Yazı Detayı
30 Kasım 2016 - Çarşamba 14:42
 
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
Fatih Turplu
 
 

20. yüzyılın en büyük filozoflarından ve bugün dinsizliği ve imansızlığı beslemeyi kendine şiâr edinmiş “müsbet ilmi” akıl mevzuunda akılla mat ederek sezgi felsefesini getiren ve bu tavrından ötürü bugün hiçbir Batılının adını anmadığı Henry Bergson’un meşhur eserlerinden birisi de “Gülme”dir. Bu eserin yayınlandığı dönemde memleketimizde de bir heyecan hâsıl olmuş ve bu heyecan rüzgârları arasında Mustafa Şekip Tunç, Bergson’un “Gülme” isimli eserini dilimize Osmanlıca olarak tercüme etmiştir. Bu tercümeyi yaparken eseri aslına uygun olarak tercüme etmekten ziyade bizim dilimiz, hareketlerimiz, mesellerimizi öne alarak bir nev’i millîleştirmiş ve bu şekilde davranarak “Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?” başlıklı bir kitap yazmıştır. Yani bizim burada sadeleştirdiğimiz eser, esasında Bergson’un “Gülme” isimli eserinin aslının bir tercümesi değil, Bergson’un seziş felsefesinde öne sürdüğü fikirler dikkate alınarak hülasalandırılmış bir kitaptır.

Bergson’un “Gülme” isimli eseri etrafında uzun süre kendimce mütalaalarda bulunduğum ve felsefesinin fikrî mülahazalarına hiç olmazsa aşinâ olduğum için Mustafa Şekip Tunç’un “Gülmek Nedir Kime Gülüyoruz?” eserini sadeleştirmek ve bugün okunabilir bir vaziyete getirmek istedim.

Gülmek Nedir Kime Gülüyoruz?

Takdim

Bu küçük kitap bütün gülmek hâdisesini tetkik ve izah etmekten pek uzaktır. Her ruhî hâdise gibi gülme hâdisesi de bir taraftan fizyoloji diğer taraftan sosyoloji ve felsefe ile temastadır. Gülmek henüz bir ilim halini alamadığı için bütün teferruatı itibariyle halen teori ve felsefe sistemleriyle izah edilmektedir. Ezcümle bu babdaki fizyolojik, sosyal ve felsefî teoriler pek çoktur. Bu teoriler içinde en dikkat çekici olanı, güzele dokunarak vücuda getirilen felsefeci büyüklerin eserleridir. Bunların içinde en mütekâmilinin Bergson’un “Gülmek” isimli eseri olduğu en iyi münekkidler tarafından umumiyetle tasdik edilmiştir. İşte ben de bu eseri esas aldım. Fakat her şeyden evvel gülmek hakkında filozof ve âlimlerin en dikkat çeken mütalaalarını özet halinde toplamayı ihmal etmedim. Doğu eserlerinde neler bulabileceğimi İzmirli İsmail Hakkı Efendi’den sorduğum zaman “gülmek garip ömrü idraktir diye tarif ederler. Bundan fazla bir malûmat hatırlamıyorum” demişlerdi. Bunun üzerine yalnız Batı eserleriyle iktifa edebileceğime hükmederek şu küçücük eseri tertib ettim. Bergson, gülmeyi daha çok sahne ve komedi esasından tetkik ederek bütün komedi eserlerindeki gülmek vakıalarından bir takım kaideler ve hatta kanunlar çıkarmaya muvaffak olmuştur. Ben mezkûr vak’aların millî hayatımızdaki emsallerini ihmal edilmiş bulmaya ve bu surette mevzuyu kendi hayatımıza yaklaştırmaya gayret ettim. Bergson’un yazmak istediği bir mevzuyla ne kadar hemhâl ve ona karşı ne kadar hırslı olduğunu bilenler, “Gülmek” isimli eserinin ihtiyacımız dairesindeki bir mevkii olan bu eserde on iki sene evveline kadar yayılmış bütün tetkiklerin en canlı rayihalarını duyacaklarından emin olabilirler. Bu eserle aslını tetkik edenler, yapacakları mukayesede Bergson’un hülasa edilmiş fakat sâdık bir tercümanı olabildiğime hükmederlerse şimdiden memnun kalacağım. Sezişin ne nafiz bir marifet vasıtası olduğundan şüphe edenler bu eseri okuduktan sonra derin bir hayretle uzun ve zengin tefekkürlere dalmaktan nefislerinde engel olamayacaklardır.

7 Ağustos 1337 (1918) İstanbul Mustafa Şekib

 

Gülmek Nedir ve Gülünç Olan Kimdir?

Gülmeyi mantıkla düşünenler derhal ağlamanın zıddıdır diyecekler; belki de hepimiz hâlâ bu kanaatteyizdir. Bu basit görüşün sebebi ağlarken gülmenin imkânı olmadığını kendi tecrübemizle anlamamızdan mıdır bilemem; yalnız muhakkak olarak söylenebilir ki insanlar öteden beri gülmeyi bilmişler, fakat niçin güldüklerini bir türlü anlayamamışlardır. Hatta “komedi”nin basit sanayiye dâhil olarak aynı zamanda hasbî bir irfan hâsıl etmesine aldanarak gülmenin esasını bediî bir heyecan addedenler bile olmuştur. Esasen bir şeyin tabiat ve mahiyeti anlaşılmadıkça hakikî mevkiî bulunamaz. Mihânikî (mekanik, alışkanlığın verdiği kolaylıkla, düşünmeksizin) tekâmülcüler (mesela, Darwin), gülmenin menşeini hayvanlara kadar indirmiş ve insanlarla hayvanları bu hususta akraba yapmaktan kendilerince bir zevk duymuşlardır. İtiraf edeyim ki ben de tabiatçı olsaydım erkek maymunun dişisini görünce sırıtmasını gülmenin tek kıyası yapmakta kusur etmezdim; malûm ya, tabiatçıların görüşlerine nazaran bütün ruhî hadiseler uzvî nişanelerle beraberdir. Binaenaleyh uzvî tezahürlerle bütün ruhu anlamak mümkündür ve madem ki maymun da sırıtmasını biliyor, o halde o da gülüyor!.. Mamâfih bu hususta fazla ısrar etmek istemem. Filhakika maymun da bizim gibi yahut bize yakın bir mahiyette gülebiliyorsa kendisini hayvanat zümresinden çıkarmak için tabiatçılara karşı ilk dava açan ben olmak isterim. Pek iyi bilmiyorum; şayet Darwin taraftarları bu hususta hâlâ ısrar ederlerse, bazı tabiatçıların zannettikleri gibi, bunlar hayvan değil nesl-i beşerin soysuzlaşmış bir taifesi olacaklardır. Zâhire aldanmamayı her gün tekrar edip dururken maymunda alelâde dudakların açılmasını gülmek zannetmek bütün beşeriyette dalgalı bir deniz üzerindeki beyaz köpükler gibi yanıp sönen kahkaha ve tebessümlerin ne derin mânâ ve acılık ihtiva ettiğinden habersiz yaşamaktır. Filvakıa gerçekte gülmek, haricî ifadeyle çok basit ve o nisbette tasviri kolaydır. Fakat gülmenin bir de içine girmek, derin ve nefsî hayatı tadarak yaşamak var. İşte meselenin ehemmiyeti buradadır. Gülmeyi tabiatçılardan çok evvel filozoflar tetkik ederek insana “hayvan-ı nâtık-konuşan hayvan”tan yola çıkarak bir de “hayvan-ı dahhak-çok gülen” ünvanı vermişler ve bu suretle gülmenin insanda konuşma nisbetinde mühim bir saffet keşfi olduğunu sezebilmişlerdir.

Fakat bu keşiften sonra niçin güldüğümüzü ve neye güldüğümüzü izah edebilmişler midir? Bergson’a gelinceye kadar gülmeyi tetkik eden filozof ve âlimler ruhun içtimaî hayatta inkişaf etmiş büyük malûm hadisesini daima bir sebebe irca etme hatasında bulunmuşlar ve meseleyi bir izafe yahut teşbihe kaidesi kadar basit zannetmişlerdir. Hâlbuki gülmenin sebepleri o kadar çoktur ki, bütün gülmeleri müşterek ve umûmî bir sebep altında toplamak yahut hepsini bir asıla ircâ etmek mümkün değildir. Bunun için gülmeyi tarif etmek zaman ve mekân tarifleri kadar mânâsız ve ihâtasız kalmıştır. Doktorlara nazaran gülmenin en açık tarifi: “Hoşa gidecek hazlara tekâbül eden sinir hareketlerinin toplamı”dır. Hâlbuki gıcıklama ile soğuktan ve bazı vakitler kimyevî ilaçlardan mütevellit gülmelerle isteriklerin ağlama nöbetlerindeki gülmelerini ve muharebelerde kanlı bir sahneye müteakip asabî kahkahalara tutulan askerlerin gülmelerinde hazdan eser yoktur. Demek ki burada da aynı mantık zihniyetiyle gülme, ağlamanın zıddı olan bir eser haz gibi telakki olunuyor.

 Gülmeyi pek sathî anlayan müelliflere göre iki öteki, iki hayâl yahut iki fikir arasındaki “bir yeni tezat” gülmenin yine sebebidir. Mesela maymun görünce gülmemiz bize insanı hatırlattığı halde insan olmayıp bilakis onun zıddı olan hayvan olmasındadır. Hele aynı maymunu insan gibi giyinmiş görürsek tezat daha barizleşmek itibariyle gülmemiz artarmış.

Diğer bir anlayışa göre: “Gülmek, ansızın duyulmuş bir gururdur. Mesela sağlam bir insanın çolak yahut kamburu görünce gülmesi kendi bütünlüğüne karşı ani bir gurur idrakinden doğmuştur. Bu takdirde bütün tabiat karşıtı hadiseler, mesela Haziran ortasında kar yağması, Arşimed’in muhasara içindeyken matematik ile uğraşmasının bile gülünç olması lazım gelir. Hâlbuki bunlar ya aksi tesir hüzün yahut hiddetten doğmuşlardır.

Fransız zekâsının mahsulü olan ilk görüşle İngiliz filozoflarından Hobbs’un eseri olan ikinci görüş mütekâmil ve iptidaî gülmeleri izah edecektir. Sözde Darwin’e nazaran gülmenin en iptidaî şekli katılma derecesinde delice gülüşlerdir. Bu İngiliz tabiatçısının iddiasına göre rakibini ayakları altına alan bir vahşi bu tarzda gülmektedir. Şu halde gülmenin tekâmülü delice kahkahalardan başlayarak zarif kadın tebessümlerinde son bulacaktır. Hâlbuki aynı tabiatçılar çocuğun “evrim süreci” yaşadığını iddia ettiklerine ve çocukta kahkahadan evvel tebessüm tahlil edilmesine nazaran evvelki iddia ile bu hakikat arasındaki tezada ne yapalım?

Elhâsıl beşer ruhu, cemiyet hakkında henüz pek iptidai ve tamamen fikrî malûmat sahibi olan Darwin ve benzer tabiatçıların gülmek gibi toplu bir hadise hakkında yapacakları tetkik ve varacakları hükümler bundan daha fazla bir şey olamazdı.

İnsanın bütün mahiyetini hayatiyet ve fizyoloji ile izaha çalışmak elbette bu kadar hudutlu ve tezatlı neticeler verecektir.

Gülmeyi izah sadedinde aynı eseri takip eden ve memleketimizde büyük bir vukuf ve nüfuzlarda şöhreti olan Spencer’ın bu husustaki mütalaalarını kaydetmeden geçemeyeceğim: “Gülmek sinir kuvvetinin tabiî mecradan çıkarak ansızın bir surette nehirler gibi yeni bir yola dâhil olmasıdır.” Bu umumî ve uzvî tariften sonra gülmenin ruhî sebeblerinde tezat nazariyesini esas kabul eden Spencer, dikkat nazarını şu suretle açıklar: tezat, iki çeşidi olup biri hafif biri şuurdan şiddetli bir şuura doğru yükselir; diğeri ise şiddetli bir şuurdan hafif bir şuura doğru sükût eder. İşte insanı güldüren bu ikinci çeşidi tezattır. Mesela merhum Cemil Bey’in neşide taksimlerinden biri çalınırken dinleyicilerden birinin esnemesi, güzel bir şiir dinlenirken çocuklardan birinin “anne karnım acıktı” diye ortaya çıkması insanı güldürebilir. Çünkü ilk vakıalarla dolu bir halde bulunan bir şuur birdenbire mânâsız bir vak’aya maruz kalınca artık eski mecrasında devam edemediği gibi yeni vak’ada uyanmış olan şiddetli bir şuuru meşgul edilecek bir mahiyette olmadığından ansızın fazla kalan sinir kuvveti derhal ayrılıp boşalarak gülmeyi hâsıl eder.

İşte Bergson’a gelinceye kadar bütün felsefe ve âlimlerinin görüş ve nüfuz nazarları bundan ibaret. Vakıa şöhretli bir isim bırakmış bazı müelliflerin gülmek hakkında ibdaî mütalaaları varsa da bunlar çok perakende ve nakıs bırakılmış bir takım görüşlerdir.

Şimdi bir de Bergson’un (sezgi usûlü) ile gülmeyi nasıl teşrih ve tenvir ettiğini görecek olursak aradaki azim fark anlaşılacak ve bu sayede ruhiyat ve felsefe vadisindeki yeni cereyanlara vakıf olmadan sezgici ruhiyat ve felsefeyi almayı iflas gibi gören bazı münevverlerimiz belki uykularından uyanarak ne söylediklerini kulaklarıyla işiteceklerdir.

Her şeyden evvel bilmeli ki, Bergson, gülmek hadiselerini bir tarif içinde hapsetmeyi asla düşünmemiştir. Komik deyince mutlaka canlı bir şey tasavvur ediyor ve mevzuunu hayata karşı göstermeye mecbur olduğunu hürmet ve ihtimam ile tetkik etmek istiyor. Bir zaman gülünen şeyler o zamanın içtimaî ruhunun bir kısım hadisiyetidir ki, bunlar bir hayat gibi doğar ve gayrı mahsus tedriçlerle muhtelif istihalelere uğrayarak inkişaf ve tekâmül eder. Bunun için, hangi vadide olursa olsun gülme hâdiselerinden hiç birisi ihmâl edilemez ve cümlesi yaşayan bir hayat birliği arz eder. İnsanların mizaç ve tabiatını nasıl kendileriyle geçirilen uzun bir arkadaşlıktan sonra anlayabiliyorsak, gülme hâdiseleriyle de tâ başlangıcından ve birlikte yaşamak lâzımdır. Çünkü gülmek içtimaî hayatta inkişaf ve onunla birebir tekâmül etmiş bir hayat ruhudur. Teşbihi caizse gülmenin bir nar ve ak çınarlar gibi cemiyet içinde hayatî vazifeleri vardır. Binaenaleyh gülmeyi anlamak ancak bu vazifesini teşrih ve tavsif etmekle mümkün olacaktır. Hiç şüphe yok ki akıl ve hissiyatın nasıl bir mantığı varsa, bütün bir cemiyet efradını güldüren şeylerin de kendilerine has mantık ve makûliyetleri olacaktır. Bunları meydana çıkartmakla hem beşerin hem de gülmelerin mahiyeti biraz daha yakın ve biraz daha derinden anlaşılacaktır.

***

Hayvanların gülebileceğini kabul etmeyince, gülmek liyakatini haiz olarak ancak insanı görüyoruz. Gülen insan ise gülünç olan kimdir ve bütün gülünç şeyler acaba hangi silsile-i mevcudatta toplanmıştır? Yani eşya, bitki ve hayvan kendi başlarına gülünç olabilir mi? Söz gelişi maymun veya ayıya güldüğümüze aldanarak hayvanlar komiktir diyebilir miyiz?

Hiç telaş etmez ve kızmazsanız filozofun bu husustaki hükmünü söyleyeceğim. Meğer biz çok saf adamlarmışız! Ayıya güldüğümüzü zannederken kendi kendimize güldüğümüzün farkında bile değilmişiz! Felsefeye nazaran insandan başka gülünecek hiçbir mevcut, hiçbir mahlûk yoktur. Tabiat; güzel yahut çirkin, yüksek yahut sefil olabilirse de asla gülünç değildir. Bir hayvana gülmemiz bunda behemehal bir insan vaziyeti yahut insan edâsı sezmemizdendir. Çocukluk hatıralarımızı yoklarsak at cambazhânelerinde hayvanları gülünç bir hâlde koymak için hepsini insan kıyafetine sokarak yem yedirdiklerini hatırlayınız. Kışın mahalle çocuklarının kardan yaptıkları insan taklitleri mahiyetine bir komedi sahnesi olmuyor mu? Hayvanın biri kayıp düşse gayri ihtiyari merhamet duyduğumuz hâlde bir insanın aynı tarzda düşmesini kahkahalarla karşılarız. Karnaval maskeleri mağazaların camlarında kaldıkça tamamen mânâsız ve çirkin şeylerdir; fakat aynı maskelerin bazı karnavallarda iktisap ettiği maskara komikliği düşünürsek insandan başka gülünç hiçbir mahlûk olmadığını teslim ederiz.

Devam edecek…

Sadeleştirilen eser: Mustafa Şekip, Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?, Suhulet Kütüphanesi, İstanbul 1336

Aylık Dergisi 145. Sayı, Kasım 2016

 
Etiketler: Gülmek, Nedir, Kime, Gülüyoruz
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı