve Fuşe birbirilerinden nefret ederler. Öyle bir nefret ki, bütün Paris moniteure-monitör gazetesi almak ve aralarında bir polemik oluştu mu diye bakmak için kuyruğa girerlerdi.

Taleyran: “Fouché kendisini çok iyi tanıdığı için başka insanları hor görüyor.” derken; Fuşe, Taleyran başbakan yardımcılığına atandığında “il ne lui manquit ce vice lâ-bir bu sefahati eksikti” der…

Biri diğerinin sefil hayatını iyi bildiği için (polis raporları) , diğeri de, onun çevirdiği dolapları tek bir bakışla fark edebildiği için durmadan atışırlar.

Zvayg’ın ifadesiyle “Kafası çalışan bir psikolog” olan Napolyon ise, Fuşe’den Taleyran’ın sefahatlerini kumarını vs. işlerini haber alırken, Taleyran’dan ise Fuşe’nin planlarını haber alır.

Birbirlerini tamamlayan bu adamlar hem imparatora olan bağlılıkları ve hem de iş bitirici kaabiliyetleri ile Napolyon’un gözde adamlarıdır; Napolyon ikisi arasındaki bu çekişmeden-rekabetten bile fayda devşiriyor ve onların rekabetini işlerinin yürümesinde kullanıyordur. Bu iki adam bir nevî işlerin yürümesindeki denge unsurlarıdır. Fakat, ne olduysa oldu bir gün bu iki adam anlaşıverdi, birleşiverdi… Hatta bu birleşme öyle bir tiyatro, öyle bir tiyatro sahnesiyle ilan edildi ki bütün Paris şaştı kaldı…

 

Aylık Dergisi 99. Sayı

 
Etiketler: Entrikanın, Mücessem, Hâli:, Joseph, Fouche, -3-,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı