Yazı Detayı
03 Mayıs 2020 - Pazar 15:14
 
Freud, Jung, Fromm ve Salih Mirzabeyoğlu'nda Rüya
M. Taha İnci
 
 

Rüya ilmi Hz. Adem'den (as) beri var olan bir ilimdir. Her devir de düşünce adamları rüya ilmine dair araştırmalar yapmış ve uçsuz bucaksız bir ilim olduğunu hayretle müşahede etmişlerdir. Doğu'da İslam alimleri rüyaya ruhi bir mevzu olarak bakarken, Batılı düşünürler ise rüyayı şuuraltına yansıyan şeyler olarak görmüşlerdir. Fakat Doğu ve Batı alimleri hiçbir rüyanın gereksiz ve sebebsiz olmadığında hemfikir olmuşlardır. Carl Gustav Jung, "Rüya bir anlam içerir" der. Freud, "Her rüyanın bir amacı vardır" der. Ebû Bekir Kelâbâzî, “Mümin için önemli bir bilgi yolu ve kaynağıdır” der. Gazali, “Rüya, lehv-i mahfuz ile insan kalbinin aralarında perde bulunan karşılıklı iki ayanadır ve Allah’ın sanatının acayipliklerinden, insanın fıtratının garaibliklerindendir” der. İbn Haldun “Gaibden insana aksedilen bilgilerdir” der. İbn Kesir, “Rüya, ledünnî bir remzdir” der. İbrahim Hakkı, “Birtakım bilgi edinme yoludur. İnsan gerçek rüya yoluyla dünya ve ahiret ile alakalı bilgiler alabilir” der. Salih Mirzabeyoğlu da hiçbir rüyanın daima halis ve boş olmadığını belirtir “Rüya, kendine hitap edilendir” der. (1)

 

Rüyalar şuurla da doğrudan bağlantılıdır. Her karakter ve alışkanlık da rüyaya sirayet eder. Gerçek hayatta hırsızlık yapmanın günah olduğunun şuurunda olan bir kimse, rüyasında da hırsızlığın günah olduğunu bilir. Şuuraltı rüyada ona göre şekillenir. Rüyanın kültürle de ilgisi vardır. Her millet kendi toplumunun alışkanlıklarına göre rüya görür. Rüya insanın kendisidir. Rüya insanın varlığında olanların bir yansıması, bir tezahürüdür. Hiçbir rüya boş değildir. Her şeyin Allah'tan olması bakımından doğru olmakla beraber o da hisse ve idrake göre değişir. Razi'ye göre rüya, metafizik aleme açılan kapıdır. (Mefatihu'l-Gayb). Freud'a göreyse rüya kişinin psikolojik durumuyla uyum içindedir ve psikolojik durumumuz bizim psişik geçmişimizin bir sonucudur.

 

Jung, Elgan Dağı'nın eteklerinde bir kabile şefinin şu ilginç cümlelerine şahit olur: “İngilizler topraklarımıza geldiklerinden beri artık rüya görmüyoruz. İngilizler savaş, hastalıklar ve nerede yaşamamız gerektiği konularında her şeyi biliyor.” Jung bu yüzden rüyaların bilinmeyenin sesi olduğunu söyler. (2) Rüyasını kaybeden yönünü de kaybeder. Bazı topluluklar rüyalarına göre hayatlarını idame ederler. Rüya onların rehberidir. ‘İlkel’ kabileler, ne yapmaları gerektiğini bâtınen öğrenirlerken işgal sonrası artık yapacakları işgalciler tarafından zahiren bildirilmeye başlanmıştır ve artık rüya göremez olmuşlardır.

 

Rüya ruhun bir göstergesi, ruhtan bir paydır. Kabileler bunun şuurunda hareket etmişlerdir. Rüyanın bir rehber oluşuna misal olarak; Afrikalı bir zenci bir keresinde rüyasında düşmanların kendisini tutsak ettiğini ve diri diri yaktığını görmüştü. Ertesi gün adam akrabalarını topladı ve onu yakmalarını istedi. Akrabaları adamın ayaklarını bağlayıp ateşe koydular. Doğal olarak kötü şekilde sakatlandı fakat düşmanlarından da kurtuldu. (3)

 

Rüyalarını doğru tabir eden ‘ilkel’ topluluklar, nerede ve nasıl hareket etmeleri gerektiğini de iyi derecede bilen insanlar. Çünkü rüya tabir etmek de istidad gerektiren ve uzun süre uğraş gerektiren bir ilimdir. Haliyle insanın hislerini kaybetmemesiyle, ruhunun temizliğiyle, insan kalabilmesiyle alakalıdır. Bahsettiğimiz kabileler temiz, insani anlamda bozulmamış, hisleri kaybolmamış insanlardır.

 

‘İlkel’ topluluklarda temiz insanların rüyaları doğru tabir etmelerinin yanı sıra İslam dünyasında da rüya tabircileri İslam alimlerinin büyüklerinden olmuştur. Rüya tabiri mevzuunda birçok ahlakî ve ilmî vasıflar aranmıştır.

 

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu rüya tabirini iştikak ve ebced ilmiyle tabir ederek terkib yaparak hakikatten kıvılcımlar sunmuştur. Ölüm Odası eserlerinde de cifr, ebced ve iştikak ilminden yola çıkarak rüyalarını manalandırıyor, "mutlak fikrin ölçülerine nisbetle kader sırrını kurcalıyor ve fikir buudunu işliyor." Bu sebeble Mirzabeyoğlu "Benim usulüm, fikirden ebced - ebcedten fikir doğumu ve iştikaktır" demiştir. (4) Ebced: sayılar, kelime tevafuklarını gösteren, bağ ve hüküm Allah'ın varlıktaki sırlarından biridir. Ebced, yepyeni hakikatlerin bulunmasına vesiledir. (5) Buna göre, bilinenler yoluyla bilinmeyenleri keşif esastır. Yani tombaladan ne çıkar hesabı bir yaklaşımla ebced tevafuku olmaz. (6) Veliler ilmi olan harfler ilmi, varlığın sırları üzerinde bu yoldan bir örtü olması ve onların yolundan gaybın sırlarını arama işi iken kalb yolundan bir vasıta-bu yolla olanı gösterir. (7) Nitekim İmam Gazali de rüyanın hakikatinde söz söylemek için mükaşefe ilminin inceliklerini bilmek gerektiğini söyler. (8)

 

Hadiste "Rüyası en doğru olanınız, en doğru sözlü olanınızdır" diye buyurulmuştur. Salih Mirzabeyoğlu, özü sözü bir olmakla birlikte rüya ilminde de alimdir. Nitekim rüya vahiyden bir cüzdür. Rüya ile amel edilemez denilir fakat bu rüya ilmini bilmeden hareket edenler için söylenmiştir. Bu ilmin erbabı rüya ile amel edebilir.

 

"Bilal ezanı nasıl okuyorsa, rüyada öyle görmüştüm!" Vahiy ilham ve bedahet davasını, Allah'tan gelen ve Allah'a dönen insanın kaderinin hassında bütünleyen mana, "ezan" bahsinde göründü. Bu mevzuda bir din büyüğünün tefsiri şudur: Allah ezanı vahiy yolundan Peygamberine bildirmeyip sahabilerine rüyada malum etmekle, bazı halleri ümmete doğrudan doğruya tecelli ettirerek, bütün din ölçülerinin hak olduğuna dair delil vermiş ve itikatlarını kuvvetlendirmiştir." (9)

 

Allah Resulü de rüyaları önemsemiş ve sahih olanları Nübüvvetten bir parça saymış, bunun için de "Sahih bir kimsenin görmüş olduğu sadık rüya, Peygamberliğin kırk altıda biridir" buyurmuştur. 

 

Mütefekkir Mirzabeyoğlu'nun rüyaları ele alış usulü olarak bir misal gösterelim:

 

ÖLÜM - Levha: 4 Kasım 2010… Kumandan ölmüş; koyu bir bezle sarılmış, tabut oda gibi bir yerde, yere koyulmuş. Orada 5-6 kişi, anneleri ve babalarıyla beraber… Anneleri, “bizi yalnız bırakmadın!” dercesine, başımı okşuyorlar. Üzüntülü bir hava yok, sanki tabiî bir hâdise karşısındayız. Karışık duygular içindeyim… Mezarlığa götürmek üzere tabut omuzlarımızda; arkada iki kişi var, ben ortanın alt tarafından omuzluyorum ama, ağırlık beni zorluyor. Tabutun ön kollarında kimse yok, düşürebiliriz diye korkuyorum. Önde 2-3 kişi yürüyor, biri koğuş arkadaşım Soner Çoban; ona, “tabutun önünden tutun!” diye sesleniyorum. Boş yürümemesini, hem de taşıdığı kadar sevab kazanacağını vesaire söylüyorum. (Özer Yılmaz.)

 

Mate: Öldü: 441.
Leteyya: Büyük emir: 441.
Kısakürek: 441.
Salih Mirzabeyoğlu: 1441.
Ümmet: 441.


*


Teslis: Üçleme: 1440= 441.
Keraker: Kuzgun. Karga: 441.
Dahm: İri, kocaman cüsseli. (Dahme: Mezar): 1440= 441.

 

Fatır Sûresi, 27. âyet: (Meâli: …. Görmedin mi, Allah gökten bir su indirdi. Biz onunla renkleri başka başka birçok meyveler çıkardık. Dağlardan da kırmızı ve beyaz, muhtelif renkte yollar, hem de KUZGUNÎ-SİYAH yollar yaptık… Not: Gurab, “karga” demektir. Böyle isimlendirilmesinin sebebi, SİYAH olmasıdır. Siyah, ululuk rengidir ve karga-kuzgun, KÜLLÎ CİSİM’in remzidir. Kur’ân ve bazı hadîslerde KARGA, bahsi geçen rengi mânâsında geçer.): 4415.
Şem’: Nur. Işık: 415.
Teheccüc: Hüccetleşmek. (İmâm-ı Hüccet lâkablı Muhammed Mehdî bin Askerî Hazretlerini hatırlayınız.): 415.
Fatır Sûresi, 27. âyet: 4415= 3416.
Kust-ül Bahr: (Kust otu nevinden bir çeşit): 416.
Hevte: Suya gidecek yol. (Şeria: Suya giden yol): 416.
Hey’et: Şekil, suret. Birlik teşkil eden şahısların topluluğu. Gök ve yıldız ilmi. Duruş, vaziyet, keyfiyet. Tabiat, cibilliyet: 416.
Tecevvüz: Sözü mecaz olarak kullanma: 416.
İhticac: Delil, vesika, şâhid gösterme: 416.
Meşmul: Kaplanmış, şümullenmiş, etrafı kuşatılmış. Bir şeyin içinde bulunan: 416.
Fatır Sûresi, 27. âyet: 4415= 2417.
Necib Fazıl Kısakürek: 1417.
Ciddiyet: Ağırbaşlılık. Ehemmiyet: 417.
İhtiva: İçine almak, içinde bulundurmak. Şâmil olmak. Bir şeyi toplamak ve korumak: 417.
Hatay: 417.
Fatır Sûresi, 27. âyet: 4415= 1418.
Necib Fazıl Kısakürek: 1417= 418.
Musa Mirzabeyoğlu: 1418.
Müşabe: Ölmek, vefat etmek. Uzaklaşmak: 418.
Edebiyat: 418.
Vahdet: Teklik. Yalnızlık. Birlik: 418.
Fatır Sûresi, 27. âyet: 4415= 419.
Musa Mirzabeyoğlu: 1418= 419.
Hayyat: Yılanlar: 419.
Hayat: 419.
Tedehhî: Dâhileşme: 419.
Teheddî: Doğru yola girme. Hidayetlenme: 419.
Te’vib: Tesbih etmek: 419.
Me’nuş: Tabuta konulmuş. Hayır ile yadedilen ölü. Yukarı kaldırılmış: 466.
Üstad: (Necip Fazıl Kısakürek’e yapışık sıfat): 466.
Mehdî Muhammed Mirzabeyoğlu: 1466.
Nüütî: Gemi kaptanı: 466.
Nihayet: Son, uç. Çok: 466.
Ketum: Sır saklayan: 466.
Tunî: Külhanbeyi. (Üstadım’ın bir şiirinden: “Yaklaştım hamamda külhan yerine”… Yevmiye: Ömrünün sonunda insan, dünyanın yanık kokusunu, marsık kokusunu duyuyor): 466.
Asb: İmâme, sarık. Bağlamak. Sargı. Sağlam olarak dürmek: 162.
Asab: Sinir, damar. (Asabî… Asâb: Geyik, gazal): 162. (10)

 

Jung, bir kişinin rüyasını tabir ettiğinde malzeme olarak geçmişi, şuuraltını, duygu yoğunluğunu, rüya öncesi yaşananları, sembolleri kullanır. Jung kişinin geçmişini ele alır ve rüyaların bilinçdışı olayların oluşturduğu bir zincirin halkaları olduğunu ifade eder. (11)

 

Jung da bizdeki gibi ebcedlerle değil fakat "sayı sembolizmi" diye tabir ettikleri sayısal rüya yorumlama sistemiyle gerçekleştiriyor rüya yorumlarını. Jung'da ruhi olmaktan ziyade insanın şuuraltındakine dikkat çekilir. Jung'da sayı sembolizmi yorumladığı rüyanın görenle ilişkisi kadardır. Sayı sembolizmi konusunda Freud, Adler, Stekel, Jung çalışmalar yapmışlar ama bunu şuuraltıyla ve kişinin yaşadıklarıyla ilişkilendirerek yorumlamışlardır. 80 binin üzerinde rüya yorumlayan Jung'dan sayısal rüya yorumlamaya bir misal gösterelim:

 

"Rüya sahibi sezon biletini kondüktöre gösteriyor. Kondüktör, biletin üstündeki büyük sayıya tepki gösteriyor. Sayı 2477.

 

Rüyanın analizi sonucunda sayının, bu aşk ilişkisinin masraflarıyla ilgili olduğu ortaya çıktı ki bu durum rüya sahibinin cömert yapısına tamamen aykırı bir durumdu. Adamın bilinç dışı, bu ilişkiye karşı gelmek için rüyadan faydalanmıştı. En aşikâr yorum, bu sayının maddi bir anlamı ve sebebi olduğuydu. O ana kadar ilişki içinde yapılan masraf kabaca hesaplandığında rakam 2477 franka dayanıyordu: Daha dikkatli bir hesap yapınca 2387 frank çıktı; ki bu da gelişi güzel bir şekilde sonrasında sayının hastada nasıl serbest çağrışımlar yapacağını görmek istedim. Bu sırada ona, rüyasındaki sayı ikiye bölünmüş gibi geldi: 24-77. Belki de bir telefon numarasıydı. Sonrasında bu varsayımın yanlış olduğu ortaya çıktı. Bir sonraki çağrışım sayının, pek çok farklı sayının toplamı olduğuydu. Bu sırada hasta daha önce bana annesinin yüzüncü doğum gününü kutladıklarını söylediğini hatırladı; böyle bir kutlamayı en son annesi 65, kendisi de 35 yaşındayken yapmıştı. Aynı gün doğmuşlardı. Bu şekilde şu çağrışımları elde etti:

 

Doğduğu gün: 26 - II, sevgilisininki 28 - III, karısınınki 1 - III, annesininki 26 - II, iki çocuğununki 29 - IV : 13 - VII, kendi doğumu II - 75, sevgilisininki VII - 85, şu an kendi yaşı 36, sevgilisinin yaşı 25.

 

Şimdi eğer bu çağrışım dizisini göründüğü gibi yazarsak şu rakamı elde ediyoruz:
262, 288, 13, 262, 294, 137, 275, 885, 36, 25=2477." (12)


*


Materyalistler ruhu kabul etmedikleri için rüyaları da ruhtan gayrı asılsız olarak addeder. Mirzabeyoğlu'na göre rüya, hayali keşfe mevzu olmak bakımında ruhun ayrıca isbatına dairdir. Ruh, uyku halinde gaibler aleminden bazı mana ve suretleri görür; nefs de ruha ilişkisi bakımından o görüş ve anlayışta ruha ortak olur. (13)

 

Rüyalara karşı çıkan yoğun önyargı, genelde insan ruhuna son derece az değer veren bir bakış açısının belirtilerinden başka bir şey değildir. (14) Bu kadar bilimsel imkanlara rağmen bir gereklilik olduğunu belirtir ve rüyaları dinsel bir fenomen olarak görür. Rüya ilmi üzerine ihtisas yapan Batılı düşünürler rüyayı her zaman şuuraltına bağlamışlar ve ruhi olmasını açıklayamamışlar yahut bu kavrama İslam dünyasındaki gibi bakamadıklarından psişik olarak adlandırmışlardır. Sadece içlerinde Jung biraz daha yaklaşmış ve dinsel fenomen olduğunu belirterek, kendi sesimizden ziyade bizi yücelten bir unsur olduğunu söylemiştir. Eric Fromm, "rüyalar en derin ve en yüce güçlerimizin yansımasıdır" derken ruhu kastetmiş olabilir fakat hiçbiri de rüyaların anlamsız ve gereksiz olmadığını söylememiştir. Bu yüzden Fromm "ruhumuzun her faaliyetinin doğrudan doğruya rüyalarımıza yansıdığını düşünüyorum" der.

 

Fromm'a göre rüyalar ilkel insanlarda bir anlam ifade ederken, yavaş yavaş anlamsızlaştırılmıştır. Çünkü günümüz insanı her yönden gelen yoğun bir görüntü ve gürültüye hapsolmuştur. Radyolar, televizyonlar, gazeteler, reklamlar ve filmler bizi daha akıllı değil aksine aptallaştırmıştır. Gerçeği temsil ettiğini iddia eden yalancı bir akılcılık bize "onur ve gerçeklik" diye yutturulmuştur. Fakat insan uyuduğunda bütün bu olumsuz gürültülerden kurtulur ve kendisiyle (yani ruhuyla) başbaşa kalır. Böylece bilgeliği ve zekâsı hiçbir engel görmeden kendini gösterir.

 

Bir de Fromm'un rüyayı yorumlayış biçimine bakalım:

“Sayın X'i görüyorum. Ama dükkândakinden çok farklı bir yüzü var. Ürkütücü bir ağız ve sert bir yüz çıkıyor karşınıa. Başka birisine, neşeyle, fakir bir dulun son birkaç kuruşunu da hileyle nasıl yürüttüğünü anlatıyor. Ondan iğreniyorum.”

 

Rüyayı göre adama, bu rüya hakkında ‘Bay X'i ziyarete gittiğimde, onun yüzünü görür görmez birkaç saniye için hayal kırıklığına uğradığım ama sonra kendisiyle güzel ve zevkli bir sohbete girişince, Sayın X hakkındaki o ilk anda htiğim olumsuz düşünce ortadan kalktı’ der.

 

Fromm, bu rüyayı şöyle yorumlar: “Rüya gören kişi, Sayın X'in başarısını kıskanıyor ve ondan nefret ediyor olabilir. Eğer böyle olduğunu kabul edersek, bu rüyada, akıldışı bir nefretin bilinç dışı bir biçimde gerçekleşmesi söz konusu olmaktadır. Fakat bence yukarıdaki rüyanın daha başka bir anlamı vardır. Rüyayı gören kişi, rüyasında gördüklerinden sonra, Sayın X'i daha yakından izlemeye başlar ve sonra toplantılarda, bu ‘önemli şahsiyetin’ çevresindeki insanlara pek değer vermediğini farkeder. Sayın X'in böyle bir karaktere sahip olduğunu ilk kez rüyasında görmüştür. Ama daha sonraları yaptığı gözlemler, Sayın X hakkındaki olumlu görüşe şüpheyle bakan başka insanlar tarafından da onaylanır. Rüyada görülen X'in karakteriyle, gerçek yaşamdaki Sayın X'in karakterinin birbirine benzedikleri ortaya çıkmıştır.

 

Görüldüğü gibi rüya gören kişi, X'in karakterini, gördüğü rüyada çok daha isabetli olarak belirleyebilmiştir. Uyanık iken kamuoyunun ‘gürültüsü’ sebebiyle (yani ‘Sayın X çok iyi bir insandır’ klişesi yüzünden) X'in karakteri hakkında tam ve doğru bir izlenim edinememiştir. Ancak bu konuda bir rüya gördükten sonra, olaya şüpheci bir gözle bakmaya başlamış ve çevrenin ‘gürültüsünden’ uzak olarak kendi duygu ve düşünceleriyle haşhaşa kaldığı rüyasında, gerçekçi bir izlenime sahip olabilmiştir.” (15)

 

Bazı alimlere göre üç çeşit rüya vardır. Allah tarafından müjde olarak gösterilen bir rüya ki sahih olan bu rüya şeklidir. Şeytan tarafından korkutmak için görülen rüya ve kişinin uyanıkken meşgul olduğu bir şeyi gördüğü rüya. İslam alimlerinden rüya tabircilerine göre insan rüyayı ruh ile görür ve akılla anlar. Bazı tabircilere göreyse ruhani duygularla görülen rüya, gelecekte meydana çıkacak şeyi gösterir. Cismani duygularla görülen rüya ise olan şeyleri gösterir. Mirzabeyoğlu’na göre rüya, Allah'ın ders ve hikmetlerini misaller alemine nakşedici tecellilerdir. (16)

 

Hülasa; Salih Mirzabeyoğlu’nun “Ölüm Odası”, “Tilki Günlüğü” gibi eserlerinin Batılı düşünürler olan Jung, Fromm gibi isimlerin eserleriyle mukayesesini yaptığımızda Mirzabeyoğlu’nda rüyanın ruh ile ilişkisini görürken, Batılı düşünürlerin rüyayı şuualtına nisbetle ele alarak alanını daralttıklarını görmekteyiz.

 

Kaynak:
1. Ölüm Odası B/Yedi-58, Salih Mirzabeyoğlu, s.233, İbda Yayınları, 2013
2. Psikoloji ve Din, Carl Gustav Jung, s13, Okyanus Yayınları, 2017
3. Jung, a.g.e., s. 13.
4. Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.644
5.Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.571
6. Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.597
7. Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.367
8. İhya-u Ulumiddin, İmam Gazali, c.4, s.1066
9. Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.590
10. Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.450
11. Jung, a.g.e., s. 36
12. Rüyalar, Carl Gustav Jung, s.23, Pinhan Yayınları, 2017
13. Berzah, Salih Mirzabeyoğlu, s.385, İbda Yaynları, 2006
14. Psikoloji ve Din, Carl Gustav Jung, s18, Okyanus Yayınları, 2017
15. Rüyalar, Masallar, Mitler, Eric Fromm, s. 55, Say Yayınları, 2017
16. Berzah, Salih Mirzabeyoğlu, s.383, İbda Yaynları, 2006

 

Aylık Dergisi 187. Sayı

 
Etiketler: Freud, Jung, Fromm, Salih Mirzabeyoğlu'nda Rüya, rüya nedir,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
03 Nisan 2020
Aşı Terörizmi ve İnsan Sağlığına Etkisi
14 Ekim 2019
"İstanbul'un Bilezik Yazıları"
02 Ağustos 2019
Zararlı Kitaplar ve Denetim Sorunu
01 Haziran 2019
"Kendini Arayan İnsan" Üzerine II
01 Mayıs 2019
“Kendini Arayan İnsan” Üzerine
29 Ekim 2018
Klasik Dönem Mimarisi ve Mimar Sinan’ın Eserleri
03 Eylül 2018
Topkapı Sarayı ve Manası
01 Temmuz 2018
Çağlara Meydan Okuyan Süleymaniye
31 Mayıs 2018
Amerika’da Bir Selçuklu Rüyası
01 Mayıs 2018
“Entegrizm -Kültürel İntihar-” Üzerine
01 Mart 2018
Kültür, Şehir ve Medeniyet
31 Ocak 2018
Kubbeyi Yere Koymamak
31 Temmuz 2017
Irkçı Batı ve Onaltıncı Raund Filmi Üzerine…
31 Temmuz 2017
Ay Portakalı
27 Haziran 2017
Yerli Edebiyat’tan ‘Yerli Edepsizlik’e
06 Kasım 2016
İlk Rasathaneyi Kuran Takiyyüddin Raşid
03 Ekim 2016
15 Temmuz'da Kimin Ne Olduğunu Gördük
04 Eylül 2015
Şeyh Mustafa İsmet Garibullah Efendi Hazretleri ve Risale-i Kutsiyye
05 Temmuz 2015
Kültür ve Niçin Kültür?
09 Mart 2015
Sanatta Diyalektik ve Hat Sanatı
06 Şubat 2015
Büyük Muztaribler -Düşünce Tarihine Bakış-
03 Aralık 2014
Peygamber Aşığı Yaman Dede
30 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki 'Tebliğ ve Telkin' Bahsi Üzerine
25 Eylül 2014
Tasavvuf bâtın ilmidir, alınmaz verilir
28 Ağustos 2014
Belvedere Veya Yüreklere Kazınan Bosna Katliamı
24 Temmuz 2014
Prize Bağlı Yaşıyoruz
28 Mart 2014
Toprağın bağrında yatan kültürümüz
07 Kasım 2013
Sana Emanet Maldan İnfak Et
Haber Yazılımı